Gecen hafta annemin getirdikleri yetmedi, şimdi de ben yerinde yemeye gidiyorum.. Haftasonu Adana'da olacağım. Arkadaşım evleniyor.. Düğün bahanesiyle gidip, ailemi de göreceğim.. Çok özledimm.. Sokakları bile özledim:)
19 March, 2010
17 March, 2010
15 March, 2010
13 March, 2010
Cumartesi pazaarııı
Persembe gunu annem geldi.Bugun de birlikte alısverişe çıkalım dedik:) Sabah Bakırköy pazarına gittik. Ne kadar yakın da olsam bi türlü gidememiştim. Ben pazarı seviyorum yaa komik oluyor, satıcılara çok gülüyorum.Zaten ben iletişim kurmayı severim alışverişte. Ve bazen ummadıgın şeyler bulabiliyorsun.. Birkaç kare fotograf ekliyorum..
Gerçi biz öyle baştan sonra her yeri dolaşamadık. Çok büyük, erken saatte gitmiştik kalabalık olmadan çıktık.. Ama aldıgım birkaç bişey oldu. Genellikle giyim değil de mutfak eşyasıydı ama olsun..
Gerçi biz öyle baştan sonra her yeri dolaşamadık. Çok büyük, erken saatte gitmiştik kalabalık olmadan çıktık.. Ama aldıgım birkaç bişey oldu. Genellikle giyim değil de mutfak eşyasıydı ama olsun..
Şu soldaki sepetlere bayıldım.. Her rengi vardı. Zaten ben kutu manyagıyım, her çekmecenin, her dolabın her boşlugun içindeki eşyaları kutularım:)) Sağda ise orjinal parfümlerin birebir taklitleri vardı.. Tek farkı fiyatı hıı bir de kalitesi tabiii..Bunlar gibi herşeyin taklidi vardı..
Biz yarım saat kadar dolandıktan sonra rotamızı Olivium'a doğru çevirdik ve asıl alışverişimizi orada tamamladık.. Oraya varışımız da erken saatte oldugu için yine her taraf boştu.. Mng Outlet'e de daha saldırı olmamıştı.. Çok istediğim ve uygun fiyatlı birkaç şeye kalabalık olmadan sahip oldum:) oleyy:) Gec olmadan evimize donduk:) Annem şimdi aldıgım pantolonların paçasını kısaltıyor, ben de blog yazısı yazıyorum:))
Herkes iyi haftasonları!!!
06 March, 2010
05 March, 2010
Atlas Silkindi
Karşımda iki arkadaş grubu var. Bir derenin kıyısında oturuyorlar. Şimdi birbirlerine düşmanlar Ellerindeki taşları öfke ve nefretle sıkarak birbirleriyle konuşuyorlar. Ben iki grubun tam ortasında oturuyorum. Havadaki gerilimin fotoğrafını çekiyorum. Derenin sesine biraz uzakta. Fabrikanın grev davulu karışıyor. İki grup da sendikanın yönetimini ele geçirmek istiyor. Konuşmalardaki sessiz gerilim solcu bir sokak tiyatrosundan gelen tiradla kesiliyor. Tiyatrocun sözlerine iki grup da hak verip, kaldıkları yerden düşmanlığa devam ediyorlar. Bir polis helikopteri fabrikanın üstünden dereye doğru daireler çizerek üzerimizde dolanıyor. B sendikanın gazetesini çıkarıyorum, grevin fotoğraflarını çekiyorum. Eski arkadaşlar şimdi birbirlerine nefretle bakıyor. 5-6 kişilik gruplarıyla ellerinin içine aldık' taşları birazdan çıkacak kavga için hazırlıyorlar. Ceketlerini açıp silahlarını gösteriyor Konuşma devam ediyor ve birbirlerine aynı şeyi söylüyorlar: "BURDAN GİDİN, BU FABR BİZİM." Bir halk ozanı lafı alıp "bu fabrika bizim" diye kötü bir mikrofona bağırıyor. İşçiler türküye katılıyorlar. Bir jandarma aracı gelip duruyor. Komutan etrafa bakıp, "BU FABR ESAS BİZİM" diyor. Bir emekçi ressam "Benim İşçilerim" adlı sergisini açıyor. Sokak tiyatrosunun oyuncuları resimleri çok beğeniyor. Havadaki gerilim devam ediyor. Maliye Bakanlığı'ndan grup bu fabrikadan daha fazla vergi almak için minibüsten iniyor. Onlar da bu fabrika kendilerine ait olduğunu düşünüyor. Aynı anda derenin kenarında kavga çıkıyor. Eski arkadaşlar FABRİKA BİZİM diye kavga ediyor, birbirlerini dövüyor. Kanları derenin suyuna karışıyor… 4 gün sonra fotoğraf makinemin kapağını grev çadırında bulma umuduyla fabrikaya gidiyor Fabrikanın sahibi olduğunu iddia eden grevciler, sendikacılar, maliyeciler, jandarma tiyatrocular, ressamlar, türkücüler, polisler, solcu üniversiteliler, gazeteciler... Hiçbiri ortada yoktu. Derenin sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Rüzgarın sesi yerdeki gazete parçalarının üzerinden geçip derenin sesine karışıyordu. Dört gün önceki grevin di zurnasından, polisin helikopterinden, maliyenin minibüsünden, sokak tiyatrocular haykırışlarından, işçilerin heyecanlı sloganlarından, sendika için kavga eden arkadaşlar çığlıklarından geriye kocaman, ağır ve derin bir sessizlik kalmıştı. Kafamı kaldırıp sessiz nedenini anlamaya çalışıyorum. Bana herkesin nereye gittiğini, bütün bu insanların nasıl olduğunu, bu ölüm sessizliğinin nedenini söyleyecek birini arıyorum, kimseyi göremiyor Fabrikanın kapısında asılı duran bir küçük levhadan başka. Yorgun, sessiz bir küçük levha küçük yazı, bir küçük kelime. Hayatımın bütün sorularının cevabı. FABRİKANIN ESAS S/* GİRİŞTEKİ BÜYÜK KAPIYA BİR TEK SÖZ YAZIP ÇEKİP GİTMİŞTİ... KAPALI Atlas Silkindi bütün yaratıcıların KAPALI levhasını asıp gittikleri günü anlatıyor. Bütün yapan edenlerin, kendisi için çalışıp farkında olmadan bizlere hizmet eden bütün benlerin çekip gittikleri gün bizlerin, yani şikayet edenlerin şikayet edecek kimseyi bulamadığı o kor günü gösteriyor. Bizlerin beni nasıl sömürdüğünü resmediyor. Kitabı okurken karar verecek Yapan edenlerden misiniz, yoksa şikayet edenlerden mi? Eğer şikayet edenlerdensen kitabı okumayın, utanırsınız!
Ben bu kadının kitaplarını çok seviyorum. Yukarıdaki yazı da Atlas Silkindi'den tanıtım yazısı.. Eğer bu yazıyı beğnirseniz kitabı %50 indirimli olarak şuradan alabilirsiniz..
03 March, 2010
Bir oyun bir mekan
Vahset Tanrısı'nı izledim bu hafta. Öyle güzel yorumlar yazılmıştı ki sabırsızlıkla bekliyordum. Neyseki salondaki yerimiz de çok güzeldi pür dikkat izledik. Güzel miydi güzeldi.. Bu kadar iyi oyuncular bir araya gelir de güzel olmaz mı.. Ben özellikle Ülkü Duru ve Zafer Algöz'e bir kez daha hayran kaldım. Herkesin yazdıgının aksine Zerrin Tekindor'un oyunculugunu da gereğinden fazla abartı buldum. Çocuk oyunlarındaki gibi her hareketini çok abartı bir şekilde insanların gözüne soktugunu düşünüyorum. Kocaman insanlarız zaten bize geçiyor ne kadar sarhoş oldugu, ne kadar kendini kaybettiği, bir de gereğinden fazla vücut hareketlerine, zıplamalara gerek yoktu. Herkes onu Aşkı Memnu da izlemeye alıştıgı için ve buradaki rolü farklı geldiği için değişik bulmuş olabilir ama ben kendisini farklı yelpazelerdeki rollerde pek düşünemiyorum. (mesela bir köylü kadını rolünde gözümde canlandıramıyorum)
Mekan olarak Taksim'de yeni açılan tavukçu BBQ Chicken'a gittik.. Kore'den gelen fast tavukları sevdim ben:) KFC ile pek aram yoktur ya da artık sıkıldım o yüzden güzel oldu. Ben özellikle ortada küçük küpler şeklinde görülen marine edilmiş turpu çok sevdim..Birlikte gittiğim arkadaşlarım pek sevmedi ama neyse:) Yolunuz düşerse atıştırmak için yeni bir alternatif işte:)
28 February, 2010
Zihin Sağlığı
Zihin sağlığını korumak lazım dimi, hafta içine daha enerjik, daha mutlu başlayabilmek için hafta sonu oldugunca dinlenmek eğlenmek lazım. Son aylarda genel olarak her haftasonu en az 1-2 film izlemeye, dışarı çıkmaya, yeni tarifler denemeye çalışıyorum. Her seferinde başarılı olamıyorum ama en azından deniyorum:) Bu haftasonu ne kadar geç kaldıgımı anladıgım Jules et Jim'i izledim. Yukarıdaki afişi herkes görmüştür muhakkak, ben de biliyordum ama bugune kadar hiç merak edip izlemeye yeltenmemiştim. Yazık olmuş.. Mutlaka izlenecek filmler listesi vardır ya hani herkesin onlardan biri işte. Ben çok sevdim.. Sahneleri, kostumleri, oyuncuları, dış sesi, bazı diyalogları.. Birkaç kere daha izlemek gerek..
Zülfü Livaneli'nin Veda'sını izledim. Çok fazla yorum yapılmadan gitmek istedim. Çünkü Can Dündar'ın Mustafa'sına gitmemiştim. Bunu kendi başıma değerlendirmek istedim. Biz eleştirmeyi çok seviyoruz. Google'a girip baktıgımda ohoo yine ne yorumlar yazmışlar gördüm.. Ben Zülfü Livaneli'yi çok severim, filmi de beğendim. Salih Bozok dilinden anlatılmış Atatürk. Çok özel, bilmediğimiz sahneler yok, hep okudugumuz hayat hikayesinden kesitler var. Tabiki o kadar kısa süreye hepsi sığmaz ama olabildiğince bir çok ayrıntı ele alınmıs.Sinan Tuzcu da benim beklediğimden iyiydi. Genel olarak oyuncular iyiydi. Salih Bozok rolündeki Serhat Mustafa Kılıc'ı severim ben. Bir tek Latife hanımı daha farklı biri canlandırabilir diye düşünüdüm o kadar. Kostümler ve makyajlar iyiydi. Benim de kendi çapımda eleştirdiğim yerler oldu tabi, savaş sahnelerinde, yada hiç sözü bile geçmeyen kişilerin olması vs. Ama yine de bu kadar emek verilmiş saygı duyuyorum..
Ben aslında Turgut Özakman'ın filmini merakla bekliyorum. Az kaldı, bakalım o nasıl olmus:)
Bu haftasonu Fransız usulü mantarlı tavuk yapmayı denedim, yeni açılan bi yerde yemek yedim, bir de tiyatro oyunu izledim. Kalanı da bir sonraki posta artık:) Mutlu bir hafta olsun hepimize:)
24 February, 2010
Olanlar
Hani bazen birini arayamazsın sonra da bi türlü elin telefona gitmez de araya uzun bi ara girer. Bu sefer blogum için de öyle oldu. Gecen hafta yazacaktım birşeyler, fırsat olmadı sonra da elim bi türlü klavyeye gitmedi, yazamadım.
2 haftadır haftasonu Adana’dan farklı arkadaslarım geldi onlarla vakit geçirdim bolbol, küçük planlar yaptık, evde oturup dedikodu yaptık bol bol.Beşiktaş-Galatasaray maçını izledik. Yemekler pişirdik, hatta ben pastalar da yaptım.. Onların da resmini koyayım buraya:) Tesadüfen aynı güne denk gelen iki dogumgunu için bu pastaları yaptım. Daha 40 fırın ekmek yemem lazım ama olsun yaptıkca biraz daha geliştireceğim sanırım kendimi..
Bu Cumartesi yine Devlet tiyatrosunun Kod Adı Kongo isimli oyununu izledim. Begenmiş olmakla birlikte gereğinden fazla uzatıldıgını düşünüyorum. Demokratik Kongo Cumhuriyetinin Avrupa Birliği’ne girmek için başvuru yaptıgı sırada bir Polis karakolunda yaşananları anlatıyor..
Şu anda uzun zamandır merak ettiğim Levhi Mahfuz’u okuyorum. Çok ilginç bir kitap. Ama henüz başlarında sayılırım, oldukça ağır oldugu için işe götüremiyorum, bakalım evde okuyarak ne kadar sürede bitirebileceğim..
2 haftadır haftasonu Adana’dan farklı arkadaslarım geldi onlarla vakit geçirdim bolbol, küçük planlar yaptık, evde oturup dedikodu yaptık bol bol.Beşiktaş-Galatasaray maçını izledik. Yemekler pişirdik, hatta ben pastalar da yaptım.. Onların da resmini koyayım buraya:) Tesadüfen aynı güne denk gelen iki dogumgunu için bu pastaları yaptım. Daha 40 fırın ekmek yemem lazım ama olsun yaptıkca biraz daha geliştireceğim sanırım kendimi..
Bu Cumartesi yine Devlet tiyatrosunun Kod Adı Kongo isimli oyununu izledim. Begenmiş olmakla birlikte gereğinden fazla uzatıldıgını düşünüyorum. Demokratik Kongo Cumhuriyetinin Avrupa Birliği’ne girmek için başvuru yaptıgı sırada bir Polis karakolunda yaşananları anlatıyor..
Şu anda uzun zamandır merak ettiğim Levhi Mahfuz’u okuyorum. Çok ilginç bir kitap. Ama henüz başlarında sayılırım, oldukça ağır oldugu için işe götüremiyorum, bakalım evde okuyarak ne kadar sürede bitirebileceğim..
18 February, 2010
Kayıp Gül
O gün, Diana için sıradan bir alışveriş günü olmustu aslında. Mağazadayken, önce yeni bir gömleğe ihtiyac duyup duymadığını düşünmüş, ardından, zaten yeteri kadar alışveriş yaptıgı konusunda kendini ikna etmeye çalışmış, ama sonunda bir mavi gömleğe daha kavuşmuştu.
Gömleğini annesine gösterirken, üstündeki 1100 dolarlık etiketi ondan gizlememişti.
Annesi şöyle bir etiketine baktıktan sonra kızına sormustu:
‘Dünkü gazetede Paris’te düzenlenen müzayedenin haberini okudun mu, Diana?’
‘Yoo, neden sordun anneciğim?’
‘Descartes’in yeleği 125.000 dolara alıcı bulmuş da...’
‘Yaaa! İyiki gitmemişiz. Sen satın almazdın benim de içimde kalırdı. Hem bak, benim gömleğim kesin onun yeleğinden daha şıktır.’
‘Tam tamına 125.000 dolar, Diana.’
‘Haa tamaam, şimdi anladım. Sen bana, 1100 doların böyle bir gömlek için az bile oldugunu söylemeye çalışıyorsun, değil mi annişkom?’
Annesinin böyle düşünmedğini adı gibi biliyordu ama, işi şirinliğe vurup, bir an önce yeni gömleğini gönül rahatlığıyla diğerlerinin yanına asmak istiyordu.
‘Bir konuda haklısın yavrum. Senin gömleğin Descartes’ın yeleğinden çok daha şık. Descartes’in yeleği, ne ipek, ne de kaşmir... Ne Donna Karan, ne de Prada... Hatta bir mağazaya götürsen, beş dolar bile etmez.’
‘Eeee o kadar da olsun anne, fiyat gayet makul, o yeleği Descartes giymiş sonuçta.’
‘Doğru. Descartes gibi insanlar, giydikleri kumaş parçalarına değer kazandırıyorlar. Bir de tam tersini düşünsene.’
‘Ne gibi?’
‘Kumaş parçalarının insanlara değer kazandırdığını.’
Diana bir an başını öne eğmiş ve annesinin yeri geldiğinde, kendine has yöntemlerle kızına hissettirmeye çalıştığı şeyi düşünmüştü:
Kendini özel hissetmek için ihtiyacın olan tek şey, kendinsin.
Serdar Özkan’ın Kayıp Gül isimli kitabını bitirdim. Ne zamandır kitapcıların raflarında görüyordum en son indirimli olarak görünce aldım. 2 gündür işe giderken serviste de bitirdim.Türk bir yazarın kitabı bu kadar cok dile cevrilince insanın koltukları kabarıyor tabii, bir o kadar da merakla okuyor. Çok akıcı bir kitap, hoş da bir hikaye, ancak bende o kadar da büyük izler bırakamadı. Ancak yukarıdaki bölümdeki gibi birkaç yerin altını çizmiştim onu da burada paylaşmak istedim.
15 February, 2010
İmgeyle bulusma & Tiyatro
Sonunda basardık.. Aylardır görüşelim görüşelim dedik ama malum İstanbul burası, herkesin işi gücü bitmez. Artık en sonunda plan yaptık ve İmgeyle bulustuk:)) Mekan olarak sonrasında gideceğimiz Kenter tiyatrosuna yakın olması açısından Nişantaşı'nı seçtik.. Ben 10 dakika gecikmeyle varabildim ama olsun!! Bulusup bir şeyler içmek için yakındaki cafelerden birine oturduk.Hiç susmadan da konustuk heralde.. Ve neredeyse oyuna gec kalacakken İmgenin hatırlatmasıyla kalkıp tiyatroya dogru yürüdük.
Profesyonel'i izledik birlikte. Tek perdelik çok güzel bir oyun. Zaten şu iki adamın oynadıgı bir oyuna kötü demek yakısık almaz herhalde. Bülent Emin Yarar'a olan hayranlıgım şu oyunla başlamıştı zaten, bu yazıma da konu olmustu. Yetkin Dikicileri ise 2. defa canlı izliyorum ama bu sefer cok etkilendim, hem sahnedeki durusundan hem de bu kadar ciddi bir oyunda bile seyircinin verdiği aksiyona akıllıca ve komik tepkiler vermesinden...
Blogum sayesinde İmgeyle tanısmaktan ve bu kadar eğlenceli bir gün geçirmekten dolayı cok mutlu oldum:) Fotograf çekmeyi hiç akıl edemediğimden postuma tiyatro maskları koydum bana bu günü hatırlatsın diye..
Profesyonel'i izledik birlikte. Tek perdelik çok güzel bir oyun. Zaten şu iki adamın oynadıgı bir oyuna kötü demek yakısık almaz herhalde. Bülent Emin Yarar'a olan hayranlıgım şu oyunla başlamıştı zaten, bu yazıma da konu olmustu. Yetkin Dikicileri ise 2. defa canlı izliyorum ama bu sefer cok etkilendim, hem sahnedeki durusundan hem de bu kadar ciddi bir oyunda bile seyircinin verdiği aksiyona akıllıca ve komik tepkiler vermesinden...
Blogum sayesinde İmgeyle tanısmaktan ve bu kadar eğlenceli bir gün geçirmekten dolayı cok mutlu oldum:) Fotograf çekmeyi hiç akıl edemediğimden postuma tiyatro maskları koydum bana bu günü hatırlatsın diye..
11 February, 2010
Çöp kutusu
Bu ne şimdi diyeceksiniz ama bu çöp kutularını Bakırköy ve Ataköy'de gören kardeşim ne kadar güzel ne kadar güzel deyip duruyordu, başka yerlerde de varmı bilmiyorum.Fotografını çekip bloga koyayım siz de görün istedim.. Pislik içindekilere oranla gayet temiz durmuyor mu:)
07 February, 2010
Evim, miskin ben ve filmlerim
Bu hafta sonu neredeyse evden hiç çıkmadım desem yeridir. Cumartesi yarım günlük bir temizlik maratonundan sonra tüm gün battaniyenin altında oturdum film izledim. Arada da nescafe ve bisküvi, yemek, ıhlamur çayı gibi kısa molalar verdim... Genelde bu kadar miskin değilim ama çok çok iyi geldi bana:) Aşagıda da izlediğim filmler var.
* Erkekler ne Söyler Kadınlar ne anlar, sinemadayken çok gitmek istemiştim ancak fırsat olmamştı. Çok da birşey kacırmamısım, bence DVD lik bir film. Klasik kadın erkek ilişkileri.. Hoş vakit geçirdim.
* Erkekler ne Söyler Kadınlar ne anlar, sinemadayken çok gitmek istemiştim ancak fırsat olmamştı. Çok da birşey kacırmamısım, bence DVD lik bir film. Klasik kadın erkek ilişkileri.. Hoş vakit geçirdim.
*İşte bu film haftasonu izlediğim en güzel filmdi. 2009 filmi imiş ama ben ilk kez DVD satın alırken gördüm hiç duymamıştım.. Ama iyi ki görmüşüm.. Merly Streep'in oyunculugu önünde şapka çıkarmak lazım gerçekten. Kadın filmde dev gibiydi nasıl o kadar kilolu ve uzun gösterebilmişler bravo. Ayrıca film gerçek hikayeden alınmış ve blog yazarlarının izlemesi gerekir bence. Ben gerçekten sevdim.
* İkinci bir Merly Streep filmi, çok daha farklı bir hikaye.. 10 yıl önce boşanmış bir karı kocanın karmaşık ilişkisi. Deminki filmle tek benzer yanı Merly Streep'in burada da yemek pişirme yeteneğinin fazla olması.. Filmlerdeki bazı mutfak sahneleri beni benden alıyor. Bu filmde de Steve Martin ile birlikte kafede pişirdikleri çikolatalı kruvasanın kokusu neredeyse benim burnuma geldi. Bu arada sonu da klasik bir son değil, haberiniz olsun:)
* Son olarak da televizyonda rastladıgım Bucket List'i izledim, bu da hiç duymadıgım filmlerdendi. Jack Nicholson ve Morgan Freeman aynı hastane odasını paylaşan iki kanser hastası. Ölmeden önce yapmak istedikleri şeyleri liste halinde yazıyorlar ve uygulamaya başlıyorlar..
Bugun akşamüstü de Romantik Aşk Tadına Komedi'ye gitmeyi düşünüyorum. Bol filmli bir haftasonuydu dinlenip, enerji topladım. Herkese mutlu bir pazar günü olsun:)
04 February, 2010
Son kitaplarım
Son zamanlarda istediğim kadar verimli geçmiyor kitap konusunda ama şu anda okudugum kitap (İnci gibi dişler ) oldukça içine aldı beni, elimden düşmüyor. Ne zamandır okumak istiyordum ancak bu yıl kitap fuarında sonunda satın alabildim. Kitabın arka kapagında ‘bu romanın 80 sayfalık müsveddesini götüren yazarın 250.000 pound avans aldıgını ve bu durumun dünyada çok büyük sükse yaptıgını’ yazmıslar. Konusu ise İngiltere’deki kenar mahallelerin birinde farklı renklerin, farklı kuşakların, farklı dinlerin, üç renkli ailenin çoluk çocuk birbirinden matrak hikayeleri etrafında, göçmenlerin, geleneklerin, İngiliz orta sınıf ailesinin ve alt kültürlerin ağzına kadar dolu bir cümbüş sürahisine daldırılıp daldırılıp çıkarılan bir parodisi.. ( ne kadar güzel bir anlatım dimi, böyle bir cümle varken ben üzerine cümle kuramadım kitabın arkasından kısaltarak yazdım:P)
Öncesinde de Canan Tan’ın En Son Yürekler Ölür’ünü okumuştum çok çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim, Piraye bana daha iyi gibi geldi. Ama Canan Tan’ın yazılarının akıcılıgı hatırına sonuna kadar dayandım. Tabii bir de WOMM (agızdan agıza pazarlama konusunda) Fikrimühim’le tanıtım yaptıgı için de bana biraz sempatik gelmişti. Kısaca yaz kitabı olabilir, ama kış için uygun olmadı.
Öncesinde de Canan Tan’ın En Son Yürekler Ölür’ünü okumuştum çok çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim, Piraye bana daha iyi gibi geldi. Ama Canan Tan’ın yazılarının akıcılıgı hatırına sonuna kadar dayandım. Tabii bir de WOMM (agızdan agıza pazarlama konusunda) Fikrimühim’le tanıtım yaptıgı için de bana biraz sempatik gelmişti. Kısaca yaz kitabı olabilir, ama kış için uygun olmadı.
01 February, 2010
Rita'nın Şarkısı
Haftasonu Ritanın şarkısı'nı izledim. Ne zamandır gitmek istiyor ancak bilet bulamıyordum sonunda geçen ay çok güzel bir yerden bilet aldık ve koltuklarımıza kurulup oyunu izleyebildik. Neden bilet bulamadıgımı da anlamış oldum. Oyun Willy Russel tarafından yazılmış, açık üniversitede ilk defa ders verecek olan sarhoş bir profesorle öğrencisi kuaför bir kızın hikayesi. İkisi de birbirinden birçok şey öğreniyor. Bu arada ben Çetin Tekindor’u ilk kez canlı izledim ve çok beğendim, ses tonu, oyunculugu gerçekten çok iyiydi. Tülay Günal’ı da ilk kez gördüm gerçi Asi diye bir dizide oynuyormuş duyunca yüzünü hatırladım o da iyiydi gerçekten.What a wonderful world'u de güzel yorumladı.
Yanımda oturan ve oyun boyunca elinde kagıtla kursun kalem bulunan bir teyze vardı. Eleştirmen filan diyeceğim ama hiç öyle de görünmüyordu çünkü oyunu evdeki teyzelerin pembe dizi izlemesi şeklinde nidalarla ‘aaaa, inanmıyorum, ahh ne güzel vs..’ şeklinde izledi. Oyun boyunca da notlar aldı, ahh o kurşun kalemin kagıtta çıkardığı sesler beni benden aldı, birşey söylememek için kendimi zor tuttum vallahi.
Şubat ayı için de birkaç oyuna bilet aldım şimdiden, hatta bir aksilik olmazsa bir tanesine İmge ile birlikte gidecegiz:)
Yanımda oturan ve oyun boyunca elinde kagıtla kursun kalem bulunan bir teyze vardı. Eleştirmen filan diyeceğim ama hiç öyle de görünmüyordu çünkü oyunu evdeki teyzelerin pembe dizi izlemesi şeklinde nidalarla ‘aaaa, inanmıyorum, ahh ne güzel vs..’ şeklinde izledi. Oyun boyunca da notlar aldı, ahh o kurşun kalemin kagıtta çıkardığı sesler beni benden aldı, birşey söylememek için kendimi zor tuttum vallahi.
Şubat ayı için de birkaç oyuna bilet aldım şimdiden, hatta bir aksilik olmazsa bir tanesine İmge ile birlikte gidecegiz:)
27 January, 2010
26 January, 2010
Dogum günü pastası
Bu haftasonu kardeşimin dogum günüydü ve uzun süredir denemek isteyip de bir türlü fırsat bulamadgım şeker hamurunu ilk kez elime aldım ve bu pastaları yaptım:P Tatları çok güzel olmuştu zaten her zaman yaptıgım çikolata fıstıklı pastayı yaptım ama bu sefer dışını krem şanti yerine özel bir gün oldugu için bu şekilde süsledim.. Nilay beğenir mi acaba diye çok endişelenmiştim ama neyseki beğendi, ayrıca yiyenler de tadını beğendi:P
Şeker hamurunu hazır almıştım, daha sonra bir kısmını pembeye boyadım.Üzerindeki süsler de genel olarak hazır, yani öyle çok ahım şahım bişey yapmış sayılmam ama en azından kendim ve yakınlarım için yeni bir şeyler deneyebilirim:)
Şeker hamurunu hazır almıştım, daha sonra bir kısmını pembeye boyadım.Üzerindeki süsler de genel olarak hazır, yani öyle çok ahım şahım bişey yapmış sayılmam ama en azından kendim ve yakınlarım için yeni bir şeyler deneyebilirim:)
21 January, 2010
Mimmmimmiimm
İmgecim beni mimlemiş ve 7 ilginç özelliğimi yazmamı istemiş.. Aslında bu mimleri okurken sevindim, garip özellikler sadece bende değilmiş diye.. Şimdi bakalım benimkilere..
1- İşyerinden yazdıgım için işle ilgili bir özellik ilk sıraya yerleşti: Ben bilgisayarda tüm sayfaları bir sıraya göre acarım. İlk sırada outlook vardır her zaman sonrasında kullanım yogunlugu sırasına göre devamı gelir. Olaki ilk sıralarda bi sayfa yanlışlıkla kapandı ya da outlook hata verdi, tüm sayfaları kapatıp tekrar aynı sırayla geri açarım:)
2- Kapının kilitlenmesi konusunda da başka bir takıntım var. Kapıyı kilitledim mi diye bakmak için kaç kere 4 kat inip geri çıkmışlıgım hatta durakta beklerken aklıma takılıp geri dönmüşlüğüm çok vardır. Allaha şükür başıma da öyle çok büyük bir hırsızlık olayı gelmedi ama nedense 100 kere kontrol ederim.. Bazen abarttıgımı biliyorum..
3- Şimdiii bu ilginç bir özellik mi bilmiyorum ama ben tatları karıştırmayı cok severim. Tatlıyla tuzluyu hep bir arada yerim. Bana cok normal geliyor ama sofrada birlikte oturdugum herkes şaşırdıgı için burada da yazmak istedim.Mesela peynir ve bal, yumurta ve recel ve daha burada midenizi bulandırmak istemediğim için sayamadıgım birçok şekerli ve tuzlu besini karışık yiyebilirim. Nasıl olsa midede karışıyor dimi ama:P
4- Hiç boş duramam.. Bu ilginç mi şimdi diyeceksiniz ama benimki şu boyutta: mesela televizyonun karşısında hiç boş boş oturamam, mutlaka elimde bir şeyler vardır, ya bulmaca çözerim ya bir şeyler dikerim, ya yemeklik bir malzeme doğruyor olurum. Evin içinde mutlaka bir şeyler yapıyorumdur, bir odadan diğerine yürürken bi yerleri toplarım..Sonra dışarda biryerlerde oturup bi şey beklerken mutlaka çantamda kitap vardır ve onu okuyorumdur, yada bir şeyler asla boş duramam. Kardeşim bana: iyiki çalışıyorsun sen diyor.. En azından işe gidince birkaç saat oturdugumdan dinleniyormuşum: ) Yani kısaca benim hiçbir şey yapmadan boş boş oturdugum zaman sayısı cok kısıtlıdır, ya hastayımdır ya da gerçekten bir şey yapacak halim yoktur, ya da sevgilim kızmıştır otur artık diye:P..Dünyadaki en az üşengeç insanlardan biridir bu blogun sahibi..
5- Konusurken ‘biliyor musun u’ cok katarım cümlelerime.. Şöyle ki: birisi’ ... magazası nerde’ diye sordu diyelim ‘’Nerde biliyor musun? Meydandan şuraya dogru yürü vs vs devam ederim’’ ya da ‘.. nu nasıl yaparsın ‘ diye sordu ‘nasıl biliyor musun diye başlarım’ . Vazgeçmeye çalıştım ama olmadı bir çok arkadaşımın dikkatini çeken bir özellik bu, ben de sonradan farkettim:))
6- Yön duygularım fazlaca gelişmiştir. Yani bir yolda yürürken mesela geçtiğim her mağazaya her köşeye dikkat ederim, hepsini aklıma kazırım. Bulundugum yere hep farklı yollardan gidip bir çok yerini öğrenirim. Arkadaşlarım bana çok adres sorarlar, ben de kroki çizer gibi tarif ederim..
7- Sonuncu olarak düşündüm düşündüm saçlarım geldi aklıma. Şöyle ki saçlarına çok bağlı olan kızlardan olamadım hiçbir zaman, upuzun saçlarımı çok ani kararlarla kısacık kestirip arkadaşlarımı şaşkınlığa ugratırım hep. Uzun süredir bu manyaklıgı yapmadım o yüzden dipleri kaşınıyor, her an böyle bir sürpriz yapabilirim!!
İşte benimkiler bunlar, aslında bazen düşününce çok daha ilginçleri de ortaya çıkıyor ama bugunkü ruh halimle bunlar geldi aklıma. Sıra sizde:
1-Tatlı hamiş Çiğdem
2-Hemşerim Esra
3-Diğer hemşerim Kagıttan Gemiler
4-Surekli sorgulayan Bahri Kapar
5-Çilekli Pastam
6-Zeynep
7-Mügemmell
Yazmak isterseniz zevkle okuruz. Ama tabii ki sizin keyfinize kalmış:)
Bu arada ödülü alanların, yukarıdaki fotografı yayınlaması, kendi hakkında 7 ilginç şey yazması, 7 kişiyi linklerini vererek ödüllendirmesi ve kendini ödüllendireni belirtmesi gerekiyormuş.
20 January, 2010
Sac sac paraları
Alışveriş bütçemi oldukça kıstım son zamanlarda ancak en son yaptıgım 2 alışverişim de hem çok karlıydı hem de ödediğim fiyatın çok üstünde memnun kaldım:) İlki yukarıda şişesi olan parfüm. Bijan Strawberry nette 34 tl idi (75ml) ve dayanamayıp sipariş verdim, yorumlara bakıp beğenecegimi umdum, beğenmesem de etrafımda bir sürü kişi var benim tenime uymazsa başkasnınkine uyar diye düşündüm ama hiç gerek kalmadı çünkü çok sevdim ben bu kokuyu. Sabahtan beri kolumu kokluyorum:))
18 January, 2010
Subscribe to:
Posts (Atom)



































