14 May, 2014

Böyle iş kazası olamaz #somafaciasi



Dün Manisa Soma'da kömür madeninde bir patlama oldu ve şu anda açıklana rakamla 205 kişi öldü, çıkan cesetlerin başında bekleyip yakınlarını teşhis etmeye çalışan, bir umutla hastanelerde akrabalarını arayan insanlar adına başımızda açıklama yap(amay)an siyasilerin hala bu ülkeyi yönetmesinden çok utanıyorum... Bu kadar büyük felaketler neden hep bizim ülkemizde oluyor, neden hiç önlem alınamıyor, neden insan hayatı bu kadar ucuz?

13 May, 2014

Kullandığım Avon ürünleri

Bu post, ya benim ne kadar çok Avon ürünüm varmış diye düşünürken ortaya çıkmıştır.. Memnun olup olmadıklarımı sizinle de paylaşmak istedim. Avon satan bir arkadaşı olunca insan ister istemez kataloga bakıyor sürekli ve birşeyler alıyor. Genel olarak şunu söyleyebilirim ki Avon u fiyat kalite oranı açısından oldukça iyi buluyorum, yani indirimli zamanlarında gerçekten uygun fiyata ürün alınabiliyor ve bugüne kadar çok kötü diyebileceğim ya da cildime zarar veren bir ürünü olmadı.
Bu resimde allık fırçası Kajal göz kalemleri ve glimmerstick göz kaleminden başlayacak olursak. Hepsini de önerebilirim. Fırçaları genelde güzel, Kajal kalemler de başarılı, renkleri ve sürümü çok kolay, kayıyor resmen, ama glimmerstick kalemi özellikle öneririm, çok kalıcı, eye-liner gibi tüm gün gözümden çıkmıyor. Onun yanında rujları var, bu rujlardan birisi Red embrace tonunda kırmızı, hem tonu çok güzel hem de çok kalıcı, diğerini de onun kadar sevmesem de güzel . Ben rujlarını da beğeniyorum, genelde katalogdaki renginden farklı olmuyor ve indirimde iken 12 TL civarında fiyatı oluyor. Hatta benim rujlarımın bir çoğu Avondur.
Rimel de genelde Loreal dışında bir marka kullanmam, bu rimel ise denk geldi aldığım bir ürünün yanında hediye gelmişti diye denedim, beklediğimden iyi tabi ama bir Loreal değil! Ama beğenen arkadaşlarım oldu, bu biraz da sizin beklentinize bağlı, ben daha dolgun rimelleri seviyorum.. El kremine tek kelimeyle bayıldım. Zaten kremleri güzel oluyor ama özellikle bu kremin kokusu bir efsane. Gidip gelip sürüp kokluyorum, hafif pırıltısı da var, geçen ay 3,90 TL ye almıştım. Yine olsa yine alırım: )
Parfümler ise son dönemde dadandıklarımdan, zaten strawberry TR ye gönderi yapmadığından beri orjinal parfümlerimi günlük olarak kullanmaya pek kıyamıyorum, bu nedenle artık Watsons dan ya da Avon dan parfüm aldığım oluyor, kokusunu bilmeden şişesini görerek almıştım bunu, (begenmezsem etrafımda bir sürü kişi var biri kullanır demiştim ama gayet güzel çıktı), 5. Şişeyi falan bitirdim, zaten işyerinde dalga konusu oluyorum bazen, Glade in belirli sürelerde püskürttüğü kokusu gibi benim de belirli sürelerde parfüm sıkmama gülüyorlar.. Bu koku hafif meyveli, yaz için uygun. Kapatıcısını da yine denemek için almıştım, onu da beğendim, çantada taşımak için ideal, ben genelde göz çevresinde kullanıyorum, tam tenimin renginde ve birikme yapmıyor. Bronz top allık ise renk olarak kötü olmamasına rağmen, ilk kez top allık kullandım ben ve çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim.. Hem kutusu kocaman, hem de sürerken toplar etrafa düşebiliyor, ben klasik allıkları tercih ederim..
Yukarıda eklediğim resimde ise ilk sırada duş jelim var, özellikle bunun vanilyalı kokusuna bayıldım, duş jelleri güzel oluyor zaten, denenir, hatta fiyatları genelde markette bulacağınız duş jellerinden daha bile ucuz oluyor.. Mavi kapaklı olarak görünen yüz kremini ise çok fazla beğenmedim. Daha önce Avon Solutions yüz kremi de denemiştim onu da çok beğenmemiştim.Pembe görünen de el kremi olarak kullanıyorum, yumuşacık ve kokusu güzel. Mom olan krem de sevdiklerimden, hamile olduğum için şu anda nemlendirme amaçlı kullanıyorum, çok kokusu yok ve güzel nemlendiriyor.. Yine yanında glimmerstick göz kalemlerim var, bunlar da başka renkleri çok çok güzeller, bence denk gelince alın.:)Yine başka bir rimeli var, bu kesinlikle sarı olandan çok daha iyi, genel olarak Extra Lasting olan ürünleri güzel diyebilirim, ruju da çok güzel ve gerçekten uzun süre rengini koruyor. En sondaki saç serumunu ise kırık, cansız saç uçları için. Banyo sonrası kullanım için. Hem kokusuna bayılıyorum, hem de benim saçımda işe yarıyor ya da bana psikolojik olarak öyle geliyor.. Daha önce başka çeşitlerini de denemiştim ama bence en güzeli bu.
Son olarak ise uzun süredir kullandığım bir tarak ve yeni çıkan parfümü var. Taraklarının hepsi çok güzel gerçekten, şiddetle öneririm:) Femme parfüm ise bu ay aldım, tester ın kokusunu çok beğenip almıştım ve sevdim, şu sıralar bunu kullanıyorum, yanında deodorantı da hediye idi.. AVM gezmeleri yalan olunca internet alışverişine dadanan bendeniz kozmetik ürünlerde katalog satışı yapan kadınlara destek olmak için hem de yine ayağıma kadar geldiği için ve fiyat kalite oranında başarılı buldugum için Avon, Oriflame de kullanıyorum.. Belki tavsiyelerimden siz de yararlanırsınız.. Sevgiler.

07 May, 2014

Kocan Kadar Konuş

Koza doğduktan sonra bana kalan azıcık zamanda tek devam edebildiğim yegane hobim kitap okumak. Bu nedenle de genelde uyumaya direnerek okudugum için akıcı kitapları tercih ediyorum, ara sıra da kişisel gelişim ya da annelikle alakalı birşeyler okuyabiliyorum. En son okudugum kitap da yeni çıkan ve çok satanlar arasında olan Kocan Kadar Konuş. Bu kitabı Ayşe Arman röportajı sayesinde duydum. (çok klişe olabilir ama Ayşe Arman ‘ı gerçekten seviyorum, yazdıklarına önem veriyorum, hatta kendisini Instagram dan sonra daha da sevmeye başladım)
Kitabın konusu ise 30 yaşına gelmiş, halen evlilikle alakası olmayan, bir yayınevinde çalışan Efsun kızı anlatıyor. Bu kızımız aile apartmanında, anneanne, teyzeler, kuzenler hep beraber yaşıyor ve hem büyükleri hem de kuzenleri evliliğe kafayı takmış durumda. 2 günde bitirdim ben (kısıtlı zamanda okumama rağmen ) Efsun un kendiyle olan konuşmalarına güldüm, ama illa alın okuyun der miyim, demem. Neyseki benim etrafımda Efsun un kuzenleri gibi kızlar yok, kafayı tamamen evliliğe takmış ve bu durumu adeta bir meslek edinmiş tipler, ama okuyunca da bu insanlar gerçekte de var ve komikler. Efsun bir gün lise aşkı Sinan ile karşılaşıyor ve sonrasında ailesinin de etkisinde kalarak kendisinden başka biriymiş gibi davranıyor. Bu yüzden de herşeyi mahvediyor. Ben internetten 15 TL ye almıştım, bence bu rakama çok daha güzel kitaplar alınabilir. Ama benim gibi kafa boşaltmak isterseniz ya da yazın deniz kenarında okumak için ideal denebilir, ama satın almayıp arkadaşınızdan ödünç alırsanız daha iyi bence, ya da söyleyin ben ödünç vereyim:)
Birkaç güne yeni kitap yazılarımla burada olacağım, özleyin beni..

11 April, 2014

Oluruna bırakmış anne

Anne olmak gerçekten zor zanaat, ben ne kadar yapım gereği rahat bir insan olsam da yine de kendimi sürekli bir şeyler için eksik buluyorum. Hamilelikten itibaren insan okumaya başlıyor web sitelerinden kitaplardan, buna göre de ay ay herşeyi uydurmaya çalışıyor kılıfına, o ay ne yazdı ise onu zorla uygulamaya çalışıyor, eğer olmazsa da kendinde ya da çocuğundan eksikler aramaya başlıyor, benim 2,5 senelik tecrübemden anladığım şudur ki her çocuk farklı ve eğer çocuk o yaptırmaya çalıştığınız şeyi almıyor ise siz ne yaparsanız yapın yaptıramıyorsunuz ve üzüldüğünüzle kalıyorsunuz ama aradan biraz zaman geçiyor çocuk kendiliğinden yapmaya başlıyor o şeyi. 


Misal, gece beslenmesi, uyutma sorunları, yürüme, konuşma, emzik bırakma, tuvalet eğitimi vs. Bunlardan bazılarını Koza gayet zamanında ve güzel yaptı, ama mesela emzik bıraktırma konusunda henüz başarılı olamadım. 11 gün bırakmıştı, sonra çok hasta olunca ve 1 gece sabaha kadar uyumayınca, babanne baba ve dede tarafından emzik tekrar verildi ve Koza da gerçekten sakinleşti. Demek ben erken denemişim dedim, şu anda halen uyurken emzik alıyor ama ben sürekli çok mu büyüdü artık bırakalım mı diyorum ama şu anda günlerce uykusuzluk gücünü kendimde göremiyorum. Tuvalet eğitimi de aynı şekilde, birkaç kez tuvalete oturmasına rağmen şu anda oturmayı kesinlikle reddediyor ben de artık çok zorlamıyor üzerine gitmiyorum, yazın bu konuyu bi şekilde çözeceğimizi umuyorum. Yazın kaç konuyu çözeceğiz bilmiyorum ama artık kendimi suçlamaktan da vazgeçmek istiyorum:) 

Bu arada bu yaz bir de kızımın kardeşi geliyor ki o da hayatımızda başlı başına bi devrim olacak. Ben daha şimdiden yetişemezken 2 çocukla nasıl başedeceğim göreceğiz:)

P.s. Blogger bu postu yazarken bile beni çıldırtıyor. Hem çok yavaş hem html olarak yazmak zorunda kalıyorum, resim eklemek vs zor geliyor. Takip ettiğim blog sayısını artıramıyorum, aktif olmayanları silmeyi de beceremedim zaten... Nitekim daha sık blog yazmak için ya bloggerın değişmesine ya da teknolojik olarak kendimi geliştirmeye ihtiyacım var:))

06 March, 2014

Dönüş


Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır misali ben de 1 sene civarında bir aradan sonra bloguma dönüş yaptım. Çünkü eski yazılarımı okuduğumda mutlu oluyorum, Çünkü blog sayesinde tanıştıgım arkadaşlarımı hatırladıkça burayı unutmanın vefasızlık olduğunu düşünüyorum, Çünkü hayat bazen çok üzerime geliyor, çok şükür sağlığımız yerinde diye teşekkür ediyorum tabi ama, hem çalışmak, hem annelik, hem ev işleri, hep işler güçler nedeniyle kendime zaman ayıramak beni çok yıpratıyor, Çünkü tüm bu yaptıklarım arasında hep bir şeyler eksik hissediyorum, ne kendimi istediğim kadar işime verebiliyorum, ne istediğim gibi iyi bir anne ve eş olabildiğimi düşünüyorum, ne de eski benden eser olduğunu, kendi zevklerime vakit ayıramıyorum, bazen sabahları asık suratla uyanıyorum ve tekrar modumu değiştirebilmek zor olabiliyor. Çünkü eski arkadaşlarıma yeterince vakit ayıramıyorum, kalan tek hobim kitap okumak, o da akşamları sızmadan önce birkaç sayfa.. Bu nedenle bloguma daha sık yazı yazmak için kendimi gaza getiriyorum ve daha sık buralarda olmak isiyorum. Hala orda mısınız sevgili okurlar? Yoksa herkes Instagramda, Twitterda mı :)

12 April, 2013

Gereksiz alışverişler...

Alışveriş yapmayı severim, mümkün mertebe sezon sonu ya da indirimli ürün almaya çalışırım. Hatta alırken de düşünürüm gerçekten ihtiyacım var diye. Gönül istiyor ki bir gün basit bir yaşam gibi olabilsem ama daha o kadar olgunlaşmama var herhalde:)

Ara sıra ipin ucunu kaçırdığım da olur, mesela canım sıkkınsa markete ya da avmye gidiyorsam almam gerekenden alakasız şeyler aldığım da olur ama hiçbir zaman bu kadar gereksiz alışveriş yapmadım, bunlar nedir arkadaş:)

Ama sevimli göründüklerini de itiraf etmeliyim..

Dün markafoni de indirimdeydi bir de indirimli fiyatlarını da yazıyorum:


Yeşillik saklama kabı- 54 TL den 33 TL ye düşmüş.
Kırmızı elma bıçağı: 54 TL den 37 TL ye düşmüş

Çilek sapı ayıklayıcı 21 TL yerine 14 TL** buna çok güldüm


Fasulye dilimleyici 21 TL den 14 TL ye ** buna da:)


Karpuz bıçağı 89 TL yerine 55 TL



Hayır bir de aldık diyelim bunları her yerden eşya taşan mutfak dolaplarının neresine sığdıracağız bilemedim doğrusu.

Siz ne düşünüyorsunuz??

05 April, 2013

Bir kitap, bir dizi.



Yazayım yazayım diyorum, bu kadar her saati aynı olan hayatımın nesini yazayım diye vazgeçiyorum sonra..  Geçen haftaki yazımdan sonra kızım yüzümü kara çıkarıp yürümeye başladı bu da tarihe geçsin.. Hayatımızda çok yeni bir dönem, ‘tati’ ‘tati’ diyor bi de yürürken.. Havalar da güzelleşti, her gün parka götürmeye çalışıyorum, hani biraz temiz hava çarpar da daha çok uyur diye ama nerdee blog.

Ben her akşam aynı şekilde ortalama 1 saat ayakta sallama mesaisi yapıyorum, iyi güzel de kız ağırlaştıkça bu iş de pek zorlaşıyor,  tek çekilir yanı azıcık gece lambası ışığında kitap okuyorum, bu da gün içinde kendime ayırdığım tek vakit diyebilirim, eskiden serviste de kitap okurdum ama artık biner binmez bayılıyorum, arada horluyor muyum acaba diye soruyorum arkadaşlara.. En son  annemin ismime imzalatıp geçen gelişinde getirdiği Şebnem Kartal’ın bu kitabını okudum.

Kitabın kapağından bir bölümü aşağıda görebilirsiniz.


Kâğıt Kayıklar, farklı kesimlerden gelen 5 kadın ve 5 erkeğin psikoterapi süreçlerini anlatan bir öykü seçkisi. Her bir bölümle bizi başka dünyaların içine çekiyor. Bir öyküde, gençliğinde sistematik işkenceye maruz kalmış bir şairin feryadına şahit olurken, bir diğerinde kadın cinselliğinin çocuk yaşlardan itibaren toplumsal ve dinsel motiflerle nasıl şekillendiğini görüyoruz. Delilikle dâhilik arasındaki ince çizgide yürüyen bir adam, ruhsal acılarını bedeniyle ifade eden bir kadın, aile baskısına karşı direnen bir alkol bağımlısı kitapta bizi bekliyor...
İtiraf edeyim bazı hikayelerin sonunu getiremedim ama bazılarını da aksine çok sevdim. Onların hatırına okunabilir bence:)



Bir diğer bahis konusu da dizi. Son dönemde çok severek izlediğim bir TRT dizisi var - Beni Böyle Sev. Çok naif, keyifli, vurdu kırdı, silah vs olmayan müzikleri de güzel:) Orhan Gencebay'ın şarkısından adını almış, eski, güzel şarkılardan çalıyorlar. Nitekim seviyorum, Pazartesi akşamları boşsanız izleyebilirsiniz. (ben genelde kaydedip sonra izliyorum ama olsun:)

Güzel havada keyifli bir haftasonu diliyorum herkese:)

Sevgiler..

24 March, 2013

Her Telden


Koza ile 15 inci ayı devirdik 16 yı bekliyoruz ama yazıyı başka bir bilgisayardan yazıyorum o nedenle fotoğraf biraz alakaya maydonoz oldu. Son dönemde yine evdeki herşeyi atıp şöyle yukardaki gibi beyaz ve renkli şeyler almak istiyorum. Bu bana her bahar oluyor galiba:)

Unutmamak adına güncel birkaç şeyi not düşeyim dedim:)

* Kozacan halen yürümüyor, ayakta 5-6 adım atıyor birden ayakta olduğunu farkedince ve tutunacak bir yer olmadığını da görünce oturup emeklemeye devam ediyor:) emekleme konusunda oldukça profesyonel ve hızlı:)

*Çenesi hiç durmuyor, bıdı bıdı bıdı (aynen böyle- bıdı bıdı diyor:)  Söyleyebildiği başka şeyler de var tabi:

Baba- öyle aşkla söylüyor ki kıskanıyorum:P
Dede
Bitti
Gitti
Tati (yürürken:P )
Mama
Ver
Al
Gel
Lilay (teyzesine)
Yaprak (bi kitabından öğrendi:P)
Pisi pisi (etrafımızda çok kedi var:P )

Ve benim anlayamadığım birkaç kelime daha:P

*Geçen hafta ilk ateşli hastalığımızı atlattık. Çok kötü idi:( Önce ben hasta oldum, sonra babannesine bulaştı, Koza için anneanemiz geldi Adanadan, bu sefer de Koza hasta oldu. Günlerce ateşli, huysuz, öksürüp- tıksırarak, burnu akarak yattı, 1 sn bile benden ayrılmak istemedi. Neyseki bitti gitii:)

* Halen yemek ve uyku konusunda sorunlarımız var. Koza süt dışında hiçbir şey yemek istemiyor. Hele ki şu hastalıktan sonra ağzını hiçbir şeye açmaz oldu:(

* Durmadan çocuk yetiştirme ile ilgili kitaplar okuyorum, yemek- uyku, tuvalet eğitimi vb , inşallah bloga da birkaç kitap hakkında yazıcam (inşallah!)

* Adım adım serisine üye olduk, onun kitapçıkları ile oyalanıyoruz.

* Benim hayatım ise aynı koşturma içinde devam ediyor, işe git, eve gel, ev işi, yemek , Koza ile ilgilen, yeterince ilgilenebiliyor muyum diye suçluluk duygularıyla başet, sabah tekrar kalk git gel ! Aynı kısır döngü işte. Baharla birlikte daha çok dışarda vakit geçirip güneşin de etkisi ile daha enerjik ve mutlu olmayı umut ediyorum:)

Herkese sevgiler..

10 February, 2013

Tanrım yeni bir bilgisayar lütfeeen..

Uzun aradan sonra yeniden merhaba..

Bizim bilgisayar iyice kafayi yedi, format da atamadik, artik yenisi lazim ama 2 tane tablet pc olunca evde onu da ihmal ettik.. Ama tablet ya da ipad, gercek bilgisayarin yerini kesinlikle tutmuyor. Mesela bloga buradan yazi yazmayi hic sevmiyorum, ama napalim bu sefer arayi daha fazla uzatmamak icin yazayim dedim..İşyerinde de internetim kotalı ve işle alakalı bişeylere filan bakmaktan bloga sıra gelemiyor.

Bu arada birkac tane kitap okudum. Kahperengi, Beyoglu Rapsodisi, Gizli Anların Yolcusu,  Bora`nin Kitabi.. Arada bir de Hakan Gunday`in Kinyas ve Kayra sina baslamistim ama yegane okuma alanim olan serviste, zaten uykusuzluga direnerek okurken kafami bi turlu veremedim ve yarida biraktim. Diger 4 kitap da bir solukta okunacak cinsten. Oldukca akici.. Hepsini tavsiye ederim..

Sidikli Kasabasini izledim, pek cok begendim. Oldukca guzel bir oyun, muzikal. Oyuncular genc yasta olmasina ragmen oldukca iyi idi. Sesleri cok guzeldi. Orkestra da cok iyiydi. Devlet tiyatrosunun bu oyununu bilet bulursaniz sakin kacirmayin..Konusu sularin tukendigi bir zamanda tum tuvaletlerin ozellestirildigi bir ulkede geciyor, para bulup tuvalete gidemeyenler eger sokakta iserken yakalanirsa sidikli kasabasina gidiyor ve akibetlerini kimse bilmiyor....Oyunu izlerken yine oyle hayran hayran bakakaldim sahnedekilere, bir de kendi yaptigim isi dusundum.. pehh neyse...


Bir de mutfakta birkac denemem oldu, cogu da yemek vakti sitesinden, ben cok gec kesfettim ama bircok tarifini begendim sırayla deniyorum, tavsiye ederim;-)


Son olarak bizim kizin son hallerine gelecek olrsak 14. ayimiza az kaldi, hala emekliyoruz.. Desteksiz olarak yurumeye pek cesareti yok bizim kizin.. Eller her yerde. herseyi merak ediyoruz ve karıştırıyoruz, iste ustteki resimde de örnekleri var;-) Ben de onunla birlikte herseyi yeni bastan kesfediyorum ve onu her geçen gün daha çok seviyorum:)

 

Iste simdilik bu kadar...

14 January, 2013

Paris Gezimiz..

Artık klasik girizgahımı geçiyorum, yine geciktim yazmakta, siz biliyorsunuz artık nedenlerini:)



Kozi ile birlikte gözümüzü kararttık ve bu soğukta bir yurtdışı gezisi yaptık. Tamamen eşimin fikriydi. Bana doğum günü hediyesi olarak bu seyahat verildi. 29 yaş hediyemi çok beğendim blog :)  Çok  çok keyifli bir seyahatti, kış olduğu için montlar ve çocuklu olduğu için hiç yanımızdan eksilmeyen bebek arabası ve sırt çantasına rağmen çok güzeldi:) Zaten kızı bırakıp gitsek bizim içimiz rahat etmezdi..

Etrafta o kadar çok bebek arabalı insan vardı ki, hiç garipsenmiyordu. Hatta ben bazı cafelere girerken çekiniyordum, dışardan çok romantik durduğundan bebek arabası ile girmesem mi diye ama çalışanları çok nazikçe hemen bize yer açıyorlardı.




Tur ile gitmedik biz, zaten hemen yılbaşı sonrasına da bir tur yoktu. Booking.com'dan otelimizi ayarladım, ki otelden aşırı memnun kaldık. Öyle merkezi bir yerdeydi ki her gün mutlaka 1 kere uğrayıp Kozanın ihtiyaçlarını giderip, biz de biraz dinlenip yeniden çıkıyorduk. Böylece gezmek için daha fazla enerjimiz oluyordu:) 

Gezi planı için ise 2 siteden yararlandım, ilki İmge tabiki:) Kendisi yıllardır takip ettiğim bir blogger, hem de tanştığım ve çok sevdiğim, üstüne üstlük bir de hemşehrim olan bir arkadaşım:) Ama gezi yazıları için ne kadar emek verdiğini ilk kez işime yarayınca anladım. Resmen tur rehberim oldu orada, gidilmesi gereken mekanları, yemek yenecek yerleri,  metroda inilecek durakları bile detaylı yazmış ve o kadar makbule geçti ki:) İmgecim sırf bu gezi için bile sana bir yemek borçluyum. Umuyorum kendisinin diğer gezi yazılarını da detaylı kullanabilirim, zira hızına yetişmem mümkün değil.. 

Tabiki biz bebekli olduğumuzdan gidemediğimiz yerler de oldu ama napalım pişman değiliz:P 


Ah bir de aldığım kalorileri pek sayamadım orada ve döner dönmez de diyetime yeniden merhaba dedim.. Her köşede pastaneler, kruvasanlar kahveler, macaronlar, böyle güzel tatlar olamaz. Bu arada macaron demişken, Laduree 'de sıra beklerken önümde Ba.nu Al.kan'ın olması da unutmayacağım bir detay.

Tüm sokaklar Noel sonrası oldukça süslü ve güzeldi, her yerine hayran kaldım Paris'in o binalar, sokakların temizliği, insanların kibarlığı ve yardımseverliği (!)- gerçekten de biz hep çok tatlı insanlarla karşılaştık- bebekli ailelere olan saygı her yerde yol verme, ulaşım kolaylığı herşeyi ama herşeyine. Aklımda kalan tek kötü yanı çok pahalı olması onun dışında hiçbir kötü anım yok:P 


Yine gezi ve yeme içme konusunda Gezip Gördüm sitesinden de oldukça yararlandım. Gerçekten orada da çok işe yarar bilgiler vardı. Eyfelin tepesine çıkmadık ama akşam ışıklandırılmış haliyle hayran kaldık ve bir sürü fotoğraf çektik.. Eminim ki baharda ya da yazın çok daha güzel bir gezi olurdu ama soğuğa karşı tüm önlemlerimizi aldığımızdan hastalık olmadan atlattık bu geziyi:)

Umarım Kozi ile daha nice geziler yaparız ve çıtayı yükselten eşim bana her yıl başka bir ülke doğum günü gezisi planlar:) - kendisi blogumu okumuyor ama bu yazının linkini yollarım ben :P - 

30 December, 2012

Bu yıl da böyle geçti..

Geçen sene kucağımda 20 günlük bir bebekle girmiştim 2012'ye. Şimdi ağacımızı kurcalayıp duran bir minik oldu:)

1 yıldır bu kadar güzel ve anlamlı bir varlıkla uğraşıyorum, onun sayesinde her gün yeni bir şeyler öğrenip yepyeni bir hareketine gülüyorum. Evin en kuytu köşelerinden oyuncaklar ya da minnak çoraplar topluyorum. Çok şükür.. Altın bir topumuz var bizim:) Daha ne isterim.. Hım bi bakalım...

Hem kendime hem aileme hem de arkadaşlarıma sağlık afiyet isterim.. Huzur mutluluk isterim.Kendime daha fazla sabır ve hoşgörü isterim..  Biraz kariyer, biraz para, biraz güzel yerleri gezip görmek, güzel lezzetler tatmak,  daha çok okumaya zaman ayırmak da olsa tadından yenmez 2013:)

Ps. Bi de ulkemize daha akli basinda bi yonetim isterim... Yeni yılımız kutlu olsun:)

18 December, 2012

Kurt Seyt


Haftalardır blogumun sağ tarafında görünen kitapları bitirdim. Kurt Seyt ve Shura - ve Murka'yı. Neden bu kadar geç okumuşum diye üzüldüm ve önüme gelen herkese bu kitapları önerdim, hatta size de öneriyorum işte:)

Neden bilmem bi önyargı varmış kafamda herhalde Nermin Bezmen kitabı okumamışım ama yine de çok memnunum geç de olsa tanıştık diye. Shura'yı bana işyerinden arkadaşım Cihan hediye almıştı bu şekilde okumaya başladım. Kurt Seyt Nermin Bezmen'in dedesi, Kırım Türkü ve Çar'ın askerlerinden, bu kitap kendisinin ailesini, savaş dönemini, aşkı Shura'yı anlatıyor. Hem tarih, hem aşk, hem biyografik kategorilerde ayrı ayrı iyi. Anlatım dili çok güzel. Shura'yı çok sevdim ben, Kurt Seyt de inadıyla bir o kadar deli etti beni.

İkinci kitap Murka'nın resmini koymadım çünkü Shura'yı ne kadar sevdiysem Murka'ya da bir o kadar sinir oldum. Kıskançlıkları, kaprisleri, uyumsuzluğuyla beni çileden çıkardı. Kurt Seyt belki çok daha güzel rahat bir hayatı olacakken Mürvet sayesinde deyim yerindeyse süründü adamcağız. Kurt kocayınca çakallara maskara oldu resmen.

Eski Beyoğlu'nu okumak, Atatürk'le ilgili anıları okumak ne kadar heyecanlı ve güzelse, Kırım'da kalan Seyt'in ailesinin başına gelenleri okumak da bir o kadar hüzünlü idi. Ağladım okurken.

Daha güzel bitsin isterdim. Kitabı bitirdikten sonra da Shura'yı ve Nermin Bezmen'in annesi Leman'ı merak ettim. Acaba onlara sonra neler oldu, bu detayları içeren bir kitabı var mı bilen var mı, du ben bunu bi araştıriim:)


*Resim şuradan alındı.

16 December, 2012

Bir Pinhani Konseri


Ne kadar sosyalim Allahım son 1 ay içinde hem tiyatro oyunu hem de konser.. Yeni doğum yaptığım zaman bu günleri rüyamda bile göremezdim ama gün geçtikçe hayat normale dönüyor, en azından yaklaşıyor:)

Koza'nın doğum günü için annem Adana'dan gelince hazır Koza'yı bırakacak birisi de varken ben de yeni açılan Bahçeşehir Kültür ve Sanat merkezinde Pinhani konseri için bilet aldım.Öncelikle yakınımızda böyle bir salon açıldığı için o kadar mutluyum ki, keşke daha fazla etkinliğe katılabilsem ama sanırım kızım büyüdükçe o da olacak. Her haftasonu çocuk oyunları oluyor onlarla başlarız sanırım gezmelere:P

Herneyse konsere gelecek olursa, Pinhani'nin ilk albümünü 2006'da yeni çıktığında tesadüfen keşfetmiş ve eski işyerime giderken yolda (Kurtuluş-Haramidere arasında) her notasını severek dinlemiştim. Sonra Kavak Yelleri dizisinde ve herkesin ağzında duymaya başladım ama yine de kendilerine olan sevgim hiç azalmadı.

Konser o kadar güzeldi ki, her nota,  her enstrüman, her grup elemanı, her şarkı o kadar güzeldi ki. O kadar eğlendim ki. İyiki böyle güzel müzik yapan insanlar var ülkemizde. Konserde arka taraftan sürekli bağıran, laf atan, yaşı 14-15 pek geçmeyen şımarık bir grup genç bile konserin güzelliğini azaltamadı. (Ben çok mu yaşladım!-- yok yok bunlar hakikaten çok şımarıktı) Hatta umarım doğru düzgün bir kız çocuğu yetiştiririm diye de içinden çokça geçirdim..

Umarım bu grup yeni albümler yapar, ben de severek dinlerim.. Kimbilir belki ilerde bir gün kızımla başka bir Pinhani konserine daha gideriz :)

13 December, 2012

Koza 1 Yaşında artık..

Mucize ile, mutlulukla, uykusuzlukla, yorgunlukla, şaşkınlıkla dolu 1 seneyi geride bıraktık. Kızımız belki anlamayacaktı ama ben yine de ilk yaşını güzel bir parti ile kutlamak istedim, günler öncesinden de hazırlıklara başladık.



Gönülden herkesi çağırmak kalabalık olarak kutlamak geçtiğinden önce dışarda olsun dedim ve eve yakın yerleri araştırmaya başladım, pastaları ben götüreyim, sadece içecek ve servis mekandan olsun dedim ama istediğim gibi rahat bi yer bulamama, bebiklerin uyku sorunları, bir doğum günü için gereğinden fazla masrafa gönlümün razı olmaması nedeniyle daha samimi ve küçük bir parti olsun, evde olsun dedik.Yukarıda davetiyemizi görüyorsunuz:)


Evimizin bir köşesini Koza'nın 12 ay boyunca çektiğim sayısız fotoğraflarından birkaçını tabettirip astığım kurdele ile, diğer köşesini de teyzesinin gönderdiği bayraklar ve ponponlarla süsledim.

Masamızı zaten annem, kayınvalidem, Adana'dan halam ve komşumuz Gülten teyzenin gönderdiği kurabiyeler, pastalar, dolmalar, börekler ile renklendirdik. Pastamız yine Görgülü Pastanesinden, ayrıca cheesecake de Cihan teyzemizdendi..

Gelenlere buzdolabı için magnet ve koza hediye ettik.



Koza Geçen yıl almış olduğum krem rengi bir elbiseyi giydi ama doğum günü çocuğu olarak tek aksesuarı Bilun Şen'in yaptığı şeker mi şeker çiçekli bant idi:)


Çok samimi, neşeli, keyifli geçen bir gündü. Gelen herkese çok çok teşekkür ederiz. Düşünüp aldıkları güzel hediyeler için de teşekkür ederiz. Her oynadığımızda, giyindiğimizde sizleri hatırlayacağız:)

  
İyiki doğdun minik kızım:)

PS: Yıllar sonra saçımı kestirdim ben de:P

05 December, 2012

Aylar sonra tiyatroya da gittim..


Her şey bir Pazartesi akşamı Seren'in işten çıkmadan 15 dk önce attığı maille başladı, 2 kişilik tiyatro bileti alıp eşinin de işi çıkınca pek ümidi olmasa da bana sormayı düşünmüş, ben de annemi ve eşimi arayıp onlar da git deyince birden bire sıkıcı günün sonunda, Seren ile Bakırköy'de buluştuk yemek yiyip sohbet ettik, ardından da Ataköy Yunus Emre'deki Basit bir Ev Kazası isimli oyunu izledik.

Buraya bir es verip benden ümidini kesmeyen arkadaşlarım olduğu için şükretmek istiyorum:) Koza'yı bırakacak bir joker kişi yok, kayınvalidem sağolsun tüm gün, bazen mesailerde, bazen haftasonu bir işim olduğunda kızımla birlikte ama ben de ekstra bırakmak istemiyorum, sonuçta onun da kendine, evine zamana ayırması lazım. Bu nedenle de arkadaşlarımı istemeyerek de olsa sıkça reddediyorum ama onlar sağolsun hep kendi planlarını bana ve Kozi'ye uydurmaya çalışıyorlar:) Buradan kendilerine kocaman teşekkürler...

Oyuna gelirsek birkaç yıldır sahnelenen bir oyun ben aslında oldukça geç izledim. Günay Karacaoğlu'nun tek başına 2 saat o  sahneyi bu şekilde doldurmasını da hayranlıkla izledim. Kendisine televizyondaki karakterlerinden belki pek bir hayranlığım yoktu ama bu oyunla birlikte çok da sempati besliyorum:) Oyundaki karakteri Songül yıllardır süren monoton evliliğinden şikayetçi bir ev hanımı. Oyun da bilmem kaçıncı kez intihar etmesiyle başlıyor. Ama hastanede sonuçlanan intihar raporunda hep aynısı yazıyor .. 'Basit bir ev kazası...'

Aşağıda da şu web sitesinden alınmış minik bir spoiler var:


Eğer kocanız kapıdan onbeş yıldır hep aynı şekilde girip, hep aynı yere çantasını bırakıp klozetin kapağını onbeş yıldır açık bırakıp fermuarını koridorda çekiyorsa, hele bir de evliliğinizi Eh! artık zamanıdır diyerek yapmışsanız emin olun siz de ziyan ve sebil ( ! ) olmuş kadınlar kulubüne üyesiniz.
Aslında Songül, hepimiz kadar cesur, ama hepimiz kadar ürkek. O en az bizim kadar gerçekçiyken, Merzifon saat kulesinin dibinde romantik bir buluşma hayal edecek kadar da ayakları yerden kesik.
Doğal olarak, aşksız bir hayatı yaşanmış saymayan Songül, savrulduğu Brezilya dizilerinden, bizi, yazmaya çalıştığı romanın kıyılarında dolaştırıp, kara mizah bir kahkaha tufanına götürüyor. Onun kendini aşma serüveni aslında yaşadığımız toplumun kendini aşma serüveninden de çok da farklı değil.
Bu nedenle Songül, hayatına bizim için komik bir pencere açarken, aşk romanında, genç ve güzel kadın, kırılan gururunu ve onurunu bir kenara bırakıp İspanyadan Merzifona uzanan çileli dans hayatını düşündü. Hayal ettiklerini hatırladı ve kendi kendine dedi ki. Artık ben iyi ve muhteşem sevgililer hayal etmeyeceğim. Çünkü bu hayaller sonra hayalete dönüşüyor.demeyi de ihmal etmiyor.



Artık sadece çocuk oyunlarına giderim herhalde diyordum ama umarım arada böyle kaçamaklar yapacak fırsatlarım da olur. Özlemişim çünkü:)

Resim de buradan alınmıştır..

26 November, 2012

Koza burada değilken

Yürüme antrenmanlarında... 


Çamaşır sepetinde, dolabın içinde, serili çamaşırların altında ce ee oynarken, 


Güzel havalarda parkta.. 


Soğuk da olsa hava almaya çıkarken, 


TV kumandalarına uzanır, hemen ardından da popo üstü düşerken görüldü:) 


24 October, 2012

Kardeşimin blogu:)



Ben bu blog alemlerine kardeşim sayesinde bulaştım. Kendisinin yıllar önce birkaç blogu vardı, sonradan ilgilenmedi, kapattı vs. Ama sıkı bir takipçidir:)



Aslına bakarsanız, yaptığı işle (tasarım), sanatla, sporla alakalı bi blog açsa tamam da benim incecik kardeşim gitti yemek yediği yerleri yazmaya başladı:)

Şu anda New Jersey de yaşıyor, dolayısıyla en çok oradan mekanları göreceksiniz, arada Adana ve İstanbul'dan yerler de var.

Eğer bir gün yolunuz düşerse diye, ya da gitmesem de okumak hoşuma gider derseniz blogu burada- tık tık.

22 October, 2012

Kızımın oyuncakları



Geçenlerde bizim kızın oyuncaklarının fotolarını çekmiştim, dün de Ge-Ce'nin blogunda gördüm. Görmüşken ben de bir post yazayım dedim.

En üstteki kitapları kendime D&R'ın web sitesinden kitap alışverişi yaparken aldım, Koza kitap sayfaları çevirmeyi ve ısırmayı (!) çok seviyor, bu nedenle alternatif olur diye kalın kartondan sayfası olan bu ilk kitaplarım serisini aldım. 9 TL idi. Tabii okurken çeşitli şaklabanlıklar yapıyorum da fazlaca ilgisini çekiyor.



Bu da kızımın ilk enstrümanı. Eşimin asker arkadaşı  Koza çok daha küçükken getirmişti bize. 18 aylık yazıyor aslında üzerinde. Ama geçenlerde Kozinin mızmızlığı üzerindeyken ve bi türlü susturamamışken saklandığı dolaptan çıkmış oldu, oldukça ilgisini çekiyor bizimkinin. Hem tuşları var hem de sol taraftaki sarı bagetiyle üzerine vurunca da ses çıkartıyor.






Bu oyuncağı da yengemiz aldı, kendisi sağolsun Toros'a alırken bizi de  unutmuyor. Birçok oyuncak yengemizden zaten:) Üstüste, içiçe kullanılan bu silindirler de son dönemde ilgimizi çeken oyuncaklardan. Ben üstüste diziyorum, Koza vurup dağıtıyor çok hoşuna gidiyor:) Ama kendisi de iç içe koymayı biliyor ve seviyor. bazen biri elinden kayıp yuvarlanıyor, peşinden sürünerek (bi türlü emekleme diyemiyorum ben bu harekete:P ) gidiyor. Üzerlerinde de hayvan baskıları var bi de.


Bu yukarıdaki küpler ve rakam kitapçıkları Abc yayınlarından. Oldukça güzel ürünler. Hikayesi komik biraz. Aylar önce bizim işyerine bu yayınevinden bir satışçı gelmişti. Başka bir annne arkadaşım da beni çağırdı dinlemek ister misin diye. 10 dk indim. Çok beğendim ürünleri. 5 farklı kutu var her birinin içinde de farklı kitapçık ve küpler ve kartlar.Sayılar, hayvanlar, araçlar, şekiller vb. Sıra ücretine geldi. 5 tane kutu için 225 TL dedi. Yani her bir kutu yaklaşık 45 TL ye geliyordu.Ve tek tek de alamıyorsun set olarak almak zorundasın.  Biz düşünelim filan dedik, kadın o kadar ısrar etti ki, başka hiçbir yerde satışı yok vb. Biz de vazgeçtik bu ısrardan sonra. O günden birkaç gün sonra Markafoni de gördük, tek tek satılıyordu ve 17 TL idi. Ben bi küplerden ve aşağıda yazacağım kartlardan aldım. Bizim kızın çok sevdiği ürünlerin başında geliyor:) 


Bu oyuncağımız iş yerinden arkadaşım Devrim teyzesinden. Babası ve ben daha çok oynuyoruz o ayrı:)


Bu küp de alt komşumuz Deniz teyzesinden. Benim çocukluğumda da vardı buna benzer bişey. Koza ilk günlerde kapağı açıp doldurmasına rağmen, artık yavaştan şekillerden atabiliyor. 


Bu da ilk cep telefonu. Gerçi bu kesmedi, hala bizimkileri tercih eder durumda. Cep telefonumuz da işyerinden arkadaşım Esra'nın hediyesi:)


İşte bunlar da yine Abc yayınlarından kartların kutuları. En çok sağdaki İlk Sözcüklerim i seviyor. Her çıkardığımızda uzun süre vakit geçiriyor. 



Yukarıda birkaç örnek koydum, her şeyin bir köşesinde dokunma bölümü var, oyuncak ayı örneğinde olduğu  gibi. Mesela reçelin bir köşesine dokununca da yapışıyor:) Ayna da kendini görüyorsun vb. 


Bu da renkler ve şekiller. Bu bize şimdilik ağır geliyor:) Dokunma  yerleri diğer gibi değil, ileriki yaşlarda işe yarayacak sanırım:) 


Kartların arkasında da yine biraz daha büyüdüğünde ne çeşit oyunlar oynanabilir, örnekler var:)

İşte benim kızın en çok oynadığı oyuncaklar... 

Sizin sepette neler var:) 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...