14 April, 2007

haftasonu


Ne cabuk gecti 1 hafta.Oncelikle persembe gunu yeni isime basladim.( Evet ise baslamak icin garip bir gun)Ama son iki gun olmasina ragmen o kadar yogun gecti ki ben bile ne oldugunu anlayamadim.Yaptigim is banka islerinden cok farkli.Bende halen ogrenmeye calsiyorum anlatacak kadar bilmiyorum:)Ustteki de ilk is gunum icin sevgilimin gonderdigi cicekler.Bayildimmm.O ayicik bir vazoya bagli ve cicekler aynen bu sekilde geldi.Hafta ici piside kaliyorum.Evden o saatte gitmem imkansiz.Sabahlari daha erken kalkiyorum, cok zor oluyo tabii ama alisilacak.Dugun tarihimiz belli oldu son haliyle: 20 Ekim olacak(umarim tekrar degismez.)Hem de Adana o tarihte de sicak luyor.(tabi normal kosullarda, bu yilki anormaliklleri dikkate almadan) Annemin yeni parlak fikirleri var.Surekli telefonda konusuyoruz benden daha fazla heyecanli.Gitmemi bekliyor.


Gectigimiz hafta tum vitrinlerde gordugum 'yumurta boyasi' geldi yazisinin sebebini gec de olsa ogrendim:)Paskalya bayrami vardi.Kurtulusta yasayanlar bunu en cok hissedenlerdir heralde.Butun vitrinler renk renk yumurtalar, paskalya corekleri vs. ile doluydu.Degisik bi haftaydi.Biz de bir arkadasimiz sayesinde ev yapımı paskalyamizi yedik.





* * *

Bugun Ankarada ilk defa bu kadar kalabalık bir topluluktan oluşan miting yapıldı.Miting hic bir siyasi partiye ait degildi, hic bir olay cikmadi, insanlar gayet guzel bir sekilde tepkilerini dile getirip Cumhuriyetimize sahip ciktigimizi gosterdiler.Bende orda olmak isterdim.Ancak Istanbul'dan Ankara'ya giden hicbir vasıtada yer kalmasti.(biraz gec kaldik).Ama gidemesem de o kadar kalabaligi canli izledigime cok sevindim.Herkese cok guzel ders verdiler.


* Haftasonu postum devam edecek.
* 2. fotograf Milliyet gazetesinden:)

07 April, 2007

olan biten...

Eveet yavaş yavaş yazmaya başlamak lazım artık.Çok değişik şeyler oldu demiştim.İş değiştiriyorum.Aslında bir arayış işinde falan değildim ancak aniden çok önceden beri istediğim ve benim için hayal olan bir işe alındım:) En kısa zamanda da başlamam gerekiyor.Perşembe günü çok heyecanlı bir ingilizce mülakatın ardından çıktım iş yerinden ve bir kaç vasıtayla eve dönmeye çalışırken telefonla arandım kabul edildiğimi öğrendim.Tabii Adana'dan buraya inanılmaz bir telefon trafiğiyle karşı karşıya kaldım. Herkes çok sevindi.En çok de BEN:P Ama hala ıslatamadık bu haberi, bi tek ona yanıyorum.Zira aynı gün akşamı kardeşimi hastaneye götürmek zorunda kaldım çünkü 3 gün boyunca ateşini düşüremedik.Ama neyseki iyidi, doktor da bizim verdiğimiz ilaçların muadili ilaçlar yazarak yolladı.Ama tabi arada bir yaş da olsa insanın omuzlarına bir sorumluluk bindiği için insan kendinden geçiyor.Neyseki şu anda daha iyi. Dün ise işyerine geldim ve nasıl söylicem diye mideme ağrılar girdi.Zira işe başlayalı 1 yıl olmadı ve de tazminat ödeme zorunluluğu vs. vs. işlemler.Offf of nolucak diyerek şefime söyledim durumu. Kendisi biraz bozuldu, sanki ben yüz üstü bırakıp gidecem diye.Sonra yönetmen falan filan konuştum.Çok iğrenç bir gündü, canım hiç çalışmak istemedi.Bugün de çalışıyorum ve hala canım çalışmak istemiyor.Diğer tarafa da bir an önce başlamam gerekiyor.Şu anda kaçabildiğim ilk gün çıkacağım burdan.Şu anda kalma sebebim de sadece insanları zor durumda bırakmamak.Ahh ah ben ne kadar iyi niyetliyim.Hem sen bu kadar tazminat öde, hem de kimseyi zor durumda bırakmicam diye kal hala.


Neyse işte bırakalım bunları, bu arada hala kutlamak istiyorum ama bakalım ne zaman olacak. Dün telefonumun hatırlatmasını görerek tiyatro bileti almış olduğumu öğrendim ve de en sevimli sesimle pisiyi arayarak "akşama tiyatroya gidelim mi?" dedim.Neyseki o da maç olmasına rağmen geldi benimle.Cevahir sahnesindeydi gittiğimiz oyun.Sinema sahnesi gibi bir yer.Gittiğimiz oyun da 'Kaktüs Çiçeği' idi.Bu sezon gittiğim en eğlenceli oyunlardan biriydi.Neyseki pisi de sıkılmadı.Civan Canova ve Seray Gözler gerçekten çok iyiydi.Bazen televizyonda izlediğimiz oyuncuları tiyatroda izlemek inanılmaz fark ediyor.Mesela ben Civan Canoca'ya karşı nötr düm.Yani seviyorum ya da sevmiyorum diyemezdim.Ama dün akşam izlediğim diş doktoru karakteri gerçekten çok şaşırttı beni.Aynı şeyleri Defne Yalnız için de söyleyebilirim.Hepimiz onu Kaynanalarda Nuri Kantar'ın hizmetçisi olarak tanıyoruz ama kendisi benim izlediğim en iyi oyunculardan birisi.İki oyununu izledim ve ikisinde de ağladım.Tamam ben biraz sulugözlü bir insanımdır ve bazı filmlerde ağlarım.Ama hayatımda ilk defa tiyatroda ağladım.İkisi de Defne Yalnız'ın oyunuydu.Biri 'Üç Kadın' diğeri de Opal Kronkie rolüyle Tatlı Kaçık.İkisi de süperdi.Yani kısaca diyorum ki, oyuncuyu tiyatroda izlemek cidden çok farklı, gidin, görün.


* * *


Bu arada bu hafta sevgilim ve benim 5. yıldönümümüzü geride bıraktık.İtiraf ediyorum önceki yıllardakinden daha az sürpriz hazırlamıştım bu sefer ona.Önceden tüm gün için bişeyler düşünüp yapardım.Ama bu sefer ikimiz de çalıştığımız için ve onun yeni iş adresini de bilmediğim ve maddi olarak uygun olmadığım için çok yaratıcı olamadım.O bana telefon aldı.Çook sevindim çünkü telefonum artık cidden kafayı yemeye başladığı için son zamanlardaki en acil isteğimdi.Çok sevdim yeni, telefonumu, öyle çok pahalı bişe değil, nokianın orta modellerinden biri.Radyosu var diye de mp3 playerımı ona verdim.Biliyorum çok iyi niyetliyim:P Ama ben genelde yolda kitap okuyorum ya da Nihat'ı dinliyorum diye ona böyle bir kıyak geçtim:)Hem de artık çantamdaki eşyaları ne kadar azaltsam o kadar kar diye düşünüyorum..Bu arada tüm gün de kafasını ütüledim, biz şimdi böleyiz evlenince o özel günleri umursamayan çiftlerden olmak istemiyorummm diyeeee...Akşam da Yeşilköy'de güzel bi yere yemeğe gittik.Yeşilköy'ü çok sevdim ben aslında, vler çok güzel ve de benim yeni işime yakın ancak pisiye çok uzak. Ben de yeni gittiğim her yere emlakçı gözüyle bakıyorum ya delirdim mi yaa. Bu arada emlakçı demişken ev- gelinlik vs. olayları bir süre ertelendi.Sanırım Eylül'de olacak düğün.Her açıdan daha rahat olacak böylesi.Hem de iki ayağım bir pabuça girmemiş olacak.Aa yine konudan konuya atlıyorum.Yemekler süperdi, fotoğraflamak isterdim cidden ama malesef sadece kendime ait olan bir makinem yok hala:( Ama yemeğe de iş kıyafetlerimizle gittik.Yani önceki 4 Nisanlar gibi süsleniiim, kuaföre gidiim fasılları olmadı.Gerçi İstanbul trafiğinde işten çıkıp bu dediklerimi yapmak zor ama bir dahaki seferlerde daha iyi geçmesi için elimden geleni yapıcam.Sonrasında da pastamızı yedik.Ben zaten sürekli yiyorum acilen bir son vermem lazım bu duruma.Hareket etmek istiyorum yaa.Top oynamak, koşup, terlemek istiyorum..Çok uzun zamandır yapmadım:(

* * *

Bu hafta kısa olarak böyleydi.Bugün Adana'dan üniversitedeki en yakın arkadaşım geldi buraya.Mutluyum.. Henüz görmedim ama iş çıkışı görücem umarım.Çok özledim.Bu arada benim artık Haziran'da okulu bitirebilmem için ders çalışmam gerekiyor ama o kadar zor kii.İtiyor artık beni aynı kitaplar.


p.s. Son zamanlarda yandaki kitabı okuyorum.Nerdeyse her Taksim'e gidişimde dayanamayıp en az bir kitap aldığım Can Yayınları'nın indirim reyonundan yanılmıyorsam 3 ytl'ye almıştım.Gayet güzel şimdilik.


(Kara Plak) Hanif Kureishi, Pakistan asıllı İngiliz bir yazar. "Kara Plak", 1989 yılında geçiyor. Kültür farklılığının yarattığı sorunlarla bunalan çağdaş bireyin açmazını ustalıkla irdeleyen; uyuşturucu, seks, şiddet, müzik, inançsızlık, tutku ve dinin iç içe geçtiği sürükleyici bir roman... (burası alıntıdır, ben bu kadar kitap diliyle yazmam yoksa:)) Kitap bitince asıl yorumlarımı yaparım))

06 April, 2007

istifa

Hayatımda ilk defa istifa ediyorumm...Çok kurumsal bi yerde çalışıyorum.Bir sürü prosedürle uğraşıcam.En kısa zamanda ayrıntılarla karşınızda olucam:)) Güzel haberler var:P

26 March, 2007

Boğaziçi Hayvanat Bahçesi

Gayet güzel bir hafta sonu geçirdim.Cumartesi gününden başlarsak, gelinlik provasına gittik biz:)) İnternetten bakıp bakıp beğenemediğim gelinlikler üzerimde daha güzel oldu sanki:)Gerçekten çok beğendim bir modeli.Gayet sade ve asildi.Hem de tek parçaydı.Beğendim tabii ancak gittiğimiz yer gayet hatırı sayılır bir gelinlikçi olduğu için söyledikleri fiyat da küçük bir servet değerindeydi.O yüzden de kesin olarak diktirmeye karar verdik.Hatta belki de Adanada diktiririm.Heralde 3 provada kurtarırız, hem içim de daha rahat etmiş olur.Anneme çok güvenirim bu konularda.
Sonrasında uzun süredir görmediğim kuzenim İzmir'den geldi Taksim'den aldım onu küçük bir şokla.Hem kulakları ve yüzünde bir çok delik ve uzun enteresan bir saçla karşıladı beni.Tabii ben yine şok:)) Bütün kuzenlerim böyle!Hiç beklemiyorum öyle.En son üniversiteyi yeni kazanmıştı saçları bildiğimiz erkek saçı, kulağında da tek bir delik vardı.Şimdi İstiklal'de yürüyen, çoğu kişinin dönerek baktığı tiplere benzemiş.Hele ki de biz ikimiz yanyana gerçekten komik görünüyorduk sanırım.Tüm gün onu gezdirdim ama sonradan ani bir kararla kalmaktan vazgeçerek okul otobüsüyle İzmir'e döndü. Akşamında yolcu ettim neyseki! Ama onunla oturup dedikodu yapmak gerçekten eğlenceli.Düşünemediğim yorumları, benzetmeleri yapıyor aile büyükleri hakkında.İşte benim kahkahalar attığım an oluyor.



Pazar günü ise çok değişik bir yolculuk yaptık.Hayvanat bahçesine gittik.Yolculuk diyorum çünkü Bakırköy'den Darıca'ya gitmek yolculuk değil de ne???Hayvanat Bahçesine gittik.Hava çok güzeldi.Çok eğlenceli bir gün geçirdim.Ama ordaki hayvanlara çok üzüldüm.Çünkü orası zarar etmek üzere olduğundan gelirler giderleri karşılayamıyor ve bu da hayvanlara yansıyor.


Malesef o kadar büyük ve güzel bi yer olmasına rağmen hayvanlar da oldukça bakımsızdı.Maymunlar cama vurup insanlardan yiyecek istiyorlardı.Tek onlar da değil tüm hayvanlar masum masum gözlerinize bakıyorlar.Gerçekten güzel bir yer olmuş ancak dediğim gibi zarar ediyormuş sürekli ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıyaymış.




Umarım kapanmaz ve daha bakımlı, daha gezilebilir bir yer haline gelir.Çünkü İstanbul'daki çocukların oraya ihtiyacı var.Ben bile bu yaşımda kendimden geçtim.Şehir kalabalığından sonra böyle sessiz sakin (kuşların sesini saymazsak:) bir yer çok iyi geldi.Gönüllü insanlar, bazı hayvanların masraflarını üstlenmişler ancak yeterli gelmiyormuş.Girişte kocaman bir kar-zarar tablosu var. (http://tr.wikipedia.org/wiki/BoÄŸaziçi_Hayvanat_Bahçesi)




Böyle eğlenceli bir hafta sonuydu işte.Uzun süre sonra yeşiller içinde zaman geçirdim.Bu arada günlerdir hasta, televizyonun karşısında yatan ev arkadaşıma eşlik etmek için bende televizyona bir bakiim dedim.Şu şarkı yarışmasına baktık ve inanamıyorum o nasıl komik bir programdır öyle.Türkiye'de ünlü olmak ne kadar kolay.Şimdi herkes şu jüri üyesinden konuşuyor.Resmen diğer yarışmaların jürilerinde olan muhalefet ütücüye benzer yeni bir halk kahramanı yaratmak istemişler ve yaratmışlar da.Yarışmanın tümünü izlemeye katlanamadım ancak izlediğim kadarı bile öldürdü.O nasıl bir konuşma, nasıl yorumlar, ne kadar magazin toplumu olduk böyle..

İyi haftalaar:))

21 March, 2007

Bahar geldi ruhuma neşe saçıldı




En sevdiğim mevsimin kış olduğunu düşünüyordum bu yaşıma kadar.Bir kere Adana'da büyümüş bir insan olarak yazları sevmediğime eminim. Kışın o yağmurlu ve karanlık günlerde evde olup kareli battaniyenin altına girmek, saatlerce hiç kalkmamak, sıcacık tostumun yanında taze portakal suyunu yudumlamak en sevdiğim şeydi.Hem o karanlık havayı da severdim ben.Bir de hani doğduğun mevsimi sevme geyiği vardır ya bende bir kış çocuğuyum:))



Ama şu son 2-3 gündür havaların bu kadar güzel olması, moralimin bozuk olmasına rağmen beni inanılmaz mutlandırdı.(Herkes bu lafıma güler ama mutlu oldum demek istiyorum işte:))


Öğle aralarında yemekten sonra, koca sanayinin içinde de olsa (!) yürüyüş yapmak, çalışırken klimadan değil de açık pencereden gelen havayı teneffüs etmek bana gerçekten de iyi geldi.


Ama bu mevsimlerde en çok da üniversitede (Çukurova ya o bakımdan yeşil yaptım:)) olmak isterdim, öğle aralarından sonra zorla derse girmek,yoncadan ıvır ve de zıvır almak, dondurma yemek, okul çıkışlarında değişik planlar yapmak, yaklaşan bahar şenliğini beklemek...ve daha ne eğlenceler.çook özledim yine okulu ve bizimkileri.O yüzden de bugün hep benim okulumdan fotoğraflar koydum:))



Sizce de özlenmez mi buraları??

14 March, 2007

hey tüketiciler

Önceden sadece sevdiğim 4-5 köşe yazarını okurken, artık işlerimin yoğunluğunun azalması dolayısıyla sabah saatlerinde tüm gazeteleri ayrıntılı olarak okuyorum.Bazen çok komik haberlere ya da açıklamalara rastlıyorum.Bugün radikalde bir haber gördüm (altın kurallar) bazı yekilililer (içlerinde dernekler ve bir doktor var) açıklama yapmış ayakkabılarla alakalı olarak, aynen yazıyorum:

"Ayakkabıyı iki saat yürüdükten sonra satın almak gerekiyor. Çünkü bu zaman diliminden sonra ayak şişer ve ayakkabının rahat olup olmadığını daha iyi anlarsınız. Sabahları asla ayakkabı almayın. Ayakkabının iki tekini de deneyerek satın alın ve satıcıların 'Giydikçe açılır' türünden sözlerine itibar etmeyin. Ayakkabı zamanla deforme olup ayağınızın şeklini alır. Siz de açıldı zannedersiniz."


Gerçekten de güzel ve işe yarayacak bir açıklama.Ancak ütopik.Keşke olsaydı, alırken ayılıp bayılıp aldığımız ayakkabıları sonra bir kenara atmazdık.Bazen tezgahtarın suratsızlığında denemeye bile çekinirken, düşünsenize ayağımıza giyip 2 saatlik bir deneme yürüyüşüne çıkıp, sonra almaya karar verdiğimizi.


Hatta abimin tüketiciler için çok işe yarayabilecek bir düşüncesi daha vardı o da diş macunlarını sıkarak en uzun olanı almayı uygun buluyordu neyseki bunu hiç harekete geçirmedi.Bir gün bizi groseride rezil edecek diye çok korktum ama korktuğum başıma gelmedi:))

Hadi ne duruyoruz, bence tüketiciler olarak toplanmalı ve tüm bu fikirlerin yürürlüğe geçmesini sağlamalıyız:P

12 March, 2007

Para Para Para


Ahhh bazen şu blog beni öldürecek yazıyorum sonra publish yapıyorum oldu mu diye bi sayfaya bakiim diye tüm yazıları siliyorum....
Neyse efendime söyleyim diyordum ki. Eskiden ne güzel para biriktirirdik de ara sıra da kırardık o kumbarayı, ki mevsim genelde yaz olurdu.Sonra yaz tatilini Adana sıcağında geçirmemize yardımcı olacak materyaller alırdık.(Yeni oyunlar, top, günlük dondurma, bici bici ve mısır vs. için para ayırırdık)Şimdi de ihtiyacım var kumbara kırmaya.Kendime en çok kızdığım konulardan birisi de para biriktirememktir.Çok fazla müsrif bi insan olmamama doğru düzgün para biriktirmeyi de beceremem bilhassa da İstanbul'da:))








Bu arada dikkatimi çekti de neden kumbaralar hep domuz şeklinde olur.(bizde değil tabii) Yani internetten resim ararken bile hepsi domuz şeklindeydi ve merak ettim acaba bu hayvancıkların nasıl bir özelliği var da tüm kumbaralar öyle.




Haftasonuma gelince, uzun süre sonra cumartesi pazar üstü üste tatil yaptım.Cumartesi günü Adandan kuzenim geldi.Yabancı dil mülakatına girdi ve kazandı seneye lise sonu Amerika'da okuyacak sanırım.Bu arada aramız biraz limoni olmasına rağmen uzun süredir görmemenin verdiği özlemle iyi vakit geçirdik ancak neyseki bi gün kaldı çünkü tam saçlarım diken diken olacağı vakitte Havaşa bindirdim.Nerde ne yapılması gerektiğini bilmiyor gerçketen.Olmadık yerde saçma sapan bi laf söylüyor düşünmeden, rezil ediyor insanı.Yada olmadık yerde yakıyor sigarasını, insan ne yapacağını bilemiyor.Onunla birlikteyken kendimi yaşlı kadınlar gibi hissediyorum.Ama aramızda birkaç yaş olmasına rağmen yetiştirilme tarzlarımız inanılmaz farklı.Çok eğlendik cumartesi ama bir günden fazlası da zor olurdu gerçekten:)) Ahhh ah biz böyle miydik.Annem gözlerini bi açardı çiçek gibi, kardeşimle ben anında anlardık.Kuzenim ne bakıştan anlıyor, ne de işaretlerden....

Bu arada cumartesi bir de Adem'in Trenlerine gittim ve gerçekten beğendim.Cem Özer süper olmuştu imam rolünde.Film bana Selvi Boylum Al Yazmalım'ı hatırlattı.Gidin bence:)))

06 March, 2007

Reçel






Ev birkaç günlüğüne de olsa gerçekten ev gibi koktu annem geldiğinde.Tamam o yokken bende elimden geleni yapmaya çalışıyordum ama yine de onun evde olması demek başka bir şey demek.Mis gibi yemek kokuları, mis gibi çamaşır kokuları, kahkahalar, dedikodular demek.Çok çok çok güzel bir dört gün geçirdim ama özlemim geçmedi.



Ayrıca düğünle alakalı planlamalar da yaptık.Kardeşim bana bir defter hediye etti.Düğünle alakalı tüm programı yapabilmek için.Annemle birlikte bir davetli listesi oluşturduk.Ve de Adana da nerelerde olabileceğini.Bir kere kesinlikle açık havada olmasını istiyorum.Çimlerin üzerinde:))) Ve de akşamüstü başlamasını.Müzik konusunda da ilginç fikirlerimiz var sevgilimle.Bakalım işte çeşitli yerlerle pazarlık yapılacak.Umarım herşey istediğimiz gibi olur.Bu arada gelin dergileri alıp, gelinlik modellerine baktım ama 2007 modelleri dedikleri modeller bence o kadar komik ki.Fırfırlı etekler..Hayatta giymem!!! Bi kere gelinlik az da olsa kabarık olmalı:)) Aklımda Kaçak Gelin'den bir gelinlik var(Julia Roberts).Tam olarak aynı değil ama o dört gelinlikten bir tanesini beğenmiştim:) En kısa zamanda o filmi almalıyım.Davetiye olayını da düşünüyoruz tabii.Off of umarım çıkabiliriz işin içinden.O kadar çok ayrıntı var ki!!! Bu arada anneme internette google dan arama yapmayı öğrettim.Onu gelinlik modellerine internetten bakarken incelemek o kadar komikki:) Annem çok sabırsız ve hızlıdır.O yüzden sinir oldu o modelleri açılırken beklemeye.Mouse u o kadar çok tıklayarak ısrar etti ama olmuyor.Eee bilgisayara bizim gibi mi her istediğini anında yerine getirecek:P


Annem gitti, diğer annem geldi.Emmonun annesi:)) O yüzden hala ev kokuları var buralarda.Mutluyum.... Huzurluyum.....


Gülemedim ki hiç

hasta yatağının başucunda

haberi bu yüzden

yoktur annemin

sol yanağımdaki

gamzeden

Komodinin üstündeki

ilaçların sayısı arttıkça

kutularından yaptığım

gökdelenin uzamasına

sevinirdim

Ve bilmezdim

annemin yaşantısındaki

renkliliğin yalnızca

raflarda dizili

kavonozların içindeki

reçeller olduğunu.

*Sunay Akın'ın bu şiirini çok severim.Konumuzla çok alakalı olmasa da bu şiir bana hep çevremizde olan bir sürü kadını hatırlatır..

03 March, 2007

çağrı merkezi

Genel olarak bu postları işyerimden yazıyorum.Aslında bir çağrı merkezinde vakit bulup böyle boş işlerle uğraşmak çok zordur, nerdeyse imkansızdır.Ama haftasonları mesaim olunca ve yemek saatlerinde de yemekhane açık değilse ve kimseyle yemek saatin uymuyorsa taıyorsun kulağına kulaklığı, alıyorsun önüne sandviçini geçiyorsun ekranın başına yazıyorsun işte.Ama artık benim için bu yoğunluğa soonnn:))) Ben artık ingilizce bölümde çalışmaya başlaadım.Yani yabancı müşterilerle görüşücem artık.Hani şu "press 9 for english" dedikleri bölümde.. ve süpper oldu benim için.Onun da zorlukları var ama bazen gerçekten Türklerle anşlaşmaktan daha kolay oluyor.Çünkü onlar dinliyorlar!!!Ama bizler bir türlü bilmiyoruz dinlemeyi.Kadın kendi kafasında tartıp biçip karar verdiği yanlış bişeye sinirlenip beni arıyor ama doğrusunu anlatmama da bir türlü izin vermiyor.Ben onun dır dır dır dır konuşmasını dinledikten sonra ağzımı açıp açıklama yapma gafletinde bulunuyorum "bakın A... hanım şu tarihte yaptığınız ödemeye istinaden...." dedikten sonra dır dır dır... başlıyo sonra onu dinleyip tekrar ağzımı açıyorum ama konuşmak ne mümkün.Çıldırtacak beni.. Uzuuun uzun dinledikten sonra cinnet geçirip isterseniz birlikte konuşmayalım önce bi beni dinleyin diyorum!!!! Biliyorum dememem gerekiyor ama azarlamazsam dinlemicek ya da masaya vurmaktan benim mouse'um parçalanacak.Böyle yani işim konusundaki güzel gelişmeler.


Güzel başka bi gelişme de annemin birkaç günlüğüne de olsa İstanbul'a gelmesi.O kadar çok özlemişim ki. Geldiği gün işi olduğu için Cnr da buluştuk.Daha sonrasında Eminönünde balık ekmek yedik.İşte burda yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri.Nerdeyse hiç bi balık bana bu kadar tat vermiyor.


Bu arada telefon görüşmelerim arasında o kadar değişik görüşmeler oluyor.Mesela bugün bi adamla görüştük.Adamla görüşürken arkadan horoz sesleri geliyordu.O kadar garibime gitti ki.Yani hem çok özledim doğal bir hayatı, temiz havayıı.Tamam ben de köyde yaşamıyordum ama burda hava o kadar kirli ki sanki pencereyi açsan bile içeri temiz hava gelmiyor gibi:(

Konudan konuya atlıyorum ama.Bugün yine sıkıntıdan bi dergi keşfettim.Belki biliyosunuzdur ama güzel bir e-dergi(http://www.derggi.com/mart2007.html) Hem okuması hem de fotoğrafları çok güzel.Ücretsiz olması da cabası.Ayrıca sonundaki iki resim arasındaki 5 farkı karşılaştırma bölümünü de çok beğendim.Öneririm.

Son olarak okuduğum kitapla ilgili de bilgi verecem bedbird kesin bi yorum yapar diye yazmıyorum daha sonra bitirince yazcammm. Görüşmek üzere...

*Piyale Madra'dan

25 February, 2007

leman


Eski leman dergileri geldi aklıma.Lisedeyken her hafta heyecanla beklerdim çıkmasını.Şimdi de var leman, penguen. Ama ben o eski sayılarını özlüyorum.İlk sayfasında o haftaki gazete haberlerinden en önemlisinin en komik hali olurdu.2. sayfada can yücel olurdu güzel bi dörtlük.Daha sonraki sayfalarda lombak, selçuk erdem karikatürleri nihat genç ve cezmi ersözün yazılarını...Erdener abiyi, bayır gülünü ve begin bekiri:P Bana hatırlattığı şeyler bunlara artı olarak ADANA, lise günlerim....


Nerden geldiyse birden aklıma hemen anlatiiim.Bu hafta, aylardır gitmek isteyip bilet bulamadığım bahar noktasına gittim.(Yine bilet bulamamıştım ama servisten bi arkadaşımı 2. bilet sahibi ekince ben gittim:)) Bahar Noktası Bir Yaz Gecesi Rüyası'nın Can Yücel tarafından yorumlanmış hali. Ve bence bu yıl Devlet Tiyatrosunun bu yılki en iyi oyunuydu:)) Sumru Yavrucuk'u canlı izlemeyi çok istediğim için gitmiştim ama Mustafa Uğurlu'ya hayran olup çıktım. Eğlenceliydi cidden.Bu arada pisi de bana çok kızmıştı onu hep sıkıcı oyunlara götürüyorum diye.Bilet bulduğum ilk gün ona da izleticem.

Bu arada işimle ilgili güzel gelişmeler oluyo ama henüz kesin olmadığı için bişe diyemiyorum daha sonra söyliceeeemmm:))

Son olarak Can Yücel'den bir şiir:( ve de çok sevdiğim bi şarkı)



Sevgi Duvarı

sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
..........
..........

18 February, 2007

tiyatro

Uzun süre geçiyor yine.Her seferinde karar veriyorum daha sık yazı yazmaya ama her seferindebi şeyler engelliyor yazmamı.Yoğunluk, yorgunluk, vs. Yine uğraşıyorum burdan, okuldaki ders kayıtlarım için.Yeter artık yaaa:(( Bu arada son iki hafta sonum kurum içi eğitimlerle geçiyor.Geçen hafta Diyalog diye bir yerdeydi eğitim. Dersimize Can Gürzap, Mehmet Gürhan ve Şükrü Türen gibi tiyatocular girdi.Çok güzel bir haftasonu geçirdim.Diksiyon, ses-nefes çalıştık.Tiyatro günlerim geldi aklıma:)) Ne kadar eğlenceli yaa insanın sevdiği bir işi yapması.Dünkü eğitimim ise işini severek yapma ve fark yaratmanın yolları konuluydu.Burda da yaptığın işi sevmeyi öğrendik:)) Eğitmen bize Arnavutköy iskelesinde yıllardır görevli olan memurun röportajını izletti.Bize izletmek için çekilmiş amatör bi röportajdı zaten.O iskelenin ne kadar bakımlı olduğunu gördük.O memur işini o kadar severek yapıyor ki, bende gidip görmek istedim o iskeleyi.Röportaj pazar günü yapılmış ve memurun izin günüymüş ama yine de ordaydı tüm güler yüzüyle.

Onun dışında, bu hafta iki oyun izledim.Daha doğrusu 1,5.İlk gittiğim oyun Dünyanın Ortasında Bir Yer idi.Oyuncular çok iyiydi.Ama biz balkonun 3. sırasında oturduğumuz için oyunculardan çok önümüzdeki seyircilerin kafalarını izlediğimiz için yarısında dayanamamayarak çıktık:(( Oyun müzikliydi ve oyuncuları çok iyi olmasına rağmen çok az replik vardı.Ben mesela Yetkin Dikiciler'i daha iyi bir oyunda izlemeyi çok isterim.
Dün akşam da Edip Cansever'in "Ben Ruhi Bey Nasılım" adlı oyununu izledik.Tek perdelik bi oyundu.Başroldaki Uğur Polat tek kelimeyle süperdi.Oyun Aziz Nesin sahnesindeydi.Ben ilk defa bu sahnede bir oyun izledim ve inanamadım.Çok eski bir salondu.Yerler tahta ve inanılmaz gıcırdıyordu.Ve normalde gecikenler giremez ama nasıl olduysa dün oyun başladıktan sonra bir sürü kişi girdi.Benim bile seyirci olarak çok dikkatim dağıldı o seslerden, dönüp arkamı bağırmamak için zor tuttum kendimi.Kaldı ki oyuncuları düşünmek bile istemiyorum.Salon özel bir tiyatro sahnesi gibiydi.Yani oyuncuların kendi imkanlarıyla oluşturdukları bir salon gibi.Devlet tiyatrosuna hiç yakışmamıştı bence.Aziz Nesin adına böyle bir sahne olduğu için üzüldüm gerçekten.

Böyle işte gayet sanatsal bir haftaydı.Son olarak sözümü dün akşamki oyundan (Edip Cansever'in şiirinden) alıntıyla bitirmek istiyorum:

Yeri mi şimdi değil mi
Bir tren yolculuğunda ve her yerde
Her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini
Bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesiyi
Saatler iyi
Adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi
Ve bütün yolcuların dalgın
Koparıp koparıp bir şeyler yediklerini
Görünüşte kararsız
Görünüşte üzgün, endişeli
Görsek mi acaba, görmesek mi
Açıp da kapalı gözlerini arada
Şöyle bir görünümü tek bir solukta
Yalandan, inatla içine çekenleri
Ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken
Belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini
Bir tilki çevikliğiyle, acele
Katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği
Bilmem ki, görmesek mi
Durunca tren bir istasyonda
Dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda
Dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp
Bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi
Uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla
Tutarak parmaklarıyla yalancı
Ve ucuzundan bir kolyeyi
Acaba görmesek mi
Bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.

04 February, 2007


Teksas 50 yaşında mı? Hay dedemin köse sakalı!

Bizi büyüten kahramanlar onlar... Düşünce balonlarından okuma yazmayı söktüğümüz... Onlar gibi konuşup onlar gibi dövüştüğümüz... Şimdi 50 yaşına bastıklarını öğrenmek şaşırtıyor insanı...
Başbakan Erdoğan Kuran öğretimi için resmi kurslarda 12 yaş sınırı olduğunu hatırlatıldığında "Tommiks, Teksas okumaya kimse mani koymuyor. Kuran'a neden mani koyulsun?" dedi ya... Başbakanın çocukluğunu bilmem ama ben 12 yaşımdayken Tommiks, Teksas okumaya da "mani koyulur"du.Okula götürmek yasaktı.Evde "Ödevini yapacağına bunları okuyup durma" azarının öznesiydi Teksas ve (her daim onunla birlikte anılan arkadaşı) Tommiks...Bu "mani" nedeniyledir ki, bizim çizgi roman kahramanlarımız, hemen bütün maceralarını ya bir fen bilgisi kitabının arasında ya evde kütüphanenin bir kuytusunda yaşamışlardır.Ancak yazın sokakta gönül ferahlığıyla at koşturup silah sıkmış ve mahalle aralarında değiş tokuş yapılmışlardır.Aralık ayında Tommiks'in yurdumuza gelişinin 50'nci yıldönümünü idrak ettik hep birlikte...Geçen ay yayınlanan EsseGesse Magazin, Teksas ve Tommiks'in yarım asrını özel bir kitapla kutladı. Hepimizi büyüten çizgi romanlar serisinin nasıl doğduğunu, o nostaljik kitaptan öğrendik.Hâlâ sakladığımız ciltlerle maziye dönüp hatıra tazeledik.
TOMMİKS
Süt çocuğu Küçük İzciNevada rencerlerinin en hızlısı, sevgili yüzbaşımız Türk topraklarına ayak basmadan dört yıl önce 1951'de, üç İtalyan çizer tarafından İtalya'da yaratılmış.1920'lerde Universal Film tarafından çekilen sessiz film serisinin kovboyuymuş. İtalyan çizerler, perdede o karakteri çok beğenip çizgi roman kahramanı yapmışlar.Konyakçı'yla Doktor Sallaso'yu da yine perdedeki tiplerden alıp Tom'un yanına katmışlar.Çizgi romandaki kahramanın adı Tommiks değil, "Capitan Miki" imiş.Küçük İzciDizi İtalya'da 250 bin satıp ortalığı birbirine katınca şöhreti Türkiye'ye ulaşmış.1950'lerin ortalarında "Ceylan", "Güneş", "Roket" gibi dergiler, Tommiks'i "Küçük İzci" adıyla birkaç sayfa olarak yayınlamış. Ceylan Yayınları'nın sahibi Erdoğan Egeli, çocukların diziye gösterdiği ilgiyi fark edince "Küçük İzci"yi ayrı çizgi roman olarak yayımlamaya karar vermiş. O ilk dizinin kapağını çizen ve ondan sonra 30 yıl çizgi romanların kapak çizerliğini yapan Samim Utkun, kahramana orijinal adı olan "Kaptan Miki" yerine ("Miki filmler" dünyasında bu pek uygunsuz bir isim olurdu zaten), Tommiks adını koymuş.Böylece Kulver kalesinin yüzbaşısı, 1955'in aralık ayında Tommiks adıyla Türk gençlerine tanıştırılmışMahcup kahramanBen onu tanıdığımda ufak tefek, temiz yüzlü, tüysüz bir oğlandı. En yakın arkadaşları Konyakçı ve Doktor Sallaso konyak mataralarını hiç ellerinden eksik etmezken o süt dışında bir şey içmez, kale komutanının kızı Suzi'yi gördü mü yüzü kızarır, ter basardı. Doktor ve Konyakçı her ne kadar sevimli ayyaşlar olarak resmedilseler de kalenin sivil itaatsizleriydi. Yüzbaşıyla yakınlıkları ve silah atmadaki ustalıkları nedeniyle dokunulmazlardı.1970'lerin Killing'iyle, 80'lerin Rambo'suyla ya da günümüzün kahramanları Örümcek Adam'larla, X-man'lerle, Polat'larla karşılaştırınca da ne kadar masum kalıyor bizim Yüzbaşı Tommiks...
Vatansever "Sarı Kurt"
Teksas'ın öyküsü daha da ilginç...Müptelaları onun değişmez arkadaşları Profesör Oklitus ve Rodi'yi anımsayacaklardır.Meğer Teksas'ı doğuran Rodi imiş.Tommiks çok başarılı olunca bizim İtalyan çizerler 1953'te "Küçük Avcı" diye yeni bir kahraman yaratmışlar. "Küçük Avcı", Teksas'ın Rodi'si imiş."Black" ise maceralarında ona yardım eden 50 yaşlarında, esmer bir avcı...Sonradan 1954'te esmer "Black"in saçlarını sarıya boyamışlar. İri yarı, güçlü kaslı, yakışıklı bir avcıya dönüştürmüşler ve başrolü ona verip Rodi'yi asistan yapmışlar."İl Grande Blek" (yani "Koca Blek") böyle doğmuş.Bir yıl geçmeden Türkiye'de fark edilmiş.İlk deneme yine Ceylan dergisinde olmuş.Blek, orada "Sarı Kurt" adıyla yayımlanmış.İlgi görünce, 1 Kasım 1956'da, bu kez "Teksas" adıyla piyasaya sürülmüş. Ve 60-70 binlik satış rakamlarına ulaşmış.Sonraki Teksaslılarla, JR'larla, Bush'larla karşılaştırınca Çelik Blek de hem yiğit hem namuslu bir avcıydı.Bizon eti ve turta sever, çıplak ten üzerine kürk giyerdi.Hem Rodi'ye babalık hem "kurtları"na önderlik eder, bilgeliğe kıymet verir, şişman Profesör'ü hiç yanından ayırmazdı. Ülkesini işgal eden "kırmızı urbalılar"a vurdu mu "Smack" diye kemik kırardı.Yıllar sonra "kırmızı urbalılar"ı Londra'da tören kıtasında gördüğümde anımsamıştım "vatansever" Çelik Blek'i...Onun "düşünce balonları", bize okuma yazma öğretirken belki işgalciye direnmeyi de aşılamıştı.Teksas yaşasa bugün kendi işgalci askerleriyle de dövüşür müydü acaba?
Teksas'tan Tarkan'a
Gün geldi neslim Teksas'tan Tarkan'a geçti.O kadar kolay olmadı bu...Arada epey kahraman değiştirdik:Önce sarışın Tom Braks geldi.Sonra 60'ların sonuna doğru "Ontorio kurtları"nın komutanı Kaptan Swing, Gamlı Baykuş, Mister Blöf ve "pire torbası" Puik'le boy gösterdi."Baltalı İlah" Zagor, şişman Çiko'suyla çıkageldi.Sonra Tex...Kinova...Red Kit...Tenten...İş, doyma noktasına gelmişti ki, 1963'te Suat Yalaz kalemi eline aldı ve "Karaoğlan"ı çizip piyasadaki "küffar"ı temizledi.Şimdi ortalıkta "onlarınkiler"in karşısında bizimkiler vardı:Tarkan'lar.. . Karaoğlan'lar...Bizimkiler de tarihin tozu dumanı arasından doğmuşlardı. Teksas'lar, Swing'ler kadar güçlü kuvvetli ve öyle yakışıklı idiler.Şu farkla ki, bizimkiler ateşli silaha el değmez, bileklerine, kamalarına, kılıçlarına güvenirlerdi.Günlerce at üstünde gider, kimi zaman at üstünde uyur, yaman Osmanlı tokadı vurur, dört kıtada kılıç sallarlardı.Mağrura korkusuzca kafa tutar, mazlumu her daim kollarlardı.Tommiks gibi kaleleri Swing gibi kurt orduları yoktu. Ne yaparlarsa bir başlarına yaparlardı.Ve zannederim asıl farkları şuydu ki gerek Karaoğlan, gerekse Tarkan; Teksas gibi, Tommiks gibi "aseksüel" değildi.Demem o ki, güzel bir dilber gördüklerinde Suzi görmüş Tommiks gibi kızarmazdı yüzleri...Karaoğlan şapkasını çıkarır, Tarkan kılıcını çözer, kurdunu kapıya diker, güzeller güzelinin süt gibi çizilmiş bedenini ateşin yanına sereserpe uzatıp sabahaca severlerdi. Tam ergenlik dönemimize denk gelen bu gelişme, zannederim Tarkan'ları, Karaoğlan'ları Tommiks'lerden, Teksas'lardan daha gerçekçi, daha bizden, daha doğal kahramanlar olarak görmemize ve mahalle aralarında daha çok takas etmemize neden olmuştur.Teksas'tan Tarkan'a geçiş, aynı zamanda çocukça dayılanmalardan ergence sevdalanmalara geçişimizin müjdecisidir.
Meraklısına hatırlatmalar
Tommiks, Teksas'ların düşünce balonlarından hatırladığımız ve zihnimizde çınlattığımız ilk efekt sesleri ve hayret nidaları şunlardır:
Efektler
AH....!: Vurulma
GASP-AAGH: Yumruk yeme
UHM...: Hayret etme
ZIP: Ok sesi
PAM: Silah sesi
KAHR...: Yarım kalan lanetleme
YÜCE MANİTU: Kızılderili hayreti
UUH... UUH: Baykuş sesi
Hayret nidalarıBin boynuz!
Hay dedemin köse sakalı!
Hay bin kunduz!
Tüm kokarcalar adına!
Hay bizonun boynuzları!
*Ben bu kahrmanlarla pisi sayesinde geç de olsa tanıştım ve tanıştığıma da çok sevindim:) Tommiksi çok fazla sevemememe rağmen teksasla çok iyi dost olduk:) Köşemde de bi izi olsun istedim:P

23 January, 2007

gezilip görülecekler bitti yediklerimi anlatıyorum:)


Eveeet Adana'dan döndüm.Aslında fotoğraf makinem olsaydı tabii gezilecek yerleri de fotoğraflayıp bloguma koymak isterdim ama artık arkadaşlarımla toplandığımda gittiğimiz yerler genelde kendimizi iyi hissettiğimiz yemek yenecek yerler oluyor.Güü'nün makinesiyle çekimden kalan en güzel fotoğraflardan 2sini paylaşıyorum sizinle.İlki çok sık gittiğimiz kahvecimiz caffeinn'den bir fotoğraf.Artık sahibiyle bile çok yakın arkdaş olduğumuz bu mekanda kahvenin yanında yenilen beyaz çikolatalı profiterol.....

Bir başka vazgeçilmez mekanım da tabiiki Big bite.Burası da her tatlı ihtiyacımızda gittiğimiz waffle cımız.Buradaki çalışanlarla da ahbap olduk artık.ee o kadar çok tatlı ihtiyacım olan bi insanım ki.(bkz. üniversite yıllığım) Çok sık gidiyorum o yüzden.(yemeğin üstüne bile 2 waffle yemişliğim vardır da ayıptır söylemesi)İstanbul'da ortaköyde, bebekte, taksimde, moda da waffle yedim ama hiçbirinde ziyapaşa bulvarında yediğim tadı alamadım:) Görüldüğü üzere Güü fotoğraf makinesini çıkarana kadar dayanamayarak iki ısırık da aldım:P

Kebap yerken de fotoğraf çekilmek isterdim zira İstanbuldaki arkadaşlar gerçek kebabı görsünler diye ama malesef yemeğe dalmaktan fotoyu unutmuşum.Onun dışında bugün izin günüüm ve mutluyum.Uzun süredir ilk defa sadece tembellik için internete giriyorum.Fonda Levent Yüksel'den Ayrılmam..... Ben genelde tutucu bi insanımdır ve bu bazı şarkılar konusunda da geçerlidir.Bi şarkıyı başka biri söylerse genelde kulağım hep eskisini arar.Ancak Levent Yüksel'in söylediği kadın şarkılarını dinlediğimde hiç böyle hissetmedim.Özellikle beğendiğim şarkıları: Ayrılmam ve Ya Sonra...

Bugünkü tembelliğimin devamını kitap okumaya ayıracağım.Şu anda yeni bi kitaba başladım ama sizlere en son okuduğum Gökdelen'den bahsetmek istiyorum.Zira bedbird ve ozii uzun süredir kitap yorumlarımı özlemişlerdir diye düşünüyorum (yanlış mı düşünüyorum:))Gökdelende Tahsin Yücel 2073 yılındaki İstanbul'dan bahsediyor.Çok abartı gibi görünüyor aslında ama bence çok doğru gözlemleri var. İstanbul'u Newyork'a çevirmek isteyen Niyorlu Temel bu amacı uğruna gözü hiçbirşeyi görmüyor.Önündeki engelleri aşmak için tanınmış avukatı Can'ın da isteğiyle yargı da özelleştiriliyor.Bu arada devletin umursamadığı bir takım insanlar da artık şehirde yaşayamıyor ve dağlarda yaşayan yılkı insanları olarak adlandırılıyor.Gerçekten çok beğendim bu kitabı ve çok korktum okurken.Geleceğimizden.Tahsin Yücel'in bundan önce Kumru ile Kumru'sunu okumuştum ama bu kitap bir başkaydı.Bu arada en kısa zamanda diğer kitaplarını da almalıyım.Şimdilik çıkıyorum ben şu anda da Zülfü Livaneli'nin Mutluluk'una başladım.
Son olarak da en önemli habere geçiyorum ....Temmuzda EVLENİYORUUUZZZ...Ayrıntılar bir dahaki postda:)) bye&smile.

21 January, 2007

berry

Ne kadar ihmalkar bir insan oldum yaa ben burda.Herşey o kadar zaman alıyor ve yoruyor ki beni çok ilgilenmek istesem de çok ihmal ediyorum blogumu.Geçen hafta Adanaya gittim, 3 gün de olsa benim için doping oldu.Ama tabii bırakıp gelmek biraz zor oldu.Sınavlara gitmiştim.Yine kalabalık bir şekilde matematiksel sınavına girdik ama yine hezimetle sonuçlanacak sanırım.Yani bu dersi 2004 girişliler alıyor ama 2001 girişliler (ki biz oluyoruz) sınavda 2 sınıfı doldurdmuştu:(( Rezalet. Neyse onun dışındaki herşey güzeldi orda yine yiyip içip güldük yediklerimizn resimlerini koycam sonra.


Buraya geldikten sonra da başladı yine tempo.Ama bu hafta süper bi konsere gittim. Chuck Berry Türkiye'ye geldi.Adam 85 yaşında ve konser verdi tabii kayıtlardan dinlediğimiz kadar canlı bir konser değildi ama bu yaşta sahneye çıkmasına şükrettik.Ama konseri oturarak izlediğimiz için kurtlarımızı dökmek için de sonrasında dans etmeye gittik. (bedbird, seni uzun süredir ilk defa bu kadar eğlenirken görüyorum dedi) ee adana bana doping oldu dedim ya. Bu arada konser çıkışı birden yağmur yağmaya başladı ve tüm şemsiyeciler de ortaya çıktı.Ben İstanbuldaki bu yaratıcı ruha bitiyorum yaa.Yani aniden ortama uyum sağlayan satıcılara kopuyorum, nerden bir anda bulup getiriyolar anlamıyorum ama takdir ediyorum. Bu arada her zaman tedbirli bi insan olmama rağmen o gün bende o işemsiyelerden aldım:))
Dün de uzun süredir görmediğim bi akrabamı ziyaret ettim.Ben yaşlı ziyaretlerinde çok garip oluyorum yaa.Ama yine de yaşlı birilerini sevindirmek güzel, bende mutlu oluyorum:))
Şimdilik böyle geçen hafta yeterince izin yaptığım için de yoğun bir çalışma beni bekliyoooorrr ....

07 January, 2007

mutlu yıllar


Güzel bir yeni yıl ve doğum günü geçirdim.Yılbaşında sevgilimle birlikte yataklı trende Ankara'ya gidiyorduk.Odada yastıkları cam kenarında dayayıp dışadaki sisli ormanları izleyerek ve birkaç evli köylere bakarak sohbet ettik.Çok ilginç ve güzel bir yeni yıl başlangıçıydı.Umuyorum güzel bir yıl olacak.Evlilik planlarımız var bu yıl için.Onunla yaşayabileceğim bir evimizin olacağı hala çok uzak bi hayal gibi geliyor ama sanırım artık çok yakın.






Bu arada yılbaşında KOCAMAN bir paket aldım ve içinden kırmızı bi sürü hediye çıktı.Hepsi de süperdi:P İşte birkaçı...Diğerleri kullanıldı, bazısı özel, çikolataları da yendi:))Doğum günüm de şimdiye kadar en az heyecanlı olduğum doğum günümdü.Yaşlanıyor muyum ne? Neyseki arkadaşlarımın çoğu hatırlayıp Adanadan mesaj çektiler de sevindim çok.Ayrıca sevgilimle öğlen müthiş bir yemek akşamda pasta yedik:P




Bugüne gelince dün akşamki taksim gecesinden sonra pisi bizde kaldı.Bugün çalışıyordu sabah çook güzel bir kahvaltı ettik.Görüldüğü gibi.Üstüne kahvelerimizi içip sohbet ettik.Sonra annemden, benim için çok özel olan birisinin vefat ettiği haberini aldım.Çok üzüldüm.Benim için mis gibi ev kokusuydu yengem, bir anneanne, salonla oturma odası arasındaki sürgünün çekilmesi, dedikodular, mükemmel yemekler, yaylada taze meyveler, evdeki malzemelerin uydurulduğu tarifle yapılmış bir cevizli kek, annem için çook eskilerden kalmış bir dosttu.Bu tip durumlarda ben çok gözü yaşlı bir insan olduğum için kimseyle konuşacak halde olmam ama oğlunu aradım.Karşılıklı hıçkırdık konuşamadan.Halamı aradım, haberi yoktu bişey diyemedim.Birkaç saat sonra beni arayıp önceden yazdığı bir şiiri okudu.Ben yakınlarımdan uzakken daha çok etkileniyorum sanırım bazı şeylerden.Ben yanlarında yokken kimseye bişey olsun istemiyorum.Kuzenlerimin büyüyüşünü kaçırmak, annemle anneannemi yalnız bırakmak istemiyorum. Sanırım çok duygusalım, neyseki haftaya Pazar sınavlar için de olsa(!) gitcem Adana'ya.Çok özledim..

20 December, 2006

allright

Yine uzun zaman oldu dimi.Sanki 1-2 gün önce yazmışım gibi geliyor ama bi bakıyorum 10 günden fazla olmuş yazmayalı.zaman öyle çabuk geçiyor.Yılbaşı geliyor işte ama benim içimde geçtiğimiz yıllardaki kadar heyecan yok.Belki yaklaştıkça daha iyi hissederim bilmiyorum.Hem daha o gün ne yapacağımız bile belli değil.son bi kaç haftadır izin günlerim hastanede geçiyo belki o yüzden sıkıldım böyle.Özel sigorta benden ameliyatımla alakalı çeşitli belgeler istedi.Varya bu ülkede dürüst olmak problem.Yani bişe söylemeyenlerde bi problem yok.Ben malesef dürüst olduğum için bi sürü işle uğraşıyorum.bi de bi günkü randevum gece 11 deydi ki iyice cinler tepeme çıktı yaa.Böyle bi şehir işte burası sabahın köründe hastaneye gidiyorsun sana gece 11 de randevu veriyorlar.Hemde özel hastane, hemde hafta içi.Bööyle işte.Hayatımdaki gelişmeler bunlarla sınırlı.Hala bitmedi işlerim, kan alınıyor, tahlil yapılıyor vs. vs. Umarım yılbaşım iyi geçer.Geçen seneyi o kadar özledim ki.2006 yılbaşım o kadar güzeldi ki...

07 December, 2006

yazamamıştım

yine yazamıyordum çünkü bilgisayarın başına oturmak için geç saatlere kaldığımdan hep uykuma yenik düşüyorum.Ama neyse artık öyle yapmicam.Tüm hayatımı daha düzenlemeye, zamanımı daha verimli kullanmaya çalışam.Ziraa ilerde bu yazdıklarımıokumak istiyorum ve böyle giderse bi anlamıolmicak.Yılbaşı yaklaşıyor.Bende baþka bir þehirde olmama rağmen yılbaşını ve doğum günümün yaklaþmýþ olması sevinciyle moralim yerinde.Heryer süslenmiş, kırmızı ve yeşil. Bende geziyorum bolbol.Arkadaþlarým geldi Adana'dan ve benim de hafta içi off olmam sebebiyle birlikte istanbul'un nimetlerinden yararlandık.Dün oziyle birlikte ortaköyde güneþe sırtımızı verip dedikodu yaptık.Kendimi küçükken gittiðim piknikte gibi hissettim.Dönüþte güneþin ve temiz havanýn verdiği yorgunlukla gözlerim kapanıyordu:) Ama yıkılmadık ve taksimi de gezdirdim ona bütün pasajlara girdik, alıþveriþ yaptık.Genelde o yaptı:)) Ee tabi insan buraya sadece gezmeye gelince alıþveriþ yapıyor.Burda yaþarken sadece kira ve yol parası ödüyor, bi de bu kadar güzel eþyaların içinde nefsine hakim olmayı öğreniyor!!!!!Bu arada akşamında da taksimde arkamdan birisi yüzümü kapadı ve aklýma gelen 2 kişiden birisi olan bir lise arkadaþýmla da karþýlaþtýk ve uzun süre sonra kalabalık bir grupla nevizadeye gittik:))
Bugün yine çalışıyorum.Telefonlara bakıyorum, insanlara dert anlatmaya çalışıyorum:)) Ama mutluyum.Bu arada uzun süredir can yayınlarından aldığım kitaplarý bitirmeye çalışıyordum ve o yüzden de kitap konusunda yorum yapamýyordum.Sonra zaten yorulduðuma ve kendime eziyet etmemem gerektiðine karar vererek en son okuduðum, hastanede geçen bi kitabý (yolculuk, fransýz bi yazarýn) bir köþeye kaldýrarak Leyla'nın evini okumaya başladım.Bitmek üzere.Ve çok hoþuma gitti kitap.Eski Ýstanbul hanımefendisi Leyla Hanımdan bahsediliyor kitapta.Cumhuriyet döneminde yazılmıþ bir adab-ı muaþeret kitabından alıntı yapmak istiyorum:

"Vapurda, trende, tramvayda, tünelde hülasa bütün nakil vasıtalarında yanınıza rastlayan bir bayaný öyle yiyecek gibi süzmeyiniz.O bir moda mankeni deðildir ki üstünü başını seyredesiniz."
"Bilhassa yaz aylarında gezip tozduktan sonra trende veya vapurda otururken ayağınızı sıkan veya nasırınızı acýtan iskarpininizi usulcacıçıkartýyor ve havalandırıyor musunuz?Bu adi hareketi yapmaya canınızın yanmasını tercih ediniz."
Ve kadınlar için de bunlar gibi kurallar var.Taa 1920 lerde yazýlmıþ kurallar.Bu konuda çok da fazla yorum yapılamaz aslýnda ama aradan 80 yýl geçmesine rağmen aynı þekilde, hatta daha kaba insanlarla bir arada yaþamamýz ne kadar üzücü.Öyle çok isterdim ki o yýllarda yaþamayý...

30 November, 2006

me and boby mcgee


Busted flat in Baton Rouge, waiting for a train
And I's feelin' nearly as faded as my jeans.
Bobby thumbed a diesel down just before it rained,
It rode us all the way in to New Orleans.

I pulled my harpoon out of my dirty red bandanna,
An' I's playin' soft while Bobby sang the blues, yeah.
Windshield wipers slapping time, I was holding Bobby's hand in mine,
We sang every song that driver knew.

Freedom is just another word for nothing left to lose,
Nothing don't mean nothing honey if it ain't free.
Yeah, an' feeling good was easy, Lord, Bobby sang the blues,
You know feeling good was good enough for me, hmm mm,
Good enough for me and my Bobby McGee.

From the Kentucky coal mines to the California sun,
Bobby shared the secrets of my soul.
Through all kinds of weather, through everything that we done,
Said Bobby baby, he kept me from the cold.

One day up near Salinas, Lord, I let him slip away,
But he was lookin' for that home and I hope he finds it.
But I'd trade all of my tomorrows for one single yesterday
To be holdin' Bobby's body next to mine.

Freedom's just another word for nothing left to lose,
Nothing, that's all that Bobby left me, yeah.
Feelin' good was easy, Lord, Bobby he sang the blues,
I said feeling good was good enough for me, hmm mm,
It's good enough for me and my Bobby McGee.

La la la, la la la la, la la la, la la la la
La la la la la Bobby McGee.
La la la la la, la la la la la
La la la la la la, Bobby McGee.

La la la, la la la la la la,
La la la, la la la la la la,
Na na na na na na na na, Bobby McGee, yeah.
Na na na na na na na na, na na na na,
Na na na na na na na na, na na na na,
Hey now Bobby Lord, Bobby McGee, yeah.

Hell, I'm calling my lover, calling my man,
I said I'm calling my lover, I do the best I can,
I said now c'mon,Bobby now, come on Bobby McGee, yeah.
Lordy, Lordy, Lordy, Lordy, Lordy, Lordy, Lordy Lord
Hey, hey, hey, Bobby McGee, yeah!

17 November, 2006

annem geldiii, gittiiii.



çıldıracam yaaa 2 keredir süper yazılar koyuyorum ve fotolarla yerlerini düzenlerken ve kes yapıştır yaparken silindi 2si de worde de yapıştıramadım, özgür saolsun format attıktan sonra office yüklememiş.Offf yaaa çok sinir oldum.Neyse şimdilik fotolarla idare edin bakalım.annemden hatıra:P

05 November, 2006

utanıyorum..

öyle değişik bir haftaydı ki..İşten bahsetmicem.İşle alakalı daha sonra anlatırım ancak bu hafta ülkede öyle şeyler oldu ki.Küçücük bir bebeğe tecavüz ettiler.Hepimiz de sadece dinlemekle yetindik.Tüylerim ürperdi her duyduğumda, devam edemedim dinlemeye.Ama elim kolum bağlı durdum öylece.Malesef benim yapacağım bir şey yoktu.Tek üzüldüğüm şey, keşke daha doğru bir adalet sistemimiz olsaydı.Ben sadece utandım, böyle insanlarla aynı ülkede yaşamaktan...

21 October, 2006

sihirli balyoz

Başbakanını hastaneye götüremeyen devlet, depremle nasıl baş edecek?


Biliyorum; gazete okurlarının çoğu gerçeklerle yüzleşmek yerine, magazinin hayal dünyasına sığınmayı tercih ediyor.

Gerçekler onu rahatsız ediyor.

Değiştiremeyeceği bir gerçeği duymak yerine, hayalle avunuyor.

Ama ne yapayım ki benim de işim gerçekle uğraşmak.

Romanlarda bile hayal dünyası yoluyla gerçeğe vurgu yapmak.

Bir terzi için kumaş neyse, yazar için de gerçek o.



***

İki gündür bütün Türkiye, ülkenin başbakanının hastaneye götürülüş traji-komedisini izliyor.

Ters yola girmeler mi istersiniz, kaza yapmalar mı, hastayı arabaya kilitleme becerisini mi, kurşun geçirmez arabaya ateş etme girişimlerini mi, balyoz operasyonunu mu!

Sizce bu durum bir istisna mı...

Yani bu ülkede sadece Başbakan korumaları mı böyle beceriksiz ve plansız.

Hayır!

Türkiye’de her iş böyle yürüyor.

Birçok kazazede “kurtarılırken” can veriyor, kalp krizi geçirenler hastaneye yetiştirilemiyor, yüzlerce hasta yanlış narkoz, yanlış ameliyat, hatalı tedavi sonucu rahmetli oluyor.

Ama bunlar Başbakan’a olmadığı için kimse umursamıyor bile.

Üçüncü sayfalara bir günlüğüne küçük bir haber oluyor.


***

Şimdi benim sorum şu:

Başbakanını hastaneye götüremeyen devlet, yaklaşan İstanbul depremiyle nasıl baş edecek?

Yıkılan evlerin, patlayan doğalgaz tesisatlarının, girilemeyen sokakların nasıl üstesinden gelecek?

Hepimiz biliyoruz ki bu büyük felaket geldiğinde, İstanbul ve civarı kaderine terk edilecek.

Herkes can telaşına düşmüş olacağı için hiçbir kurtarma faaliyeti yürütülemeyecek.

Bazı sokaklara üç ay girilemeyecek.

Yağmanın önüne de geçilemeyecek.

Sözlerim çok mu ağır?

Bence değil, çünkü gerçek bundan çok daha ağır.


***

Biz yöneticilerden daha güvenli ve daha iyi bir yaşam talep etmiyoruz.

Onlardan hesap sormuyoruz.

Siyasetle, beyaz dizi izler gibi ilgileniyoruz.

Bir düşünün: Geçen seçimlerde, bu şehirde oturan ve kendisini İstanbullu hissetmesi gereken on beş milyon insanın kaçı, seçeceği partiye “Sen benim çoluğumun çocuğumun canını kurtarmak için ne yapacaksın? Ne planın var!” diye sordu?

Bu sorunun cevabı birçok şeyi anlatmaya yeter.


Zülfü Livaneli

20 October, 2006

keşke


keşke herşey bu kadar mekanik olmasa,
ne bu kadar trafikte yorulsam
ne de bu kadar çok çalışsam,
keşke hala bayram geliyo diye sevinebilsem,
adana'da olsam da annem kaldırsa erkenden,
mükellef bir kahvaltı sofrasının ardından dayımları beklesek,
bu kadar sevinmesem 3 gün dinlenecem diye.
dersim olsa çalışacak,
çalışmasam da bişey olmayacağını bildiğim, boşverip sınavdan önce gezebildiğim,
hala dizi izleyebiliyor olsam,
otursam sobanın yanına yanık kokusu alana kadar,
ilk gün midem ağrısa şeker yemekten...
basak ve burcakla kudursak, sayısız fotograf çeksek...
özledim gerçektenn..

10 October, 2006

ahhh dişiiim


Hastayım yineee.Bıktım artık yaa.İş hayatım eğitimle devam ediyor.Henüz telefon konuşmalarına geçemediğim için çok da renkli günler yok şu ara...Öğrencilik devam ediyor.Ancak son günlerde ööyle bir diş ağrısıyla uğraşıyorum ki..Hiç bişe düşünecek halde değilim.Cumartesi 20'lik dişim bir operasyonla çekilecek:( Tek diş ağrısı da değil, bademciklerim felaket, başım burnum rezalet... Anlayacağınız, şu ağrı geçinceye kadar dinleniyorum.

01 October, 2006

klik klik


Geçen hafta click diye bir filme gittim.Konusu o kadar hoşuma gitti ki.Buraya yazma ve okudukça hayatıma uygulama ihtiyacı duydum.Filmimizin kahramanı(ki kendisi Adam Sandler oluyor.) bir kumanda satın alıyor.Bu kumanda sayesinde hayatını kolaylaştırmayı planlıyor.Sayısız kumandadan kurtulup (tv,klima, garaj kapısı,video..) tek bir tanesiyle hayatını yönetmeye başlıyor.Ancak keşfediyor ki bu kumanda sadece eşyalar üzerinde değil, kendi yaşamı üzerinde de etkili.Böylece zaman kaybetmiyor, tüm zamanını (karısından ve çocuklarından çaldığı) işine harcıyor.Ama kötü zamanları da atıyor.Mesela terfi edeceği zamana atlıyor.Aradan yıllar geçmiş oluyor(yaşanmamış yıllar).Ne çocuklarının büyümesine tanık olabiliyor, ne de karısının elden gidişine.Yani hayatta her şeyi planlara bağlamamak lazım.Her günü doyasıya yaşamak.Filmi aşırı beğendim.Anafikri kısaca John Lennon'un bir lafını hatırlattı bana:"Hayat, biz gelecek için planlar yaparken başımızdan geçenlerdir".Gerçekten de herşeyi bi plana endeksliyoruz.Bundan sonra böyle yapmıcam.Sonunda iş buldum.Ama bulana kadar boşuna stres yapmışım.Bundan sonra da maddi sıkıntılarım olacak belki ama artık umurumda olmicak.Bu şehri de sevmeye başlicam artık.Dönmeyi beklemeden..Pisimin iş bulmasını bekliyoruz şimdi de istemeden ama artık ona da üzülmüyorum:p İşte ilk iş günümden önceki ruh halim..

işşşş



Eveet elimde yüzüğüm, geldim İstanbul'a.Daha Havaş'a bindiğim anda telefonum çaldı.Veeee pazartesi işe başlıyorum.Güzel bir bankanın çağrı merkezinde.(Hadi söyleyim, garanti:))Nişan şans getirdi bana.Umarım pisime de getirir:(( Hayallerimdeki iş değil tabii.Ama eğlenceli olacağı kesin.yine kısa yazıyorum ama napalım.döncem ben:P

25 September, 2006

nişan




Döndüm ben.Öyle güzeldi ki herşey.Rüya gibiydi.Anlatmakla bitmez.Ancak ASKİ bizim sokakta kazı yaptığı için tüm telefon bağlantıları ve ADSL kesik o yüzden de ben şu anda kısa kesmek zorundayım.Nişan günüm tersliklerle başladı bu Adana sıcağında yağmur yağdı.Kuaförde elektrik kesikti, kuaförüm eve gelip yapacaktı saçımı ancak evde de kesikti.1,5 saat bekledikten sonra Adana'nın diğer ucunda olan şubesine gittik hep birlikte.Tahmin edersiniz moralin ne kadar bozulacağını.Ama yine de herşey çok güzeldi.Bizim ev organizasyon firması tarafıdan giydirilmiş sandalyeler, şamdanlar, mumlar, örtüler..Çok değişik ve güzeldi.Emmo ve ben misafirlerden sonra girdik eve.İnanılmazdı.O kadar çok flaş patladı ki.Kendimi çok garip hissettim. Girişte Buu My All'u koymuş dans etmemiz için ama Emmo ve ben ısrarla dans etmedik.Çok güzeldi herşey yaa yüzüğün takılması, pasta sevdiklerimle birlikte olmak.Çıkışta da North Shield'e gittik.Kurtlarımızı döktük.Herşey süperdi.Yüzüğüm çok güzel:)Hepsinin fotolarını koyucam yakında ancak şu an sadece 1 tanesi koyabiliyorum.Bu arada halen Adana'dayım ve cevap bekliyorum görüştüğüm yerlerden. Aslında hiç dönesim yok ya neyse:P

19 September, 2006

hazırlık

Öyle yorgunum ki.Bloga yazacak halim bile kalmıyor.ADanaya geldim diye mutluyum. Ancak nişan hazırlıkları, son toparlanmalar vs. vs. derken yoruluyorum.Bi de hafta sonu Auumun düğününe Konyaya gittim.Uykusuzluk ve yorgunluk diz boyu.Bu arada Başak ana sınıfına başladı.Ben götürdüm ilk gün.Çok komikti.Ancak bunların hepsini bir diğer yazımda açıklarım.22'sinde sonra:))

13 September, 2006

sözün özü

Neler oldu neler? Sözün özü: maydanozlu köfteler...(çook önceden oynadığım bir tiyatro oyunundan sevdiğim bir alıntı) Ben yine yeniden bir mülakata gittim.Daha doğrusu ben mülakat sanıyodum bi gittim ki benim dışında yaklaşık 60 kişi daha var ve sınav olcaz.O kadar da düzgün giyinmiş saçım için fön parası vermiştim.Bi baktım kotla gelen bi sürü adam.Tüh dedim bi de şimdi mülakat için süslen sonra ama ööle olmadı.Neyse biz 2 aşamalı bir sınav olduk.İlk aşama paragraf sorularından oluşuyordu.2. aşamada ise 80 soruluk rakamlardan oluşan dikkat testi ve sadece 6 dakikan var.Neyse işte bişeler yaptık.Sonra bekleyin sonuçları optik okuyucu ile okicaz dediler ve okudular.16 kişi geçmiş sınavı ve içlerinde ben de vardım.İşte ilk 8 kişiyi grup mülakatı için aldılar.Karşımızda 3 kişi oturuyor ve bizim bir konuyu tartışmamız bekleniyor.Neyse işte tartıştık.Sonra hadi siz gidin biz sizi bugün 6'ya kadar aricaz dediler.Ee bende Adana biletimi iptal etmek zorunda kaldım.Sonra beni aradılar ve birkaç saat sonrası için randevu verdiler.Orayla görüştükten sonra nihayetinde bugün bankanın kendisiyle görüşme şansına eriştim!Yani neticesinde iyi işte.Cevap bekliyorum.Gitmek istiyorum artık evimee..Bu arada bayanlara burdan çok önemli bir öğüt vermek istiyorum:Bugün bir kozmetik firmasına küçücük bişe almak için girmiştim ve ordaki çok sevimli bayanın(!) zamanınız varsa cilt bakımı yapalım sorusuyla karşı karşıya kalınca e benim de zamanım var ve zaten çok bakımsız hissediyorum kendimi.Hadi dedim bu kadar ısrara.Neyse oturduk sandaleye.Maskeler, tonikler, kremler... ama cildim cidden yumuşadı.Tabi ben sandalyeye otururken kesinlikle alamam diyodum.Kadın anlatmaya başladı Clinique markasının güzelliğini vs.Bende öğrenci olduğumu falan söledim.Daha sonra alırım vs.En son belki bir sabun alırım dedim.Amaaa ben ordan bir set alarak çıktım. İnanılmaz bir satış tekniği.Hala inanamıyorum.Yani aslında uzun süredir almak istiyodum ama daha zamanı gelmemişti.İçimde biraz mutluluk, biraz pişmanlık, kremimi sürüyorum.(Ama tek bi kere bile siyah noktalarımı azalttı sanki!) Ama tavsiyem: asla bu cilt bakımlarından yaptırmamak...

11 September, 2006

sarmaşık

Hayıııırrr.Aramadılar:( İlk iş görüşmem hüsranla sonuçlandı.Zaten ben de istemiyordum pek öyle bir iş ama çalışmam lazım!Ben Adana'ya dönüyorum yavaştan. Burda havalar soğudu ya güneye gidiyorum:) 2 hafta falan kalıp nişan olayını halledip temelli dönüyorum buraya. Annemi özledim.Evimi bide.Salı günü dönüyorum. Çarşamba Auumun kınası var.Cumartesi de Konya'da düğünü.O yüzden belki yazamam die şimdiden sölüyorum:)

Şimdi sarmaşık nedir dicek olursan.Dün gece bitirdiğim ve tadı damağımda kalan bir kitapdır kendisi.Yazarı zekasını konuşturarak Ali Ferah, Salim Abidin, Sedef, Ludmilla, celine, Hayal ve bir çok kahramanı iç içe geçirmiş.Hepsi hakkında çok gerçekçi ve akıcı hayat hikayeleri üretmiş ve sonunda kitabı Salim Abidin'den çaldığını itiraf etmiş.Ama katilin kim olduğunu ise muallakta bırakmıştır.Yani kitabın sonunda herkes kendine göre buluyor katili ama yazar kanıtlamamış bunu.Yaa gerçekten bi yandan bitirmek bi yandan da bitirmemek istedim. Süperdi.Ama 2 günüm var kitapsız kaldım burda.Şimdi hemen çıkıp almalıyım.Zira eve uydumuz hala kurulmadığı için başka türlü oyalanamam.Görüşürüz..

05 September, 2006

iş görüşmesi

Bugün hayatımın ilk iş görüşmesini yaptım.Garipti biraz.Öncelikle burdan çok önemli bir dipnot düşeyim: asla büyük konuşmamak lazım.Ben üniversiteye girdiğimden beri asla bankacı olmam diye düşünürken, bugünkü ilk mülakatım bankanın çağrı merkezi içindi.İtiraf ediyorum.Hayat beni zorladı naapabilirim.Yaa geldim buraya iş arıyorum ne zamandır.. iş miş yok kardeşim. Ya idari bilimlerden mezun olmayacaksın, ya 3-5 yıl deneyimli olacaksın, ya da bankada çalışacaksın..(ya da torpilin olacak ki bende o yok!) Ben de mecburen başvurdum.Henüz diplomamı da almamıştım ve şartları bana uyan tek yer orasıydı.Hatta vardiyalı çalışma saatlerini bile göze alarak gittim.(Telefon bankacılığ old.)Sabah tersliklerle başladı.Cv'min çıktısını alcam ama bilgisayarda göründüğü gibi çıkmıyor bir türlü.Ya resim bi yanda ya da yazılar.Bayaağ bi uğraştan sonra başardım ve bikaç tane çıktı aldım.Ne kadar tuttu biliyo musunuz?12 ytl. İnanamadım.Ama ödedim tabi eşek gibi!!Sonra bilmediğim bir memlekette kuaför bulma sıkıntısını yaşadım.Sonunda bi tane buldum.Adam sanırım ilk defa saç fönlüyordu.İnanılmaz acemi ve yavaştı.Sonra koşturarak eve gelip hazırlandım ve trafiğin çok yoğun olduğu bir zamanda randevumdan 5 dk önce yetişebildim görüşmeye.İçerde biraz bekledim tabi, benle birlikte bekleyenler de vardı.Diğer arkadaşları şööle bi süzdüm en özene bezene giyinen bendim.Kızlardan bi tanesi sabah yataktan kalktığı saçla gelmişti nerdeyse.Çocuklardan biri de kravat takmaya üşenmişti.Neyse görüşmeye girdik.İşte fiks sorular neden bu işi istiyorsun falan ne katabilirsin? vs.bende hiç istemememe rağmen yazdım bişeler.Cumaya kadar haber vercekler.Eğer kabul edilirsem iyi bir oyuncuyum demektir:) Ama pek sanmıyorum.Bööle işte ilk iş görüşmem.Bu arada ev ortamım son 2 gündür süper.Yurt gibi.Dedikodu forever..Bi de başımızda buhran abi bile var:) Neyse döncem sonra...

03 September, 2006

canım sıkkın

Kendimi hiç evimdeymişim gibi hissedemiyorum.Gitmek istiyorum...

30 August, 2006

kınalıada

Eeee napalım insan işsiz olunca geziyor işte:)) Yaaa ama gerçekten evde oturduğum gün sayısı arttıkça daha çok hissediyorum iş arayan biri olduğumu.Eee okul bitti artık şu an önümde yapılması gereken bir-iki önemli iş dışında bişe yok.İş için de internetten başvuruyorum işte ama sonuç yok henüz.Neyse ben ada dan bahsedecektim.30 Ağustos bayram tatili olduğundan pisim ve ben dışında kardeşim ve abisinin de tatil oluşunu fırsat bilerek kınalı adaya gittik.Gayet güzel bir gündü.Kardeşim denize girdi biz girmedik ancak yine de çok eğlendik.Bisiklet kiraladık ve bir rehber bulduk:)) Soner diye bi çocuk 9-10 yaşlarında.Orada yaşıyormuş.Peşimize takılıp adayı gezdirdi bize.Çok güldümm çok:)) Yıllar önce büyükadaya da gitmiştim.İkisi de çok güzel, evleri, deniz, manzarası, insanlar, roma dondurması, arabaların yokluğu... Bende zaten sakin bir hayatı inanılmaz seven biri olarak.Tüm hayatımı orda geçirebilirim valla.(Daha önce Foça için de aynı şeyleri düşünmüştüm.)Şimdi değil belki ama ilerde gerçekten yapmayı düşünüyorum.Böyle işte.Bakalım yarın napacam.Annem de gitti.İyice alışmalıyım artık buradaki yaşantıma.Kendi evime kendi hayatıma...Bu arada eve yeni taşındığımız ve uydu antenini de henüz taktıramadığımız için tv izleyemiyoruum. Kitaba vurdum yine kenidimi.Kumru ve Kumru'yu (Tahsin Yücel) bitirdim yeni.Gayet akıcıydı.Dün Taksim'de bir kitapçının vitrininde elinde kahve, kitap okuyan bir kız vardı.Ben şaşırmışken sevgilim açıkladı ki kız bu işten para alıyormuş.Diyorum ki eğer iş bulamazsam bende rakip bir kitapçıya mı başvursam?

26 August, 2006

istanbuldayım yine


Geldim işte.Okulum yarı iyi yarı kötü bitti.Boş vize verdiğim ve çok zorlandığım matematiksel 1 'i geçerken vizemin yüksek olduğu ve anladığım matematiksel 2'den kalmışım.Neyse işte iyi kötü bitti.Sadece Ocak'ta girmem gereken sınav var.Bende iş arıyorum şu anda.Moralim bozuktu biraz.Sevgilimi burda görünce moralim düzeldi:) Bir de geçen hafta Buu lara gittik kahvaltıya. İnanılmaz eğlenceli bi gün geçirdiiiim:pBrunch fotoğraflarını koymak isterdim ancak bilgisayarım çöktüüü:(Gidince format atcaz.Burdayım işte.Umarım alışabilirim ve umarım en kısa zamanda iş bulabilirim.....
.......İnsanlar büyüdükçe hayalleri küçülür mü??........

17 August, 2006

ordan burdan

Artık buhran geçirmek üzereyim.Şu cumartesi de geçsin rahatlicam.Ders çalışmalıyım ancak çalışmamak için o kadar çok bahane var ki!!!En yakın 2 arkadaşımın doğum günüydü mesela(dün ve bugün) Ayrıca en büyük bahane de havalar.Ne kadar sıcak olduğunu anlatamam insanın bu havada değil ders çalışmak, uyumak dışında hiç bişe yapası gelmiyo.Ama dişimi sıkıyorum az kaldı!!!

Bir de kitap okuyorum şu günlerde.Baba ve Piç'i okuyorum.Bu okuduğum ilk Elif Şafak kitabı ancak anlatımına hayran kaldım.Bırakamadım elimden kitabı.Hikayelerin birbiriyle bağlantısı inanılmaz.Ayrıca kitabın sonuna doğru öyle bi sır öğreniyosunuz ki ağzınız açık kalıyo.Filmin sonunu merak eder gibi gözümü kırpmadan okudum valla.Diğer kitaplarını da en kısa zamanda okumalıyım.Bitiyo zaten.
Ancak şu günlerde okumam gereken başka kitaplar var.Pazar günü dayımla iş konusunda konuşuyorduk ve bana 4 yıldır olduğu gibi yine aynı şeyleri söyledi "bir konuda uzmanlaş ve sadece o alanda iş ara!" Haklıydı da.(her zamanki gibi)Gerçekten öyle bir bölüm bitiriyoruz ki yani ne olacağın belli değil.Türkiye'deki binlerce kişi gibi bir idari bilimler mezunu olarak iş arıyosun.Yani bir sürü staj da yaptım ama hala ne olacağımı bilmiyorum.Ama asla yapmayacağım işleri biliyorum neyseki.(sigortacılık, ilaç firması ve bankacılık..)Ama onun dışında ne yapacağım merak konusu.Hayatımda ilk defa böyle bir evreden geçiyorum.O kadar boş bir yaz ki...Sonucunun ne olacağı belli değil.Okulu bitirecek miyim?İş bulabilecek miyim?İstanbul'a ayak uydurabilecek miyim??Sorular, sorular, sorular???Neyse işte efendime söyleyim Halkla ilişkiler dalının hem kişiliğim açısından hemde okul dışında ilgi olarak sayılabilirse okuduğum kitaplar açısından bana uygun olabileceğine karar verdik.(Zira ben 1. ve 2. sınıfta reklam ve iletişimle kafayı bozduğumdan bulduğum tüm mediacat yayınlarını okumuştum.) Bu fikir bana da çok mantıklı geldiğinden henüz okumadığım kitapları da internetten sipariş ettim ve bugün ulaştılar elime.En kısa zamanda onlarla ilgilenmeliyim.Umarım sonucu iyi olur da istediğim gibi bir iş bulabilirim.
Off yaaa ne kadar karamsar oldum ben son zamanlarda.Ama eminim şu hayatımı bir düzene oturttuktan sonra daha iyi olcam ve bloguma da yansicak.Şimdilik bu kadar ben artık matematikselin başına dönüyorum.(umarım bu son olur)BU POSTU OKUYAN ARKADAŞLARIM BANA DUA EDİİİİNNNN....

10 August, 2006

fındık

Fındık'a bakıyorum ben kaç gündür.Ailesi yok ya yanında çok huysuz.Kapı kilidine anahtarın değdiği andan itibaren miyavlamaya başlıyorr.Gerçi bu "miyav" kelimesinin nerden çıktığını çok merak ediyorum.Çünkü Fındık'ın ağzından hiç miyav diye bişe duymadım, çok garip sesler çıkarıyo.Mooovvv, ıııı...:)Neyse kapıdan girdiğim andan itibaren bacaklarıma yapışmaya başlıyo.Tamam diyorum gel seni seviim.Önce çok seviniyo, ters dönüyo yatıyo.Tamam diyorum tam kıvamında,boynunu okşuyorum mayışıyo, ama sonra hiç beklenmedik bir anda elime yapışıveriyor.Sonra da bende kaçıyorum:)) Bir ayar tutturamadık. Yoksa kediler gerçekten nankör mü? Ben ki işimi gücümü bırakıp, bu kavurucu sıcaklarda günde 2-3 defa onu avutmaya gidiyorum.O ise neler yapıyo.Ama şunu da çok iyi anlıyorum ki, o da ciddi anlamda özlemiş ailesini.Gözlerinden bile belli valla.Neyseki yarın akşam ailesi geliyo:))Şikayet etmez miyim seni fındık efendi??

Fındık dışındaki zamanımı da ders çalışmak alıyo.Dün üniversite hayatımın son dersine girdim.Bitmek bilmedi.Ama üstümden büyük bi yük kalktı.Mutluyum:))Haftaya sınavlarımın olması sebebiyle inzivaya çekildim.Günümün çoğu evde ders çalışarak, kitap okuyarak, markete giderek ve pasta yaparak geçiyo.Bugün bizimkiler ders çalışmaya geldi de.Pastalarıma bayıldılar.Bu arada sabahları da çemberimde gül oyayı izliyorum.İlk yayınlandığında kaçırmıştım, inanılmaz güzel bir dizi.

Son olarak, şu Hepsi'nin söylediği olmaz böyle şey de midemi bulandırıyo.Ne kadar dinlemek istemesem de her yerde duyuyorum.Kulaklarımı tırmalıyo şarkı yaa.Böyle işte dinlemek istemeseniz de bıkana kadar dinletirler adama şarkıyı....

04 August, 2006

John Galt


Gerald Starnes gürültünün arasında "Şu an insanlık için çok kritik bir an!" diye haykırdı."Unutmayın ki artık hiçbirimiz buradan ayrılamayız, çünkü oylarımızla kabul ettiğimiz ahlaki yasaya göre, her birimiz diğerlerine aitiz!".Bir adam "Ben değilim!" diyerek ayağa kalktı.Genç mühendislerden biriydi.Kimse onun hakkında fazla bişey bilmiyordu....
..."Dünyanın motorunu durduracağım"....
...Dünyanın motorunu durduracağını söyleyen adamı düşünüyorum.Anlıyorsunuzdur... onun adı "John Galt'tı."

03 August, 2006

aaahhh bu şarkılaaaarıııınn gözü kör olsun


istanbul'dan geldim ve birden burdaki sorunların ortasında buldum kendimi ve gelir gelmez güzel anılarımı yazacağıma şarkı sözleriyle girdim olaya.Geldim işte.Özlemişim Adanayı, evimi, arkadaşlarımı... Ama gelir gelmez de pisimi özlüyorum:( Gayet güzeldi ve çok hızlı geçti günler.Gerçi pisimi gecenin yarılarında maç anlatmaya çağırdılar (işleri çok yoğundu ancak yine de güzeldi:)) Onunla elele tutuşup kimseyi umursamadan gezmek bile yetti..Uyumak, kahvaltı etmek, nutellalı ekmek yemek, sokaklarda fındık aramak, köşebaşlarındaki kedileri sevmek, kısır yapışını izlemek, o kısırı afiyetle mideye indirmek...vs. vs. çok güzeldi.Sonra kardeşimle de çok iyi vakit geçirdik.Yalovaya gittik cumartesi günü.Tog'un bir projesi için yaşlı bir kadnla (Macide teyze) mülakat yapması gerekiyordu.Bende hem deniz otobüsünü görmek, hem yalovaya gitmek hemde karrdeşimle zaman geçirmek maksadıyla gittim ve çok iyi vakit geçirdim.Öyle bir insanla tanışmak da beni çok mutlu etti.Macide teyze emekli fizik öğretmeni kocasıyla üniversiteden tanışıyorlar ve uzun yıllar evli kalıyorlar.Hayatlarını çevrelerindeki öğrencilerine, kızılaya, hastanelere ve yardıma muhtaç insanlara adıyorlar.Ancak macide teyze kocasını kaybetmiş bir kaç yıl önce.81 yaşında olmasına rağmen tek başına devam ediyor yardımlarına.Ama öyle oturduğu yerden ahkam keserek değil, bu yaşında olmasına rağmen inanılmaz dinç ve hergün bi kermeste, bi yardımda...Kendisine bir laptop almış ve kitabını yazıyor.Ancak 2.el bi laptop.Onu iyice öğrendikten sonra yenisini almayı düşünüyor.Nasıl bir enerjisi var anlatamam.Tam bir Atatürkçü.Hatta Çınarcıktaki Atatürk heykelini de o yaptırmış.Yani kısaca inanılmaz bir insanla karşılaştım ve benim için unutulmaz bir gündü.Sonraa geldim işte memleketime.Vee gelişimin şerefine bizimkilerle muzzye gittik fasılda coştuk şarkılar söyledik.Onları seviyorum yaa.(See de dertlerime derman bulmak için elinden geleni yaptı yaa sağolsun:))Moralim de düzeldi işte.Kalabalık bi grupla bağırarak şarkı söylemek iyi geldi.....Sonra bugün KLo nun dersinde telefonum çaldı ama neyseki duymadı.Ölüp ölüp dirildim valla.(duysaydı bana 'close the door from the outside' diyerek kapıyı gösterirdi:) Gerçi beni her ders ööle demekten beter ediyo..Yani bi derste benim adımı sölemese işleri düzgün gitmiyo heralde.Her ders soru soruyo yada iğneleyici kelimeler sarfediyo.Eee benim de dilim durmuyo malesef:( Neyse artık haftaya son diye kendimi tutuyorum.Okul hayatım sona eriyoooorrrr.Yaani aslında sınavlar var daha ama artık derse girmiyorum.Bi yandan üzülmüyor değilim ama yeter artık hayatıma bir yön vermek istiyorum.Çok uzadı biliyorum ama bugün sinemaya gittim:Bana saati tek uyan film Beni Keşfet(Undiscovered, keşfedilmemiş olması gerekmez mi?) diye hiç duymadığım bir filmdi ancak hoştu.Filmin başı çocukla kızın metro istasyonunda karşılaşmasıyla başlıyo çocuk metrodan inerken eldivenini düşürüyo, kız da metroya binerken alıyo eldiveni ve çocuğa sesleniyo ama kapı kapanmak üzere olduğu için çocuk eldivenin diğer tekini de kıza veriyo ve bu ikili birkaç yıl sonra başka bir şehirde çocuğun şarkı söylediği barda karşılaşıyor.Çocuk şarkısının sonunda eldivenimi kaybettim bulan varmı diye anons ediyo ve burdan itibaren devam ediyo.Değişikti işte.Pisimle ilk zamanlarımız geldi aklıma.Çok eğlenceli, sürekli karşındakinin ne tepki vereceğinden emin olamamanın verdiği heyecan...Güzeldi yani.Ooof amma uzun oldu.Ben şimdi bitirip biriken maillerimi kontrol edeyim..Görüşmek üzere...

01 August, 2006

günlerin getirdiği


Bugün canın çok sıkkın,
Hersey sana zor geliyor
Olabilir.
Bugün aşkın bitmiş,
O seni terkedip gitmiş
Olabilir.
Sanki sen hiç bilmediğin
Bir kaos içindesin,
Kimbilir.
Günlerin getirdiği,
Senin yitirdiklerin.
Sanki hiç umut yok.
Çok yorgunsun.
Ne olursa olsun,
Yaşamaya mecbursun.
Ne olursa olsun,
Yaşamaya mecbursun.
Bugün duyduğun haberler
Sana utanç veriyor
Olabilir.
Bugün din ve ırk uğruna
Cinayet işleniyor
Olabilir.
Mostar Köprüsü çökmüş,
Neretva ne kadar üzgün
Kimbilir.
Günlerin getirdiği,
Açlık ve gözyaşı.
İnsan hep umut eder,
Biliyorsun bunu.
Ne olursa olsun,
Yaşamaya mecbursun.
Ne olursa olsun,
Yaşamaya mecbursun.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...