29 April, 2010
Bakhalar
Geçen hafta Muhsin Ertugrul sahnesinde Bakhalar'ı izledik. Keşke izlemeseydik mi deseydim:( İlk defa bir oyunda bu kadar sıkıldım.. Müzikleri, konusu, işleniş tarzı beni bayılttı, eğer 2 perde olsaydı ikinci yarıda izleyiciler arasında olmayacaktım:( Genel olarak şehir tiyatrosu oyunlarını pek izlemiyorum, denk gelmiyor, ama bundan sonra denk düşürüp izleyeyim dedim.. İlk oyun da bu oldu.. Hayırlısı:)) Neyseki çıkışta Sanat'a gittik de güzel mezeler ve buz gibi içeceklerle oyunun stresini attık:P
Bu arada oyun hakkında ayrıntılı bilgi almak isterseniz (hala bu yazıdan sonra ister misiniz bilmiyorum ama) tıktık ..
27 April, 2010
Kalori hesabı
Yaz yaklaşıyor, yaklaşık 1 aydır sıkı bir şekilde aksatmadan spor yapıyorum. Haftada 2 gün kürek çekiyorum zaten, onun dışındaki 5 gün de (bazen 4 gün olabiliyor:P) ortalama 45-50 dk yürüyorum. Ama tabii bunları yaptıgım için kendimi daha çok yemeye hak kazanmış gibi görüyorum. Baktım ki bu şekilde bi değişiklik yok, geçen yazdan 2 kilo daha fazlayım, ben de yeniden Mehtap'ın sayfasını en baştan okuyup gaza gelmek istedim. Geçen yıl uzun bi süre dediklerine uymuş ve 5 kilo vermiştim, ama devam edebildim mi, hayır.. Pazartesi itibariyle aynı programa harfiyen uymaya başladım, elma çayımı da pişirdim:) Yine hedefim 5 kilo ama bu sefer kalıcı olmalı:) Ayrıca bazı başarı hikayeleri var ki sayfasında, gerçekten takdir edilesi. Eğer kilo vermek istiyor ama bi türlü programlayamıyorsanız buradan buyurun:)
20 April, 2010
Elimdeki kitaplar
Kapagına baksam, asla alıp okumayı düşünmezdim bu kitabı ama son Trabzon ziyaretimde sevgilimden okudugu kitapları eve taşımak üzere aldıgımda bunu çok beğendiğini öğrendim ve ehh hadi okuyalım bakalım dedim. Hiç de pişman olmadım. Film gibi kitap. Hatta bence fazla sürmez filmi de çekilir:) Ben bile sahnelerini hayal ettim kafamda. 4 farklı dalda ustayı bir araya getiren bir hikaye.Onları bir araya getiren Kukla Ustası her birinin zayıf yönlerini iyice araştırarak, reddedemeyecekleri teklifler sunup, kendi oğlunun intikamını almaya çalışıyor. Kitaptaki kahramanlardan biri İstanbul'da bulunuyor. Bu da dikkatimi çeken bir başka nokta:)
İstanbul demişken, şu anda elimde Bir Nefes İstanbul var, çok sevdim onu da. Henüz bitmedi ama her cümlesini severek okuyorum:) Çok sıcak bir anlatımı var. Şiddetle öneririm..
15 April, 2010
Konser
Bob Dylan 31 Mayıs'ta İstanbul'a geliyor. Biletleri tükenmek üzere:( Acaba kalan biletlerden bizim de alma şansımız olacak mı:))
Everybody’s wearing a disguise
To hide what they’ve got left behind their eyes.
But me, I can’t cover what I am
Wherever the children go I’ll follow them.*
*Abandoned love..
11 April, 2010
Elma Kurdu
Film festivalinin izlediğim ilk fimi bu oldu:) Çok anlamlı değil mi. Ama bana uygun saate bir film sıkıştırmak istediğim için böyle oldu ne yapalım:) Film mükemmel bir elma olmaya çalışan Torben'in kurtlanması sonucunda ağaçtan atılması ve sonrasında kurttan kurtulmaya çalışırken başından geçenler anlatılıyordu. En ilginci filmin canlı olarak Türkçe seslendirilmesiydi. En öndeki 2 kişi simultane çevirdiler ve ara ara gecikseler de gayet başarılı olmalarıydı. İlk başladıgında biraz garip oldu ama sonrasında kulagım da alıştı. Kendilerini çıkışta tebrik etmek isterdim.

Film sonrasında bi türlü gidemediğim Feriköy ekolojik pazarına gittik. Ben uzun süre pazarın dibinde oturmama rağmen bi türlü gitmemiştim. İlk kez gittim. Sabah daha kalabalık oluyormuş ve daha çok çeşit oluyormuş ama yine de herşey gayet güzel görünüyordu. Ben organik zeytinyagı (tadına orada baktım gerçekten müthişti), toz halinde sebze çorbası (taze sebzeler kurutlarak yapılmış, tarhana gibi pişirilen, biraz tembel işi) ve de mis gibi kokusuna dayanamadıgım naneyi aldım. Yakın olsam ya da uzun süre elimde taşımayacak olsam, sebzeler, peynir, yogurt da çok güzel görünüyordu. Ayrıca benim baharatlarım Adanadan taze geliyor ama olmadıgı dönemde marketten almak yerine pazardakiler çok daha güzel görünüyordu..
2 haftadır Haliç'in üzerinde kürek çekiyorum. Hava güzelleşti diye günlük yürüyüşlerime başlamıştım uzun süre önce ama onların pek bir faydası olmadı her tarafım tutuldu, ama inanılmaz keyifli. Hele ki de akşamları olan antremanlarda manzara muhteşem. Bugun de sabahtan gitmiştim, blogumu boş bırakmayayım dedim gelince, ama bana müsaade kas gevşeticimi içip biraz dinleneceğim, Pazartesine yorgun başlamak istemiyorum:))
06 April, 2010
Nehir Günlüğü
En son bu kitabı okumaya başlamıştım geçen hafta ve 4 günde bitirdim. Su gibi akıyor gerçekten. Kitabın kahramanı Mia kanseri atlatmış ve boşanma sürecinde olan bir kadın. Kafasını toplamak için arkadaşının büyükannesine ait nehir kenarındaki evde kalıyor bir süre. Ve büyükanne Kate'e ait günlükleri buluyor, onun hayatına dair ayrıntıları öğrenmeye adıyor kendini.. Çok güzeldi, bana Rüzgarın Gölgesi'ni anımsattı biraz. O kitabı da çok sevmiştim:) havalar aydınlandı ben yine başladım yollarda kitaplara..
Trabzon'u sorarsanız, çok güzeldi herşey ama dönüşü çok zor oldu:) Tek iyi yan Şafak 39:)
Trabzon'u sorarsanız, çok güzeldi herşey ama dönüşü çok zor oldu:) Tek iyi yan Şafak 39:)
02 April, 2010
Ben geçtiğimiz hafta
*Bol bol gezdim.
* Şu oyunu izledim.
* Kocamı özledim.
*Havaların güzelliğini fırsat bilip spor yapmaya kaldıgım yerden devam ettim..
* Kocamı özledim.
*Pişirdim.
*Onu özledim.
*Ne zamandır görmediğim arkadaşlarımı gördüm, çok güldüm.
* Yukarıdaki kitapları aldım, ilkini okumaya başladım.
*Onu çok çok özledim.
*İşte bu yüzden Trabzon'a gidiyorum :)
* Çok özledim.
* Şu oyunu izledim.
* Kocamı özledim.
*Havaların güzelliğini fırsat bilip spor yapmaya kaldıgım yerden devam ettim..
* Kocamı özledim.
*Pişirdim.
*Onu özledim.
*Ne zamandır görmediğim arkadaşlarımı gördüm, çok güldüm.
* Yukarıdaki kitapları aldım, ilkini okumaya başladım.
*Onu çok çok özledim.
*İşte bu yüzden Trabzon'a gidiyorum :)
* Çok özledim.
28 March, 2010
Haftasonu
Pırıl pırıl bir hava vardı. 2 gününde de evde duramadım dolayısıyla.. Hem spor yaptım bol bol ve hamladım, hem de gezdim.. Cumartesi günü Yüreğine Sor'u izledik.. Malesef her sinemada yok bu film ama neyseki vizyona veda etmeden gitme şansım oldu.. Çok sevdim ben.. Karadenizli olmamama rağmen çok ayrı bir sempatim var oraya ve vizyonda o yaylalar o kadar güzel o kadar doğal görünüyordu ki.. Film sıcacık, çok doğaldı, oyuncular iyiydi, hikaye de çok güzeldi. Bence kaçmadan siz de izleyin..
Sinema öncesinde karnımızı Şampiyonda doyurduktan sonra yukarıda görünen mekana sıcak çikolata içmeye gittik.. Aman Allahım yok böyle bir lezzet.. La Fontana diye küçük bir İtalyan restoranı (bir sonraki sefere pizzasını da mutlaka deneyecegim) yanında da aynı yerin Jadore diye çikolata dükkanı var. İçerisi küçücük, ama dışarıda masaları var, hem sade hem de aromalı sıcak çikolata isteyebiliyorsunuz.. Ben çileklisini içtim ve tadı damağımda kaldı Taksim'e her gidişte uğranılacak yerlerden. Birçok çeşit pastaları da var ve eminim onlar da çok lezizdir.. Uğramak isterseniz Galatasaray'ı geçtikten sonra Koska helvacısının sokağından sağa dönüyorsunuz, birkaç adım sonra oradasınız:)
Aynı günün akşamında ise ailemizin yeni üyesi Pamuk'la tanıştık.. Bizim evde değil kendisi ancak 15 dakika mesafesindeki abimlerin evinde olacak.. Onlara gitmek için bir bahane daha:) Ama çok sevimli bişey bi türlü bırakamadım kucagımdan...
26 March, 2010
Markafoni &Tween
Gecenlerde Markafoni’den şu yukarıdaki kol düğmesini hediye aldım..Haftaya bizim 8. Yıldönümüz ve gitarını hiç yanından ayırmayan sevgilime cok seveceğini düşündüğüm bir hediye olacaktı. Tabii eğer gelebilseydi!!!! Bugün Markafoni ile görüştüm. Damat Tween’den kaynaklı olarak kol düğmelerimi gönderemeyeceklerini ilettiler. Çünkü Tween Markafoni’de çarşaf çarşaf sergilediği ve kısa sürede tükenen bu malzemeleri tedarik edememiş.. Çok mu önemli, ben o kadar sevmiştim ve Emmonun o kadar cok beğeneceğini düşünmüştüm ki o yüzden benim için önemliydi.. Markafoni, ücretini iade edip bir de hediye çeki iletti ve müşteri hizmetlerinde çalışanların yaklaşımlarından dolayı kendini affettirdi. Ama Tween benim için büyük bir hayal kırıklığı yarattı :(
24 March, 2010
Siz A.Ş.
Aylar önce almıştım bu kitabı ama bi türlü okuma fırsatım olmamıştı, tabi bir de canımın istemesi lazım. Herk zaman okunmuyor kişisel gelişim kitapları. Bazen sıkıyor insanı.Ama bu kitabı sevdim ben. Gaza getiriyor insanı:)
Kendi kişisel şirketinizin patronu oldugunuzda gelişim için neler yapabileceğiniz anlatılıyor. Kitapta bir sürü yerin altını çizdim ama baktım hangisini buraya yazsam tipik bir cümle gibi duracak. En iyisi siz hepsini okuyun..
Ama dayanamadım sonundan bir paragraf yazıyorum:
'Motivasyonun uzun süreli olmayacağını bilmelisiniz. Ama durun canım, duş almak da öyle değil mi zaten! Her sabah duşa girersiniz ve tertemiz olursunuz. Ancak günün sonunda yeniden duş almanız gerekir; tabii ertesi sabah da.
Sabahleyin kalkıp 'Neden yine duş almak zorundayım sanki!' diye düşünmezsiniz. Günlük rutininizin bir parçası oldugu için bunu yaparsınız. Tıpkı duş gibi, kendinizi düzenli olarak motive etmeyi de günlük rutininizin bir parçası haline getirin..
Hedeflerinizi güncelleyin ve bunların üzerinden düzenli olarak geçin....'
Kendi kişisel şirketinizin patronu oldugunuzda gelişim için neler yapabileceğiniz anlatılıyor. Kitapta bir sürü yerin altını çizdim ama baktım hangisini buraya yazsam tipik bir cümle gibi duracak. En iyisi siz hepsini okuyun..
Ama dayanamadım sonundan bir paragraf yazıyorum:
'Motivasyonun uzun süreli olmayacağını bilmelisiniz. Ama durun canım, duş almak da öyle değil mi zaten! Her sabah duşa girersiniz ve tertemiz olursunuz. Ancak günün sonunda yeniden duş almanız gerekir; tabii ertesi sabah da.
Sabahleyin kalkıp 'Neden yine duş almak zorundayım sanki!' diye düşünmezsiniz. Günlük rutininizin bir parçası oldugu için bunu yaparsınız. Tıpkı duş gibi, kendinizi düzenli olarak motive etmeyi de günlük rutininizin bir parçası haline getirin..
Hedeflerinizi güncelleyin ve bunların üzerinden düzenli olarak geçin....'
19 March, 2010
2 günlük tatil
Gecen hafta annemin getirdikleri yetmedi, şimdi de ben yerinde yemeye gidiyorum.. Haftasonu Adana'da olacağım. Arkadaşım evleniyor.. Düğün bahanesiyle gidip, ailemi de göreceğim.. Çok özledimm.. Sokakları bile özledim:)
17 March, 2010
15 March, 2010
13 March, 2010
Cumartesi pazaarııı
Persembe gunu annem geldi.Bugun de birlikte alısverişe çıkalım dedik:) Sabah Bakırköy pazarına gittik. Ne kadar yakın da olsam bi türlü gidememiştim. Ben pazarı seviyorum yaa komik oluyor, satıcılara çok gülüyorum.Zaten ben iletişim kurmayı severim alışverişte. Ve bazen ummadıgın şeyler bulabiliyorsun.. Birkaç kare fotograf ekliyorum..
Gerçi biz öyle baştan sonra her yeri dolaşamadık. Çok büyük, erken saatte gitmiştik kalabalık olmadan çıktık.. Ama aldıgım birkaç bişey oldu. Genellikle giyim değil de mutfak eşyasıydı ama olsun..
Gerçi biz öyle baştan sonra her yeri dolaşamadık. Çok büyük, erken saatte gitmiştik kalabalık olmadan çıktık.. Ama aldıgım birkaç bişey oldu. Genellikle giyim değil de mutfak eşyasıydı ama olsun..
Şu soldaki sepetlere bayıldım.. Her rengi vardı. Zaten ben kutu manyagıyım, her çekmecenin, her dolabın her boşlugun içindeki eşyaları kutularım:)) Sağda ise orjinal parfümlerin birebir taklitleri vardı.. Tek farkı fiyatı hıı bir de kalitesi tabiii..Bunlar gibi herşeyin taklidi vardı..
Biz yarım saat kadar dolandıktan sonra rotamızı Olivium'a doğru çevirdik ve asıl alışverişimizi orada tamamladık.. Oraya varışımız da erken saatte oldugu için yine her taraf boştu.. Mng Outlet'e de daha saldırı olmamıştı.. Çok istediğim ve uygun fiyatlı birkaç şeye kalabalık olmadan sahip oldum:) oleyy:) Gec olmadan evimize donduk:) Annem şimdi aldıgım pantolonların paçasını kısaltıyor, ben de blog yazısı yazıyorum:))
Herkes iyi haftasonları!!!
06 March, 2010
05 March, 2010
Atlas Silkindi
Karşımda iki arkadaş grubu var. Bir derenin kıyısında oturuyorlar. Şimdi birbirlerine düşmanlar Ellerindeki taşları öfke ve nefretle sıkarak birbirleriyle konuşuyorlar. Ben iki grubun tam ortasında oturuyorum. Havadaki gerilimin fotoğrafını çekiyorum. Derenin sesine biraz uzakta. Fabrikanın grev davulu karışıyor. İki grup da sendikanın yönetimini ele geçirmek istiyor. Konuşmalardaki sessiz gerilim solcu bir sokak tiyatrosundan gelen tiradla kesiliyor. Tiyatrocun sözlerine iki grup da hak verip, kaldıkları yerden düşmanlığa devam ediyorlar. Bir polis helikopteri fabrikanın üstünden dereye doğru daireler çizerek üzerimizde dolanıyor. B sendikanın gazetesini çıkarıyorum, grevin fotoğraflarını çekiyorum. Eski arkadaşlar şimdi birbirlerine nefretle bakıyor. 5-6 kişilik gruplarıyla ellerinin içine aldık' taşları birazdan çıkacak kavga için hazırlıyorlar. Ceketlerini açıp silahlarını gösteriyor Konuşma devam ediyor ve birbirlerine aynı şeyi söylüyorlar: "BURDAN GİDİN, BU FABR BİZİM." Bir halk ozanı lafı alıp "bu fabrika bizim" diye kötü bir mikrofona bağırıyor. İşçiler türküye katılıyorlar. Bir jandarma aracı gelip duruyor. Komutan etrafa bakıp, "BU FABR ESAS BİZİM" diyor. Bir emekçi ressam "Benim İşçilerim" adlı sergisini açıyor. Sokak tiyatrosunun oyuncuları resimleri çok beğeniyor. Havadaki gerilim devam ediyor. Maliye Bakanlığı'ndan grup bu fabrikadan daha fazla vergi almak için minibüsten iniyor. Onlar da bu fabrika kendilerine ait olduğunu düşünüyor. Aynı anda derenin kenarında kavga çıkıyor. Eski arkadaşlar FABRİKA BİZİM diye kavga ediyor, birbirlerini dövüyor. Kanları derenin suyuna karışıyor… 4 gün sonra fotoğraf makinemin kapağını grev çadırında bulma umuduyla fabrikaya gidiyor Fabrikanın sahibi olduğunu iddia eden grevciler, sendikacılar, maliyeciler, jandarma tiyatrocular, ressamlar, türkücüler, polisler, solcu üniversiteliler, gazeteciler... Hiçbiri ortada yoktu. Derenin sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu. Rüzgarın sesi yerdeki gazete parçalarının üzerinden geçip derenin sesine karışıyordu. Dört gün önceki grevin di zurnasından, polisin helikopterinden, maliyenin minibüsünden, sokak tiyatrocular haykırışlarından, işçilerin heyecanlı sloganlarından, sendika için kavga eden arkadaşlar çığlıklarından geriye kocaman, ağır ve derin bir sessizlik kalmıştı. Kafamı kaldırıp sessiz nedenini anlamaya çalışıyorum. Bana herkesin nereye gittiğini, bütün bu insanların nasıl olduğunu, bu ölüm sessizliğinin nedenini söyleyecek birini arıyorum, kimseyi göremiyor Fabrikanın kapısında asılı duran bir küçük levhadan başka. Yorgun, sessiz bir küçük levha küçük yazı, bir küçük kelime. Hayatımın bütün sorularının cevabı. FABRİKANIN ESAS S/* GİRİŞTEKİ BÜYÜK KAPIYA BİR TEK SÖZ YAZIP ÇEKİP GİTMİŞTİ... KAPALI Atlas Silkindi bütün yaratıcıların KAPALI levhasını asıp gittikleri günü anlatıyor. Bütün yapan edenlerin, kendisi için çalışıp farkında olmadan bizlere hizmet eden bütün benlerin çekip gittikleri gün bizlerin, yani şikayet edenlerin şikayet edecek kimseyi bulamadığı o kor günü gösteriyor. Bizlerin beni nasıl sömürdüğünü resmediyor. Kitabı okurken karar verecek Yapan edenlerden misiniz, yoksa şikayet edenlerden mi? Eğer şikayet edenlerdensen kitabı okumayın, utanırsınız!
Ben bu kadının kitaplarını çok seviyorum. Yukarıdaki yazı da Atlas Silkindi'den tanıtım yazısı.. Eğer bu yazıyı beğnirseniz kitabı %50 indirimli olarak şuradan alabilirsiniz..
03 March, 2010
Bir oyun bir mekan
Vahset Tanrısı'nı izledim bu hafta. Öyle güzel yorumlar yazılmıştı ki sabırsızlıkla bekliyordum. Neyseki salondaki yerimiz de çok güzeldi pür dikkat izledik. Güzel miydi güzeldi.. Bu kadar iyi oyuncular bir araya gelir de güzel olmaz mı.. Ben özellikle Ülkü Duru ve Zafer Algöz'e bir kez daha hayran kaldım. Herkesin yazdıgının aksine Zerrin Tekindor'un oyunculugunu da gereğinden fazla abartı buldum. Çocuk oyunlarındaki gibi her hareketini çok abartı bir şekilde insanların gözüne soktugunu düşünüyorum. Kocaman insanlarız zaten bize geçiyor ne kadar sarhoş oldugu, ne kadar kendini kaybettiği, bir de gereğinden fazla vücut hareketlerine, zıplamalara gerek yoktu. Herkes onu Aşkı Memnu da izlemeye alıştıgı için ve buradaki rolü farklı geldiği için değişik bulmuş olabilir ama ben kendisini farklı yelpazelerdeki rollerde pek düşünemiyorum. (mesela bir köylü kadını rolünde gözümde canlandıramıyorum)
Mekan olarak Taksim'de yeni açılan tavukçu BBQ Chicken'a gittik.. Kore'den gelen fast tavukları sevdim ben:) KFC ile pek aram yoktur ya da artık sıkıldım o yüzden güzel oldu. Ben özellikle ortada küçük küpler şeklinde görülen marine edilmiş turpu çok sevdim..Birlikte gittiğim arkadaşlarım pek sevmedi ama neyse:) Yolunuz düşerse atıştırmak için yeni bir alternatif işte:)
28 February, 2010
Zihin Sağlığı
Zihin sağlığını korumak lazım dimi, hafta içine daha enerjik, daha mutlu başlayabilmek için hafta sonu oldugunca dinlenmek eğlenmek lazım. Son aylarda genel olarak her haftasonu en az 1-2 film izlemeye, dışarı çıkmaya, yeni tarifler denemeye çalışıyorum. Her seferinde başarılı olamıyorum ama en azından deniyorum:) Bu haftasonu ne kadar geç kaldıgımı anladıgım Jules et Jim'i izledim. Yukarıdaki afişi herkes görmüştür muhakkak, ben de biliyordum ama bugune kadar hiç merak edip izlemeye yeltenmemiştim. Yazık olmuş.. Mutlaka izlenecek filmler listesi vardır ya hani herkesin onlardan biri işte. Ben çok sevdim.. Sahneleri, kostumleri, oyuncuları, dış sesi, bazı diyalogları.. Birkaç kere daha izlemek gerek..
Zülfü Livaneli'nin Veda'sını izledim. Çok fazla yorum yapılmadan gitmek istedim. Çünkü Can Dündar'ın Mustafa'sına gitmemiştim. Bunu kendi başıma değerlendirmek istedim. Biz eleştirmeyi çok seviyoruz. Google'a girip baktıgımda ohoo yine ne yorumlar yazmışlar gördüm.. Ben Zülfü Livaneli'yi çok severim, filmi de beğendim. Salih Bozok dilinden anlatılmış Atatürk. Çok özel, bilmediğimiz sahneler yok, hep okudugumuz hayat hikayesinden kesitler var. Tabiki o kadar kısa süreye hepsi sığmaz ama olabildiğince bir çok ayrıntı ele alınmıs.Sinan Tuzcu da benim beklediğimden iyiydi. Genel olarak oyuncular iyiydi. Salih Bozok rolündeki Serhat Mustafa Kılıc'ı severim ben. Bir tek Latife hanımı daha farklı biri canlandırabilir diye düşünüdüm o kadar. Kostümler ve makyajlar iyiydi. Benim de kendi çapımda eleştirdiğim yerler oldu tabi, savaş sahnelerinde, yada hiç sözü bile geçmeyen kişilerin olması vs. Ama yine de bu kadar emek verilmiş saygı duyuyorum..
Ben aslında Turgut Özakman'ın filmini merakla bekliyorum. Az kaldı, bakalım o nasıl olmus:)
Bu haftasonu Fransız usulü mantarlı tavuk yapmayı denedim, yeni açılan bi yerde yemek yedim, bir de tiyatro oyunu izledim. Kalanı da bir sonraki posta artık:) Mutlu bir hafta olsun hepimize:)
24 February, 2010
Olanlar
Hani bazen birini arayamazsın sonra da bi türlü elin telefona gitmez de araya uzun bi ara girer. Bu sefer blogum için de öyle oldu. Gecen hafta yazacaktım birşeyler, fırsat olmadı sonra da elim bi türlü klavyeye gitmedi, yazamadım.
2 haftadır haftasonu Adana’dan farklı arkadaslarım geldi onlarla vakit geçirdim bolbol, küçük planlar yaptık, evde oturup dedikodu yaptık bol bol.Beşiktaş-Galatasaray maçını izledik. Yemekler pişirdik, hatta ben pastalar da yaptım.. Onların da resmini koyayım buraya:) Tesadüfen aynı güne denk gelen iki dogumgunu için bu pastaları yaptım. Daha 40 fırın ekmek yemem lazım ama olsun yaptıkca biraz daha geliştireceğim sanırım kendimi..
Bu Cumartesi yine Devlet tiyatrosunun Kod Adı Kongo isimli oyununu izledim. Begenmiş olmakla birlikte gereğinden fazla uzatıldıgını düşünüyorum. Demokratik Kongo Cumhuriyetinin Avrupa Birliği’ne girmek için başvuru yaptıgı sırada bir Polis karakolunda yaşananları anlatıyor..
Şu anda uzun zamandır merak ettiğim Levhi Mahfuz’u okuyorum. Çok ilginç bir kitap. Ama henüz başlarında sayılırım, oldukça ağır oldugu için işe götüremiyorum, bakalım evde okuyarak ne kadar sürede bitirebileceğim..
2 haftadır haftasonu Adana’dan farklı arkadaslarım geldi onlarla vakit geçirdim bolbol, küçük planlar yaptık, evde oturup dedikodu yaptık bol bol.Beşiktaş-Galatasaray maçını izledik. Yemekler pişirdik, hatta ben pastalar da yaptım.. Onların da resmini koyayım buraya:) Tesadüfen aynı güne denk gelen iki dogumgunu için bu pastaları yaptım. Daha 40 fırın ekmek yemem lazım ama olsun yaptıkca biraz daha geliştireceğim sanırım kendimi..
Bu Cumartesi yine Devlet tiyatrosunun Kod Adı Kongo isimli oyununu izledim. Begenmiş olmakla birlikte gereğinden fazla uzatıldıgını düşünüyorum. Demokratik Kongo Cumhuriyetinin Avrupa Birliği’ne girmek için başvuru yaptıgı sırada bir Polis karakolunda yaşananları anlatıyor..
Şu anda uzun zamandır merak ettiğim Levhi Mahfuz’u okuyorum. Çok ilginç bir kitap. Ama henüz başlarında sayılırım, oldukça ağır oldugu için işe götüremiyorum, bakalım evde okuyarak ne kadar sürede bitirebileceğim..
18 February, 2010
Kayıp Gül
O gün, Diana için sıradan bir alışveriş günü olmustu aslında. Mağazadayken, önce yeni bir gömleğe ihtiyac duyup duymadığını düşünmüş, ardından, zaten yeteri kadar alışveriş yaptıgı konusunda kendini ikna etmeye çalışmış, ama sonunda bir mavi gömleğe daha kavuşmuştu.
Gömleğini annesine gösterirken, üstündeki 1100 dolarlık etiketi ondan gizlememişti.
Annesi şöyle bir etiketine baktıktan sonra kızına sormustu:
‘Dünkü gazetede Paris’te düzenlenen müzayedenin haberini okudun mu, Diana?’
‘Yoo, neden sordun anneciğim?’
‘Descartes’in yeleği 125.000 dolara alıcı bulmuş da...’
‘Yaaa! İyiki gitmemişiz. Sen satın almazdın benim de içimde kalırdı. Hem bak, benim gömleğim kesin onun yeleğinden daha şıktır.’
‘Tam tamına 125.000 dolar, Diana.’
‘Haa tamaam, şimdi anladım. Sen bana, 1100 doların böyle bir gömlek için az bile oldugunu söylemeye çalışıyorsun, değil mi annişkom?’
Annesinin böyle düşünmedğini adı gibi biliyordu ama, işi şirinliğe vurup, bir an önce yeni gömleğini gönül rahatlığıyla diğerlerinin yanına asmak istiyordu.
‘Bir konuda haklısın yavrum. Senin gömleğin Descartes’ın yeleğinden çok daha şık. Descartes’in yeleği, ne ipek, ne de kaşmir... Ne Donna Karan, ne de Prada... Hatta bir mağazaya götürsen, beş dolar bile etmez.’
‘Eeee o kadar da olsun anne, fiyat gayet makul, o yeleği Descartes giymiş sonuçta.’
‘Doğru. Descartes gibi insanlar, giydikleri kumaş parçalarına değer kazandırıyorlar. Bir de tam tersini düşünsene.’
‘Ne gibi?’
‘Kumaş parçalarının insanlara değer kazandırdığını.’
Diana bir an başını öne eğmiş ve annesinin yeri geldiğinde, kendine has yöntemlerle kızına hissettirmeye çalıştığı şeyi düşünmüştü:
Kendini özel hissetmek için ihtiyacın olan tek şey, kendinsin.
Serdar Özkan’ın Kayıp Gül isimli kitabını bitirdim. Ne zamandır kitapcıların raflarında görüyordum en son indirimli olarak görünce aldım. 2 gündür işe giderken serviste de bitirdim.Türk bir yazarın kitabı bu kadar cok dile cevrilince insanın koltukları kabarıyor tabii, bir o kadar da merakla okuyor. Çok akıcı bir kitap, hoş da bir hikaye, ancak bende o kadar da büyük izler bırakamadı. Ancak yukarıdaki bölümdeki gibi birkaç yerin altını çizmiştim onu da burada paylaşmak istedim.
Subscribe to:
Posts (Atom)



























