20 April, 2008

6. yıl



Gecen hafta ici bir gun sevgilim ve ben isten kaytarıp birlikte olmamızın 6. yılını kutladık. Hafta içi evde olmanın keyfini çıkardık. (gerci kendisi hep cıkarıyor da bu sefer birlikteydik) Kahvaltıdan sonra kendimizi sokaklara attık. Karsıya geçtik. Kadıköy sokaklarında bos bos dolastık. Aylar olmus gitmeyeli, özlemişiz..Eski dükkanlara girip çıktık.Sekerci Cafer Erol'a ugradık. Ben yine kendimden geçtim. Güzel bir yemek yedik. Sonrasında her zamanki gibi Modaya gidecektik ama plan degistirip vapura bindik Besiktasa gectik. Iyiki de oyle yapmısız, vapurda yıllardır görmedigimiz bi tanıdıgımıza rastladık ve aksamında Çılgın Dünya isimli oyuna davet edildik:)




Bu sezon izledigim en iyi oyundu.İstanbul Büyüksehir Belediyesinin bir oyunuydu. Canlı bir orkestrası, sahane kostum ve dekoru artı 10 numara oyuncuları olan bir oyundu.Cok guldum, cok eglendim.Mutlaka gidin.




O gun annem de geldi ve aksam onu da götürdük oyuna. (küçükken o beni tiyatroya götürürdü, şimdi ben onu:) Neyseki oyun sıkıcı degildi, yüzümü kara çıkarmadı.




Annem Adana'dan nane getirmiş. (evet taze nane) Daha neler neler getirmişti. Naneyi ne kadar özlemişim. (gerçegini) Burada güzel kokanına rastlamadım daha, kocaman yaprakları olan yeşil bir ot satıyorlar nane diye. Doyamadım kokusuna:))




18 April, 2008

Fikrimmuhim


Yeni urunleri denemeyi, yeni yerlerde yemek yemeyi, marketlerde gordugum degisik ambaljli nesneleri almayi cok severim..Ayrica da fisilti gazetesinin cok onemli bir reklam araci olduguna da inanirim.Gecen yildan beri uyesi oldugum bi site var, ancak bahsetmek yeni geldi aklima. Fikrimuhim. Firmalarin yeni cikardiklari urunleri ilk siz kullaniyorsunuz ve de arkadaslariniza denetiyorsunuz, urunun tadi, kokusu, ambalaji vs vs herseyi hakkinda rapor yaziyorsunuz, olumlu ya da olumsuz. Firmalar buna gore piyasaya cikarmadan once tuketicinin goruslerini alip urunleri buna gore degerlendiriyor, siz de hem bu urunleri ilk olarak tanima sansi buluyorsunuz, hem de yazdiginiz her rapordan puan kazanarak bu puanlari siteden bir odul (kitap, konser bileti vs) secerek degerlendiriyorsunuz.


Su anda katildigim kampanya Carte Dor'un . Dondurma sunumuyla ilgili kitapcik, bedava ve indirimli Carte Dor kuponlari vs aldim.Dondurma delisi biri olarak tarifleri hosuma gitti.


Belki sizin de ilginizi ceker diye dusundum:)

11 April, 2008

Oyun


Gecen hafta ilk kez Bakırköy Belediyesinin bir oyununu izleme fırsatı buldum. 'Lütfen Kızımla Evlenir Misiniz?'


Öncelikle Yunus Emre Kültür Merkezine ilk kez gittim ve gerçekten çok begendim. Temiz ve güzel bir salon. Fuayesi ve kantini de çok guzel. (belirtmeden gecemedim:))


Baska oyunlara da bilet aldım oraya kadar gitmişken. Lütfen Benimle Evlenir misiniz ise tam bir eglencelik oyundu. Belediye tiyatrolarında oynanabilecek cinsten. Eglenerek ve pek bir sey düşünmeden 2 saat geçirdik. Konusu ise şu şekildeydi..Asıl yaşı 43 olan ancak annesinin gözünde hala 30'luk olan evde kalmış kızına acilen koca bulmaya çalışan bir anne-kız. Kız bankada çalışıyor, anne ise evde ya ölmüş kocası ile konusuyor ya da kızına uygun bir eş arıyor. Bir kere anneye (Ayse Demirel) bayıldım:)) Tam bir anneydi hiç oynuyor gibi degildi, sanki bir evden getirip sahneye koymuşlar kadını.Kızı yogun bir iş gününün sonunda bankadan gelince onun dinlenmesine hatta nefes almasına bile izin vermeden konuşan, uygun kısmetleri ve yaptıgı yemekleri anlatan bir kadın. Ama bence annenin karşısında kızı sönük kalıyordu, yani annesine o kadar sinirlenmesine ragmen o kadar kısık sesle tepki veriyordu ki ben yerimden kalkıp bagırmak istedim..2. perdede ise tesisatçı ve onun patronu bir mimar sahnede görünüyor, onların gelmesi en azından biraz daha canlılık kattı oyuna. Çünkü anne-kızın uzun süre sahnede kalması ve özellikle kızın anne kadar tepki verememesi beni sıkmaya başlamıştı. Daha sonra da kızın bankadan arkadaşı Rıdvan roluyle Emre Kınay göründü. Kendisini çok sevmememe ragmen iyi oldugunu düşündüm.Ama tabi başka bir rolde de izlemek lazım çünkü bu oyunda bi ara eşcinsel taklidi yapmaya başladı. (Ve tabi tipik olarak bi çok kişi daha çok eğlendi)
Yani genel olarak önerebilecegim cinsten bir oyun. İlk oyun tarihi üzerinden bir kaç yıl geçmiş olmasına heyecanı kaybolmamış.
**Yukarıdaki fotografta Usta rolunde Üstün Asutay var ancak benim izledigimde başka bir oyuncu oynuyordu.
***Fotograf çekilmemesi konusunda uyarılara ragmen patır patır flaşlarını patlatan seyirci arkadaşlarıma selam ederim..

05 April, 2008

%99 Garantili Anne Kurabiyesi

Yazacak bir sürü şey birikiyor ve ben bugun kurabiye tarifi yazıyorum. Biliyorum biliyorum yemek blogu degil benimkisi ama yandaki linklere bakınca yemeklere ne kadar düşkün oldugum belli oluyor ve ben de kendi çapımda denemeler yapıyorum sürekli.Bazıları başarısızıkla sonuçlanabiliyor.(Vallahi benim suçum degil, tarifi harfiyen uyguluyorum.) Ama yine de yenilebilecek derecede başarısızlıklar.

İşte bende bir tarif var, geçenlerde teyzem ögretti.Sonuç hep başarılı. Hem malzemeleri ve yapılışı çok kolay hemde kıvamını tutturmak. Bide tabii bi sürü malzemeli kurabiyelerden sıkılmıştım artık, bana eski tatları hatırlatıyor.

İşte malzemeleri:

4 su bardagı un
2 fincan yoğurt
2 fincan sıvıyağ
3 fincan toz şeker
2 yumurta (1 tanesinin beyazı ayrılacak)
1 paket karbonat (üzerine birkaç damla limon sıkacagız)
1 tane portakal kabugu rendesi

Malzemeleri bir kapta kıvam alıncaya kadar yoguruyoruz.(ki pek yorulmuyoruz çünkü sıvıyag ile yapıldıgından neredeyse kaşıkla karıştırınca bile kıvam alacak!).Daha sonra hamurumuzdan ceviz büyüklügünde parçalar alıp elimizde yuvarlayarak önce yumurtanın beyazına daha sonra da toz şekere batırarak 170 derece önceden ısıtılmış fırında 10-15 dakika (üzeri çatlayana kadar)
pişiricez. (Yuvarlamak yerine kalıpla da kesilebilir ama bence kesinlikle elimizle şekil verince daha iyi oluyor)üzerine toz şeker yerine hindistan cevizi, fındık, fıstık vs de kullanılabilir.

Evimiz mis gibi portakal kokacak. (Bikaç gün boyunca da taze kalacak kurabiyelerimiz olacak)

*Aslında %100 derim ama her zaman yanılma payı vardır:)

01 April, 2008

Toros Canavari


Bu cumartesi gunu Levent Kirca'nin oyununu izlemeye gittik. Aslinda kendisinden pek hoslanmam, aklimda sadece sarhos tiplemesi kalmistir.(Gerci kendisinin en sevdigim hali Nevra Serezli ile oynadigi filmdi, ismi sanirim Ne Olacak Simdi gibi bi seydi, o yuzden o filmdeki fotografini kullandim)


Ozel tiyatrolar genel olarak seyirciye hitap etmek zorunda. Devlet tiyatrolari gibi her oyunu oynayamiyorlar. (hakli olarak) Toros Canavari da seyircinin iyi vakit gecirmesini saglamak icin oynandi. En onemli gitme sebebim yazarinin Aziz Nesin olmasi. Tabi bir de Levent Kirca'yi da canli izlemek istedim. Konusu herkesin bildigi bir konuydu aslinda. (Hatta Kemal Sunal'in da bir filmi vardi, ne tesaduftur ki onun da filmdeki karisi Nevra Serezli idi:)) Neyse, gelelim oyunun konusuna: Levent Kirca'yi 17 yildir oturdugu evden cikarmak isteyen ev sahibi, mahkemeyi de kazanamayinca kendince cozumler uretiyor ve kiracilarini rahatsiz edip evden kacirmak icin her yolu deniyor. Alt ve ust katlarina gayet kalabalik ve gurultucu komsular (!) tasiniyor. Alt kattaki kabadayi kendisini tehdit ediyor ve daha nicesi. Ama Levent Kirca polisten korktugu icin bir turlu karakola gidemiyor, en sonunda ailesinin zoruyla karakola gittiginde de Toros Canavari olarak yakalaniyor. Ama yakalanmasi aslinda o kadar da kotu sonuclar dogurmuyor:)


Oyunda en begendigim bolum, Levent Kirca karakola gittiginde ondan once bir adam sorgulaniyor, ama polisler onu bir turlu konusturmuyorla ki sorgulansin (!). Adam yerden yere yuvarlandi.Guzel bir sahneydi, hem sorgulanan adam hem de polisler gayet iyiydi.

Begenmedigim tarafi ise; Levent Kirca'nin bazi mimiklerine ya da vucut hareketlerine insanlar guluyor diye uzattikca uzatmasiydi.( Tabi bu olayla ilk kez bu oyunda karsilasmadim)


Ama yine de Olacak O Kadar'daki oyunculari gormek ve Levent Kirca'nin o yasinda (daha dogrusu yasi cok olmasa da cok yipranmis ve yaslanmis gorunuyordu) bu sekilde bir performans sergilemesi de alkisi haketti.


*Biletimizi ticketturkten aldigimiza pisman olduk, hem giseden de rahatlikla yer bulunuyordu, hem de bi problemden dolayi biletimiz basilamadigindan gisedeki gorevlinin ismini soyleyerek (sanki bedava izlicekmis gibi) salona girmek zorunda kaldik. Problem nerden kaynaklandi bilemiyorum ama sinir oldum.

28 March, 2008

Koku


Bir koku insana nasıl bu kadar çok şey hatırlatabilir??


23 March, 2008

Biz Büyüdük ve Kirlendi Dünya

doctus

Deniz beni mimlemiş.Ama bu sefer üzücü bir konu var.Cocuk istismarı.

Ben 5 Kasım 2006'da bir yazı yazmıstım.Mim konusunu duyunca aklıma direkt o yazı geldi. Herseyin bası egitime dönüp dolasıp varıyor konu. Neden çocuk doguruyor insanlar gelecegini düşünmeden? Bilmediklerinden. Bazen kazayla, bazen toplumun bir geregi için (evlendikten sonraki en önemli gerek!), bazen evliliklerine heyecan katmak için, kendi soyadlarının devamı-kendisine gelecekte bakacak bir varlık olsun diye, çok küçük bir çogunluk kendi bencil duyguları dışında bambaşka bir duyguyla çocuk sahibi olup onu kendisi için degil de birey olarak yetiştiriyor. İşte büyük olan çogunlugun çocukları da tesadüfen bir şekilde büyüyor, ilgi, sevgi görmeden. Dışarda gördügü sevginin karşılıgında geri gelmeyecek degerleri kaybederek. Küçücükken yaşadıgı en ufak bir olumsuzlugun onu büyüyünce gazetelerin 3. sayfalarındaki haberlerdeki katil, hırsız vb. yapacagını bilmeden.

Anne-baba olmak sandıgımız kadar da kolay degil aslında..

**Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri

İlk şarkı degildir tabi ama aklıma küçükken arabada sürekli çalan bir kaset geldi

'Telli telli telli şu telli turna
Sanmaki yaralı uçmaz bir daha
Takılmış kanadı göçmen buluta
Anlatır eski beni şimdiki bana

Sakın çıkma patika yollara
O dağlara kırlara o karlı ovaya
Yenik düşüyor herşey zamana
Biz büyüdük ve kirlendi dünya'

O zaman tabi anlamadan kulak dolgunluguyla söylerdim ama aslında bu postun başlıgını oluşturdu. Biz büyüdük ve kirlendi dünya.

Küçük temiz kalpleri kirletmeyin.

"Çocuk istismarını durdurun"

Eger isterlerse Esin, Defne ve yazılarını özledigim Ozan'ı konu hakkında yazmaya davet ediyorum:)

18 March, 2008

Bir Sehnaz Oyun

Tiyatro izlemeyi seven hemen herkes 'Ah Su Gencler' ya da 'Tore'yi mutlaka izlemistir. Ben de bu oyunlari izleyip tanidim Turgut Ozakman'i.Onun yazdigi muzikli eglenceli bir oyunda rol almaya baslayinca da sevdim. Gayet ic bayici tarih konularini o kadar guzel ve renkli anlatmisti ki..(Son yazdigi Su Cilgin Turkler ve Dirilis okunmaya deger..)

Bu haftasonu da AKM'de 'Bir Sehnaz Oyun'u izledim. Yine kalabalik kadrosu olan, dansli muzikli, anlaticisi olan bir oyundu.Neredeyse kadrosu kadar kalabalik da orkestrasi vardi. Zaten icinde canli muzik olup da kotu olan kotu bir oyun izlemedim hic. Dekor da muthisti. Oyunda soylenen bazi sarkilar dilime dolandi:)

Yakinda Istanbulda film festivali baslayacak, kendime uygun oldugum zamanlarda film secmeye calisiyorum ama izlemek istedigim bir cok film hafta ici (ve bilet fiyati da 3,5 yetele) Ama ben gidemiyorum:( Haftasonlari olan filmler arasindan birini secmeye calisacagim.

*Rolling Stones'la ilgili 2 tane film var (Shine a Light ve Sympathy for the Devil birinden birine mutlaka gitmek istiyorum:)
** Biletler 22 sinde satilmaya baslayacak, gitmek isteyenlerin bilgisine..

11 March, 2008

Bogaz Koprusunde Indirim


Haberturk'un internet sitesinden okudugum bir haber

"Boğaz köprülerinde indirim
15 Mart'tan itibaren indirimli geçişler başlıyor.11.03.2008 10:56

Ulaştırma Bakanlığı'nın verdiği bilgiye göre, Fatih Sultan Mehmet ve Boğaziçi köprülerinden geçiş ücretlerinde indirim yapılmasına ilişkin hazırlıklar sürüyor.
Karayolları Genel Müdürlüğü, köprü geçiş ücretleri konusunda bir vatandaşın 1999 yılında açtığı ve geçtiğimiz günlerde sonuçlanan dava nedeniyle alınan indirim kararı doğrultusunda OGS ve KGS sistemlerindeki ayarlamalarını birkaç gün içinde tamamlayacak. Karayolları Genel Müdürlüğü, indirimli tarifeyi, 15 Mart Cumartesi gece yarısından itibaren uygulamaya koyacak. Yeni tarifeye göre, geçiş ücretleri yüzde 11 ila yüzde 13 arasında değişen oranlarda düşecek"


Haberi okuyunca cok sasirmistim.Cunku genelde (hatta her zaman) indirim degil zam haberleriyle karsilasiriz.Bu haberin altinda yatan sebep ise 1999'da bir vatandasin kopru ucretlerine yapilan zamdan sonra actigi dava imis.Davanin sonucunda ise indirime karar verilmis. (Biraz gec olmus ama) Tek bir kisinin baslattigi bir girisim hepimizi olumlu etkileyecek.


Bizim de surekli sikayetci oldugumuz konular var hayatta, ama her zaman 'amaannn onunla mi ugrasacam, ugrasicagima oderim, ya da beklerim, bi tek ben mi kaldim karsi koyacak, dava acacak gibi dusunup basimiza dert almak istemeyiz.' O yuzden ben cok takdir ettim bu kisiyi.


Aklima da su hikayeyi getirdi. (Lise hazirlikta hocamiz ingilizcesini dagitmisti bize. Onun Turkcesini buldum.Muhtemelen biliyorsunuzdur ama)


"Herkes, Biri, Herhangibiri ve Hiçkimse adındaki dört kişi hakkında. Yapılması gereken çok önemli bir iş vardı ve Herkes, Birinin bunu yapacağından emindi. Aslında bu işi Herhangibiri de yapabilirdi. Fakat Hiçkimse yapmadı. Bunun üzerine Biri çok kızdı, çünkü bu Herkesin işiydi. Herkes, Herhangibirinin bu işi yapacağını düşünmüştü, fakat Hiçkimse, Herkesin yapmayacağını bilmiyordu. Sonuçta Herhangibirinin yapacağı bir işi Hiçkimse yapmadığı için Herkes, Birini suçladı"


07 March, 2008

Benden, benden, benden..

Uzun sure geciyor yine, bana ruzgar gibi ama gelip bloguma bakinca ooo ne kadar cok olmus diyorum. Bu sure icinde yine calistim calistim calistim, arkadaslarimi ozledim:( (Adana ozlemim geldi yine benim.) Annemle asure yaptik.. Komsulara dagittim, evin kizi olarak degil de evin hanimi olarak komsularla muhatap olmak komik bir duygu:P Arkadaslarim geldi.. Ilk kez muffin yapmayi denedim gayet basarilydim.

Bir de film izledim. Robin Williams'in basrolde oldugu iyi vakit gecirten cerez bir film izledim :Cik Aramizdan. Ben bu adami seviyorum yaa, bana cok iyi geliyor:) Bu filmde de evlenecek ciftlere cesitli testler yapan bir pederi canlandiriyordu.. Keske bizde de oyle din adamlari olsa denecek cinsten bir peder..Yaptigi testler cok komikti. Evlenince basiniza gelebilecek kotu olaylari bastan gostermeye calisiyor.. Kavgalar, bebekler, aileler... Gayet eglenceli 2 saat gecirdim.. Annemin deyimiyle :Agzimda bir fiyonk:)


Simdilik istikrarli bir sekilde spora devam etmeye calisiyorum ara sira aksakliklarim oluyor ama birakmak yok..

Yarin icin " Bir Anarsistin Kaza Sonucu olumu"ne (Devlet tiyatrosunun oyunu) bilet almistim ama oyunculardan birinin rahatsizligindan dolayi Sersemler Evi'ni izleyecekmisim.Onu da sonra anlatirim...

26 February, 2008

Şahane



Cumartesi gecesi Ghetto'da Şahane isimli bir etkinlik vardı, kardeşim de görevli oldugundan biz de katılma ihtiyacı duyduk.Pişman olduk mu? Hayır:) Gayet güzel bir mekandi kendisi. Galatasarayın karşı arasında bulunan kaliteli, içkinin pahalı oldugu bir yer:) (Gerçi içki pahalıydı ama çok fazla sarhoş insan vardı, hiç katlanamadıgım görüntü!)




Şahane, gayet interaktif bir sanatsal etkinlikti. Etrafta fotograflar, resimler. Yemek yarışmaları, canlı müzik grupları ve genç tasarımcıların defilelerinin oldugu. O kadar sanatsaldı ki, bazen o sanatcıların nelerden esinlendiklerini merak etmeden duramadım. (tabiki matematiksel bir bölümden mezun olan bir insan olarak çok fazla sosyal gözle bakamayabilirim ama göz var nizam var yani:)) Her tasarımcının 4-5 mankenin sergiledigi kıyafetlerden oluşan mini defilesi oldu. bazıları gayet hoştu, ama bazıları, yani kıyafetlerin bir yanlarını kesip biçmişler, garip garip hatta bazen komik şekilde görüntüler kaldı bize...



Bir diger köşede de bir çok kostumun ve perukanın yer aldıgı kıyafetler vardı ve giyinip fotograf çekilebiliyorduk, bol bol komik komik fotograflarım oldu (ki benim için gecenin en renkli kısmıydı:))

****
Persepolis'i izledim, korktum:( Yıllarca Iran'ın rejim degisiklikleri ve bu degisiklerden etkilenen bir aile anlatılıyor.Aslında aileyi izlerken bütün ülkeyi de görüyoruz. Böyle bir konuyu animasyonla anlatan daha güzel bir film olamaz sanırım..

İzleyin, izletin..

****
Birkaç haftadır Istanbulda bedava gazete dagıtılmaya baslandı.özellikle meydanlarda elinde gazete sizin peşinizden koşturuyorlar. İlk çıkan Gaste den sonra şimdi bir de 2. si çıktı. Önceleri amaan deyip almıyordum.Herkes gibi niye bedava, reklam için birkaç günlüğüne mi.Ya da ideolojisi ne, sahibi kim vs diye düşündüm..Ancak bir iki kere okuduktan sonra bazı sayfaları ilgimi çekti. Kültür sanat haberleri çok fazla, hııı bi de yemek tarifi falan kesiyorum:) Politikaya pek girmeyen bir gazete.Cok fazla yorum yok sadece haber. Yine de sabah yolculuklarımı daha çekilir hale getirdi. Ondan sonra da ikinci bedava gazete ortaya çıktı (20 dk isimli) Şimdi 2 gazete dagıtıcısı birden peşinizden geliyor:) Ama 20 dk akıllara zarar. En cok magazin ve dramatik haberlerle dolu.. Baskı kalitesi de felaket..
Yani sabahları biz önden gazete dagıtıcıları da arkamızdan, komik görüntüler var meydanda:))





22 February, 2008

"Manevi Mirasım Akıl ve Bilimdir!"

" Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar." *


Mustafa Kemal

* Bugun tarihli Cumhuriyet gazetesinden alınmıştır.

21 February, 2008

Sabır sabır ya sabır

Neden herkes son zamanlarda bu kadar sabırsız anlayamıyorum. Patlamaya hazır bomba gibiyiz. Arkadaslarım arasında garip şeyler oluyo ve ben yanlarında degilim diye elle tutulur bişey yapamıyorum.. İnsan bazı anlarda çok küçük bir kıvılcımla, çok saglam ipleri koparıveriyor farkında olmadan..

Neyse boşuna üzücü şeyler yazak istemiyorum buraya. Gerçek hayat zaten yeterince zor, bari blogda bunlardan bahsetmeyelim dimi..

O yuzden son zamanlarda çok sevdigim bir şarkıyı ekliyorum aşagıya. Badem & Özlem Tekin düeti. Çok güzel olmuş bence:)

20 February, 2008

Kar


Karlar eridi bize de evimizin önündeki parktan bu görüntüler yanımıza kar kaldı..
**Gerçekler önemli degildir. Eger hayaliniz yeteri kadar büyükse, gerçekleri de değiştirirsiniz..
Ty Boyd

16 February, 2008

Nothing's gonna change my world




Baktım da yine günler gecmiş. Ben bu süreçte işimle ilgili sıkıcı ayrıntılarla bir de griple ugraştım.. Hasta yatagımdan kalkınca da uzun süredir özlemiş oldugum kebabı yemeye gittim:) Aslında Adana Kebap'ı yerinde yemek lazım kanaatindeyim ama Yüzevler 'in İstanbuldaki şubesi bu konuda çok iyi. O kadar özlemişim ki, masada oturdugum sürede agzım boş kalmadı. Mezeler, lahmacun, pide ve sonunda kebap-şalgam..En son soda içip öyle kalkabildim ancak:)





Geçen Hafta Broken Flowers'ı izledim. Tam bir hayal kırıklıgıydı bence. Biraz fazla beklentim vardı herhalde filmden.Bill Murray'a isimsiz bir mektup geliyor ve 19 yaşında oglu oldugunu ögreniyor. 20 yıl önceki sevgililerini dolaşıp hangisinin oglu oldugunu anlamaya çalışıyor. Ama film elinde pembe çiçeklerle dolaşan, boş boş bakan bir adamın anlamsız günlerinden başka birşey göremiyoruz filmde. Güzel olan tek yanı yardımsever kapı komşusu ve onun çektigi cdlerden duydugumuz müziklerdi:)




İzlenmeyi bekleyen çok fazla filmim var, sırayla başlamaya gidiyorum ben. Şimdilik bu kadar. Ben de buralardayım unutmayın diye bi şeyler yazayım dedim. Hoşçakalın:)


** Sabahtan beri kar yagıyor burada ve ben bu konuda Adanalı olmamadan kaynaklanan bir özlemle (görgüsüzlükle) pencerenin başından ayrılamıyorum..

06 February, 2008

animals

Belki bir kaç gün buralara pek ugrayamam diye cok sevdigim bir klip koyiim dedim...

** Adanadan annem geldi.. Evde bir bayram havası:)

04 February, 2008

Dali



Genel olarak resim konusunda çok fazla bilgi sahibi bi insan degilimdir. Lisede iyi resim çizmek dışında bir deneyimim yok. Ama bazı resimlere bakınca kimin yaptıgını merak ederim. Lisede aylık yayınlanan bir dergide Salvador Dali'nin bir resmini gördüm ve öyle tanıştık onunla.. (yukarıdaki resim degil, istedigim resmi bulamadım).Ben bilmiyordum tabi onun kült hayatını ve bir çok güzel sanatlar ögrencisinin idolü oldugunu:P Sonra başka yerlerde de görmeye başladım akan saatleri. Hatta bir gün Adana'daki vazgeçilmez Pub'ımız Gümüş At 'ta bile karşılaştım. Geçenlerde de işte Radikal gazetesini okurken bir kitapla karşılaştım (Dali'nin Sihirli Dünyası), en kısa zamanda almalıyım dedim. İşte konusu:


'"Ben, büyük ressam Salvador Dali Domenech. Çoğunuz, beni tablolarımdan ve bıyığımdan hatırlayabilirsiniz. Peki küçük bir çocukken ne yaptığımı öğrenmek ister misiniz? O halde dikkatle okuyun."


Meğer, uzun kıvrık bıyıklı, deli bakışlı çılgın ressam olmadan önce, yani çocukluk yıllarında da öyle halim selim bir ufaklık değilmiş aslında. Yani Dali'nin Dali olacağı çocukluktan belliymiş. Sürekli yaramazlık yapan, hep kendisiyle ilgilenilmesini isteyen, çok ciddi bir adam olan babasının da pek söz geçiremediği bir çocukmuş. Ne okul umrundaymış ne başka bir şey, tek tutkusu tavanarasına kapanıp saatlerce resim yapmakmış. Nihayetinde babası oğlunun kendisi gibi bir noter olamayacağını anlayıp onu Madrid'deki güzel sanatlar okuluna yollamış. Salvador burada, Gabriel garcia Lorca, Louis Bunuel gibi ileride her biri büyük sanatçılar olacak arkadaşlar edinmiş, okuldaki ortamdan çok memnunmuş ama hocalarına karşı isyankâr tavırları yüzünden okuldan atılmış. Okula devam etmese de resim yapmayı sürdürmüş Dali. Yazıları, resimleri, desenleri derken genç yaşta Madrid'de dikkat çekmeyi ve ün kazanmayı bilmiş. Aslında onun yaşamı hep bu dikkat çekmek ve ün kazanmak tutkusu üzerine kurulmuş. Daha gençlik yıllarında hiçbir şey yapmasa kulağının arkasını boyayan, daha da yaşlandıkça toplantılara dalgıç kıyafetiyle, ekmekten bir şapkayla ya da bir file binmiş halde ya da arabasını brüksel lahanası doldurup giden ve her defasında küçük bir skandal yaratmayı bilen bir çılgın olarak kalmış Dali. yirmi beş yaşında aşık olduğu Gala'dan hiç ayrılmamış, pek çok tablosunda onun resimlerine yer vermiş, Gala ve Dali bir ikili olarak tanınmışlar hep yaşamları boyu. Salvador Dali'nin gerçeküstü resimleri de yaşamı gibi çılgın tabii. Camamber peynirinin erimesinden esinlenerek yarattığı akan formlar, eriyen saatler onun gerçeküstü resimlerinin biricik ve görülmemiş kendine özgü figürleri olmuş. Dali, kitapta bunların hepsini birer birer anlatıyor bize. Önemli resimlerini de tek tek, ayrıntılarına dikkat çekerek tanıtıyor. En meşhur resimlerinden biri olan, 1944 tarihli 'Gördüğü Rüyadan, Bir Arının Nar Etrafında Uçuşu, Nedeniyle Uyanmadan Bir Saniye Öncesi'ni New York yıllarında nasıl yaptığını anlatıyor. Sonra da resmin detaylarına dikkat çekip rüyayı gören kızın Gala olduğunu, ağzından kaplan fışkıran balığın arıyı, tüfeğin arının iğnesini simgelediğini, örümcek ayaklı filin daha sonra pek çok heykelini de yaptığı, çok sevdiği bir figür olduğunu anlatıyor. Sayfaların sonlarına eklenen küçük notlar var, 'Merak ettikleriniz' diye. Orada da Dali'nin çocukken babasıyla topladıkları deniz kestanelerine takıntılı bir merakı olduğu, hayatına Gala girmeden önceki ilk yıllarında en çok resmini yaptığı kişilerden birinin kız kardeşi El Beti olduğunu öğreniyoruz. Eğitsel faliyetler bölümünde oyun hamuruyla Dali figürleri yapmak, sandalyeleri dönüştürmek, Dali gibi tuhaf ekmekler yapmak için tuhaf fikirler var ki, gönlünde bir Dali olma sevdası uyananlar için tatminkar oyunlar bunlar... "buradan" okuyabilirsiniz. (*)
* Teşekkürler Esin ve Deniz:) önce aynı sayfada bir açiim sonradan ikinci aşamaya geçerek Deniz'in tarifini uygulayacagım..
** Fikret Mualla'yı da merak etmekteyim:)

03 February, 2008

Lucky Luke




Bu hafta büyük bir heyecanla sinemaya gittik, yeni açılan Cinebonus'ta iş çıkışı stres atmak için Redkit'i izledik..İlk salona girdigimizde bir sürü çocuk oldugunu gören abim 'Alla alla Redkit büyüklere göre, niye bu kadar çocuk var ki?' dedi ama çıkışta niye oldugunu anladık. Tam bie çizgi filmdi. Kitaplarındaki kovboy ruhunu bulamadık:)


Bi kere gölgesinden bile hızlı silah çeken adam neredeyse hiç silah tutmadı. Ayrıca seslendiren kişi de 'Köksal Engür' degildi, ki kulaklarımız yadırgadı.. Ben hep sevgilim yüzünden böyle oldum aslında. kendisi işi yüzünden bu konulara çok duyarlı oldugundan yıllardır ne zaman film izlesek beni sözlüye kaldırır 'bu ses kimin' diye. Ben önceden hiç dikkat etmezdim. (Tabi bazı sesler vardır ki mesela redkit, ya da fred çakmaktaş gibi, mutlaka bilirsiniz ve başka sessi yadırgarsınız) Ama onun dışında ben mutlu mesut filmimi izlerdim..Ama onunla birlikte sinemaya gidince bazen filmin ortasında o da bulamaz adamın ismini sonra bana sorar, hani şu filmde şu rolde oynuyodu neydi adı diye:)) Ben de işte daha hassas oldum bu konuda.



Filme dönersek: Joe'yu ise Peker Açıkalın seslendiriyordu ki gayet başarılı olmuştu. Ayrıca Avarel her zamanki gibi beni çok güldürdü.. Ben tüm kitaplarını okumadım ama tecrübeli biriyle gidince ögrendim ki tüm kitaplarındaki maceraların bir kolajıymış (ve ben olaylar olmadan ögrendim ne olacagını:P ). Bütün karakterler vardı.. Hoş vakit geçirdik mi: evet, ama istedigimizi bulamadık kısaca.. Bence boşuna para vermeye gerek yok yani.. Bilginiz olsun..




P.s. Bu arada Dizimax'i bekleyemedim ve Lost'un 4. sezonunun ilk bölümünü bulup izledim.. İnsanın elinde diger bölümlerinin cdsi olmaması ve 1 hafta beklemesi ne kadar kötü bi duyguymuş anladım:(

01 February, 2008

Nefesimi Kesecek Anlar

Blogumu acarken hiç yeni arkadaşlar edinecegim aklıma gelmemişti, öylesine bir köşeye bi şeyler karalamak için ve başka blogları okumak için açmıştım. Ara sıra da bi şeyler karalıyordum. Bigün bloguma tanımadıgım birisi yorum bıraktı..Sonra baktım diger postlarıma da bi şeyler yazmaya başladı. Sonrasında bu kişi bıraktıgı her yorumuyla ne kadar sıcak biri oldugunu belli eden, yüzümde kocaman gülümsemelere sebep olan, sayfasına girmeden duramadıgım ve sayfasından yeni kişilerle de tanıştıgım biri oldu. Eveet söylüyorum: Deniz . Kendisi şimdi de beni mimlemiş. Böylece ilk kez mimlenmiş oldum ben de kendimce yanıtlar verdim: İşte aşagıda..

Kaç tanesinin gerçek olacağını gelecek yıllarda göreceğimiz nefesimi kesecek anlar'ım

- Ulkemin daha yasanabilir bir hale gelmesi
- Bir bebek (daha yeni evlendim ve cok var ama eminim nefesim kesilecek:)

- Icinde tarçınlı kurabiye ve kahve kokuları olan bir kitapçı dükkanım olması
- Foça'da bahçeli bir ev sahibi olup sabah kalkıp topraga basmak, (su derdi olmadan) bol bol çiçekleri sulamak
- Bi sürrü bi sürrü ülke görmek, en başta da Türkiye'yi köşe bucak gezmek..
- Güzel fotograflar çekmek..
- Uzuun bir mavi yolculuga çıkmak

Hemen yapabileceğim halde yapmayı neden beklediğimi bilmediğim nefesimi kesecek anlar'ım

- Daha sık seyahat edip ailemi ve arkadaşlarımı daha sık görmek
- Bir fotograf kursuna yazılmak
- İtalyanca'mı ilerletmek konusunda daha istekli olmak
- Yediklerime dikkat edip biraz kilo vermek
- Sevdigim bir grubu canlı dinlemek
- Şeker hamuruyla pasta yapmayı ögrenmek

Bir daha dünyaya gelsem ve seçme şansım olsa nefesimi kesecek anlar'ım

- Emre ile yine tiyatro kulisinde ya da başka herhangi bir yerde tanışmak ve evlenmek.
- Şimdiye kadar bateri, gitar ve ud (ve kudüm) çaldım konserlere çıktım ama eger tekrar dünyaya gelseydim bir enstrümanı seçip virtüoz olmak isterdim.

- O enstrümanla senfoni orkestrasında solist olmak
- Simon & Garfunkel' ın bir konserinde bulunmak
- Sevdigim herşeyi çok çok yiyip hiç hiç kilo almamak:)
- Bir kere de olsa helikopter ya da uçak kullanmak..

İşte aklıma ilk gelenler bunlar, eminim daha çook vardır:) Eger cevap vermek isterlerse ben de Esin'e, Defne'ye ve Pastanino'ya atıyorum topu..

P.s. Bu arada gönüllü bir arkadaş bana link vermeyi ögretebilir mi:P

27 January, 2008

Hersey Sevgiyle Baslar

Bülent Ortacgil sarkısı eşliginde post yazınca baslıgını da bu sekilde koydum ama uyumlu da oldu hani.Aslında yemek ve pastayla ilgili bi şeyler yazıcam. Ama yeni bir kac püf noktası keşfettim, herkesin önceden bildigi bişey aslında :anladım ki gerçekten 'emek olmadan yemek olmaz' lafı ne kadar dogruymus.Uzun yıllardır yemek yapıyorum aslında ben, annem yıllardır calıstıgından evin küçük annesi bendim:) Pasta filan yaparken de zaman konusunda hep sıkıntı oldugundan küçük ayrıntılara çok da fazla önem vermezdim açıkçası.( Yagı önceden çıkarmak, unu eleyerek eklemek vs vs)


Sonra pasta konusunda birçok şeyi uygulamalı olarak sevgilimin annesi ögretti:) Universiteyken onlara gittigimde ev hanımı bir annenin evindeki kokuların özlemini de giderirdim böylece..Yedigim nefis pastaların yapılışını da hep ögretmiştir sagolsun.. Ee şimdi o yuzden sevgilime yemek, pasta yaparken deneyimliyim bu yüzden:)Her haftasonu çok özenerek bir yemek ya da pasta deniyorum..


Geçen hafta onun çok sevdigi elmalı tart pişirdim. Hem de çok özenerek, tüm püf noktalarını uygulayarak.. Gerçekten de şimdiye kadar yaptıgım en güzel tart oldu.. Pisi de parmaklarını yedi:)) İşte bu yüzden her işte oldugu gibi yemek yaparken de, özenerek yapınca tadı bir başka oluyor.(aynı malzemeleri koysak da !)


İşte M.annemin tarifiyle benim tartım:))


Malzemeleri:
2,5 su bardagı un
2,5 fincan toz şeker
1 yumurta
1 pkt margarin
1 pkt kabartma tozu
Limon kabugu rendesi

Harcı için: Elma rendesi (ben 3 tane kullandım)
Ceviz
Kuru üzüm (ben koymadım)
Tarçın
Toz şeker


Hamuru yogurduktan sonra ikiye bölerek yarısını yaglanmıs yuvarlak borcama serip üzerine harcı ekleyerek diger yarısını da kafes şeklinde (ya da rendeleyerek) üzerine ilave edip 170 derecede 35-40 dakika pişiriyoruz.Fırından çıkınca üzerine pudra şekeri serpip afiyetle yiyoruz:))



Üstüme gece cokmus
Ama içim ışıl ışıl
Beklerim ta sabaha kadar
Beklerim de
Geceyi değiştiremem
Gecenin gücü beni aşar
Herşey anını bekler


Hadi gel senin zamanın artık
Yürüsene benim ile
Hadi gel senin zamanın artık
Senin zamanın artık*


*(Bülent Ortaçgil- Nükhet Ruacan yorumuyla)

23 January, 2008

Stacey Kent


Biraz gec oldu ama tesadufen kesfettim kendisini..Insanin icini oksayan bir sesi ve sarkilari var.


Ben cok sevdim:))




***What a wonderful world yorumu da guzel:))

21 January, 2008

Neler oluyor?

Yine uzun suredir guncelleyemedim blogumu, bu surecte olan gelismeler sunlar oldu ki:

16 Ocak'ta İspanya dönüşü Esenboğa Havalimanı'nda bir açıklama yapan Başbakan RTE, türban tartışmaları için, ''Türkiye hala bu sorunu çözemiyorsa, bu özgürlükler noktasında ciddi sıkıntıdır. Bunu beraber aşarız. Yeni anayasayı beklemeye de gerek yok. Bunun çözümü çok kolay. Otururuz beraberce mutabık kaldığımız bir cümleyle bu çözülür" dedi.
(Uzuldum)

Ecevit'in arsivinden cikanlar:1961'de askerler Kürt sorununa çözüm üretmek üzere bir "Doğu Grubu" oluşturdu. Bu grup, bir "Doğu Raporu" hazırladı. Yıllar sonra, o koalisyonun Çalışma Bakanı Bülent Ecevit'in arşivinde bulunacak bu belgedeki "yapılacaklar listesi"nde göç önerisi vardı: "Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü Türk lehine çevirmek için, Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik etmek..."
(Daha bu sorun ne kadar surecek, kac kisi olecek, ne zaman cozum bulunacak acaba)

(Yeni satilan iktidar yanlisi kanalda cekilen diziye son verildi. Sinekli Bakkal dizisi yayindan kaldirildi basrol karakteri takkeliymis..Kimse bu olaylarin 1920 lerde yasandigini goz onune almiyor, cunku gunumuzde Istanbul'da hala takkeli insanlar var malesef..)"Şemsi İnkaya şöyle konuştu: "Durum mahalle baskısından sonra artık kanal baskısına döndü. 5'inci bölümünden sonra zaten dizinin bitirildiğini öğrendim. Yöneticilerin akılları başlarına diziyi izledikten sonra gelmiş. Bu kadar yıldır oyunculuk yapıyorum, bu durum çok acı geldi. Halide Edip Adıvar gibi bir yazarın 1920'li yıllarda geçen, kadın haklarını koruyan bir hikâyesini çekiyoruz ve bize 'Hayır' diyorlar. Demek ki, o dönemden bu döneme hiçbir şey değişmemiş."
(Diziyi izlemiyorum ama cok komigime gitti bu haber, olabilir mi boyle bisey.. Tabi kimse izlemesin takkeli insanlari, acaba gercek hayatta yakinda daha fazla gorecegiz bunlari etkilenmeyelim diye mi??)

"Youtube yine kapatildi, sanirim tekrar acildi (emin degilim)"

"Borsa endeksi dustu, dolar yukseldi, piyasalar her zamanki gibi altust"

"Buyuk bir haber sitesi turbanla ilgili bir anket yapiyor, sonuclar ne kadar guvenilir bilemem ama korkunc oldugu kesin" (Isterseniz siz de oy verin Haberturk'te)

"Dusen Isparta ucagindan sonra hemen hergun gazetelerde ucaklarla ilgili bir haber var: Ucak ker temizleme aleti yuzunden piste inememis tekrar havalanmis, ucak istanbul'a geri donmus, baska bir ucakla ucusa devam edilmis vs vs vs"

"Zaten birbirini vuran vurana hergun.Karisinin sevgilisi kocayi olduruyor, kocasinin sevgilisi katil tutuyor vb"

"Kus gribi geri donebilirmis"

"31.12.2007 itibariyle nufus sayimi aciklandi ve Istanbul nufusu 12 milyon cikmis.(Acaba kayitsiz olan nufus kac kisidir?)"

Neyse sabah sabah icim karardi blogumu da kararttim ama napiimmm, karanlik gunler yasiyoruz:(

14 January, 2008

Fuar ve Adana




İstanbul, Bursa ve İzmir’de her yıl kitap fuarları düzenleyen TÜYAP, geleneği 15 Ocak’ta ilk kez Adana’ya taşıyacak. 100 yayınevi ve 300 yazarın katılacağı Çukurova Kitap Fuarı’nda söyleşi, panel, sergi, şiir dinletisi gibi toplam 60 etkinlik yapılacak. Altı gün sürecek fuarın tamamına katılacaklar için Adana; Seyhan Nehri ve Gölü, tarihi evleri, nehir kıyısındaki yürüyüş yolları, şırdancıları, kebapçıları ve ciğercileriyle güzel bir gezi vesilesi. (Hürriyet Gazetesi, cuma eki..)

Düşündüm de, yıllar önce kardeşim İstanbulda okurken buraya geldigimde, saldırırdım her yere gitmek, her faaliyeti görmek için..Birinde Kanlıca'dan Tüyap kitap fuarına gitmiştik..Coook uzun bir yolculuktu.Ama degmistii.. Cok guzel kitapları cok ucuza almıstım..Hele de hafta içi bir gün olması, cok kalabalık olmayan bir ortamda saatlerce kitapların arasında gezme zevkini yaşatmıştı bana..Gazetede okudum, bu yıl ilk defa Adanada olacakmış kitap fuarı, keşke orada olsaydım da gidebilseydim..2 yıldır burada yaşıyorum ama daha önce misafir olarak geldigim kadar gezemiyorum...İşte küçük şehirde yaşamanın ayrıcalıkları bir başka güzel:)






*Bi kere gün içinde bir çok plan yapıp, bir çok yere gidebiliyorsunuz.

*Trafik nedir bilmiyorsunuz..
*(Özellikle de İstanbulu gördükten sonra) Hiç bir yer kalabalık degill..
*Herşey çok daha ucuz..(Gerçi giyim konusunda buraya haksızlık yapmayalım)
*Yeşil alan çok daha fazla..
*Herhangi bir etkinlik oldugunda (tiyatro, konser vs.) hemen haberiniz oluyor.Gitme şansınız buradakinden çok daha fazla oluyor..(Sevdigim bir çok ünlü her hafta bi yerlerde sahneye çıkmasına ragmen daha neredeyse hiçbirini izlemedim, ama Adanadayken öyle miydim:( )
*Gittiginiz kafe sayısı çok fazla olmadıgı için bir çok yerde tanınıyor ona göre bir hizmetle karşılanıyorsunuz.
*Alışveriş merkezi buralara göre az oldugundan mecbur dışarda plan yapıyorsunuz..
*Bir çok yere yürüyebiliyorsunuz..
*Daha anlayışlı insanlarla bir aradasınız..(büyük şehirlerde herkes patlamaya hazır bir bomba)
*Arkadaslarınızı ve akrabalarınızı daha az aksatıyorsunuz.
*Kendinize daha çok vakit ayırabiliyorsunuz.
*Yolda yürürken birileriyle karşılaşma olsılıgınız çok daha fazla..

Tabi bununla birlikte eksi yönleri de var, ama ben onları düşünmek istemiyorum:))
Adanayı özledim galiba yine.. (bir de kebabı - bulgur pilavsız olanından:))


**Ortadaki fotografı üniversitedeyken çekmiştim.Digerleri google'dan alınmıştır.

09 January, 2008

Honky Tonk Woman




Simdi bu baslik da ne, gecen postumun sonunda Rolling Stones'un bir parcasini koymustum ve bu kadar yorum yapilinca ben de yine baska bir parcasinin ismiyle baslik yazim dedim..(yine yorumlarinizi bekliyorum demek oluyor bu:))





Efendim dogum gunum gayet eglenceli gecti.Gunduz klasik olarak isyerindeki arkadaslarla pasta yedik.Aksam icin de saolsun biricik sevgilim ve kardesim bana guzel suprizler hazirlamislar.Cuma gecesi Bebek'teki Catz'e gittik, cok begendim, cok eglendim. Yemekler ve servis gayet guzeldi, yemegimin fotografini cekemedim cunku elektrikler kesikti..Sansima kufretmeye baslamistim ki sonrasinda geldi de yuzumuzu gorebildik.. Hava cok soguk oldugundan etraf bombostu..Trafik de gayet iyiydi, yani hersey yolunda bir dogum gunuydu aslinda benim icin..



Ayni aksamin gecesinde de hep birlikte 'Siki Dostlar' adli oyunu oynadik, tamamen komediydi...Oyunda oynayan her kisi hakkinda sorular soruluyor, siz de bilmeye calisiyosunuz, kim kimi ne kadar iyi taniyor onu anlamaya calisiyorsunuz ama cikan sonuclar cok sacma..Mesela bizim oyunda, o gece tanisan 2 arkadas birbirini cok iyi taniyor cikti!! Yani tamamen kisi hakkinda cikan sorulara bagliydi, cok sacmaydi ama biz cok eglendik...



Su yanda gordugunuz, biricik kardesimin bikmadan usanmadan dusunup hazirladigi calisma benim hediye paketimin uzerindeydi, ve bu resim benim dolabimi anlatiyor.Yillardir giyip vazgecemedigim ve bir turlu degistirmedigim basic esyalarim ve birakamadigim markalarimin logolarindan olusan bir calisma asmis uzerine, cok guldum..(altina da cook guldugum bi seyler yazmis, orasi da bana kalsin:))



Bu yil icin bazi kararlar daha aldim ki bunlardan biri de gardirobumla oynamak, basic esyalardan vazgecip, daha ucuk aksesuarlar almak.(tabi alirken, bunu neyle takarim, giyerim diye dusunmemek lazim ama bakalim uygulayabilecek miyiz)..Aslinda ben bu yil Italyanca kursuna devam etmeyi dusunuyordum ama hem yeni bir duzen kurdum, su anda maddi olarak sarsmasin hem de dinleneyim bir yil diye vazgectim. Ama naaaptimm? Dun spor salonuna basladiiimmm:)) Cunku bu yil kendime bakmaya karar verdim artik... Hem su calismaya (bilgisayar onunde oturmaktan baska bise yapmamaya) basladiktan sonraki kilolarimi veriim, hem de artik gobusume gule gule diyim istedim.. Isyerinden 4 arkadas gidiyoruz, ve umarim birbirimizi gaza getirip uzun sure devam ederiz. (Zira herkes cabuk skilirsiniz diyor, ama ben kararliyim) Bu arada dun kas, yag vs olcumu yapildi ve kas kutlem gayet iyi cikti, bu da bana ayri bir cesaret, guven bir sporcu havasi katti:)) Artik kimse beni tutamaazz....




Hem o aletlerde o kadar surunup ne kadar az kalori yakabildigimi gordukce, agzima lopur lopur attigim kalorileri dusunup vicdanim sizladi.. Simdi ogle yemeginden geldim, canim her zamanki gibi uzerine sekerli bir seyler istiyor.(cikolata, supangle vs vs)



...Hayir yemiceeemmm...

04 January, 2008

Yas gunum




Ben bugun dogdum:) Cook isim var yapmam gereken ama yine de icimde bir mutluluk var:))


Bu sarkiyi dinliyorum bi yandan da..



*Fotograf getty images'den alinmistir.

**Yeni yasimda yeni dilegim bu yil guzel fotograflar cekip blogumda sadece kendi fotograflarimi kullanmak:))

01 January, 2008

Yeni yıl


Insanın öğretmeninin doğa, kitabının insanlık ve okulunun yaşam oldugu bir gun gelecek mi?


Olacak mı öyle bir gün?

Halil Cibran (Vadinin Perileri isimli kitabından)




Herkese mutlu yıllar:)

29 December, 2007

Fındıklı Breçel

Ne zaman fırında bir yemek yapsam, aa fırın yanmısken sunu da bir yapıvereyim diyorum (sankı fırın çok zor yanıyormus gibi:)) Hafta içi akşamları genelde bi şeyler yapıyorum yeni tarifler deniyorum ama yapay ışıkta çektigim fotograflar çok güzel görünmediginden bloga ekleyemiyorum mecbur haftasonunu bekliyorum:P



Bu arada biz fotograf olayını abarttık, her boşlukta bi yere gidip bişeyler çekebilir miyiz diye düşünüyoruz..Henüz makinenin tüm özelliklerini öğrenemedim bile..E yavaş yavaş..Ayrıca yemek fotografı çektikçe, bir çok blogta gördüğüm fotografları çekmenin de ne kadar zor oldugunu anlıyorum.Çünkü takip ettiğim bazı bloglarda inanılmaz güzel fotograflar var ve kolaymıs gibi görünüyor ama hiç de kolay degilmiş..Daha çook acemiyim ben:P



En son, Fındıklı Breçel yaptım.. Bu tarifi Radikal'den çıkan Tatlı Kitap'tan aldım..(gayet güzel tarifler var sırayla denemeye çalışıyorum..)Breçeli ben ilk defa duydum bisküvi gibi bir kıvamı oluyor.Tadı benim çok hoşuma gitti..



Malzemeler



-250 gr margarin
-100 gr pudra şekeri (4/5 bardak)
-1 adet ymurta
-4 su bardagı un
-1 tutam vanilya
-1 çorba kaşıgı kakao (artırılabilir)
-1 adet yumurta akı (çırpılmış)
-100 gr ince çekilmiş fındık



Yapılışı



Margarini ve şekeri mikserle iyice çırpıyoruz.Yumurtayı ekleyerek çırpmaya devam ediyoruz.Unu vanilyayı ve kakaoyu da ekleyerek bisküvi hamurunu elde ediyoruz..Fırını 180 derecede ısıtıyoruz.Hamuru tezgahta açarak istedigimiz kalıpla şekil veriyoruz..Yaglı kağıt serili bir tepsiye yerleştirdikten sonra üzerine fırça yardımıyla yumurta akı sürerek çekilmiş fındık serpiştiriyoruz. Fırında yaklaşık 20 dakika pişiriyoruz..

*Benim kalıplarım kandil simidi şeklindeydi (ortası boş simit) gayet de güzel oldu..Çok kocaman parçalar halinde olunca böyle güzel olmazdı sanırım..

**içinde kabartma tozu olmadıgından pek kabarmıyor o yuzden de tepsiye dizerken çok fazla aralık bırakmaya gerek olmuyor.

***1-2 gün kaldıktan sonra da tadı gayet güzeldi.(Su anda 2 günlük ama kahvemin yanında gayet hoş oldu:)



Afiyet olsun...

27 December, 2007

Hayat


Hayat, cinsel ilişki yoluyla bulaşan ve ölümcül bir hastalıktır.

Ölüm oranı yüzde yüzdür.

L. D. Laing

26 December, 2007

Hediyelik


Yilbasi postumda hediye cekilisimizden bahsetmistim.. Evet bir cekilis yaptik, bana hediye alan arkadas isyerindeki en az samimi oldugum kisiydi.. Ama ben o kadar cok konusan biriyim ki ve de sabahlari birlikte geldigimizi de dusunursek, daha bana uygun bi hediye beklerdim ama oyle bir sey geldi ki, neyse ki iyi rol yapiorum da cok begenmis gibi davranabildim:P Simdi bende biliyorum hediye hediyedir, onemli olan dusunmektir vs, ayrica da boyle icinden gelerek degil de cekilis sonucu hediye almak cok daha zor farkindayim ama kardesim bu kadar da mi tanimiyorsun beni.. Simdi gelen hediye kahverengi siyah arasi icinden siril siril sular akan ve de pille ya da fise takarak calisan, ortasindan da tavernamsi degisik renklerde isiklar cikaran bir sus esyasiydi...Onun resmini buraya koymak isterdim ancak hala kutusunda duruyor.. (Bu arada eminim Bedbirds bu satirlarla ilgili ve hediyeyle ilgili cok dinledigim yorumlarini yapacak, biliyorum ama napiim yazmadan duramadim, bunlar da benim dusuncelerim:P)

Bu arada cekiliste kendimize bir alt bir de ust limit koyduk ki, herkese gelcek hediyeler ayni civarlarda olsun diye..(gerci bence bu kadar sinirlandirmak cok komikti ama yine de uyduk.. Bu arada bana diger gelen ve cok sevdigim hediyelerden bahsetmek istedim:) Su yandakini bana Dino aldi cok guzel bir kurabiye kalibi ve icindeki kucuk aparatlar sayesinde kalibin ortasindaki delik bi cok sekilde olabiliyor.. Cok kucuk, cok sevebilecegim, dusunulmus bir hediye:)) Tabi hediye almaktaki en onemli faktor karsindakini de iyi tanimaktir.. Iyi tanidigim birine cok kolay hediye secerim, daha onceki konusmalardan mutlaka aklimda kalmis bise vardir, gider onu alirim.. Zor durumdaysam ve karsimdaki kitap okumayi seven biriyse cook sevdigim bi kitabi alirim.(En basta Ayn Rand'dan Hayatin Kaynagi gelir..Sonra da aklimda kalan diger guzel kitaplardan biri) Biliyorum cok klasik bir hediye ama ben cok guzel bi kitap okudugumda, bunu kesin kardesim ya da su arkadasim da okumali vs diye dusunurum.. Eger kitap okumayi sevmiyorsa da mesela yilbasi icin tabu, puzzle vs guzel bir hediye olabilir.. Hediye alinacak kisi bir kiz ise aslinda isimiz cok daha kolaydir, zira sIk bir aksesuar, mudo conceptten, ikeadan ya da Tchibo'dan alinacak herhangi bisey, sevimli bir pijama vs.. bir suru secenek var.. Ama bir erkege hediye almak cok daha zor.. Eger ilgi alanlari fazlaysa yine sorun yok ama onun disinda tikanip kaliyorsunuz... (bu arada ben cekiliste cikan arkadasima Tchibo'dan aldim hediyesini, erkekler icin de gayet ilginc hediyeler bulunabiliyor)


Bu arada patronumuz saolsun herbirimize tek tek hediye almis..Kizlara pijamalar ve altlarina evde giyilecek babetleri erkeklere de parfum almis, hepsi de biribirinden guzeldi valla gozlerimiz kamasti:) Bir de ayni odada calistigim cok dusunceli bir arkadasimiz da hepimize hediye alip agacin altina birakmis (kimin biraktigi sonradan anlasildi)) Zaten onun herkese sectigi hediyeler herkese bireysel olarak dusunulup secilmisti.. bana yandaki 'sac'i almis cok guldum.. Henuz deneyemedim ama en kisa zamanda biseyler pisirecem:))






Kissadan hisse, bu hediye olaylari aslinda komplike, ama ben yine de cok severim hediye almayi da vermeyi de.. Bana gelen hediyelerden fiyat ya da marka degil ama beni dusunerek alinmis bir hediye beni inanilmaz mutlu eder:)) Bende alirken buna dikkat ederim:)) Cok da eglenirim..



P.s. Yilbasi ve dogum gunum yaklasirken bu nasil yazi boyle..Kimse ustune alinmasin lutfen:)

21 December, 2007

bayram


Benim canavarlarım Adana'dan geldii, guzel bir bayram geciriyorum..

Size de mutlu bayramlar....

18 December, 2007

Meri Kristmis



Yine yilin en sevdigim zamanlari geldi iste.. Yilbasi yaklasiyor (e dogum gunum de yaklasiyor:)) Hediyeler, yeme-icmeler, kutlamalar vs vs... Bu yil yilbasi benim icin de farkli basladi cunkuuu calistigim yerdeki patronlarim Amerikali oldugundan kelli, gunler onceden cam agacimizi susledik.(pasparlak guzel susleri gorunce Dino ve ben atlayip agacin sevdigimiz yerlerine konuclandirmistik ki: D.-patronum olur kendisi- agac suslemenin o kadar da basit olmadigini anlatti bize:)) Ah biz gorgusuzler!! tamam isigi dogru dolamistik ama uzerine su simli susleri de dolmamamiz gerekiyordu, oysa biz rengarenk, kardan adamli, toplu, noel babali susleri asmistik. Neyse tum susleri cikartp olmasi gerektigi sekilde (!) yeniden taktik (bence onceki hali daha guzeldi:)) Agacin altinda milyonlarca fotograf cekildik.. (ben fotoydum o yuzden ben pek olmadim fotograflarda) Daha onceden cekilis yapmisttik ve hediyeler verildi, ama o ayri bir post konusu, hediyelerimi de uzunca anlatmak istiyorum..




D. tatil icin ulkesine gideceginden christmasi erken kutladik biz.. (tam onlarin adetleriyle.) Bize yabanci gelen bir cok seye kucuk cocuklar gibi eglenerek katildik Dino ve ben.
Guzel ve degisik bir gundu..

P.s. 1.Gectigimiz gunlerde 'Yangin Duasi' adli oyunu izledim... Oyunu ayakta alkislayan on siradaki iki kadini yakalayamadim.. Cunku biz grupca merak ettik ne anlamislar diye.. ayrica oyunun tanitimina muhtesem yorumlar yazan arkadaslara da selam ediyorum.. O nasil bir oyundu oyle..

P.s.2. Ekimin basindan beri bekledigimiz internete kavusamadik artik Turk Telekom bana kalitemi bozduracak!!!

12 December, 2007

Bekir Coskun'un yazisi

Sıra size gelecek...

SADECE son bir haftada gidenler:
Yargı...
Türk-İş...
Medyanın yarısı...
YÖK...
Sıra size gelecek.

*

Meslektaşlarımız örtme-gizleme çabası içinde yine, yeni YÖK Başkanı için "muhafazakár liberal demokrat" tanımı yapıyorlar.
Hem "muhafazakár" hem "liberal" nasıl olunur?
Delikli şemsiye gibi...
Yazgıya bakın; o yaptığı araştırma ile "Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı olacağını" biliyor, Abdullah Gül de onu çağırıp "YÖK Başkanı olacağını" biliyor.
İşin hikmetine bakın ki; bu kadar rektör-dekan içinden, yeni YÖK Başkanı şart olan "dekanlık-rektörlük" şartını taşımıyor ama, "türban serbestliğinden" yana...
Yani YÖK’te "türbandan yana dönem" başladı.
Bence "değişik" bir hoca yeni YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan.
Diyelim ki "cami sayısı üzerine" araştırması var, minareleri saymış...
İslami makalelere özel bir ilgisi var, dolayısıyla birçok İslami makalenin sahibi.
Birçok gazetede bu bilgi yoktu; ama Malezya İslam Üniversitesi’nde iki yıl görev...
Ve "vahi" üzerine çalışmalar...
Sonunda "vahi" geliverdi zaten:
"YÖK Başkanı oldunuuuuz..."

*

Neticede YÖK de gitti.
Bu elbette son değil; bundan sonra iktidarın etkili olamadığı ne kadar üniversite yönetimi varsa...
Akademiler, yüksek okullar...
Bilim kurum ve kuruluşları...
Elbette "ılımlı İslam"ı benimsememiş bilim adamları...
Arkasından:
Sivil toplum örgütlerinden, spor kulüplerine kadar...
Medyanın kalanı...
Sermaye...
Tepeden tırnağa her şey gidecek.
Artık kaçınılmazdır.
Sıra size gelecek...

**Baska ekleyecek bisey bulamiyorum...

07 December, 2007

sekerparem, hediyem ve ben:))

Oldu en sonunda oldu benim de dijital fotograf makinem oldu:)) Sevgilim bana yilbasi hediyesini verdiii.. (biraz erken oldu aslinda genelde bunu ben yapardim erkenden hediyesini verim de kullansin diye ama galiba o da bana benzemeye basladi.) Gec te olsa filmli makineden dijitale terfi edebildik.. Gerci ben ufacik, minicik cantamda tasiyabilecegim bir makine isterken, gayet kocaman profesyonel bir makinemiz oldu..(tabi sevgilim biraz kendini de dusundu burada ama ben bu olayin tarafini gormezden geliyorum..:))



Bende onceki gun yaptigim sekerpareyi cektim hemen... Mutfakta vakit gecirmeyi severim ben, sonunda bunlari da fotograflayabilecegim icin mutluyum:P



Annem calistigi icin, kardesim ve ben ilkokuldayken mutfaga girip cesitli deneyler yapardik..Yaptigimiz basarili deneyimlerden bir tanesi annemin bazi yerleri pasta lekeli sari kapli 'Bereketli Olsun' kitabindan sekerpareydi...



Iste benim sekerparem.. ve makinemle ilk fotografim..



Tarif cok farkli degil ama her zaman tam kivaminda oluyor:o)



Malzemeler: 2 yumurta

2,5 su bardagi un

125 gr margarin

1 corba kasigi pudra sekeri

Limon kabugu rendesi

Yarim paket vanilya

1 cay kasigi kabartma tozu

Badem (sevgilim Adanadan gelen kocaman cerez kabindaki butun bademleri ayirdirdigi icin ben de bu sekilde degerlendirdim:))



Surup icin: 2 su bardagi su*

2 su bardagi seker*

1 tatli kasigi limon suyu
* (2,5 bardaga cikarilabilir)



Tadi gayet guzeldi, afiyet oldu bize:))...

06 December, 2007

04 December, 2007

Tiyatro yine




Pazar gunu yine tiyatroya gittik..Ben ay basinda izlemek istedigim oyunlar icin 2 kisilik bilet aliyorum ve eger sevgilimin (kocamin:)) isi yoksa birlikte gidiyoruz, ya da baska bir arkadasim eslik ediyor bana. Bu haftasonu neyseki onunla birlikte gidebildik. Pazar gunu AKM'de Cayhane'yi izledik. Buyuk salondaki oyunlari cok daha fazla seviyorum ben.(Gecen yil Amadeus da oradaydi) Zaten genelde kalabalik kadrosu olan oyunlar buyuk salonlarda oluyor.Bu da demek oluyor ki kalabalik kadrolu oyunlari seviyorum:)) (Bu arada daha once Belediye Tiyatrosunun kalabalik kadrolu bir oyununda gorev aldigimi soylemis miydim? )Sahnede bir akicilik oluyor oyunu hic nefes almadan izliyorsunuz..Cok nadirdir, az kisilik olup o kadar akici olan oyun...(bkz. Carmela ve Paolina /Adana Devlet Tiyatrosu-en buyuk zevkle izldigim oyunlardan biridir) Ve de Istanbul Devlet Tiyatrosunun oyunlari genelde az kisilik oluyor. Ben cok severim izlemeyi ve de asla onyargili davranmam ama genel olarak insanlar eglenceli oyunlardan daha cok zevk aliyor.(gerci Istanbulda tiyatro bileti bulmak o kadar zor oluyor ki yani bu oyunlar agir diye sikayet edip hemde hic yer bulamamak da iste tam bir ikilem) Herneyse pazar gunku oyuna gelelim 'Cayhane'yi izledim.Uzun bi oyun olmasina ragmen yine sahnede olan hareketlilik sayesinde gayet iyi vakit gecirdik..Ve de herkes oyunun sonunda basrol oyuncusu 'Bulent Emin Yarar'dan (Sakini) soz ediyordu..Iste bu iki saatlik canli performansinda herkesi kendine hayran birakan insan gercekten ayakta alkislanir..Su gibi akti oyun ve bunda cok buyuk katkisi vardi Sakini'nin. Gecen yil da Genco Erkal'in Oyun Sonunda oynuyordu ve o oyunda da cok begenmistim ama tabi bizler sadece televizyondan tanidigimiz insanlari biliriz yaa. Oyyle begenip unutmustum..Sonra Sakini roluyle de kendisine hayran birakinca baktim kimmis diye..Megerse benim izleyip cok begendigim bazi filmlerde de rolu varmis..(Hatta kendisini Altin Koza Film Festivalinin en iyi filmi secilen Bes Vakit'te izleyip cok begenmistim, arastirinca ismini ogrendim iste) -O filmdeki kimsenin oyuncu olduguna inanamiyorum cunku hepsi sanki gercekten o koyde yasayan insanlarmis gibiydi-
Ayrica yine cok severek izledigim Korkuyorum Anne'de de oynamis kendisi (kasapmis).O filme zaten basli basina hayran kalmistim... Yani iste boyle, izledigim bir tiyatro oyunuyla bir oyunucuya hayranligim artti ve neden simdiye kadar bu kadar filmini ve oyununu izleyip ismini bile bilmiyormusum dedim!!



***

Bence bu haftasonu siz de bir oyuna gidin, umarim siz de iyi bir oyuncuyu izleyebilirsiniz:)

21 November, 2007

Ben Anadolu..


Hafta sonlari sevgilim yogun calistigindan bende kardesimle plan yapiyorum, hem boylece ozlem gidermis oluyoruz:) Gecen haftasonu Kenter Tiyatrosu'nda 'Ben Anadolu' yu izledik.Ilk defa Yildiz Kenter'i canli olarak izledim ve 2 saat boyunca bir yandan oyunu izleyip bir yandan da (bu kadin bu yasta nasil bu kadar dinc, bu kadar guzel diye) dusunup durdumm...60. sanat yiliymis yaa. O kadin nasil durdu 2 saat tek basina o sahnede..Yani simdi oyunu mu izledin bunlari mi dusundun derseniz, dikkatimin dagildigi yerde bunlari dusundum:P Gayet eglenceli bir Pazardi, tiyatro cikisinda sicacik kestanelerimizi alip yuruduk biraz....

12 November, 2007

Ve beklenen Dugun



Simdi cok gecikti biliyorum yeni postum ve de cok eksiklik hissettim aslında ben de yazamadigim icin. Napalim artik, kısmet buguneymis..Dugun sabahindan baslarsak kalbim gup gup gup atti tum gun. Herkes bi de benle ilgileniyor ya ben sıkılıyorum boyle seylerden.Kuaforde filan da oyle oldu.Hani genelde gelinler boyle sacini basini begenmez makyajından memnun olmaz falan yaa, bizde tam tersi oldu.Benim isim erken bitti, oturdum kuzenleri falan bekleedim:) Sonra bizim evde ufak bir toren oldu..Dugunde istemedigimiz icin evden cıkmadan dayım ve amcam kusak bagladı, tabii burada annemle ben yine basladık aglamaya:) Kardesim gozlerimi silip durdu.Herneyse daha sonrası hep gulucukler... Tabii biz once fotografciya gittik.(2miz de istemememize ragmen) Cunku bana studyo fotoları hep yapay gelir..Ben sadece dugunde benim haberim olmadan cekilsin istedim.Neyse yine 2mizin disindaki sebeplerden gidildi stuyoya, fotogracıya ve verdigi direktiflere kahkahalarla gulundu (icten tabii), sonra dugune dogru yola konuldu.. Yemyesil bir alana, yerde kırmızı halı, ustumuzde booyle cicekli kopruler, yanimizda yanan ısıl ısıl volkanlar ve bir Otis Redding sarkisi esliginde giris yaptık.Tabii bu sarkı sadece piste kadardı.Piste geldigimizde ilk dansimız Blues Brothers'dan 'Everybody needs Somebody' oldu ve biz rock'n rolla basladigimizda pistin kenarındaki arkadaslarimiz ellerindeki onlarca beyaz balonu havaya ucurup sarkının 'Everbody, everybody' bolumunde de bize eslik etmek icin hoplayip ziplamaya basladılar..Gercekten gorulmeye deger bir manzaraydı... Ve hayatımda yasadıgım en muhtesem andı.. Daha sonrasında arkadaslarimiz bizi kirmayip canlı muzik yaptılar..(Simdi bizi kirmayip derken, kendileri profesyonel sayılırlar, Adananın en iyi rock barında caliyorlar..)Daha sonra da benim sevgilim (yani kocaam) ve onun grubu rock'n roll calmaya devam ettiler.Hatta ikimiz de onceden Adana Kanal-A da calistigimizdan haberlerde ve magazinde de cikti dugunumuz 'Damat caldı, gelin oynadı' baslıgıylaa. Yanıı gayet sıradısı bir dugun oldu...Emmnonun gitar calarken, benim de hoplayıp zıplarken o kadar cok fotografım var ki... Sonrasındayine Beatles, Rolling Stones, Doors vs vs caldi biz de dans ettik. Nikah muzigimiz Doors'dan Love Street idi (ben cok severim. Pastamızı keserken de Who do you Love? caldi.. Yaa ben simdi o ani nasil kelimelerle anlatayım kii.. Ben bile o ani su anda cdden izlerken aaa ben oyle de mi yapsim, onla da mi dans etmisimnmm, aa teyzem de mi kalkıp oynamıs seklinde tepkiler vererek su anda farkeetiim.Sarhos gibiydim o gun... herkes ve en basta biz coookkk eglendik.Zaten fotograflara ve video goruntulerine baktıgımda 32 disimi sayabiliyorum.... Cook dua ettimmm...Etmeye devam ediyorum.Tanrı mutlugumuzu hicbir zaman bozmasin ve de darisi tum bekarlara olsun diye...Dugunden sonra ise Adana Hilton ve daha sonrasında Antalya Kemerde gecirdigim kısa balayının ardından iste Istanbula gelip damdan dusmus gibi oldumm...






...Bizler erdik muradımıza, sizler cıkın kerevetine.. (dogru mu yazdım:)? !)

01 November, 2007

-KINA-



Evet sonunda yazabiliyorum, (isyerindeyim ve malesef uzun bi aradan sonra cok fazla is yigilmis bi turlu bloguma girip yazi yazamadim. Evimize ise Turk Telekomun grevinden dolayi henuz internet baglanamadi:( Ben de bu kisa zamanda yavas yavas anlatmaya baslayayim dedim. Kinadan basliyorum anlatmaya cunku dugun ayri bir post konusu.
Sevgilimle ben (artik kocam ama bi turlu dilim alisamadi) dugunde kendi istedigimiz muzikleri calacagimizdan kina olayinin organizasyonunu annemlere biraktik. Bu yuzden de klarinet, darbuka, keman vs den olusan bir grup vardi.Gayet eglenceli ve guzeldi. Halbuki ben hic ciddiye almamistim bu olayi.Adanaya gitmeden 2 gun once Zara'dan buldugum zoraki kirmizi bir elbise almistim.Tabi o atmosferde sac-makyaj vs ile benim o mecburen almis oldugum elbiseyi herkes tek tek sordu, nerden aldin biri mi dikti, cok guzel olmus vs vs? Kina da acik havadaydi, gol kenari ve yuksek bir yer oldugundan o gun hava biraz ruzgarliydi, ama biz surekli oynadigimizdan pek usumedik:) Ben aslinda cok guzel oynayamam ama o gun gelin kontenjanindan yararlandim:) Herkesin gozu uzerimdeydi, e kiyafet falan insanlara guzel gelmistir.. Kucuk kuzenlerim surekli pesimdeydi, ee onlar icin degisik geliyo tabii.Evde birlikte yerlerde yuvarlandiklari, tepindikleri, zipladiklari kuzenleri evleniyo..Onlarla da cok ilgilenmeye calistim, (cocuklar cok sever boyle gelin filan -ben de kucukken cok ozenirdim, o yuzden onlari da eglendirmeye, yanimdan ayirmamaya calistim- )
Hersey geleneklere uygun oldu...Ben tum gece guldum (hatta benim cok geveze arkadasim Onur: tamam anladik evleniyorsun diye bu kadar mutlusun ama insan biraz aglar diye dalga gecip durdu) Sonra kina fasli basladi. Emmo da ben de kina yakmak istemiyorduk aslinda zaten elimizi de acamamiz gerekiyormus, onun annesi benim elime benim annem de onun eline altin koydu oyle actik elimizi (tabii bizim bunlardan hic haberimiz yok biri elini kapa diyor, biri elimi tutuyor...) Yani orda ellerimiz kukla gibiydi... hii bu arada bana bindalli (deniyor sanirim) giydirdiler. Kafamin etrafinda mumlarla donduler. Ben hala cok mutluydum. Ne zaman annemi aglarken gordum, o zaman aglamaya basladim iste:( Napiim dayanamadim... Yani hersey geleneklere gore olmus oldu.


Bu arada ben gece elime kucucuk ici bos bir kalp seklinde kina yaktim, cok guzel oldu. (kendi kinam oldugu icin yakmadan icim rahat etmedi:))
Annem her ne kadar isi ve bi cok konuda yeniliklere cok cabuk adapte olan modern bir insan olsa da bi cok eski adeti de iyi bilir ve kendine uygun olarak uyar da :) Dolayisiyla biz de uymus olduk ama hic de fena olmadi, hersey cok eglenceliydi. Isteyenler kurtlarini da dokmus oldular, dugunde dokemeyecekleri icin. (tabi biz oyle sandik)
Cikista birlikte bi seyler icmeye gittik, sonra kesmedi ve her zamanki gibi gecenin korunde kebap da yedik..
Bol dedikodulu, bol kahkahali ve bol muhabbetli bir geceden sonra uyuyabildik...

P.s. Hala etraftan fotograflari toplamaya calisiyorummmm...
P.s.2 Daha sonra bu posta eklicem fotograf...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...