21 November, 2011

Bebek alışverişleri vol.2



Cok fazla lüzumsuz sey almamaya çalışan bir anne adayi olarak almis oldugum 2 tasima sisteminden bahsedecegim. Bunlardan ilki travel sistem denilen puset ve bebek arabası ikilisi. Bunu alabilmek icin nerelere bakmadim ki. Butun web siteleri, forumlar...o kadar cok seçenek var ki. Surekli akliniz karışıyor: benim dikkat ettiğim şeyler:

*kolay açılıp kapanabilmesi
*çok ağır olmaması
*sağlam olması
*çok pahalı olmaması idi (çünkü dışarda baktığımda 2.500 TL 'lik bir bebek arabası sordum:P yani bebek arabası deyip geçmeyin inanılmaz fiyatlar var)

İnternetten çokça baktım, o sıralar buggster ya da maxi cosiyi beğenmiştim ama bir de gidip canlı canlı görmek istedim. Eminönü'ne Havuzlu hana gittiğimde 3 model hem fiyat hem de kullanım açısından kolay gelmişti: Kraft Horn, Pierre Cardin Enigma ve Pierre Cardin 2020. Haydi benden bir güzellik: Eminönündeki fiyatları da yazayım:

Kraft horn: peşin fiyatı 515 TL, kredi kartı ile: 570TL
P. Cardin Enigma: peşin 450 TL,  Kredi kartı ile 495 TL
P. Cardin 2020: peşin 530 TL, kredi kartı ile:590 TL di.

Fiyatları ve kullanımı ile benim baktığım özelliklere uyuyordu. Bir kez de Saraçhane'deki alt geçide bakalım dedik, hani tüm bisiklet ve bebek arabası benzerlerini bulabileceğiniz yer. Gerçekten orada da çok fazla seçenek ve çok pazarlık şansı var. Ben orada da birkaç model beğendim ama en son Kraft horn da karar kıldık. 480 TL ye oradan aldık. Internete göre oldukça uygun oldu fiyatı ve benim bebek arabası kriterlerime de uygun oldu. Yukarıda bir fotoğrafı var ama bizimki gri ve açık sarı renklerde. Bir de ilk 1 yıl sağdaki şekilde değil de puseti iskelete takarak ve bebek bana dönük olarak kullanacağım, çok daha estetik ve küçük görünüyor. Umarım kullandıktan sonra da güzel yorumlar yaparım..



İkincisi ise Sling. Aslında teyzemin bana hediye ettiği bir chicco anakucağım var ama onu birkaç aydan sonra kullanabiliyorsunuz ve okuduğum tüm yorumlardan sling in taşıma açısından hem bebek hem de anne-baba için çok daha sağlıklı olduğunu öğrendim. Limango'dan da 59 TL'ye düştüğü anda bir tane edindim.


İlk aldığımda denedim çanta taşır gibi oldukça güzel, ama içinde bebek olunca nasıl olacak bakalım, o zamanda yorumlarımı yazacak zamanı bulurum inşallah. Bu arada çok görünmese de kullanım kılavuzunda yavru kaplan, koala kucaklaması, uykucu aslan, küçük kedicik, küçük alex vs gibi bebeği nasıl taşıyabileceğinize dair şirin açıklamalar da mevcut..

Darısı kızımı rahat rahat bunların içinde gezdirebilmeye:))

17 November, 2011

Evdeki ilk günüm..



Dün itibariyle doğum iznine ayrılmış bulunmaktayım. Dün açıkçası şirketten giderken biraz burukluk oldu uzun süre yokum diye ama tabii bugün çalar saat olmadan uyanıp güzel bir kahvaltı yapmak, hele ki de yaklaşık 1 yıldır görmediğim kardeşimi karşılayacak olmak içime ayrı bir huzur ve mutluluk katmıyor da değil:) Hele ki bir de Koza hanım gelsin o zaman eminim zaman çok hızlı akacak..

Dün bana çok güzel bir baby shower partisi yaptılar ofiste.. Pembe güzel bir pasta ve süslenmiş toplantı odasında.. tabi apar topar gittiğim için pastanın fotosu yok. En son gitmeden oda kapısını çektim.. Çok esprilidirler kendileri de:)

Ee artık evdeyim, daha çok post yazabilirim.. Sanırım son zamanlarda yazacağım postlar bebek ve onun alışverişleri üzerine olacak:) Herkesin ilgisini çekmese de belki birileri faydalanır küçük tecrübelerimden:)

Görüşmek üzere...

12 November, 2011

Tembel Cumartesi



Karnım burnuma geldi, sevgili eşim de heralde dışarda biyerde doğuracağım diye korkuyor çok fazla araba kullanmamı istemiyor:) Kendisi çalışırken ben de evde miskin bir Cumartesi geçirdim. Neyseki televizyonda da güzel filmler vardı, battaniyenin altına girdim, gelsin meyveler, gitsin çerezler, (tabi hepsini kendim getirip götürüyorum). Miskinlik yaptım. İlk film 'Seni Uzaktan Sevmek'. 2010 yılında çekilmiş ama benim hiç haberim yoktu. Daha jeneriğinden eğlenceli olduğu belliydi. Farklı şehirlerden sürdürülen bir ilişkiyi anlatıyor. Çok yakın çevremde uzun yıllar bu şekilde ilişki sürdürmüş bir arkadaşım vardı, genelde herşey filmdeki gibi günlük güneşlik değildi, izlerken o geldi aklıma. Ama eğlenceli kafa yormayan bir filmdi işte..


Diğer filmimiz de yine aynı tarzda eğlenceli bir filmdi. Sandra Bullock daha önce izlediğim hallerinin aksine güzel ve akıllı olmasından çok, komikti. Yine akıllı bir bulmaca yazarıydı ama tüm film boyunca hem çok konuştu hem de Steve'in peşinden koştu. Doğal ve sevimli bir o kadar da saf olunca başına neler gelmedi ki. Bu filme de rastlarsanız mısırınızı patlatıp karşısında keyifli 2 saat geçirebilirsiniz.

İyi seyirler:)

09 November, 2011

36. Hafta


Eveet bayramın son gününde bayramlığım ve göbeğimle verilmiş bir poz.. Ben kendimi bu kadar kocaman görmüyorum ama fotoğrafa bakınca gerçekten de kocaman olduğumu farkediyorum.. Toplamda 13 kilo aldım şimdiye kadar ama insanın fizyolojisi değişiyor. Yani şu eller benim mi, inanamıyorum bakınca.. Halbuki bana bu kadar yumuk yumuk gelmiyor baktığımda:)

36. haftamızı doldurduk bu da demek oluyor ki artık erken doğum gibi bir riskimiz kalmadı, ohh be:) Önümüzde 4 hafta var, eğer bizim kız daha erken gelmezse. Bana tam zamanında teşrif edecek gibi geliyor, niyeyse üzerimde bu yüzden rahatlık var. Bakalım hayırlısı. Hala yapmam gereken yığınla şey var ve nedense dediğim gibi bir rahatlık üzerimde.. Son 5 iş günüm kaldı. Haftaya Çarşamba gününden sonra evdeyim artık. Hem sonra kardeşim geliyor Amerika'dan :) Beraber halledicez kalan ihtiyaçları.. Aslında en acil olanı henüz hastane ile konuşmadık. İşte bu kadar rahatım sevgili blog.. Doktorum dışardan ve anlaşmalı olduğu birkaç hastane var, neyse haftaya o işi de halledicez.. Sonra içim rahatlayacak..

Bu arada yeni alışverişlerim var, hepsi de çok cici şeyler ve de hala eksiklerim.. Onları da yine evdeyken tamamlayacagım inşallah. Bu arada daha çok post yazıp aldıklarımı da eklemek var aklımda.. Onlar da sırada:)

07 November, 2011

Mutlu bayramlar



Yine günler girdi araya, Van'da deprem oldu, yüzlerce kişi öldü.. Haberlerde izlerken tesadüfen lise sınıf arkadaşımı (orada öğretmendi) gördüm. Çok üzüldüm.. Sonrasında ben bi üşüttüm pir üşüttüm, ilaç da almıyorum 2 hafta geçmedi, mide ve bağırsaktan başladı boğaz ağrısı, ciğerlere kadar öksürükle bitti. Hala biraz öksürüyorum ama daha iyiyim. Bir de bizim bilgisayar koca bilgisayar, laptop değil yattığım yerden de yazı yazamıyorum. Yani illa kalkıp çalışma odasına gelmek gerekiyor ki, her ayağa kalktığında kocaman ağır gelen bir kafa için bu pekte kolay olmadı.. Velhasıl yoktum ama geldim.. Hepinize iyi bayramlar diliyorum koca göbeğim ve ben:) Bu arada 36. haftamız doluyor Çarşamba günü, en kısa zamanda yeni göbek fotomla karşınızda olacağım..

*Resim buradan..

20 October, 2011

İlk aşk- Flipped


Bu filmi daha önce ne duydum, ne afişini gördüm.. Tesadüf moviemax'de en başına denk geldim de oturdum izledim. Ama siz eğer buradan duyuyorsanız bi yerden bulun izleyin:) Son zamanlarda izlediğim en naif filmdi.. Tanıdık bir oyuncu yok, ama çok tanıdık bir konu var, ilk aşk. Bu konuyu da 2 farklı taraftan dinliyorsunuz..Oyuncular da oldukça başarılı ayrıca..


Bryce'ın mahallelerine taşınması ile Julie'nin değişen hayatı. Aşkı, anlatış ve yaşayış biçimi ile Bryce'ın Julie hakkındaki düşüncelerinin neden bu kadar farklı olabileceğini ailelerini de tanıdıkça anlıyorsunuz.. Julie'yi o kadar sevdim ki ben.. Siz de seveceksiniz:)

İyi seyirler.

19 October, 2011


Bugün sabahtan kötü bir haberle sarsıldık.. Önceki postum kurulu olduğundan otomatik çıktı blogumda ama 24 şehitimiz var bugün ve ben çok üzüldüm. Herkesin başı sağolsun.. Vatan sağolsun demek bazen o kadar da kolay değil. Koltuklarında rahat oturanlar için kolay belki.. Allah ailelerine yardım etsin:(

*Resim hürriyet.com.tr'den alındı.

32+5


Evet 32+5 teyim, birkaç gün önce çekildi bu fotoğraf, karnımın son halidir:) T-shirtlü olmam da sanırım bu havada ne kadar sıcakladığımın bir göstergesi.. Zaten öyle üşüyen bir insan değildim, şimdi 2 kişi olunca vücut ısımız iyice arttı.. Onun dışında kiloya bakarsak +12 kilodayım.. Düşündüğümden biraz fazla ama yapacak birşey yok, artık çok hızlı hareket edemiyorum, yürüyüşe biraz üşeniyorum:( Yapmamam lazım biliyorum ama bu hafta biraz daha üzerine düşeceğim:) Bu arada yarın bizim evlilik yıldönümümüz.. Zaman ne kadar çabuk geçiyor, 4 yıl oldu bile:) İnşallah 40 yıl da olur:)

18 October, 2011

Realist gurme



Bugün sizlere bir blogdan bahsedeceğim.. Kendisi benim ilk işyerimde kısa bir dönem birlikte çalıştığım ama hiç kopmadığım yakın bir arkadaşım.. Yemek yemeyi seven bu arkadaşım dünyaya ve insanlığa açılarak gittiği ara sokaklardaki salaş mekanları anlattığı bir blog yazmaya başladı:)

Ben severek okuyorum, hem ağız sulandırıcı mekanları hem de samimi yazı dilini, eğer siz de göz atmak ve İstanbul'daki salaş lezzetleri kaçırmak istemezseniz buyurun buraya:)

16 October, 2011

Lohusa tacım



Nazo'nun yaptıklarını hep çok beğenmişimdir hep lohusa taçlarına bakınca ya bir arkadaşıma hediye etmek için ya da ilerde bi gün kendime, mutlaka alacağım derdim.. İşte kendime aldım:) Yavaş yavaş hastane çantasını hazırlayacağım o yüzden tacım da gelsin artık dedim. O kadar güzel modeller var ki en sonunda zorla bunu seçtim ama aklım birçoğunda kaldı:) Kargom geldi, çok güzel bir hediye paketi ve yanında cici hediyeleriyle birlikte.. İnanılmaz mutlu oldum.. İşyerindeki arkadaşlarım da bayıldı, çok orjinal buldular. Fotoğraf cep telefonumla çekildiğinden çok net değil ama daha da geciktirmeden taze taze post edeyim dedim:)

Eline sağlık Nazo..

13 October, 2011

Born 2011



Yine günler anlayamadığım bir hızla geçiyor.. İşyerinde çok yoğun çalışıyorum, yoruluyorum, yemek- ev işi, uyku, evde ders çalışma.. (online bir sitede İngilizcemi geliştirmeye çalışıyorum) derken nasıl oldu anlamadım ama artık 32 haftamız bitti, bu hafta doktor kontrolü yaptırdık ve minik kızım 2 kg 65 gram olmuş:) gittikçe büyüyor ama son ziyaretlerimizde eli sürekli yüzünde, saklanıyor bizden:) Biz de merakla, sabırla geleceği günü bekliyoruz:) Yukarıda da geçen hafta H&M'den aldığım bodysi. Öyle güzel şeyler vardı ki, hiç çıkamaycağım sandım.. Neyse 6 parçadan sonra frenledim kendimi:) Aralık'ta gelecek minik Koza, son aydan da olsa 2011 e yetişiyor:)

09 October, 2011

Online market alışverişi


Online alışverişi çook uzun süredir yapıyorum, ama hiç market alışverişini online yapmamıştım..Hem markete gitmeyi sevdiğimden, hem de denk gelmediğinden diyelim. Ama şu hamilelik sürecinde sağolsun sevgilim beni tek markete göndermiyor ağır taşımayayım diye, e mecbur birçok şey için onu bekliyorum.. Çalışma saatlerimizin de çok ters olduğu düşünülürse haliyle zor oluyor bazen.. Sonunda Carrefour'dan online market alışverişi yaptım ve oldukça memnun kaldım.. Meyve, sebze, et vb gibi şeyleri yine kendim giderek market-pazardan alırım ama özellikle deterjan, temizlik malzemeleri, kuru bakliyat, yağ vb gibi malzemeleri bundan sonra kesinlikle web sitesinden satın alacağım. Bir kere zamandan kazanıyorsunuz, ağır poşetleri kaldırmamış oluyorsunuz, yine fiyat karşılaştırabiliyorsunuz, kapıda ödeme yapabiliyorsunuz vb.. Denememiş olanlara tavsiye ederim, oldukça pratik:) Normalde eve yakın Migros var ve hep oradan alışveriş yapıyorum onların da online satışı var, belki bir sonrakinde de onu denerim:)


Fotograf buradan..

04 October, 2011

30+5


Bu hafta meselesi de yaş sorunu gibi bişey ben 30. haftadayım diyorum ama galiba 31. haftanın içinde oluyorum, yaşta da gün aldığın ya da bitirdiğin söylenir yaa. Herneyse karnımın son durumu budur 30 hafta 5 günde.. Bana o kadar büyük görünmese de şimdi fotoğraftan baktığımda gerçekten büyümüş:) Kilo itibariyle en son 9 kilodayım, haydi hayırlısı.. Fena gitmiyoruz sanki.. Şimdilik ayaklarımda filan da şişme pek yok, sadece çok ayakta kaldığım 2 gün akşam eve gelince rahtsız oldum onun dışında çok şükür keyfimiz yerinde. Bu hafta dikkatimi çekecek kadar hareket var karnımda.. Genelde geceleri daha çok hissediyordum ama bu hafta gündüz bile hiç durmuyor kızım:) Hatta işyerindeki arkadaşlarım özellikle ben süt içerken karnımdaki tekmeleri çok net hissediyorlar.. O tekmeleri atan minik ayakları biran önce öpmeyi o kadar çok istiyorum ki.. Kavuşmaya son 10 hafta..

Haftaya 32. haftam dolunca çalışmaya devam edebilmek için rapor alacağım. Sanırım 37. haftaya kadar da işte güçteyim.. Bu hafta yine alışverişe devam, hala pek birşeyin yok kızım ama yakında odan da hazır olacak ve seni bekliyor olacak inşallah:)

02 October, 2011

Bebek alışverişleri vol 1



Artık yavaş yavaş başladım tabii, sabahları ilk iş unnado'ya, limangoya  bir bakınıyorum güzel birşeyler var mı diye? Buldukça da sepetime ekleyip alışveriş listemden çıkarıyorum:) geçen hafta bu şirin bornozu, birkaç tane çorap ve Avent'in biberon ve emziğini aldım.. Bi de bunları alırken limangoda Prima nın yenidoğan bezi seçeneği çıktı e almışken onu da atayım sepete dedim:) Daha listemde silecek çook şey var ama sırayla gidiyoruz bakalım, gereksiz, kullanılmayacak bişey almak istemiyorum.. Bazen linkini anneme mail atıyorum fiyatı nasıl diye, onun da onayını alıyorum :) Hediye gelen bazı eşyaları da var, onları da bir ara fotoğraflayıp eklerim buraya.. Bu haftalarda da odasına bakacağız artık minnoşun.. Güzel heyecanlardayız..

01 October, 2011

Millenium serisi


Heryerde konuşuldu, sürekli yazıldı, çizildi.. Filmi de çekildi çoktaan izlendi.. Ama ben bunların hepsine kayıtsız kalmıştım bugüne kadar.. Taa ki bir arkadaşımın elinde görene kadar. Kendisi okumuş bitirmiş, e hadi ben de okuyayım bari dedim. Deyiş o deyiş.. Gerçekten elimden bırakamadım. İlk kitabın ilk sayfalarında bırakmazsanız kitapları bir daha elinizden bırakamıyorsunuz.. Oldukça akıcı kendimi kitaba öyle kaptırdım ki. İlk ikisini de 1er haftada neredeyse sadece serviste okuyarak bitirdim, yolculuk sona erince üzülüyordum o derece yani:) 3. kitabı ise bugün aldım bakalım bu nasıl bir etki yaratacak.

Konuya kısaca bakarsak Henrik Vagner 35 yıl önce ölmüş olan yeğeninin katilini bulması için gazeteci Mikael Blomkvist'ten yardım alır. Mikael 'in de karışık bir dönemine denk gelmiş olduğu için çok da ümidi olmayrak bu yaşlı adamın teklifini kabul eder. Bu arada yolları Lisbeth Salander ile kesişir ve birlikte çalışmaya başlarlar.. Kitabın 2. si çok daha farklı Lisbeth'in hayatından korkunç kesitler var..

Aslına bakarsanız şu hamile halimde okunur muydu bilmiyorum çünkü bende okurken katilleri merak etmekten kendimi alamıyorum, neyseki film değil de kızım görmüyor, ama hissediyor mudur acaba.... 3. yü de bitireyim bundan sonraki ilk kitabım şöyle mutlu, huzurlu sakin birşeyler olacak.. Önerilere de açığım hatta:))

25 September, 2011

Hindistan cevizli kurabiye


Ne kadar çok yemek kitabı, yemek blogu, web sitesi vs gibi kaynaklar olsa da, paketlerin arkasından çıkan tarifleri biriktirip denemeyi seviyorum:) Ajandamın arası bir sürü Dr Oetker vanilya ve kabartma tozu boş kağıtlarıyla dolu..Bunların en sevdiğim yanı içindeki malzemelerin genelde hep evde bulunanlardan olması..  Bu hafta onlardan birini denedim. Hindistan cevizli pufidik. Tadı mı ? Hımmm nefisti, yiyen herkes bayıldı..
Yapılışı ise şurada.. Afiyet olsun:)

Ben şimdi yediklerimi yakmak için biraz yürümeye gidiyorum.. Son günlerde göbeğim çok daha hızlı büyüyor, en kısa zamanda bir foto koyacağım:)

18 September, 2011

Farkına varalım


Geçen hafta çalıştığım şirkettteki bir etkinlik nedeniyle Ataköy'deki Türkiye Omurilik Felçlileri Derneğini ziyaret ettik. Gün içinde tekerlekli sandalye kullanmanın zorluklarını öğrendik, dernekte bulunan atölyeleri gezdik, müzik gruplarını dinledik. Birlikte vakit geçirdik. Birşeylerin farkına vardık!

Derneğin bahçesinde tekerlekli sandalye kullanacaklar için bir parkur var, burada denemeler yapıp öyle sokağa çıkıyorlar. Çünkü ülkemiz malesef engellilerin kendi başlarına günlük hayatlarına devam edebilmeleri için çok elverişli bir yer değil. Bu parkurda düz yol, çakıltaşlı yollar, vapurun girişine konulan düzenekler, yokuşlu yollar, mazgallı yollar gibi bizim için günlük hayatın bir parçası olan ama tekerlekli sandalye kullananlar için engel teşkil eden bölümler var, burada çalıştıktan sonra sokağa çıkabiliyorlar.

Ayrıca kendilerine ait, tekstil (dokuma, dikiş, baskı), grafik vb atölyeleri var, burada da dışardan işler alarak dernek bütçesine katkıda bulunuyorlar. (aklınızda bulunsun!)

Ben iyiki gitmişim dedim, günlük saçma sapan şeylere üzülürken insanların ne dertleri olduğunu görüp halime şükrettim. Günlük hayatımı kendi başıma sürdürebilmenin, ihtiyaçlarımı tek başıma karşılayabilmenin ne büyük bir nimet olduğunu gördüm. Ayrıca bundan sonra elimden geldiğince de böyle derneklere destek olmamız gerektiğini de bir kez daha anladım. İlk olarak burada yazarak belki okuyan birkaç kişinin ilgilenmesini sağlamakla başlayabilirim:)

13 September, 2011

Burçlar ve taşlar


Annem ara sıra değişik şeylere sarar, klasik işte feng-shui ler, rüya yorumları, taşlar vs vsi okur da durur. Geçenlerde de burçların taşlarını okurken beni aradı telefonda bana burcumun taşlarını okudu.. Hıı yaa tamam hı hı şeklinde cevaplar vererek dinledim. Ama canım annem bana aldıramayınca kendisi buraya geldiğinde gezerken birlikte bulup aldık akik taşlı bileklikler.. Anne ve bebeği korurmuş, tene hep değmesi gerekirmiş.. Canım annem yaa kendisi inandığı için ben de aldığımızdan beri kolumdan çıkarmıyordum. Gerçi bu yazıyı yazmadan bir gün önce kahverengi olanı elimde paat diye koparak döküldü gitti.. (Ben bir anlam yüklemiyorum tabi:P) Bilekliği aldığımız yerdeki kadın bana Malahit taşı bir kolye ucu hediye etti ve sadece doğum sırasında yanında bulunsun öncesinde takma dedi..

Farklı farklı sitelerde farklı anlamlar görünüyor ya da farklı burçların farklı taşları var, inanmak lazım tabii. Benim bu tip inançlarım çok kuvvetli değil, siz ne düşünüyorsunuz??

11 September, 2011

27. hafta


Bu haftadan da bir foto koyayım bloga, gerçi burada çook kilolu görünsem de kıyafettendir diye düşünüyorum:) Şu ana kadar 7 kilo aldım.. Fena gitmiyorum şimdilik, artık yavaş yavaş ağırlaştığımı hissediyorum tabi:) Karnımdaki hareketleri de çok net hissediyorum, özellikle de ben yatarken kızım sağolsun hiç durmuyor..

Bugüne kadar doğru dürüst alışveriş yapmamıştım bebek için, sadece birkaç yakınımın getirdiği ufak tefek hediyeler vardı. Dün Eminönü'ne gittim, ön bir araştırma yapayım istedim. Havuzlu han'ı merak ediyordum gittim. Gerçekten de bebek alışverişi için çok fazla çeşit var.. Hem bebek alışverişi deyip geçmemek lazım, insan başına gelince anlıyor. Benim de bugüne kadar pek alakam olmadı bu tip konularla ama maşallah çeyiz gibi liste var web sitelerinde:) Ben fazla eşya sevmem, kullanabileceğim bir eşya için kalitelisini iyisini alırım ama sonuna kadar da kullanmak isterim ama gereksiz ıvır zıvır elektronik eşyalara da boşuna para vermek istemiyorum. (mesela çocuğu olan ailelerden duyduğum kadarıyla bebek telsizi oldukça gereksizmiş, daha bunun gibi hevesle alınıp kullanılmayan eşyaları tamamen listemden çıkardım) Ama doğum anından itibaren gerekli olacak eşyalar için de yavaştan bakınmaya başladım işte. Dün arabayla gitmediğim için ve ben tek başıma taşıyamayacağım için pek birşey almadım, ufak tefek ıvır zıvırlar sadece. Ancak kafamda listem için fiyatları tespit ettim. (mesela bebek arabası- puset fiyatlarına baktım ve fiziksel olarak da görmüş oldum) Ancak internetteki fiyatlarla arasında çok da fazla uçurum olmadığı için elde taşıma, trafik, yol vs yi düşünüp internetten almaya karar verdim.  Bunun dışında yavaş yavaş odası için bakınıyorum, geçende Ikea'ya gittiğimde bazı eşyaları not etmiştim yine. Ama gelecek ay Masko'ya da bakıp karşılaştırdıktan sonra alacağız.

Şimdilik bu kadar.. Küçük hanımın alışverişiyle meşguliyetim devam ediyor. Bu arada aşağıda bakmış olduğum linkler var, ama genelde tek bir yere bağlı kalmıyorum, ama en çok yararlandığım ve yorumlarını sevdiğim site: http://blogcuanne.com/

Liste için bazı siteler:

http://blogcuanne.com/2010/02/10/bebek-icin-neler-almali/
http://www.anneoluncaanladim.com/2/dogum/1527/dogumdan-once-alinmasi-gerekenler-listesi
http://ozguranne.blogspot.com/2008/12/alveri-listesi-yeni-doan.html

05 September, 2011

Babamın Penguenleri


Bayram tatilini sakin İstanbul günlerinde yaşadık ve bitti artık, iş-güç, trafik, hepsi birden yeniden başladı.. Bu günlerden birinde sinemada izledim bu filmi ve oldukça sevdim:) Son dönemlerde gittiğim en eğlenceli, sıcak aile filmiydi.. Ya da ben mi çok duygusal davranıyorum:)


Tom Popper'a hediye olarak babasından gelen penguenle başlıyor film. Sonrasında hayatı değişiyor tabiki, çocukları onunla daha çok vakit geçirmeye başlıyor, çok daha farklı oluyor herşey..Her izleyen gibi bizim de penguen besleyesimiz geldi:)

Ama ille sinemada izlemeye gerek yok, tam bir kış filmiydi, bu kış dvd sini alarak evde patlamış mısır eşliğinde de izlemek keyifli olur diye düşünüyorum:)

01 September, 2011

Dubrovnik tatilimiz


Bu yazın başından karar vermiştik Dubrovnik'e gitmeye, ben internetten araştırmaya Haziran ayında başladım, ama sonra şu sitede  çok uygun ve güzel bir fırsat bulunca hemen atladım ve planımızı ona göre yaptık. Neyseki de hiç pişman olmadık. Öncelikle ben ilk kez tur ile bir yere gittim ve oldukça memnun kaldım. Bilmediğin bir yere gidince havalimanından ulaşım, etrafın kısaca tanıtılması vs çok faydalı oldu, rehberimiz de iyiydi. Yukarıdaki fotoğraflar Cavtat'ta çekildi, havalimanından otobüse binip burada kahvaltı etmek ve dinlenmek üzere indik. Oldukça güzel bir yer. Denizi güzel, etraf sakin. Burada da çeşitli oteller ve yazlık evler var. Biz sabah kahvaltımızı ettik, yürüyüş yaptık. Ama sevgilim ve ben burayı çok sevdiğimiz için (bi de o uykusuzlukta fotoğraf makinesi kılıfımızı pastanede unuttuğumuz için) 2 gün sonra tekrar geldik buraya.. (kılıfı da bulduk:P) Bu arada Dubrovnik tatilinde gelinmesi gereken yerlerden biri bence, deniz kenarında yemek yenecek oldukça güzel yerler var, denize girmek için de ideal. Dubrovnik'ten 10 numaralı otobüsle ortalama 20-25 dk da geliniyor.



Sonraki istikametimiz doğal olarak Old city idi. Zaten Dubrovnik burası işte. Yukarıdaki fotograflar uzaktan görüntü tabii bir de benim göbekli resmim var:) Kızım da olsun ama dimi.. Sağolsun bana tatil boyunca hiç zorluk çıkarmadı.. Sadece biz biraz daha dinlenme tatili yaptık. Turda ekstra olarak katılmak istenirse Saraybosna-Karadağ gezisi vardı, ve de  adalar turu vardı. Ama hem tatilimizin 4 gün olması, hem otelimiz plajının güzel olması hem de önceki haftaki taşınma yorgunluğu nedeniyle benim ruhum ve bedenim otobüs ve tekne yolculuğunu kaldıracak gibi değildi. Biz deniz, kum, güneş, keyif, yeme, içme gezme, bool bol yürümekten  yana kullandık tercihimizi.


Otelimiz çok güzeldi, 3 yıldızlı olmasına rağmen buradaki 5 yıldızlı oteller gibiydi diyebilirim. Odalar, yemekler, ücretsiz wi-fi, plaj:) Daha ne olsun:)




Gittiğimiz hafta tesadüfen Dubrovnik Festivali devam ediyordu, old city'de her yerde bir etkinlik vardı, son resimde anlatılmak istenen bişey yoktur, kedi ve köpek kompozisyonu deklanşöre basarken bozulmuştur ancak arkada Pepe Romero konser afişi olduğundan ve blog yazarı görüp, bilet bulup, çok güzel bir konser izlediğinden burada da izi kalsın istemiştir:)


Yenebilecek en temel şeyler yukarıda, pizza ve deniz ürünleri:) Pizza'yı hem rehberimizin hem de gitmeden önce okuduğum blog tavsiyeleri üzerine Barracuda'da yedik, fiyatlar makul, lezzetler de gayet iyiydi.. Balık içinse yine herkesin tavsiyesi üzerine Kamenice'ye baktık, gerçekten herkesin önündeki tabaklar gayet güzeldi ama o kadar sıra vardı ki, beklemeyi göze alamadık, ara sokaklardan birinde, şu anda ismini hatırlayamadığım ama gayet lezzetli görünen yukarıdaki tabakları mideye indirdik:) Pazardan da kurutulmuş meyveleri almayı ihmal etmedik, acıktığımız anda onlar yetişti otelde imdadımıza..


Dubrovnik'te bana tek ters gelen şey otobüs şöforleri, garsonlar vs nin böyle turistik yerde bu kadar suratsız olmasıydı. Otelimizdeki personel iyiydi ama gittiğimiz bazı restoranlardaki garsonlar müşteri memnuniyeti diye bir şeyden habersiz gibiydi:) Ayrıca otobüslerde de buradaki gibi durakları görebileceğiniz bir tabela, bir ses, şoförden bir ikaz yok, içinize yaklaştınız hissi doğarsa orada inin, zira biz fransız bir çiftle birlikte birkaç durak geç indiğimiz için uzun bir yürüyüş yaptık:)

Sonuç olarak, geçen yıldan bana ilham vermiş olan doorstepping'in yazı dizisine ve gitmeden yararlandığım sözlük ve bloga teşekkürü bir borç bilir, gitmeyi düşünenlere de mutlaka tavsiye ederim...



26 August, 2011

23. haftadayken



Şu anda 26. haftamızdayız ama bu arada geçen haftalarda çektiğim bir göbek fotosu koyayım bir de nasıl geçiyor kayıt altına alayım dedim. Kızımız neyseki iyi, kontrollerimiz güzel geçiyor. Son çıkan ultrason fotoğraflarında biraz babasına benzettik:) Sırayla ultrason resimlerine bakınca oldukça tutarlı (doktor tabiki öyle olacak dedi:P) , yüzünü az çok anlayabiliyorum ve merakla kucağıma almayı bekliyorum ama bu günlerin keyfini de çıkarıyorum..

İnsanların hamilelere bakış açısı güzel, her yerde bir öncelik, sıra verme vs, ben talep etmiyorum ama bu ayrıcalık hoşuma gitmiyor desem yalan olur:) Tatilimizde Hırvatistan'da bir kadın otobüste kolumdan tutup yer verdi bana :) İlk kez oldu bu şaşırdım.. Çünkü İstanbul'da olmadı henüz... (Allahtan çok sık binmiyorum otobüse.. )

Bu arada bir güzellik daha oldu hayatımızda 3 hafta önce kendi evimize taşındık:) Kızımızın gelişi bizi de gaza getirdi ve oturduğumuz sitede 2 blok yanımıza taşındık... Daha doğrusu bana pek bir şey yaptırmadı 2 melek annem.. Adana'dan geldiler, bizi taşıyıp döndüler.. Ama yine de ister istemez hepimiz yorulduk, sonuçta kendi evim, herşeyin yerini bilen benim.. Halen ufak tefek eksikler var tabi, en kısa zamanda bir Ikea yapmak lazım mesela:) Eski evde yapıştırdığım aynalar, bazı aksesuarlar vs orada kaldı, şu anda bir boy aynam yok hala, kendimi yarım yamalak görüyorum.. Bunun gibi ufak teferruatlar, detaylar var, ama onlar da hiçbir zaman bitmiyor zaten.. Uzak muzak bir yerde oturuyorum ama en azından kızım alışveriş merkezlerinde değil, parkta çimlerde toprakta büyüyecek diye avutuyorum kendimi:) Biz bunca yıl fazlaca kira ödedikten sonra böyle bir girişimde bulunduk, darısı isteyen herkese artık...

16 August, 2011

Buradayım ...

Sadece ev taşıma sonrası 10 günden fazladır sevgili (!) Türk Telekom'un internetimi bağlamasını bekliyorum, en kısa zamanda koca göbeğim ve ben tekrar burada olacağız:) Sevgiler..

02 August, 2011

Larry Crowne


Bazı oyuncular vardır, öyle çok seversiniz ki filmini izlerken baştan olumlu önyargınız olur zaten. İşte Tom Hanks benim için bu oyuncuların en başında geliyor. Forest Gump hayatımın filmidir, çok kere izlemişimdir, birçok kere daha da izleyebilirim. Aslında Larry Crowne'a da bu beklentiyle gittim, yani filmin adı bir karakterin adından geliyor, acaba bu nasıl bir karakter olacak, kimbilir nasıl güzel bir filmdir diye.. Ve ben beğendim, ama dediğim gibi belki biraz kayırdığımdandır.

Film iş hayatını mecburi nedenlerle bıraktıktan sonra (!) üniversiteye başlayan Larry'nin okuldaki günleri, arkadaşları ve Mrs Tainot'un dersinde olanları anlatıyor. Keyifli vakit geçirdik, şu sıcak yaz günlerinde izlenecek eğlenceli bir film. Gidilebilir yani:)

31 July, 2011

Öneri


Bugün de memnun kaldığım alışveriş önerilerimi paylaşacağım: öncelikle hamile kıyafeti olarak LCW mağazalarına baktım, benim aslında bu konuda pek sıkıntım yok, (annemden geliyor kıyafetlerim) ama geçende dışardayken yine de bir bakayım dedim ve çok güzel, pek rahat ve bir o kadar da ucuz eteğimi aldım, yukarıda kısaca önden arkadan ve fiyat etiketinden foto var, şaka gibi bir fiyata aldım.. Çok fazla çeşit olmasa da fiyat ve rahatlık açısından tercih edilebilir ürünler var...





Bunlar da kozmetik olarak önerebileceğim şeyler: İlki Avon un yeni çıkan karpuzlu body sprayi, ben yazın çok kullanıyorum bunlardan hem parfümden çok daha hafif hem de serinletici:) Avon satan tanıdığınız varsa mevcut katalogda 6 TL, ben birkaç tane aldım.. Big babol tarzı sakızlar gibi kokuyorum...

Yanındaki Dermokil ise 1,5 yıldır bittikçe aldığım vücut losyonum, kozmetik alışverişi yaptıgım bir yerde kampanyada diye öylesine almıştım, ama kokusu çok güzel, çok fazla yaglı his bırakmıyor, bir de Türk malı, daha ne olsun:) Görürseniz deneyin.

Görüşmek üzere..

21 July, 2011

Taze kitaplarım


Son dönemde aldığım kitaplar bunlar işte, yavaştan da sırayla okuyorum, okuduklarımı kısaca yazayım, diğerleri de sırada..

Öncelikle Bir Türk Ailesi'nin Öyküsü'nü yazmak istiyorum. Çünkü ben inanılmaz sevdim. Tesadüfen D&R'da arada derede bulduğum bir kitap, bugüne kadar da adını hiç duymamıştım. Bir haftasonunda bitirdim. Gerçek hayat hikayesi olması, anlatım dilinin güzel olması (kitap İngilizce yazılmış, sonra Türkçe'ye çevrilmiş, başlarda sebebini çok merak ettim, acaba yazar orada doğmuş da kendi büyüklerinin öyküsünü kendi bildiği dilde mi anlatmış dedim, okudukça cevabını öğreniyorsunuz), sonunda çevirmen ve yazarın oğlu Ateş Orga tarafından yazılan sonsöz, herşeyiyle beni çok etkiledi, bitirir bitirmez de okumayı seven bir arkadaşıma verdim tatilde okusun diye, size de tüm samimiyetimle öneriyorum...

Piruze'ye gelirsek, Sinan Akyüz'ün ilk kez bir kitabını okuyorum, diğer kitapları da hep çok satanlar standında olurdu ancak nedense beni hiç çekmemişti. Bu kitap da illa okuyun diyebileceğim bir kitap değil ancak çok akıcı olduğunu ve film izler gibi kısa sürede bitireileceğinizi söyleyebilirim, ayrıca kendisi de gerçek bir yaşam öyküsünden alınmış. (Bana Kızım Olmadan Asla'yı çağrıştırdı biraz) Babasının diplomatik görevi sırasında Şam'da tanıştığı bir adamla, ailesinin onayı olmamasına rağmen evlenmeye karar veren Piruze'in hikayesi...


Kalbimin Sahibisin, normalde hiçbir şekilde dikkatimi çekemeyecek olan bir kitap.. Ama bizim şirkete her ay stand kuruluyor ve bir sürü kitap satılıyor, neredeyse internettekiyle aynı fiyata. Ben de sıkı bir alıcı olduğumdan standda duran amca bana kitaplar öneriyor, beğenmediklerimi başka birisiyle değişiyor, benim için de iyi bir alışveriş oluyor, işte bu kitap da oradan.. Yazlık, okuması keyifli, çok da birşey katmayan, ama daha genç yaşlarda okusaydım daha çok eğlenebilrdim diye düşündüğüm eski bir Amerikan filmi tadında kitap.

Peçete, Karpuz ve Maymun,  arka kapağını okuyunca çok şey vadeden ama kitabın kendisini okurken pek de birşey bulamadığım bir kişisel gelişim kitabı. İşimle alakalı diye okudum, 2 saatte filan bitti. Öneririm diyemeyeceğim..



Kibele'nin Sırrı yine aynı standdan aldığım, alırken daha fazla beklentimin olduğu ama okudukça gereksiz detaylara yer verildiğini düşündüğüm bir kitap. Fazla fantastik detaylar var, benim dikkatimi yer yer dağıttı ama yine de fena değil, okunabilir..

Az, o kadar çok yerde gördüm, internette o kadar çok yorum okudum ki, dayanamadım, ben de okuyup göreyim dedim ve aldım, sevdim ben. Sevdim dediysem, yazarın anlatım şeklini ve olayları bağlaşıyını, 1 cümle ile ne kadar çok şey anlatabilişini sevdim. Öyle bir kitap ki, 5 sayfa sonrasını okuyunca arada olanları çok rahat kaçırabilirsiniz. Pozitif, yazlık bir kitap değil, tam tersine, insanın bu kadar da olmaz diyeceği olayların olabildiği türden, ama ben diğer kitaplarına da şans vermeye karar verdim. (tabi muhtemelen hamilelikten sonra:) şu anda yüreğim çok fazla kaldırmıyor bu kadar gerçeği! ) Bu arada sonunun daha güzel bağlanabileceği düşüncesindeydim ama olsun. beğendim yine de..

Okuduklarım bunlar: Şu anda Sürgün'e yeni başladım, diğer kalanlarla devam edeceğim. (Her Şey Aydınlandı, Öp ve Anlat,  Yüz 1981,  Zulümhane )

Bol kitaplı günler..

19 July, 2011

Paul Simon

Ben canlı canlı dinlerken buraya da videosunu koyayım dedim:) Eminim güzel bir konser olacak.. Kendisini canlı dinlediğim için çok şanslı hissediyorum:)

17 July, 2011

20. Hafta


Hamilelik yazılarına geç başladım.. Kısaca bugüne kadar nasıl geçti, onu anlatayım. Öncelikle şunu söylemeliyim ki oldukça rahat bir hamileyim, hatta öyle diyebilirim ki pek sevgili eşim hamile ben sadece bebeği taşıyorum.. O benden çok daha heyecanlı :) İlk 3 ayım klasik olarak mide bulantısı ve kusma ile geçti ancak ben normalde midem bozuldugunda da çok etkilenen bir insan olmadığım için sadece tuvalete girip çıkar gibiydim..  Ama gerçekten çok ilginç, daha sabah uyanır uyanmaz mide bulantısıyla kalkıyorsunuz, sonra da tüm gün her kokudan etkilniyorsunuz. Sabah servise parfüm sıkmış birinin binmesi, yemekhane, her koku, her yerde hazır.. Ama galiba ben dirayetliyim öyle kimseye belli etmeden geçirdim bu süreci:) Bu arada pek aşerdiğim de söylenemez, yediğim kilolarca eriği saymazsak. Ama ben her yıl erik çıktığında bu kadar çok yerim o yüzden bana pek değişik gelmedi:)


İçimde de cinsiyet konusunda hiçbir tahmin yoktu. Nedense etrafımdaki insanların %95'i erkek diye tahminde bulundu, ben de en önce sağlıklı olsun diyordum tabi ama 2 kız kardeş olmamızın ve annemle olan ilişkimizin de etkisiyle içten içe kız istiyordum.. 15. haftada doktora gittiğimizde cinsiyeti öğrendik, ben de eşim de havalara uçtuk:) Tabiki hala sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesi ilk temennimiz.. İsim konusunda da karar verdik sayılır. Gerçi eşimin ve benim ik andan itibaren çok sevdiğimiz ve sıcak bulduğumuz isim etraftaki insanlara çok da sıcak gelmedi ama %99 onu koyacağız, şu andan sonra kararımız değişirse bilemem tabi.



Bugüne kadar 3,5-4 kilo aldım, doktorum gayet iyi gittiğimi söylüyor, elimden geldiğince yürüyüş yapmaya ve abartı yememeye çalışıyorum. Yararlı şeyleri yiyorum tabi ama gereksiz pasta böreği de hamileyim diye çok abartma dedi doktor:) Keşke bir de etrafımdaki insanlara söylese.. Hamileliğin en güzel yani etraftaki her ama herkes seni öyle şımartıyor ki:) Ailemi saymıyorum zaten ama işyerimdeki herkes de sağolsun oldukça hoşgörülü ve düşünceliler.. Bazen hiç bitmesin de istiyorum tabi.. Bu kadar kilo aldım ama insanın vücudu değişik bir biçimde etkileniyor, genişliyorum sanki.. Bu hafta karnım ilk kez çıkmış gibi göründü gözüme. Pantolonlarımı düğmesi açık giyiyordum ne zamandır, bu hafta fermuar bile açılıp üzerine uzun bluzlerle kapatarak kullandım. Artık annemle  konuştugumuzda ayıp sen de giymiceksen kim giyecek hamile kıyafeti dedi (söylemesi ayıp kendisi tekstille, hem de hamile kıyafetleriyle uğraşıyor da) Ben hem henüz ruhen o pantolonları giymeye hazır olmadığımdan hem de Adanadan biri gelince getirir diye üşendiğimden henüz gerek yok diyordum. Ama bugün kargom gelince aslında ne kadar rahat olduklarını gördüm. Bundan sonra elimden geldiğince haftalık foto da eklemeye çalışacağım, işte bu hafta, ilk kez hamile kıyafeti ile göbeğimi ekledim:)

Bir sonraki hafta görüşmek üzere:)

10 July, 2011

Uzun süre sonra Yeni post :)


En son yazdığım tarihe baktım, sonra yazmadığım bu süreç içinde hayatımda neler oldu diye düşündüm, neden yazmadığımı düşündüm.. önemlilerden birkaç tanesini buraya not edeyim sonra da kaldığım yerden devam edeyim istedim: Esra ve İpek geçenlerde yazdıkları yazılarında bloga ara vermek konusunda benim şu anda söylyeceğim şeyler, söylemişlerdi.. İnsan bi bıraktı mı, iyice bırakıyor, ama neyseki uzun zaman geçse de geri döndüm :) Bahanelerimden bir diğeri de evdeki teknolojik sistemlerdeki problemler (internet bağlantısı, bir süre blogların açılamaması, açılmayan web siteleri yüzünden benim bilgisayarı kırma isteğim, sevgili kocamın ev bilgisayarındaki teknik sorunları çok fazla sallamaması, benim zaten anlamıyor olmam, işyerindeki yoğun çalışma nedeniyle evde internette mümkün olduğunca az vakit geçirme isteği gibi nedenleri sayabiliriz:) Ama bugün facebookta Imge ve Ata'nın neden blog yazmıyor sorusuna da bu postla cevap vereyim istedim.

Bu süreçte zaten bir süredir Kanada'da olan kız kardeşim, düğün maksadıyla Türkiye'ye döndü, evlendi ve Amerika'ya yerleşti.(benim için çok zor oldu)  İş yerinde oldukça yoğun günler geçirdim.. Perküsyon dersleri aldım (yaz ayında mola verdik ama baharda geri dönme planım var:P) Çok yoruldum, kırıldım, bir sürü şeye küstüm, hiç haketmediğimi düşündüğüm şeyler yaşadım ama hayat işte bir şekilde unutturuyor, zaman bir şekilde atlatmana yardımcı oluyor, ya da hafifletiyor diyelim.. Bu süreçte de ne kadar güzel bir şeyler yapsam da bi şekilde yazmak istemedim..Bir sürü kitap okudum, film izledim, yeni şeyler yedim, yeni yerler gezdim. Bu arada işte en güzel  haberim .. Bir kız bebek bekliyorum blog, ilişkimizin 10. yılına girerken ailemize 3. bir birey daha katılacak.. Birazcık da dönme isteğim bundan... İstedim ki, iş, güç, maddi, manevi koşuşturmanın içinde bu süreçte neler yaşadığımı buraya da yazayım, ilerde dönüp de beynimi hatırlamak için pek zorlamayayım..

İşte kısaca böyle, bundan sonra biraz da hamilelik yazılarıyla da olsa burada olacağım galiba:) Gerçi ben 19. haftada olmama rağmen halen hamile gibi olmasam da (hem dış görünüş hem de ruh hali olarak ) İleriki haftalarda olacak değişimleri hep birlikte göreceğiz..

 

24 December, 2010

Biraz pasta yaptım


Son zamanlarda biraz pasta yaptım:) Daha yemem gereken çok ekmek var ama etrafımdaki arkadaşlarımın doğum günleri pastasını yaparak kendimi de geliştirmiş oluyorum, hem de onları mutlu etmiş :) Tadları genel olarak güzel ama tabii şekilleri konusunda çook çalışmam lazım.

Geçen yıl ilk kez yaptığım şeker hamurlu pastalara bakarsak bi gelişme var ama dimi:)

19 December, 2010

Pazar Filmi


Günlerden Pazar, hava yağmurlu, ben evdeyim, genelde çalışıyor olmasına rağmen bu Pazar kocam da yanımda.. Kestane haşlamışız, kanalları geçip film arıyoruz. İşte tam o anda Gerçek Masallar başladı. Adam Sandler sevgim hakkında eminim daha önce de yazmışımdır. Hiç bilmediğim bu filmi tam da günü anlam ve önemine uygun:)

1 haftalığına akşamları yeğenlerine göz kulak olacak kahramanımız her gece masallar anlatıyor ve ertesi gün o masalların gerçekleştiğini farkediyor. Imdb bu filme 6.1 puanı layık görse de, içimden geldi ben bugün 10 veriyorum:))

18 December, 2010

Kibarlık Budalası


Bu yılki tiyatro sezonumuzu eğlenceli bir oyunla açtık.. Moliere'in kibarlık budalasını izledik. Zengin ama görgüsüz olan Mösyö Jorden'in asilzade olmak için neler yaptığını gördük. Dostu (!) Kont'tan dersler aldı, komik durumlara düştü ama vazgeçmedi. 2008'den beri sahnede bu oyun ancak biz yeni izledik. Keyifli vakit geçirdik.


Oyuncular genel olarak iyiydi, kont rolünde Tarık Papuççuoğlu ve Atılgan Gümüş dönüşümlü olarak oynuyormuş. Benim izlediğim oyunda Atılgan Gümüş vardı ve kendisine hayran oldum diyebilirim. Sahnede sesi en net ve güzel gelen oydu. (önlerde oturmamıza rağmen). Haldun Dormen'in sesi sahnede iki mikrofon olmasına rağmen zor duyuluyordu ancak bu yaşında sahneye çıkması tabiki hayranlık uyandırıcı. Ebru Cündübeyoğlu'nu severim, kendisini sahnede ilk kez izledim ve onu da çok beğendim. Oyun çeşitli salonlarda oynuyor, sizin yakınınıza da gelirse izleyin bence:)

26 November, 2010

Açık kitap dinleyicileriyle buluşuyor

Bir aksilik olmazsa ben de orada olacağım:)



15 yıllık Açık Radyo macerası bir kitaba dönüştü. Ressam Mehmet Güleryüz kitabın sınırlı sayıdaki özel baskılarını ayrı ayrı ve tek tek resimledi. Büyük bir ansiklopedik sözlük formatında, maddelerden oluşan Açık Kitap, Açık Radyo’nun yazılı ve sesli arşivinin taranması, radyonun programcı ve dostlarının yazdığı makalelerin derlenmesiyle bir araya geldi. 750 Sayfalık kitapla yaklaşık 180 yazar-çizer-sanatçıdan 550’ye yakın madde yer alıyor. Kültür, sanat, spor, siyaset, tarih, bilim, çevre, gündelik yaşam gibi pek çok konuda yazının yer aldığı kitap Açık Radyo’nun kapsama alanları ve “hassasiyet noktaları”nı ilk kez bir araya getiriyor. Açık Radyo’nun kadim dostlarından ve destekçilerinden ressam Mehmet Güleryüz, 3,000 adet basılan Açık Kitap’ın özel kanvas kapaklı ilk 150 adedini ayrı ayrı, tek tek ve rengârenk resimledi. Bu özel edisyonlar ay sonunda satışa çıkarıldı.


Yazı buradan alınmıştır..

Doğan Hızlan da burada anlatmış:)

21 November, 2010

Prensesin Uykusu



Şu Çağan Irmak'ı ne kadar seviyorum ki bana aylar sonra üstüste post yazdırıyor. Prensesin Uykusu'nu izledim dün. Çok beğendim yine. 2 saat nasıl geçti anlamadım. Fagmanını ilk izlediğimde çok sıcak gelmemişti bana. Ama öyle sevdim ki hikayeyi. Başroldeki Çağlar Çorumlu'ya diyecek tek kelime bulamıyorum zaten. Böyle bir rolde başka kim oynayabilirdi diye düşündürdü bana. Filmin aralarındaki ağlanacak sahneyi animasyon filmi şeklinde başka kim izletebilirdi peki? Tüm oyuncuları, yönetmeni, film müziği, herşeyi için izlenir. Gidin, izleyin:)

20 November, 2010

Puzzle

Yine arayı çokça açtım, bundan sonraki postum da ne zaman olur kim bilir, özlüyorum buraları ama yazamıyorum. Bu 1,5 aylık yokluğumda çok ani bir şekilde babaannemi kaybettim. 1 günlüğüne Adana'ya gidip geldim. Günlük hayatta saçma sapan günlük işlerle ihmal ettiğimiz insanların başına birşey gelince ne hale geliniyor yaşayarak öğrendim.

Eşim ufak bir rahatsızlık geçirdi ama oldukça korkuttu beni. Neyseki iyi şimdi:)

Bu sürede bir de yukarıdaki puzzle ı bitirdim işte. Çocukluktan beri yaptığım ilk puzzle dı. (1000lik bir paket yıllar önce arkadaşım hediye etmişti ama yeni yapabildim:).

Sonra da yenisini aldım, çünkü eklediğim her parça beni mutlu ediyor. (o da yukarıda, çerçevesinden başladım bile)

Size de önerebilirim, oldukça eğlenceli bir uğraş:) Tekrar görüşmek üzere..

29 September, 2010

26 September, 2010

Tamamen kişisel


Neden bazen olan herşeyin olumsuz yönünü görüyor insan. Genel olarak olumlu olsam da ne kolumu kaldıracak, ne bir şeyler için çabalayacak halim var. Bana pek fazla olan birşey değil bu ama böyleyim şu sıralar. Bir sürü fotoğrafım var makinemde, bloga da eklerim bir şeyler yazarım diye ama zamanı geçtikçe onları da yayınlamak istemiyorum. Konuşasım da yok, kimseyi arayıp sorasım da, kendi halimdeyim. O yüzden buraya da pek uğrayamıyorum..

14 September, 2010

Az Aslında Çoktur


Bu yaz evimde bir hareket başlattım, ' gerçekten ihtiyacın olmayan bir şeyi alma hareketi' . Belki biliyorsunuz, Haziranda taşınmıştım. Yeni evim eskisine göre oldukça büyük ve eşyalarım içinde kayboldu, şeytanın dürtmesiyle alışveriş isteyen bünyemi durdurdum. Çünkü eşya insanın sırtında yük. Bu ev için alacağım sonra ilerde daha küçük bir eve taşınırken atacak mıyım? Yok dedim kendime, ne kadar az, o kadar iyi. Benim tüm ihtiyaçlarımı karşılıyor mu olanlar? evet.. Eee o zaman... Gardrobumda da uyguladım aynı hareketi. Aralarda sıkıştıgından bulamadığım t-shirtlerim var, döktüm bir gün herşeyi, tek tek ayırdım. Çok mu alışveriş yapıyorum (hayır, bir kadın asla fazla alışveriş yapmaz:) ama bir bakıyorum 3-4 yıldır hiç giymediğim bluzlar bir gün giyerim diye bekliyor. Giymeyeceklerimi ayırıp, giyebilecek kişilere verdim, böylece dolabım da ferahladı. Gereksiz evrakları da aynı şekilde ayırdım kütüphanemden..

Son günlerde de benim bu durumumu özetleyen bu kitabı okudum. Yazarın değindiği temel nokta *Gerekli olanı belirle, *Gerisini ele.  Kitaptan bir bölümü sizinle de paylaşmak istedim...

Basit üretkenliğin 6 ilkesi

1-Limitler koyun
2-En gerekli olanı seçin
3-Basitleştirin
4-Odaklanın
5-Alışkanlıklar yaratın
6-Küçük adımlarla başlayın..

Başlamak için 12 Temel Alışkanlık

1-Her sabah En Önemli İşlerinizi belirleyin.
2-Bir iş yaparken diğer işlere geçmeyin.
3-Gelen kutunuz boşalana kadar düzenleyin.
4-E-postalarınızı günde sadece 2 defa düzenleyin . (Bu biraz ütopik:P)
5-Günde 5 ila 10 dakika egzersiz yapın.
6-İnternete bağlı olmadan, dikkat dağıtıcı faktörlerden uzak şekilde çalışın.
7-Bir sabah rutini belirleyin.
8-Hergün daha fazla sebze-meyve yiyin.
9-Masanızı düzenli tutun.
10-Kısa listenizde yer almayan sorumluluk ve ricalara hayır deyin. (hiç kullanamadığım bir kelime)
11-Günde 15 dakikayı evinizi düzenlemeye ayırın.
12-E-postalara 5 cümle limiti koyun.

**Yazarının ayrıca blogu da var ( işte burada )

12 September, 2010

12 Eylül 2010


Yazacak çok şey var ellerim bi türlü yazmıyor ama bugünü not etmek istedim bloguma öncelikle güzel olanı. 2010 Dünya Basketbol şampiyonasında zorlu takımları eleyip Amerika ile final oynayacağız bugün. Tüm maçları büyük bir heyecanla izledim ama en son yarı final maçında Sırbistan ile son saniyeye kadar ettiğimiz mücadeleye kalbim zor dayandı. Bugün ne yaparım bilmiyorum, dua ediyorum elimden gelen bu:)) 12 dev adama bol şans diliyorum.

Bir diğer önemli olay ise anayasa değişikliği için referandum vardı bugün. Şeker bayramı tatilinin son günü olması sebebiyle % 77lik bir katılım oldu ve % 58 evet oyuyla (bu postu yazdıgım anda sandıkları %99u açılmıştı) kabul edildi.. Demokratik hukuk devletimizin vatandaşlarından bu sonuçlar çıktı.Çok üzgünüm..

** Fotograf buradan.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...