03 May, 2007

Can Yucel'den






GiTMEK



Bugunlerde herkes gitmek istiyor.
Kucuk bir sahil kasabasina,
Bir baska ulkeye, daglara, uzaklara...
Hayatindan memnun olan yok.
Kiminle konussam ayni sey...
Herseyi, herkesi birakip gitme istegi.
Oyle "yanina almak istedigi uc sey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herseyi, herkesi goturdun demektir.
Keske kendini birakip gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize raziyiz diyelim, oteki de olmuyor.
Yani herseyi yuzustu birakmak goze alinmiyor.
Boyle gidiyoruz iste.
Bir yanimiz "kalk gidelim",obur yanimiz "otur" diyor.
"Otur" diyen kazaniyor.
O yan kalabalik zira...
is, guc, sorumluluk, coluk cocuk, aile,
Guvende olma duygusu...
En kotusu aliskanlik.
Aliskanligin verdigi rahatlik,
Monotonlugun dogurdugu bikkinligi yeniyor.
Kaliyoruz...
Kus olup ucmak isterken, agac olup kok saliyoruz.
Evlenmeler...
Bir cocuk daha dogurmalar...
Borclara girmeler...isi buyutmeler...
Bir kopek bile bizi ucmaktan alikoyabiliyor.
Misal ben...
Kapidaki Rex'i birakip gidemiyorum.
Degil bu sehirden gitmek,
iki sokak oteye tasinamiyorum.
Alip gotursem gelmez ki...
Butun sokagin kopegi oldugunun farkinda,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
"Sirtinda yumurta kufesi olmak" diye bir deyim vardir;
Evet, sirtimizda yumurta kufesi var hepimizin,
Kendi imalatimiz kufeler.
Ama egreti de yasanmaz ki bu dunyada.
Olum var zira.
Olume inat tutunmak lazim,inadina kok salmak lazim.
Bari ufak kacislar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakasi.
Hepimiz kacabilsek...
Butce, zaman, keyif...
Denk olsa.




Gun icinde mesela...
Kucucuk gitmeler yapabilsek.
Ne mumkun.
Sabah 9, aksam 18
Sonra baska mecburiyetler
Skisip kaldik.
Sirf yeme, icme, barinmanin bedeli
Bu kadar agir olmamali.
Hayatta kalabilmek icin bir omur veriyoruz.
Bir omur karsiligi, bir omur yani.
Ne sacma...
Bahar midir bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar asik olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittigim olmadi hic,Ama olsun... istemek de guzel!!!


Can YUCEL
*Fotograflar hafta sonunda kacamak yaptigim Bursa'dan.. Devami gelcek:))

02 May, 2007

1 mayis


Buranin yasadigim sehir olduguna inanamiyorum.Dun Istanbulda olanlar gercekten inanilir gibi degildi.Insanlar isyerlerine, okullarina, toplantilarina, ucaklarına ulasamadilar.Basin polisten gizli olarak cektigi goruntulerle bizi haberdar etti.Kopruler tek seride dusuruldu.Cozum bu seklide olmamaliydi.Yani kabustu dun.Milliyetteki fotograflara (http://www.milliyet.com.tr/2007/05/02/son/sondun13.asp) baktim burasi benim ulkem olamaz dedim.....

27 April, 2007

keske...


Gitmek istiyorum cok uzaklara; telefonumu kapatmak kimseyi duymamak. Haberlerden bi haber olmak. Aylarca donmemek istiyorum.Yoksa ruhsal durumum uzun bi sure toparlanamicak.O yuzden de bu kadar ic skintimi buraya yazmak istemiyorum.Zorla fotograf koyuyor, biseyler yaziyorum ama kazin ayagi oyle degil:) Umarim en kisa zamanda daha iyi olur, guzel yazilarla donerim buraya.....





16 April, 2007

aklim haftasonunda ama pazartesi:(

Iste cekilen bazı fotolar.Isten geldim, cok yorgunum, ders calismam gerekiyor.Ama bunlari bloguma koymadan rahat etmicem...


Istanbul'da lale zamani...









Cumartesi Ortakoy'u......





Takici teyzenin sandalyesini bos buldugu anda oturan ve bi turlu gozlerini acik yakalayamadigim kedi:))







Ve de vazgecemedigim waffle hatiralarindan biri:)









Mutlu haftalar:)

15 April, 2007

hafta sonu-2


Dun liseden arkadaslarimla ortakoye gitmistik.Hava superdi ve de bu guzel havada ve cumartesi olmasina ragmen trafik hic kalabalik degildi.Biz de tadini cikardik.Ortakoyde ne kadar hiic ihtiyacimiz olmamasina ragmen takilara dayanamadik.Gerci ben sadece yandaki kupeyi aldim.(normalde altini cok sevmem ama bazi modeller hosuma gidiyor)*.Yine de buyuk basari tuttum kendimi.Ama cidden inanilmaz guzel seyler vardi.Bir tane kot etekte kaldi aklim (modeli cok ilgincti) ama dedim ki bu etegi alirsan kesin bir de aklinda kalan kirmizi babeti alirsin o yuzden tut kendini dedim.Aslinda bunu dememde en buyuk etkenlerden biri de kredi kartimin limitinin dolu olmasiydi.Ama yine de bravo bana.Dino her zamanki gibi dayanamayip takilar vs vs vs vs aldi.ortakoyde laleler vardi yine. Bu kadar cok para harcanmasini ne kadar gereksiz de bulsam seviyorum ben yaa bu cicekleri:P

Bugun sabah kardesim ve sevgilisinin dun Eminonunden aldiklari binbir cesit peynir ve de vs kahvaltiliklarla hazirlanan mukemmel bir sofrayla gune basladik. Dikkatimi ceken bir seyin fotografini cektim onu sizinle paylasmak istiyorum.
Bu basit makine(ben baska isim bulamadim) Dun peynirci tarafindan verilmis.Bizimkilerin elinde cok fazla poset olunca bu kirmizi aletin alt tarafina posetleri takmis ve de ustte parmaklar icin uygun bolumden de tasimislar.Hem posetler elini kesmiyor hemde daha rahat ve dengeli tasimis oluyorsun.Eee biz de yine milletimizimn yaraticligina hayran kalmaktan baska bise yapamadik:) Gercekten biz cok degisik yaraticilik ornekleri bulurduk kardesimle Adanadaki restoranlarda vs. yerlerde..Onlari da yazarim bir ara:)


Bu arada bir daha Hurriyet gazetesi almamaya karar vermistim ama bugun bana gelen bir maille bunu ciddi anlamda da uygulamak gerektigini dusunuyorum.Cunku hafta ici almasam da bazen Pazar gunleri dayanamayip aliyodum ama artik hic bir haber yayınlanmadigini goruyorum.Hic bir onemli haber yok on sayfalarda.Ben zaten en cok Bekir coskun, Emin Colasan ve Tufan Turenc icin aliyodum.(ara sira Ebru Capa'yi da okurum) Gelen mailden bazi alintilar."Son yıllarda Hürriyet 'in manşetlerinde cımbızla arasanız "haber" bulmanız zor. Hele verilmesi gereken haber hükümet aleyhine ise çok zor. Manşetler adeta halkla alay eder gibi. ...Magazin dünyasında "kim kimi aldattı" , "kim neden boşanıyor" manşetleri okuyucu ile alay etmek değil mi? " ve daha bir suru sey var. Belki siz de bu maili aldiniz ve cok da umursamadiniz.Ama bence artik gercekten biseylere tepki gostermenin zamani geldi.

Son olarak da uzun zamandir yapmadigim kurabiyeyi yaptim.Buraya da fotografini koyiim haftasonunu da bu sekilde bitirim dedim.(Dunku ortakoy ve lale fotolarini da koyacaktim ama dino hala gondermedi!!)


Herkese iyi haftalar....

* makineden ve gunes isigindan bi turlu net cekemedim fotoyu:P

14 April, 2007

haftasonu


Ne cabuk gecti 1 hafta.Oncelikle persembe gunu yeni isime basladim.( Evet ise baslamak icin garip bir gun)Ama son iki gun olmasina ragmen o kadar yogun gecti ki ben bile ne oldugunu anlayamadim.Yaptigim is banka islerinden cok farkli.Bende halen ogrenmeye calsiyorum anlatacak kadar bilmiyorum:)Ustteki de ilk is gunum icin sevgilimin gonderdigi cicekler.Bayildimmm.O ayicik bir vazoya bagli ve cicekler aynen bu sekilde geldi.Hafta ici piside kaliyorum.Evden o saatte gitmem imkansiz.Sabahlari daha erken kalkiyorum, cok zor oluyo tabii ama alisilacak.Dugun tarihimiz belli oldu son haliyle: 20 Ekim olacak(umarim tekrar degismez.)Hem de Adana o tarihte de sicak luyor.(tabi normal kosullarda, bu yilki anormaliklleri dikkate almadan) Annemin yeni parlak fikirleri var.Surekli telefonda konusuyoruz benden daha fazla heyecanli.Gitmemi bekliyor.


Gectigimiz hafta tum vitrinlerde gordugum 'yumurta boyasi' geldi yazisinin sebebini gec de olsa ogrendim:)Paskalya bayrami vardi.Kurtulusta yasayanlar bunu en cok hissedenlerdir heralde.Butun vitrinler renk renk yumurtalar, paskalya corekleri vs. ile doluydu.Degisik bi haftaydi.Biz de bir arkadasimiz sayesinde ev yapımı paskalyamizi yedik.





* * *

Bugun Ankarada ilk defa bu kadar kalabalık bir topluluktan oluşan miting yapıldı.Miting hic bir siyasi partiye ait degildi, hic bir olay cikmadi, insanlar gayet guzel bir sekilde tepkilerini dile getirip Cumhuriyetimize sahip ciktigimizi gosterdiler.Bende orda olmak isterdim.Ancak Istanbul'dan Ankara'ya giden hicbir vasıtada yer kalmasti.(biraz gec kaldik).Ama gidemesem de o kadar kalabaligi canli izledigime cok sevindim.Herkese cok guzel ders verdiler.


* Haftasonu postum devam edecek.
* 2. fotograf Milliyet gazetesinden:)

07 April, 2007

olan biten...

Eveet yavaş yavaş yazmaya başlamak lazım artık.Çok değişik şeyler oldu demiştim.İş değiştiriyorum.Aslında bir arayış işinde falan değildim ancak aniden çok önceden beri istediğim ve benim için hayal olan bir işe alındım:) En kısa zamanda da başlamam gerekiyor.Perşembe günü çok heyecanlı bir ingilizce mülakatın ardından çıktım iş yerinden ve bir kaç vasıtayla eve dönmeye çalışırken telefonla arandım kabul edildiğimi öğrendim.Tabii Adana'dan buraya inanılmaz bir telefon trafiğiyle karşı karşıya kaldım. Herkes çok sevindi.En çok de BEN:P Ama hala ıslatamadık bu haberi, bi tek ona yanıyorum.Zira aynı gün akşamı kardeşimi hastaneye götürmek zorunda kaldım çünkü 3 gün boyunca ateşini düşüremedik.Ama neyseki iyidi, doktor da bizim verdiğimiz ilaçların muadili ilaçlar yazarak yolladı.Ama tabi arada bir yaş da olsa insanın omuzlarına bir sorumluluk bindiği için insan kendinden geçiyor.Neyseki şu anda daha iyi. Dün ise işyerine geldim ve nasıl söylicem diye mideme ağrılar girdi.Zira işe başlayalı 1 yıl olmadı ve de tazminat ödeme zorunluluğu vs. vs. işlemler.Offf of nolucak diyerek şefime söyledim durumu. Kendisi biraz bozuldu, sanki ben yüz üstü bırakıp gidecem diye.Sonra yönetmen falan filan konuştum.Çok iğrenç bir gündü, canım hiç çalışmak istemedi.Bugün de çalışıyorum ve hala canım çalışmak istemiyor.Diğer tarafa da bir an önce başlamam gerekiyor.Şu anda kaçabildiğim ilk gün çıkacağım burdan.Şu anda kalma sebebim de sadece insanları zor durumda bırakmamak.Ahh ah ben ne kadar iyi niyetliyim.Hem sen bu kadar tazminat öde, hem de kimseyi zor durumda bırakmicam diye kal hala.


Neyse işte bırakalım bunları, bu arada hala kutlamak istiyorum ama bakalım ne zaman olacak. Dün telefonumun hatırlatmasını görerek tiyatro bileti almış olduğumu öğrendim ve de en sevimli sesimle pisiyi arayarak "akşama tiyatroya gidelim mi?" dedim.Neyseki o da maç olmasına rağmen geldi benimle.Cevahir sahnesindeydi gittiğimiz oyun.Sinema sahnesi gibi bir yer.Gittiğimiz oyun da 'Kaktüs Çiçeği' idi.Bu sezon gittiğim en eğlenceli oyunlardan biriydi.Neyseki pisi de sıkılmadı.Civan Canova ve Seray Gözler gerçekten çok iyiydi.Bazen televizyonda izlediğimiz oyuncuları tiyatroda izlemek inanılmaz fark ediyor.Mesela ben Civan Canoca'ya karşı nötr düm.Yani seviyorum ya da sevmiyorum diyemezdim.Ama dün akşam izlediğim diş doktoru karakteri gerçekten çok şaşırttı beni.Aynı şeyleri Defne Yalnız için de söyleyebilirim.Hepimiz onu Kaynanalarda Nuri Kantar'ın hizmetçisi olarak tanıyoruz ama kendisi benim izlediğim en iyi oyunculardan birisi.İki oyununu izledim ve ikisinde de ağladım.Tamam ben biraz sulugözlü bir insanımdır ve bazı filmlerde ağlarım.Ama hayatımda ilk defa tiyatroda ağladım.İkisi de Defne Yalnız'ın oyunuydu.Biri 'Üç Kadın' diğeri de Opal Kronkie rolüyle Tatlı Kaçık.İkisi de süperdi.Yani kısaca diyorum ki, oyuncuyu tiyatroda izlemek cidden çok farklı, gidin, görün.


* * *


Bu arada bu hafta sevgilim ve benim 5. yıldönümümüzü geride bıraktık.İtiraf ediyorum önceki yıllardakinden daha az sürpriz hazırlamıştım bu sefer ona.Önceden tüm gün için bişeyler düşünüp yapardım.Ama bu sefer ikimiz de çalıştığımız için ve onun yeni iş adresini de bilmediğim ve maddi olarak uygun olmadığım için çok yaratıcı olamadım.O bana telefon aldı.Çook sevindim çünkü telefonum artık cidden kafayı yemeye başladığı için son zamanlardaki en acil isteğimdi.Çok sevdim yeni, telefonumu, öyle çok pahalı bişe değil, nokianın orta modellerinden biri.Radyosu var diye de mp3 playerımı ona verdim.Biliyorum çok iyi niyetliyim:P Ama ben genelde yolda kitap okuyorum ya da Nihat'ı dinliyorum diye ona böyle bir kıyak geçtim:)Hem de artık çantamdaki eşyaları ne kadar azaltsam o kadar kar diye düşünüyorum..Bu arada tüm gün de kafasını ütüledim, biz şimdi böleyiz evlenince o özel günleri umursamayan çiftlerden olmak istemiyorummm diyeeee...Akşam da Yeşilköy'de güzel bi yere yemeğe gittik.Yeşilköy'ü çok sevdim ben aslında, vler çok güzel ve de benim yeni işime yakın ancak pisiye çok uzak. Ben de yeni gittiğim her yere emlakçı gözüyle bakıyorum ya delirdim mi yaa. Bu arada emlakçı demişken ev- gelinlik vs. olayları bir süre ertelendi.Sanırım Eylül'de olacak düğün.Her açıdan daha rahat olacak böylesi.Hem de iki ayağım bir pabuça girmemiş olacak.Aa yine konudan konuya atlıyorum.Yemekler süperdi, fotoğraflamak isterdim cidden ama malesef sadece kendime ait olan bir makinem yok hala:( Ama yemeğe de iş kıyafetlerimizle gittik.Yani önceki 4 Nisanlar gibi süsleniiim, kuaföre gidiim fasılları olmadı.Gerçi İstanbul trafiğinde işten çıkıp bu dediklerimi yapmak zor ama bir dahaki seferlerde daha iyi geçmesi için elimden geleni yapıcam.Sonrasında da pastamızı yedik.Ben zaten sürekli yiyorum acilen bir son vermem lazım bu duruma.Hareket etmek istiyorum yaa.Top oynamak, koşup, terlemek istiyorum..Çok uzun zamandır yapmadım:(

* * *

Bu hafta kısa olarak böyleydi.Bugün Adana'dan üniversitedeki en yakın arkadaşım geldi buraya.Mutluyum.. Henüz görmedim ama iş çıkışı görücem umarım.Çok özledim.Bu arada benim artık Haziran'da okulu bitirebilmem için ders çalışmam gerekiyor ama o kadar zor kii.İtiyor artık beni aynı kitaplar.


p.s. Son zamanlarda yandaki kitabı okuyorum.Nerdeyse her Taksim'e gidişimde dayanamayıp en az bir kitap aldığım Can Yayınları'nın indirim reyonundan yanılmıyorsam 3 ytl'ye almıştım.Gayet güzel şimdilik.


(Kara Plak) Hanif Kureishi, Pakistan asıllı İngiliz bir yazar. "Kara Plak", 1989 yılında geçiyor. Kültür farklılığının yarattığı sorunlarla bunalan çağdaş bireyin açmazını ustalıkla irdeleyen; uyuşturucu, seks, şiddet, müzik, inançsızlık, tutku ve dinin iç içe geçtiği sürükleyici bir roman... (burası alıntıdır, ben bu kadar kitap diliyle yazmam yoksa:)) Kitap bitince asıl yorumlarımı yaparım))

06 April, 2007

istifa

Hayatımda ilk defa istifa ediyorumm...Çok kurumsal bi yerde çalışıyorum.Bir sürü prosedürle uğraşıcam.En kısa zamanda ayrıntılarla karşınızda olucam:)) Güzel haberler var:P

26 March, 2007

Boğaziçi Hayvanat Bahçesi

Gayet güzel bir hafta sonu geçirdim.Cumartesi gününden başlarsak, gelinlik provasına gittik biz:)) İnternetten bakıp bakıp beğenemediğim gelinlikler üzerimde daha güzel oldu sanki:)Gerçekten çok beğendim bir modeli.Gayet sade ve asildi.Hem de tek parçaydı.Beğendim tabii ancak gittiğimiz yer gayet hatırı sayılır bir gelinlikçi olduğu için söyledikleri fiyat da küçük bir servet değerindeydi.O yüzden de kesin olarak diktirmeye karar verdik.Hatta belki de Adanada diktiririm.Heralde 3 provada kurtarırız, hem içim de daha rahat etmiş olur.Anneme çok güvenirim bu konularda.
Sonrasında uzun süredir görmediğim kuzenim İzmir'den geldi Taksim'den aldım onu küçük bir şokla.Hem kulakları ve yüzünde bir çok delik ve uzun enteresan bir saçla karşıladı beni.Tabii ben yine şok:)) Bütün kuzenlerim böyle!Hiç beklemiyorum öyle.En son üniversiteyi yeni kazanmıştı saçları bildiğimiz erkek saçı, kulağında da tek bir delik vardı.Şimdi İstiklal'de yürüyen, çoğu kişinin dönerek baktığı tiplere benzemiş.Hele ki de biz ikimiz yanyana gerçekten komik görünüyorduk sanırım.Tüm gün onu gezdirdim ama sonradan ani bir kararla kalmaktan vazgeçerek okul otobüsüyle İzmir'e döndü. Akşamında yolcu ettim neyseki! Ama onunla oturup dedikodu yapmak gerçekten eğlenceli.Düşünemediğim yorumları, benzetmeleri yapıyor aile büyükleri hakkında.İşte benim kahkahalar attığım an oluyor.



Pazar günü ise çok değişik bir yolculuk yaptık.Hayvanat bahçesine gittik.Yolculuk diyorum çünkü Bakırköy'den Darıca'ya gitmek yolculuk değil de ne???Hayvanat Bahçesine gittik.Hava çok güzeldi.Çok eğlenceli bir gün geçirdim.Ama ordaki hayvanlara çok üzüldüm.Çünkü orası zarar etmek üzere olduğundan gelirler giderleri karşılayamıyor ve bu da hayvanlara yansıyor.


Malesef o kadar büyük ve güzel bi yer olmasına rağmen hayvanlar da oldukça bakımsızdı.Maymunlar cama vurup insanlardan yiyecek istiyorlardı.Tek onlar da değil tüm hayvanlar masum masum gözlerinize bakıyorlar.Gerçekten güzel bir yer olmuş ancak dediğim gibi zarar ediyormuş sürekli ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıyaymış.




Umarım kapanmaz ve daha bakımlı, daha gezilebilir bir yer haline gelir.Çünkü İstanbul'daki çocukların oraya ihtiyacı var.Ben bile bu yaşımda kendimden geçtim.Şehir kalabalığından sonra böyle sessiz sakin (kuşların sesini saymazsak:) bir yer çok iyi geldi.Gönüllü insanlar, bazı hayvanların masraflarını üstlenmişler ancak yeterli gelmiyormuş.Girişte kocaman bir kar-zarar tablosu var. (http://tr.wikipedia.org/wiki/BoÄŸaziçi_Hayvanat_Bahçesi)




Böyle eğlenceli bir hafta sonuydu işte.Uzun süre sonra yeşiller içinde zaman geçirdim.Bu arada günlerdir hasta, televizyonun karşısında yatan ev arkadaşıma eşlik etmek için bende televizyona bir bakiim dedim.Şu şarkı yarışmasına baktık ve inanamıyorum o nasıl komik bir programdır öyle.Türkiye'de ünlü olmak ne kadar kolay.Şimdi herkes şu jüri üyesinden konuşuyor.Resmen diğer yarışmaların jürilerinde olan muhalefet ütücüye benzer yeni bir halk kahramanı yaratmak istemişler ve yaratmışlar da.Yarışmanın tümünü izlemeye katlanamadım ancak izlediğim kadarı bile öldürdü.O nasıl bir konuşma, nasıl yorumlar, ne kadar magazin toplumu olduk böyle..

İyi haftalaar:))

21 March, 2007

Bahar geldi ruhuma neşe saçıldı




En sevdiğim mevsimin kış olduğunu düşünüyordum bu yaşıma kadar.Bir kere Adana'da büyümüş bir insan olarak yazları sevmediğime eminim. Kışın o yağmurlu ve karanlık günlerde evde olup kareli battaniyenin altına girmek, saatlerce hiç kalkmamak, sıcacık tostumun yanında taze portakal suyunu yudumlamak en sevdiğim şeydi.Hem o karanlık havayı da severdim ben.Bir de hani doğduğun mevsimi sevme geyiği vardır ya bende bir kış çocuğuyum:))



Ama şu son 2-3 gündür havaların bu kadar güzel olması, moralimin bozuk olmasına rağmen beni inanılmaz mutlandırdı.(Herkes bu lafıma güler ama mutlu oldum demek istiyorum işte:))


Öğle aralarında yemekten sonra, koca sanayinin içinde de olsa (!) yürüyüş yapmak, çalışırken klimadan değil de açık pencereden gelen havayı teneffüs etmek bana gerçekten de iyi geldi.


Ama bu mevsimlerde en çok da üniversitede (Çukurova ya o bakımdan yeşil yaptım:)) olmak isterdim, öğle aralarından sonra zorla derse girmek,yoncadan ıvır ve de zıvır almak, dondurma yemek, okul çıkışlarında değişik planlar yapmak, yaklaşan bahar şenliğini beklemek...ve daha ne eğlenceler.çook özledim yine okulu ve bizimkileri.O yüzden de bugün hep benim okulumdan fotoğraflar koydum:))



Sizce de özlenmez mi buraları??

14 March, 2007

hey tüketiciler

Önceden sadece sevdiğim 4-5 köşe yazarını okurken, artık işlerimin yoğunluğunun azalması dolayısıyla sabah saatlerinde tüm gazeteleri ayrıntılı olarak okuyorum.Bazen çok komik haberlere ya da açıklamalara rastlıyorum.Bugün radikalde bir haber gördüm (altın kurallar) bazı yekilililer (içlerinde dernekler ve bir doktor var) açıklama yapmış ayakkabılarla alakalı olarak, aynen yazıyorum:

"Ayakkabıyı iki saat yürüdükten sonra satın almak gerekiyor. Çünkü bu zaman diliminden sonra ayak şişer ve ayakkabının rahat olup olmadığını daha iyi anlarsınız. Sabahları asla ayakkabı almayın. Ayakkabının iki tekini de deneyerek satın alın ve satıcıların 'Giydikçe açılır' türünden sözlerine itibar etmeyin. Ayakkabı zamanla deforme olup ayağınızın şeklini alır. Siz de açıldı zannedersiniz."


Gerçekten de güzel ve işe yarayacak bir açıklama.Ancak ütopik.Keşke olsaydı, alırken ayılıp bayılıp aldığımız ayakkabıları sonra bir kenara atmazdık.Bazen tezgahtarın suratsızlığında denemeye bile çekinirken, düşünsenize ayağımıza giyip 2 saatlik bir deneme yürüyüşüne çıkıp, sonra almaya karar verdiğimizi.


Hatta abimin tüketiciler için çok işe yarayabilecek bir düşüncesi daha vardı o da diş macunlarını sıkarak en uzun olanı almayı uygun buluyordu neyseki bunu hiç harekete geçirmedi.Bir gün bizi groseride rezil edecek diye çok korktum ama korktuğum başıma gelmedi:))

Hadi ne duruyoruz, bence tüketiciler olarak toplanmalı ve tüm bu fikirlerin yürürlüğe geçmesini sağlamalıyız:P

12 March, 2007

Para Para Para


Ahhh bazen şu blog beni öldürecek yazıyorum sonra publish yapıyorum oldu mu diye bi sayfaya bakiim diye tüm yazıları siliyorum....
Neyse efendime söyleyim diyordum ki. Eskiden ne güzel para biriktirirdik de ara sıra da kırardık o kumbarayı, ki mevsim genelde yaz olurdu.Sonra yaz tatilini Adana sıcağında geçirmemize yardımcı olacak materyaller alırdık.(Yeni oyunlar, top, günlük dondurma, bici bici ve mısır vs. için para ayırırdık)Şimdi de ihtiyacım var kumbara kırmaya.Kendime en çok kızdığım konulardan birisi de para biriktirememktir.Çok fazla müsrif bi insan olmamama doğru düzgün para biriktirmeyi de beceremem bilhassa da İstanbul'da:))








Bu arada dikkatimi çekti de neden kumbaralar hep domuz şeklinde olur.(bizde değil tabii) Yani internetten resim ararken bile hepsi domuz şeklindeydi ve merak ettim acaba bu hayvancıkların nasıl bir özelliği var da tüm kumbaralar öyle.




Haftasonuma gelince, uzun süre sonra cumartesi pazar üstü üste tatil yaptım.Cumartesi günü Adandan kuzenim geldi.Yabancı dil mülakatına girdi ve kazandı seneye lise sonu Amerika'da okuyacak sanırım.Bu arada aramız biraz limoni olmasına rağmen uzun süredir görmemenin verdiği özlemle iyi vakit geçirdik ancak neyseki bi gün kaldı çünkü tam saçlarım diken diken olacağı vakitte Havaşa bindirdim.Nerde ne yapılması gerektiğini bilmiyor gerçketen.Olmadık yerde saçma sapan bi laf söylüyor düşünmeden, rezil ediyor insanı.Yada olmadık yerde yakıyor sigarasını, insan ne yapacağını bilemiyor.Onunla birlikteyken kendimi yaşlı kadınlar gibi hissediyorum.Ama aramızda birkaç yaş olmasına rağmen yetiştirilme tarzlarımız inanılmaz farklı.Çok eğlendik cumartesi ama bir günden fazlası da zor olurdu gerçekten:)) Ahhh ah biz böyle miydik.Annem gözlerini bi açardı çiçek gibi, kardeşimle ben anında anlardık.Kuzenim ne bakıştan anlıyor, ne de işaretlerden....

Bu arada cumartesi bir de Adem'in Trenlerine gittim ve gerçekten beğendim.Cem Özer süper olmuştu imam rolünde.Film bana Selvi Boylum Al Yazmalım'ı hatırlattı.Gidin bence:)))

06 March, 2007

Reçel






Ev birkaç günlüğüne de olsa gerçekten ev gibi koktu annem geldiğinde.Tamam o yokken bende elimden geleni yapmaya çalışıyordum ama yine de onun evde olması demek başka bir şey demek.Mis gibi yemek kokuları, mis gibi çamaşır kokuları, kahkahalar, dedikodular demek.Çok çok çok güzel bir dört gün geçirdim ama özlemim geçmedi.



Ayrıca düğünle alakalı planlamalar da yaptık.Kardeşim bana bir defter hediye etti.Düğünle alakalı tüm programı yapabilmek için.Annemle birlikte bir davetli listesi oluşturduk.Ve de Adana da nerelerde olabileceğini.Bir kere kesinlikle açık havada olmasını istiyorum.Çimlerin üzerinde:))) Ve de akşamüstü başlamasını.Müzik konusunda da ilginç fikirlerimiz var sevgilimle.Bakalım işte çeşitli yerlerle pazarlık yapılacak.Umarım herşey istediğimiz gibi olur.Bu arada gelin dergileri alıp, gelinlik modellerine baktım ama 2007 modelleri dedikleri modeller bence o kadar komik ki.Fırfırlı etekler..Hayatta giymem!!! Bi kere gelinlik az da olsa kabarık olmalı:)) Aklımda Kaçak Gelin'den bir gelinlik var(Julia Roberts).Tam olarak aynı değil ama o dört gelinlikten bir tanesini beğenmiştim:) En kısa zamanda o filmi almalıyım.Davetiye olayını da düşünüyoruz tabii.Off of umarım çıkabiliriz işin içinden.O kadar çok ayrıntı var ki!!! Bu arada anneme internette google dan arama yapmayı öğrettim.Onu gelinlik modellerine internetten bakarken incelemek o kadar komikki:) Annem çok sabırsız ve hızlıdır.O yüzden sinir oldu o modelleri açılırken beklemeye.Mouse u o kadar çok tıklayarak ısrar etti ama olmuyor.Eee bilgisayara bizim gibi mi her istediğini anında yerine getirecek:P


Annem gitti, diğer annem geldi.Emmonun annesi:)) O yüzden hala ev kokuları var buralarda.Mutluyum.... Huzurluyum.....


Gülemedim ki hiç

hasta yatağının başucunda

haberi bu yüzden

yoktur annemin

sol yanağımdaki

gamzeden

Komodinin üstündeki

ilaçların sayısı arttıkça

kutularından yaptığım

gökdelenin uzamasına

sevinirdim

Ve bilmezdim

annemin yaşantısındaki

renkliliğin yalnızca

raflarda dizili

kavonozların içindeki

reçeller olduğunu.

*Sunay Akın'ın bu şiirini çok severim.Konumuzla çok alakalı olmasa da bu şiir bana hep çevremizde olan bir sürü kadını hatırlatır..

03 March, 2007

çağrı merkezi

Genel olarak bu postları işyerimden yazıyorum.Aslında bir çağrı merkezinde vakit bulup böyle boş işlerle uğraşmak çok zordur, nerdeyse imkansızdır.Ama haftasonları mesaim olunca ve yemek saatlerinde de yemekhane açık değilse ve kimseyle yemek saatin uymuyorsa taıyorsun kulağına kulaklığı, alıyorsun önüne sandviçini geçiyorsun ekranın başına yazıyorsun işte.Ama artık benim için bu yoğunluğa soonnn:))) Ben artık ingilizce bölümde çalışmaya başlaadım.Yani yabancı müşterilerle görüşücem artık.Hani şu "press 9 for english" dedikleri bölümde.. ve süpper oldu benim için.Onun da zorlukları var ama bazen gerçekten Türklerle anşlaşmaktan daha kolay oluyor.Çünkü onlar dinliyorlar!!!Ama bizler bir türlü bilmiyoruz dinlemeyi.Kadın kendi kafasında tartıp biçip karar verdiği yanlış bişeye sinirlenip beni arıyor ama doğrusunu anlatmama da bir türlü izin vermiyor.Ben onun dır dır dır dır konuşmasını dinledikten sonra ağzımı açıp açıklama yapma gafletinde bulunuyorum "bakın A... hanım şu tarihte yaptığınız ödemeye istinaden...." dedikten sonra dır dır dır... başlıyo sonra onu dinleyip tekrar ağzımı açıyorum ama konuşmak ne mümkün.Çıldırtacak beni.. Uzuuun uzun dinledikten sonra cinnet geçirip isterseniz birlikte konuşmayalım önce bi beni dinleyin diyorum!!!! Biliyorum dememem gerekiyor ama azarlamazsam dinlemicek ya da masaya vurmaktan benim mouse'um parçalanacak.Böyle yani işim konusundaki güzel gelişmeler.


Güzel başka bi gelişme de annemin birkaç günlüğüne de olsa İstanbul'a gelmesi.O kadar çok özlemişim ki. Geldiği gün işi olduğu için Cnr da buluştuk.Daha sonrasında Eminönünde balık ekmek yedik.İşte burda yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri.Nerdeyse hiç bi balık bana bu kadar tat vermiyor.


Bu arada telefon görüşmelerim arasında o kadar değişik görüşmeler oluyor.Mesela bugün bi adamla görüştük.Adamla görüşürken arkadan horoz sesleri geliyordu.O kadar garibime gitti ki.Yani hem çok özledim doğal bir hayatı, temiz havayıı.Tamam ben de köyde yaşamıyordum ama burda hava o kadar kirli ki sanki pencereyi açsan bile içeri temiz hava gelmiyor gibi:(

Konudan konuya atlıyorum ama.Bugün yine sıkıntıdan bi dergi keşfettim.Belki biliyosunuzdur ama güzel bir e-dergi(http://www.derggi.com/mart2007.html) Hem okuması hem de fotoğrafları çok güzel.Ücretsiz olması da cabası.Ayrıca sonundaki iki resim arasındaki 5 farkı karşılaştırma bölümünü de çok beğendim.Öneririm.

Son olarak okuduğum kitapla ilgili de bilgi verecem bedbird kesin bi yorum yapar diye yazmıyorum daha sonra bitirince yazcammm. Görüşmek üzere...

*Piyale Madra'dan

25 February, 2007

leman


Eski leman dergileri geldi aklıma.Lisedeyken her hafta heyecanla beklerdim çıkmasını.Şimdi de var leman, penguen. Ama ben o eski sayılarını özlüyorum.İlk sayfasında o haftaki gazete haberlerinden en önemlisinin en komik hali olurdu.2. sayfada can yücel olurdu güzel bi dörtlük.Daha sonraki sayfalarda lombak, selçuk erdem karikatürleri nihat genç ve cezmi ersözün yazılarını...Erdener abiyi, bayır gülünü ve begin bekiri:P Bana hatırlattığı şeyler bunlara artı olarak ADANA, lise günlerim....


Nerden geldiyse birden aklıma hemen anlatiiim.Bu hafta, aylardır gitmek isteyip bilet bulamadığım bahar noktasına gittim.(Yine bilet bulamamıştım ama servisten bi arkadaşımı 2. bilet sahibi ekince ben gittim:)) Bahar Noktası Bir Yaz Gecesi Rüyası'nın Can Yücel tarafından yorumlanmış hali. Ve bence bu yıl Devlet Tiyatrosunun bu yılki en iyi oyunuydu:)) Sumru Yavrucuk'u canlı izlemeyi çok istediğim için gitmiştim ama Mustafa Uğurlu'ya hayran olup çıktım. Eğlenceliydi cidden.Bu arada pisi de bana çok kızmıştı onu hep sıkıcı oyunlara götürüyorum diye.Bilet bulduğum ilk gün ona da izleticem.

Bu arada işimle ilgili güzel gelişmeler oluyo ama henüz kesin olmadığı için bişe diyemiyorum daha sonra söyliceeeemmm:))

Son olarak Can Yücel'den bir şiir:( ve de çok sevdiğim bi şarkı)



Sevgi Duvarı

sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
..........
..........

18 February, 2007

tiyatro

Uzun süre geçiyor yine.Her seferinde karar veriyorum daha sık yazı yazmaya ama her seferindebi şeyler engelliyor yazmamı.Yoğunluk, yorgunluk, vs. Yine uğraşıyorum burdan, okuldaki ders kayıtlarım için.Yeter artık yaaa:(( Bu arada son iki hafta sonum kurum içi eğitimlerle geçiyor.Geçen hafta Diyalog diye bir yerdeydi eğitim. Dersimize Can Gürzap, Mehmet Gürhan ve Şükrü Türen gibi tiyatocular girdi.Çok güzel bir haftasonu geçirdim.Diksiyon, ses-nefes çalıştık.Tiyatro günlerim geldi aklıma:)) Ne kadar eğlenceli yaa insanın sevdiği bir işi yapması.Dünkü eğitimim ise işini severek yapma ve fark yaratmanın yolları konuluydu.Burda da yaptığın işi sevmeyi öğrendik:)) Eğitmen bize Arnavutköy iskelesinde yıllardır görevli olan memurun röportajını izletti.Bize izletmek için çekilmiş amatör bi röportajdı zaten.O iskelenin ne kadar bakımlı olduğunu gördük.O memur işini o kadar severek yapıyor ki, bende gidip görmek istedim o iskeleyi.Röportaj pazar günü yapılmış ve memurun izin günüymüş ama yine de ordaydı tüm güler yüzüyle.

Onun dışında, bu hafta iki oyun izledim.Daha doğrusu 1,5.İlk gittiğim oyun Dünyanın Ortasında Bir Yer idi.Oyuncular çok iyiydi.Ama biz balkonun 3. sırasında oturduğumuz için oyunculardan çok önümüzdeki seyircilerin kafalarını izlediğimiz için yarısında dayanamamayarak çıktık:(( Oyun müzikliydi ve oyuncuları çok iyi olmasına rağmen çok az replik vardı.Ben mesela Yetkin Dikiciler'i daha iyi bir oyunda izlemeyi çok isterim.
Dün akşam da Edip Cansever'in "Ben Ruhi Bey Nasılım" adlı oyununu izledik.Tek perdelik bi oyundu.Başroldaki Uğur Polat tek kelimeyle süperdi.Oyun Aziz Nesin sahnesindeydi.Ben ilk defa bu sahnede bir oyun izledim ve inanamadım.Çok eski bir salondu.Yerler tahta ve inanılmaz gıcırdıyordu.Ve normalde gecikenler giremez ama nasıl olduysa dün oyun başladıktan sonra bir sürü kişi girdi.Benim bile seyirci olarak çok dikkatim dağıldı o seslerden, dönüp arkamı bağırmamak için zor tuttum kendimi.Kaldı ki oyuncuları düşünmek bile istemiyorum.Salon özel bir tiyatro sahnesi gibiydi.Yani oyuncuların kendi imkanlarıyla oluşturdukları bir salon gibi.Devlet tiyatrosuna hiç yakışmamıştı bence.Aziz Nesin adına böyle bir sahne olduğu için üzüldüm gerçekten.

Böyle işte gayet sanatsal bir haftaydı.Son olarak sözümü dün akşamki oyundan (Edip Cansever'in şiirinden) alıntıyla bitirmek istiyorum:

Yeri mi şimdi değil mi
Bir tren yolculuğunda ve her yerde
Her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini
Bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesiyi
Saatler iyi
Adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi
Ve bütün yolcuların dalgın
Koparıp koparıp bir şeyler yediklerini
Görünüşte kararsız
Görünüşte üzgün, endişeli
Görsek mi acaba, görmesek mi
Açıp da kapalı gözlerini arada
Şöyle bir görünümü tek bir solukta
Yalandan, inatla içine çekenleri
Ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken
Belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini
Bir tilki çevikliğiyle, acele
Katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği
Bilmem ki, görmesek mi
Durunca tren bir istasyonda
Dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda
Dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp
Bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi
Uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla
Tutarak parmaklarıyla yalancı
Ve ucuzundan bir kolyeyi
Acaba görmesek mi
Bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.

04 February, 2007


Teksas 50 yaşında mı? Hay dedemin köse sakalı!

Bizi büyüten kahramanlar onlar... Düşünce balonlarından okuma yazmayı söktüğümüz... Onlar gibi konuşup onlar gibi dövüştüğümüz... Şimdi 50 yaşına bastıklarını öğrenmek şaşırtıyor insanı...
Başbakan Erdoğan Kuran öğretimi için resmi kurslarda 12 yaş sınırı olduğunu hatırlatıldığında "Tommiks, Teksas okumaya kimse mani koymuyor. Kuran'a neden mani koyulsun?" dedi ya... Başbakanın çocukluğunu bilmem ama ben 12 yaşımdayken Tommiks, Teksas okumaya da "mani koyulur"du.Okula götürmek yasaktı.Evde "Ödevini yapacağına bunları okuyup durma" azarının öznesiydi Teksas ve (her daim onunla birlikte anılan arkadaşı) Tommiks...Bu "mani" nedeniyledir ki, bizim çizgi roman kahramanlarımız, hemen bütün maceralarını ya bir fen bilgisi kitabının arasında ya evde kütüphanenin bir kuytusunda yaşamışlardır.Ancak yazın sokakta gönül ferahlığıyla at koşturup silah sıkmış ve mahalle aralarında değiş tokuş yapılmışlardır.Aralık ayında Tommiks'in yurdumuza gelişinin 50'nci yıldönümünü idrak ettik hep birlikte...Geçen ay yayınlanan EsseGesse Magazin, Teksas ve Tommiks'in yarım asrını özel bir kitapla kutladı. Hepimizi büyüten çizgi romanlar serisinin nasıl doğduğunu, o nostaljik kitaptan öğrendik.Hâlâ sakladığımız ciltlerle maziye dönüp hatıra tazeledik.
TOMMİKS
Süt çocuğu Küçük İzciNevada rencerlerinin en hızlısı, sevgili yüzbaşımız Türk topraklarına ayak basmadan dört yıl önce 1951'de, üç İtalyan çizer tarafından İtalya'da yaratılmış.1920'lerde Universal Film tarafından çekilen sessiz film serisinin kovboyuymuş. İtalyan çizerler, perdede o karakteri çok beğenip çizgi roman kahramanı yapmışlar.Konyakçı'yla Doktor Sallaso'yu da yine perdedeki tiplerden alıp Tom'un yanına katmışlar.Çizgi romandaki kahramanın adı Tommiks değil, "Capitan Miki" imiş.Küçük İzciDizi İtalya'da 250 bin satıp ortalığı birbirine katınca şöhreti Türkiye'ye ulaşmış.1950'lerin ortalarında "Ceylan", "Güneş", "Roket" gibi dergiler, Tommiks'i "Küçük İzci" adıyla birkaç sayfa olarak yayınlamış. Ceylan Yayınları'nın sahibi Erdoğan Egeli, çocukların diziye gösterdiği ilgiyi fark edince "Küçük İzci"yi ayrı çizgi roman olarak yayımlamaya karar vermiş. O ilk dizinin kapağını çizen ve ondan sonra 30 yıl çizgi romanların kapak çizerliğini yapan Samim Utkun, kahramana orijinal adı olan "Kaptan Miki" yerine ("Miki filmler" dünyasında bu pek uygunsuz bir isim olurdu zaten), Tommiks adını koymuş.Böylece Kulver kalesinin yüzbaşısı, 1955'in aralık ayında Tommiks adıyla Türk gençlerine tanıştırılmışMahcup kahramanBen onu tanıdığımda ufak tefek, temiz yüzlü, tüysüz bir oğlandı. En yakın arkadaşları Konyakçı ve Doktor Sallaso konyak mataralarını hiç ellerinden eksik etmezken o süt dışında bir şey içmez, kale komutanının kızı Suzi'yi gördü mü yüzü kızarır, ter basardı. Doktor ve Konyakçı her ne kadar sevimli ayyaşlar olarak resmedilseler de kalenin sivil itaatsizleriydi. Yüzbaşıyla yakınlıkları ve silah atmadaki ustalıkları nedeniyle dokunulmazlardı.1970'lerin Killing'iyle, 80'lerin Rambo'suyla ya da günümüzün kahramanları Örümcek Adam'larla, X-man'lerle, Polat'larla karşılaştırınca da ne kadar masum kalıyor bizim Yüzbaşı Tommiks...
Vatansever "Sarı Kurt"
Teksas'ın öyküsü daha da ilginç...Müptelaları onun değişmez arkadaşları Profesör Oklitus ve Rodi'yi anımsayacaklardır.Meğer Teksas'ı doğuran Rodi imiş.Tommiks çok başarılı olunca bizim İtalyan çizerler 1953'te "Küçük Avcı" diye yeni bir kahraman yaratmışlar. "Küçük Avcı", Teksas'ın Rodi'si imiş."Black" ise maceralarında ona yardım eden 50 yaşlarında, esmer bir avcı...Sonradan 1954'te esmer "Black"in saçlarını sarıya boyamışlar. İri yarı, güçlü kaslı, yakışıklı bir avcıya dönüştürmüşler ve başrolü ona verip Rodi'yi asistan yapmışlar."İl Grande Blek" (yani "Koca Blek") böyle doğmuş.Bir yıl geçmeden Türkiye'de fark edilmiş.İlk deneme yine Ceylan dergisinde olmuş.Blek, orada "Sarı Kurt" adıyla yayımlanmış.İlgi görünce, 1 Kasım 1956'da, bu kez "Teksas" adıyla piyasaya sürülmüş. Ve 60-70 binlik satış rakamlarına ulaşmış.Sonraki Teksaslılarla, JR'larla, Bush'larla karşılaştırınca Çelik Blek de hem yiğit hem namuslu bir avcıydı.Bizon eti ve turta sever, çıplak ten üzerine kürk giyerdi.Hem Rodi'ye babalık hem "kurtları"na önderlik eder, bilgeliğe kıymet verir, şişman Profesör'ü hiç yanından ayırmazdı. Ülkesini işgal eden "kırmızı urbalılar"a vurdu mu "Smack" diye kemik kırardı.Yıllar sonra "kırmızı urbalılar"ı Londra'da tören kıtasında gördüğümde anımsamıştım "vatansever" Çelik Blek'i...Onun "düşünce balonları", bize okuma yazma öğretirken belki işgalciye direnmeyi de aşılamıştı.Teksas yaşasa bugün kendi işgalci askerleriyle de dövüşür müydü acaba?
Teksas'tan Tarkan'a
Gün geldi neslim Teksas'tan Tarkan'a geçti.O kadar kolay olmadı bu...Arada epey kahraman değiştirdik:Önce sarışın Tom Braks geldi.Sonra 60'ların sonuna doğru "Ontorio kurtları"nın komutanı Kaptan Swing, Gamlı Baykuş, Mister Blöf ve "pire torbası" Puik'le boy gösterdi."Baltalı İlah" Zagor, şişman Çiko'suyla çıkageldi.Sonra Tex...Kinova...Red Kit...Tenten...İş, doyma noktasına gelmişti ki, 1963'te Suat Yalaz kalemi eline aldı ve "Karaoğlan"ı çizip piyasadaki "küffar"ı temizledi.Şimdi ortalıkta "onlarınkiler"in karşısında bizimkiler vardı:Tarkan'lar.. . Karaoğlan'lar...Bizimkiler de tarihin tozu dumanı arasından doğmuşlardı. Teksas'lar, Swing'ler kadar güçlü kuvvetli ve öyle yakışıklı idiler.Şu farkla ki, bizimkiler ateşli silaha el değmez, bileklerine, kamalarına, kılıçlarına güvenirlerdi.Günlerce at üstünde gider, kimi zaman at üstünde uyur, yaman Osmanlı tokadı vurur, dört kıtada kılıç sallarlardı.Mağrura korkusuzca kafa tutar, mazlumu her daim kollarlardı.Tommiks gibi kaleleri Swing gibi kurt orduları yoktu. Ne yaparlarsa bir başlarına yaparlardı.Ve zannederim asıl farkları şuydu ki gerek Karaoğlan, gerekse Tarkan; Teksas gibi, Tommiks gibi "aseksüel" değildi.Demem o ki, güzel bir dilber gördüklerinde Suzi görmüş Tommiks gibi kızarmazdı yüzleri...Karaoğlan şapkasını çıkarır, Tarkan kılıcını çözer, kurdunu kapıya diker, güzeller güzelinin süt gibi çizilmiş bedenini ateşin yanına sereserpe uzatıp sabahaca severlerdi. Tam ergenlik dönemimize denk gelen bu gelişme, zannederim Tarkan'ları, Karaoğlan'ları Tommiks'lerden, Teksas'lardan daha gerçekçi, daha bizden, daha doğal kahramanlar olarak görmemize ve mahalle aralarında daha çok takas etmemize neden olmuştur.Teksas'tan Tarkan'a geçiş, aynı zamanda çocukça dayılanmalardan ergence sevdalanmalara geçişimizin müjdecisidir.
Meraklısına hatırlatmalar
Tommiks, Teksas'ların düşünce balonlarından hatırladığımız ve zihnimizde çınlattığımız ilk efekt sesleri ve hayret nidaları şunlardır:
Efektler
AH....!: Vurulma
GASP-AAGH: Yumruk yeme
UHM...: Hayret etme
ZIP: Ok sesi
PAM: Silah sesi
KAHR...: Yarım kalan lanetleme
YÜCE MANİTU: Kızılderili hayreti
UUH... UUH: Baykuş sesi
Hayret nidalarıBin boynuz!
Hay dedemin köse sakalı!
Hay bin kunduz!
Tüm kokarcalar adına!
Hay bizonun boynuzları!
*Ben bu kahrmanlarla pisi sayesinde geç de olsa tanıştım ve tanıştığıma da çok sevindim:) Tommiksi çok fazla sevemememe rağmen teksasla çok iyi dost olduk:) Köşemde de bi izi olsun istedim:P

23 January, 2007

gezilip görülecekler bitti yediklerimi anlatıyorum:)


Eveeet Adana'dan döndüm.Aslında fotoğraf makinem olsaydı tabii gezilecek yerleri de fotoğraflayıp bloguma koymak isterdim ama artık arkadaşlarımla toplandığımda gittiğimiz yerler genelde kendimizi iyi hissettiğimiz yemek yenecek yerler oluyor.Güü'nün makinesiyle çekimden kalan en güzel fotoğraflardan 2sini paylaşıyorum sizinle.İlki çok sık gittiğimiz kahvecimiz caffeinn'den bir fotoğraf.Artık sahibiyle bile çok yakın arkdaş olduğumuz bu mekanda kahvenin yanında yenilen beyaz çikolatalı profiterol.....

Bir başka vazgeçilmez mekanım da tabiiki Big bite.Burası da her tatlı ihtiyacımızda gittiğimiz waffle cımız.Buradaki çalışanlarla da ahbap olduk artık.ee o kadar çok tatlı ihtiyacım olan bi insanım ki.(bkz. üniversite yıllığım) Çok sık gidiyorum o yüzden.(yemeğin üstüne bile 2 waffle yemişliğim vardır da ayıptır söylemesi)İstanbul'da ortaköyde, bebekte, taksimde, moda da waffle yedim ama hiçbirinde ziyapaşa bulvarında yediğim tadı alamadım:) Görüldüğü üzere Güü fotoğraf makinesini çıkarana kadar dayanamayarak iki ısırık da aldım:P

Kebap yerken de fotoğraf çekilmek isterdim zira İstanbuldaki arkadaşlar gerçek kebabı görsünler diye ama malesef yemeğe dalmaktan fotoyu unutmuşum.Onun dışında bugün izin günüüm ve mutluyum.Uzun süredir ilk defa sadece tembellik için internete giriyorum.Fonda Levent Yüksel'den Ayrılmam..... Ben genelde tutucu bi insanımdır ve bu bazı şarkılar konusunda da geçerlidir.Bi şarkıyı başka biri söylerse genelde kulağım hep eskisini arar.Ancak Levent Yüksel'in söylediği kadın şarkılarını dinlediğimde hiç böyle hissetmedim.Özellikle beğendiğim şarkıları: Ayrılmam ve Ya Sonra...

Bugünkü tembelliğimin devamını kitap okumaya ayıracağım.Şu anda yeni bi kitaba başladım ama sizlere en son okuduğum Gökdelen'den bahsetmek istiyorum.Zira bedbird ve ozii uzun süredir kitap yorumlarımı özlemişlerdir diye düşünüyorum (yanlış mı düşünüyorum:))Gökdelende Tahsin Yücel 2073 yılındaki İstanbul'dan bahsediyor.Çok abartı gibi görünüyor aslında ama bence çok doğru gözlemleri var. İstanbul'u Newyork'a çevirmek isteyen Niyorlu Temel bu amacı uğruna gözü hiçbirşeyi görmüyor.Önündeki engelleri aşmak için tanınmış avukatı Can'ın da isteğiyle yargı da özelleştiriliyor.Bu arada devletin umursamadığı bir takım insanlar da artık şehirde yaşayamıyor ve dağlarda yaşayan yılkı insanları olarak adlandırılıyor.Gerçekten çok beğendim bu kitabı ve çok korktum okurken.Geleceğimizden.Tahsin Yücel'in bundan önce Kumru ile Kumru'sunu okumuştum ama bu kitap bir başkaydı.Bu arada en kısa zamanda diğer kitaplarını da almalıyım.Şimdilik çıkıyorum ben şu anda da Zülfü Livaneli'nin Mutluluk'una başladım.
Son olarak da en önemli habere geçiyorum ....Temmuzda EVLENİYORUUUZZZ...Ayrıntılar bir dahaki postda:)) bye&smile.

21 January, 2007

berry

Ne kadar ihmalkar bir insan oldum yaa ben burda.Herşey o kadar zaman alıyor ve yoruyor ki beni çok ilgilenmek istesem de çok ihmal ediyorum blogumu.Geçen hafta Adanaya gittim, 3 gün de olsa benim için doping oldu.Ama tabii bırakıp gelmek biraz zor oldu.Sınavlara gitmiştim.Yine kalabalık bir şekilde matematiksel sınavına girdik ama yine hezimetle sonuçlanacak sanırım.Yani bu dersi 2004 girişliler alıyor ama 2001 girişliler (ki biz oluyoruz) sınavda 2 sınıfı doldurdmuştu:(( Rezalet. Neyse onun dışındaki herşey güzeldi orda yine yiyip içip güldük yediklerimizn resimlerini koycam sonra.


Buraya geldikten sonra da başladı yine tempo.Ama bu hafta süper bi konsere gittim. Chuck Berry Türkiye'ye geldi.Adam 85 yaşında ve konser verdi tabii kayıtlardan dinlediğimiz kadar canlı bir konser değildi ama bu yaşta sahneye çıkmasına şükrettik.Ama konseri oturarak izlediğimiz için kurtlarımızı dökmek için de sonrasında dans etmeye gittik. (bedbird, seni uzun süredir ilk defa bu kadar eğlenirken görüyorum dedi) ee adana bana doping oldu dedim ya. Bu arada konser çıkışı birden yağmur yağmaya başladı ve tüm şemsiyeciler de ortaya çıktı.Ben İstanbuldaki bu yaratıcı ruha bitiyorum yaa.Yani aniden ortama uyum sağlayan satıcılara kopuyorum, nerden bir anda bulup getiriyolar anlamıyorum ama takdir ediyorum. Bu arada her zaman tedbirli bi insan olmama rağmen o gün bende o işemsiyelerden aldım:))
Dün de uzun süredir görmediğim bi akrabamı ziyaret ettim.Ben yaşlı ziyaretlerinde çok garip oluyorum yaa.Ama yine de yaşlı birilerini sevindirmek güzel, bende mutlu oluyorum:))
Şimdilik böyle geçen hafta yeterince izin yaptığım için de yoğun bir çalışma beni bekliyoooorrr ....

07 January, 2007

mutlu yıllar


Güzel bir yeni yıl ve doğum günü geçirdim.Yılbaşında sevgilimle birlikte yataklı trende Ankara'ya gidiyorduk.Odada yastıkları cam kenarında dayayıp dışadaki sisli ormanları izleyerek ve birkaç evli köylere bakarak sohbet ettik.Çok ilginç ve güzel bir yeni yıl başlangıçıydı.Umuyorum güzel bir yıl olacak.Evlilik planlarımız var bu yıl için.Onunla yaşayabileceğim bir evimizin olacağı hala çok uzak bi hayal gibi geliyor ama sanırım artık çok yakın.






Bu arada yılbaşında KOCAMAN bir paket aldım ve içinden kırmızı bi sürü hediye çıktı.Hepsi de süperdi:P İşte birkaçı...Diğerleri kullanıldı, bazısı özel, çikolataları da yendi:))Doğum günüm de şimdiye kadar en az heyecanlı olduğum doğum günümdü.Yaşlanıyor muyum ne? Neyseki arkadaşlarımın çoğu hatırlayıp Adanadan mesaj çektiler de sevindim çok.Ayrıca sevgilimle öğlen müthiş bir yemek akşamda pasta yedik:P




Bugüne gelince dün akşamki taksim gecesinden sonra pisi bizde kaldı.Bugün çalışıyordu sabah çook güzel bir kahvaltı ettik.Görüldüğü gibi.Üstüne kahvelerimizi içip sohbet ettik.Sonra annemden, benim için çok özel olan birisinin vefat ettiği haberini aldım.Çok üzüldüm.Benim için mis gibi ev kokusuydu yengem, bir anneanne, salonla oturma odası arasındaki sürgünün çekilmesi, dedikodular, mükemmel yemekler, yaylada taze meyveler, evdeki malzemelerin uydurulduğu tarifle yapılmış bir cevizli kek, annem için çook eskilerden kalmış bir dosttu.Bu tip durumlarda ben çok gözü yaşlı bir insan olduğum için kimseyle konuşacak halde olmam ama oğlunu aradım.Karşılıklı hıçkırdık konuşamadan.Halamı aradım, haberi yoktu bişey diyemedim.Birkaç saat sonra beni arayıp önceden yazdığı bir şiiri okudu.Ben yakınlarımdan uzakken daha çok etkileniyorum sanırım bazı şeylerden.Ben yanlarında yokken kimseye bişey olsun istemiyorum.Kuzenlerimin büyüyüşünü kaçırmak, annemle anneannemi yalnız bırakmak istemiyorum. Sanırım çok duygusalım, neyseki haftaya Pazar sınavlar için de olsa(!) gitcem Adana'ya.Çok özledim..

20 December, 2006

allright

Yine uzun zaman oldu dimi.Sanki 1-2 gün önce yazmışım gibi geliyor ama bi bakıyorum 10 günden fazla olmuş yazmayalı.zaman öyle çabuk geçiyor.Yılbaşı geliyor işte ama benim içimde geçtiğimiz yıllardaki kadar heyecan yok.Belki yaklaştıkça daha iyi hissederim bilmiyorum.Hem daha o gün ne yapacağımız bile belli değil.son bi kaç haftadır izin günlerim hastanede geçiyo belki o yüzden sıkıldım böyle.Özel sigorta benden ameliyatımla alakalı çeşitli belgeler istedi.Varya bu ülkede dürüst olmak problem.Yani bişe söylemeyenlerde bi problem yok.Ben malesef dürüst olduğum için bi sürü işle uğraşıyorum.bi de bi günkü randevum gece 11 deydi ki iyice cinler tepeme çıktı yaa.Böyle bi şehir işte burası sabahın köründe hastaneye gidiyorsun sana gece 11 de randevu veriyorlar.Hemde özel hastane, hemde hafta içi.Bööyle işte.Hayatımdaki gelişmeler bunlarla sınırlı.Hala bitmedi işlerim, kan alınıyor, tahlil yapılıyor vs. vs. Umarım yılbaşım iyi geçer.Geçen seneyi o kadar özledim ki.2006 yılbaşım o kadar güzeldi ki...

07 December, 2006

yazamamıştım

yine yazamıyordum çünkü bilgisayarın başına oturmak için geç saatlere kaldığımdan hep uykuma yenik düşüyorum.Ama neyse artık öyle yapmicam.Tüm hayatımı daha düzenlemeye, zamanımı daha verimli kullanmaya çalışam.Ziraa ilerde bu yazdıklarımıokumak istiyorum ve böyle giderse bi anlamıolmicak.Yılbaşı yaklaşıyor.Bende baþka bir þehirde olmama rağmen yılbaşını ve doğum günümün yaklaþmýþ olması sevinciyle moralim yerinde.Heryer süslenmiş, kırmızı ve yeşil. Bende geziyorum bolbol.Arkadaþlarým geldi Adana'dan ve benim de hafta içi off olmam sebebiyle birlikte istanbul'un nimetlerinden yararlandık.Dün oziyle birlikte ortaköyde güneþe sırtımızı verip dedikodu yaptık.Kendimi küçükken gittiðim piknikte gibi hissettim.Dönüþte güneþin ve temiz havanýn verdiği yorgunlukla gözlerim kapanıyordu:) Ama yıkılmadık ve taksimi de gezdirdim ona bütün pasajlara girdik, alıþveriþ yaptık.Genelde o yaptı:)) Ee tabi insan buraya sadece gezmeye gelince alıþveriþ yapıyor.Burda yaþarken sadece kira ve yol parası ödüyor, bi de bu kadar güzel eþyaların içinde nefsine hakim olmayı öğreniyor!!!!!Bu arada akşamında da taksimde arkamdan birisi yüzümü kapadı ve aklýma gelen 2 kişiden birisi olan bir lise arkadaþýmla da karþýlaþtýk ve uzun süre sonra kalabalık bir grupla nevizadeye gittik:))
Bugün yine çalışıyorum.Telefonlara bakıyorum, insanlara dert anlatmaya çalışıyorum:)) Ama mutluyum.Bu arada uzun süredir can yayınlarından aldığım kitaplarý bitirmeye çalışıyordum ve o yüzden de kitap konusunda yorum yapamýyordum.Sonra zaten yorulduðuma ve kendime eziyet etmemem gerektiðine karar vererek en son okuduðum, hastanede geçen bi kitabý (yolculuk, fransýz bi yazarýn) bir köþeye kaldýrarak Leyla'nın evini okumaya başladım.Bitmek üzere.Ve çok hoþuma gitti kitap.Eski Ýstanbul hanımefendisi Leyla Hanımdan bahsediliyor kitapta.Cumhuriyet döneminde yazılmıþ bir adab-ı muaþeret kitabından alıntı yapmak istiyorum:

"Vapurda, trende, tramvayda, tünelde hülasa bütün nakil vasıtalarında yanınıza rastlayan bir bayaný öyle yiyecek gibi süzmeyiniz.O bir moda mankeni deðildir ki üstünü başını seyredesiniz."
"Bilhassa yaz aylarında gezip tozduktan sonra trende veya vapurda otururken ayağınızı sıkan veya nasırınızı acýtan iskarpininizi usulcacıçıkartýyor ve havalandırıyor musunuz?Bu adi hareketi yapmaya canınızın yanmasını tercih ediniz."
Ve kadınlar için de bunlar gibi kurallar var.Taa 1920 lerde yazýlmıþ kurallar.Bu konuda çok da fazla yorum yapılamaz aslýnda ama aradan 80 yýl geçmesine rağmen aynı þekilde, hatta daha kaba insanlarla bir arada yaþamamýz ne kadar üzücü.Öyle çok isterdim ki o yýllarda yaþamayý...

30 November, 2006

me and boby mcgee


Busted flat in Baton Rouge, waiting for a train
And I's feelin' nearly as faded as my jeans.
Bobby thumbed a diesel down just before it rained,
It rode us all the way in to New Orleans.

I pulled my harpoon out of my dirty red bandanna,
An' I's playin' soft while Bobby sang the blues, yeah.
Windshield wipers slapping time, I was holding Bobby's hand in mine,
We sang every song that driver knew.

Freedom is just another word for nothing left to lose,
Nothing don't mean nothing honey if it ain't free.
Yeah, an' feeling good was easy, Lord, Bobby sang the blues,
You know feeling good was good enough for me, hmm mm,
Good enough for me and my Bobby McGee.

From the Kentucky coal mines to the California sun,
Bobby shared the secrets of my soul.
Through all kinds of weather, through everything that we done,
Said Bobby baby, he kept me from the cold.

One day up near Salinas, Lord, I let him slip away,
But he was lookin' for that home and I hope he finds it.
But I'd trade all of my tomorrows for one single yesterday
To be holdin' Bobby's body next to mine.

Freedom's just another word for nothing left to lose,
Nothing, that's all that Bobby left me, yeah.
Feelin' good was easy, Lord, Bobby he sang the blues,
I said feeling good was good enough for me, hmm mm,
It's good enough for me and my Bobby McGee.

La la la, la la la la, la la la, la la la la
La la la la la Bobby McGee.
La la la la la, la la la la la
La la la la la la, Bobby McGee.

La la la, la la la la la la,
La la la, la la la la la la,
Na na na na na na na na, Bobby McGee, yeah.
Na na na na na na na na, na na na na,
Na na na na na na na na, na na na na,
Hey now Bobby Lord, Bobby McGee, yeah.

Hell, I'm calling my lover, calling my man,
I said I'm calling my lover, I do the best I can,
I said now c'mon,Bobby now, come on Bobby McGee, yeah.
Lordy, Lordy, Lordy, Lordy, Lordy, Lordy, Lordy Lord
Hey, hey, hey, Bobby McGee, yeah!

17 November, 2006

annem geldiii, gittiiii.



çıldıracam yaaa 2 keredir süper yazılar koyuyorum ve fotolarla yerlerini düzenlerken ve kes yapıştır yaparken silindi 2si de worde de yapıştıramadım, özgür saolsun format attıktan sonra office yüklememiş.Offf yaaa çok sinir oldum.Neyse şimdilik fotolarla idare edin bakalım.annemden hatıra:P

05 November, 2006

utanıyorum..

öyle değişik bir haftaydı ki..İşten bahsetmicem.İşle alakalı daha sonra anlatırım ancak bu hafta ülkede öyle şeyler oldu ki.Küçücük bir bebeğe tecavüz ettiler.Hepimiz de sadece dinlemekle yetindik.Tüylerim ürperdi her duyduğumda, devam edemedim dinlemeye.Ama elim kolum bağlı durdum öylece.Malesef benim yapacağım bir şey yoktu.Tek üzüldüğüm şey, keşke daha doğru bir adalet sistemimiz olsaydı.Ben sadece utandım, böyle insanlarla aynı ülkede yaşamaktan...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...