
Yani herseyi yuzustu birakmak goze alinmiyor.
is, guc, sorumluluk, coluk cocuk, aile,
iki sokak oteye tasinamiyorum.
Evet, sirtimizda yumurta kufesi var hepimizin,
Var tabii yapanlar, ama az.

Skisip kaldik.
Galiba.
Can YUCEL




Cumartesi Ortakoy'u......

Takici teyzenin sandalyesini bos buldugu anda oturan ve bi turlu gozlerini acik yakalayamadigim kedi:))

Bu basit makine(ben baska isim bulamadim) Dun peynirci tarafindan verilmis.Bizimkilerin elinde cok fazla poset olunca bu kirmizi aletin alt tarafina posetleri takmis ve de ustte parmaklar icin uygun bolumden de tasimislar.Hem posetler elini kesmiyor hemde daha rahat ve dengeli tasimis oluyorsun.Eee biz de yine milletimizimn yaraticligina hayran kalmaktan baska bise yapamadik:) Gercekten biz cok degisik yaraticilik ornekleri bulurduk kardesimle Adanadaki restoranlarda vs. yerlerde..Onlari da yazarim bir ara:)
* makineden ve gunes isigindan bi turlu net cekemedim fotoyu:P




Neyse işte bırakalım bunları, bu arada hala kutlamak istiyorum ama bakalım ne zaman olacak. Dün telefonumun hatırlatmasını görerek tiyatro bileti almış olduğumu öğrendim ve de en sevimli sesimle pisiyi arayarak "akşama tiyatroya gidelim mi?" dedim.Neyseki o da maç olmasına rağmen geldi benimle.Cevahir sahnesindeydi gittiğimiz oyun.Sinema sahnesi gibi bir yer.Gittiğimiz oyun da 'Kaktüs Çiçeği' idi.Bu sezon gittiğim en eğlenceli oyunlardan biriydi.Neyseki pisi de sıkılmadı.Civan Canova ve Seray Gözler gerçekten çok iyiydi.Bazen televizyonda izlediğimiz oyuncuları tiyatroda izlemek inanılmaz fark ediyor.Mesela ben Civan Canoca'ya karşı nötr düm.Yani seviyorum ya da sevmiyorum diyemezdim.Ama dün akşam izlediğim diş doktoru karakteri gerçekten çok şaşırttı beni.Aynı şeyleri Defne Yalnız için de söyleyebilirim.Hepimiz onu Kaynanalarda Nuri Kantar'ın hizmetçisi olarak tanıyoruz ama kendisi benim izlediğim en iyi oyunculardan birisi.İki oyununu izledim ve ikisinde de ağladım.Tamam ben biraz sulugözlü bir insanımdır ve bazı filmlerde ağlarım.Ama hayatımda ilk defa tiyatroda ağladım.İkisi de Defne Yalnız'ın oyunuydu.Biri 'Üç Kadın' diğeri de Opal Kronkie rolüyle Tatlı Kaçık.İkisi de süperdi.Yani kısaca diyorum ki, oyuncuyu tiyatroda izlemek cidden çok farklı, gidin, görün.
* * *


Pazar günü ise çok değişik bir yolculuk yaptık.Hayvanat bahçesine gittik.Yolculuk diyorum çünkü Bakırköy'den Darıca'ya gitmek yolculuk değil de ne???Hayvanat Bahçesine gittik.Hava çok güzeldi.Çok eğlenceli bir gün geçirdim.Ama ordaki hayvanlara çok üzüldüm.Çünkü orası zarar etmek üzere olduğundan gelirler giderleri karşılayamıyor ve bu da hayvanlara yansıyor.
Malesef o kadar büyük ve güzel bi yer olmasına rağmen hayvanlar da oldukça bakımsızdı.Maymunlar cama vurup insanlardan yiyecek istiyorlardı.Tek onlar da değil tüm hayvanlar masum masum gözlerinize bakıyorlar.Gerçekten güzel bir yer olmuş ancak dediğim gibi zarar ediyormuş sürekli ve kapanma tehlikesiyle karşı karşıyaymış.

Umarım kapanmaz ve daha bakımlı, daha gezilebilir bir yer haline gelir.Çünkü İstanbul'daki çocukların oraya ihtiyacı var.Ben bile bu yaşımda kendimden geçtim.Şehir kalabalığından sonra böyle sessiz sakin (kuşların sesini saymazsak:) bir yer çok iyi geldi.Gönüllü insanlar, bazı hayvanların masraflarını üstlenmişler ancak yeterli gelmiyormuş.Girişte kocaman bir kar-zarar tablosu var. (http://tr.wikipedia.org/wiki/BoÄaziçi_Hayvanat_Bahçesi)

Böyle eğlenceli bir hafta sonuydu işte.Uzun süre sonra yeşiller içinde zaman geçirdim.Bu arada günlerdir hasta, televizyonun karşısında yatan ev arkadaşıma eşlik etmek için bende televizyona bir bakiim dedim.Şu şarkı yarışmasına baktık ve inanamıyorum o nasıl komik bir programdır öyle.Türkiye'de ünlü olmak ne kadar kolay.Şimdi herkes şu jüri üyesinden konuşuyor.Resmen diğer yarışmaların jürilerinde olan muhalefet ütücüye benzer yeni bir halk kahramanı yaratmak istemişler ve yaratmışlar da.Yarışmanın tümünü izlemeye katlanamadım ancak izlediğim kadarı bile öldürdü.O nasıl bir konuşma, nasıl yorumlar, ne kadar magazin toplumu olduk böyle..
İyi haftalaar:))








hasta yatağının başucunda
haberi bu yüzden
yoktur annemin
sol yanağımdaki
gamzeden
Komodinin üstündeki
ilaçların sayısı arttıkça
kutularından yaptığım
gökdelenin uzamasına
sevinirdim
Ve bilmezdim
annemin yaşantısındaki
renkliliğin yalnızca
raflarda dizili
kavonozların içindeki
*Sunay Akın'ın bu şiirini çok severim.Konumuzla çok alakalı olmasa da bu şiir bana hep çevremizde olan bir sürü kadını hatırlatır..
Genel olarak bu postları işyerimden yazıyorum.Aslında bir çağrı merkezinde vakit bulup böyle boş işlerle uğraşmak çok zordur, nerdeyse imkansızdır.Ama haftasonları mesaim olunca ve yemek saatlerinde de yemekhane açık değilse ve kimseyle yemek saatin uymuyorsa taıyorsun kulağına kulaklığı, alıyorsun önüne sandviçini geçiyorsun ekranın başına yazıyorsun işte.Ama artık benim için bu yoğunluğa soonnn:))) Ben artık ingilizce bölümde çalışmaya başlaadım.Yani yabancı müşterilerle görüşücem artık.Hani şu "press 9 for english" dedikleri bölümde.. ve süpper oldu benim için.Onun da zorlukları var ama bazen gerçekten Türklerle anşlaşmaktan daha kolay oluyor.Çünkü onlar dinliyorlar!!!Ama bizler bir türlü bilmiyoruz dinlemeyi.Kadın kendi kafasında tartıp biçip karar verdiği yanlış bişeye sinirlenip beni arıyor ama doğrusunu anlatmama da bir türlü izin vermiyor.Ben onun dır dır dır dır konuşmasını dinledikten sonra ağzımı açıp açıklama yapma gafletinde bulunuyorum "bakın A... hanım şu tarihte yaptığınız ödemeye istinaden...." dedikten sonra dır dır dır... başlıyo sonra onu dinleyip tekrar ağzımı açıyorum ama konuşmak ne mümkün.Çıldırtacak beni.. Uzuuun uzun dinledikten sonra cinnet geçirip isterseniz birlikte konuşmayalım önce bi beni dinleyin diyorum!!!! Biliyorum dememem gerekiyor ama azarlamazsam dinlemicek ya da masaya vurmaktan benim mouse'um parçalanacak.Böyle yani işim konusundaki güzel gelişmeler.














