19 October, 2012
Geç kalmış 10. ay yazısı
Bu 10 ay icinde bakalim elde ne var:
*Ayaga kalkabilen
*Yuruteci cok seven
*Anne isten gelince gulucukler atan
*Bazen ciddiyetiyle korkutan
*Sebze corbasini halen sevmeyen
*Yediklerini kusmasin diye anneye 40 takla attiran
*Yemek yerken annenin soyledigi 1 Aslan miyav dedi sarkisini cok seven
*Aynalara bayilan
*Banyo yapma hastasi
*Malesef ayakta sallanarak uyuyan
*1 haftadir kendi odasinda tek basina yatan
*Anakucagindan arac koltuguna terfi eden
*Artik gunde bi defa gece uyurken anne sutu alan
*Salincagi cok seven
*Cok sukur ki cok da yaramaz olmayan
....Bir bebek....
*Halen anne olduguna inanamayan
*Haftasonlarini iple ceken
*Bir kahkahaya tav olan
*Bazen yemeye, uykuya, dus almaya bile zaman bulamayan
*Hep uykusu olan
*Ise giderken biraz buruk
*Genelde yorgun
*Hep telasli
*Ama cok mutlu
...Bir anne var....
18 October, 2012
Alışveriş
Aslında kızımda kullandığım ve yazmak istediğim birkaç ürün var ama bi türlü fotolarını çekemedim, sabah karanlıkta ve akşam karanlıkta evde olduğum için:(
Ancak kampanya bitmeden şunu yazayım dedim. Migros'ta mutluluk günleri ile birçok üründe kampanya var, hem indirimler hem de hediyeler gibi.
Milupa'nın devam sütlerinden de biberon çıkıyor. Haberiniz olsun dedim:) Ee artık biz de sık sık biberon kullanıyoruz ama yine de yetişmiyor yıka, kaynat vs derken. Bizdekiler Chicco ve Avent marka ve ben en çok Avent olanları seviyorum. Ama yedek olması açısından ben aldım.
Bu kutudan 1 adet devam sütü (ben 3 numara kullanıyorum, diğer noları da var) , 1 adet kaşık maması ve bir de biberon (mamajoo marka) çıkıyor, fiyatı da 24 TL gibi (tek bir biberon fiyatı kadar)..
Afiyet olsun bebiklere:)
08 October, 2012
Son Dönem Kitaplarım
Son donemlerde okudugum birkac kitap asagida..
Daha once de yazmistim: Ilki Kıssa-i Ask. Universite`ye hazirlanmak icin ve ruyasinda gordugu aski bulmak icin Istanbul`a gelen Mert ile, dedesinin fabrikasinda calismayi reddeden bu nedenle Endustri muhendisligi degil, kendi istedigi bölumu secmek icin, universite sinavlarina yeniden hazirlanan Ece`nin hikayesi. Ayrica tanismalari, asklari, cevrelerindeki insanlar, iyiler, kotuler. Daha genc yaslarda okusaydim daha cok severdim diye dusunuyorum, Turk filmi tadinda gayet akici bir kitap.
Ikincisi Bir Yumak Mutluluk, Kucuk Mucizeler Dukkani`nin devami niteliginde. Ayni tadi birakiyor. Corap örmek icin derslere katilan 3 kisinin hayatlarini paylasmalari, birbirlerine destek olmasını konu alıyor. Serviste sabah-aksam okuyarak, cok hizli bitirdim. Yaz kitabi iste...
Bir yaz kitabi da burada.... `Ask Tanricasinin Yemek Okulu` Kurgu olarak Kucuk Mucizeler Dukkanina benziyor. Orgu dersleri yerine yemek dersler var, yine ogrencileri zamanla birbirlerinin hayatlarina dokunuyorlar, Ama bu kitapta Holly'nin anneannesi Camilla nın da oykusu var. Ufak tefek baska farkliliklar da var. Ben daha cok sevdim mesela. Cunku arada Italyan yemekleri detaylari var ve ben bir kitapta bu tip ara detaylari severim. Ayrica sonunda da battaniye orgu tarifi yerine yapilan yemeklerin tarifleri var. Tiramisu denenmek ici sira bekliyor.
Diğer kitap ise Uyumsuz Defne Kaman`in Maceralari Su. Bu kitap basli badina bir post konusu olur, cunku cook sevdim ben:) Kadıköy sokaklarını, Umay Nine ve Defneyi. Komser Ümit Kaman ve kitapçı Semahati. Ayçöreklerini, şeftali çekirdeğini ve kitabın herşeyini:) Ve sırayla Buket Uzuner kitapları okumaya başladım...Sonrasında İki Yeşil Su Samuru'nı bitirdim. Ona da bayıldım. Hikaye, yazım dili, karakterler (özellikle Selen 'i), hikayenin sonunu.. Uykusuz gecelerimden sonra serviste de uyumamamı sağlayan kitaplardı. Sırada diğerleri var.
Son okuduğum kitapsa Mahkum Prenses. Geçen yıllarda Boleyn Kızı kitapları çıktığında benim hiç ilgimi çekmedi, bu kitabı da bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum ve beğendim.Aragonlu Catherine'in hikayesini oldukça akıcı bir dille anlatan kitap çok kalın olmasına rağmen çok kısa sürede bitti ve merakımdan oturup o süreçteki dönemi araştırmamı sağladı. Boleyn Kızı'nın henüz okumadım, onu da denk gelirse okumak istiyorum.
Arada sıkılıp bıraktıklarım da oldu. Şimdi listemdeki kitaplardan sırayla gitmeye çalışıyorum, bazen internetten sipariş veriyor bazen de arkadaşlarımın kitaplıklarına dadanıyorum:)
Sizin önereceğiniz kitaplar var mı?
PS. Fotoğraflar hepsiburada.com dan ve google görsellerinden alınmıştır.
02 October, 2012
Koza'nın Dişi
Bizim kızın her huysuzluğunu aylarca dişe bağladıktan sonra geçen ay alttan iki minik inci göründü sonunda bizde şenliklerle kutladık tabii durur muyuz:)
Bir Cumartesi günü, buradaki akrabalar, iş arkadaşlarım, komşularımla birlikte bizim evde kutlama yaptık. Diş bahane oldu aslında, hem kalabalık bir ekip toplanıp çaylar pastalar eşliğinde sohbet ettik. Hem de benim için doğum günü provası oldu:P
Yukarıdaki keselerde gelenler için aldığımız çeşitli renklerde doğal taşlardan bileklikler vardı..
Diş kurabiyelerini ise iş yerinden arkadaşım Selincim yaptı, daha yakından resimler ve blogu için tıktık..
Bizim için prova oldu dedim ya, işte fotoğrafı da önceden çekmeliymişiz bu da prova oldu. Sağolsun bizim makine ile hiçbir arkadaşım fotoğraf çekemiyor:) İşte yukarıda bir örneği.
O kadar pasta börek yaptım, üzerlerine kardeşim Amerikalardan uğraştı, etiket, Koza için süsler vb gönderdi, ama tek fotoğraf yukarıda:P
Adetmiş dedik, Koza'ya meslek seçimi yaptırdık, o da dedesinin izinden gitmek üzere doktor olacağını ilan etti. Bizim kızlar steteskopun tepsideki en ilgi çeken şey olduğunu söyleyince onu çıkardık neyi seçer diye bu sefer de gitarı seçti. Kızım sanırım gitar da çalan bir doktor olacak:))
Sonuç olarak çok çok keyifli bir gün geçirdik, gelen arkadaşlarıma çok teşekkürler:) Kozacığım da umarım bütün dişlerini sorunsuz çıkarır, o dişler bi işe yarasın diye biraz daha yemek yer ve umarım çok mutlu olacağı bir meslek seçer...
P.S. Picnik.com kapandı benim de fotoğraf sanatım sona erdi. Bildiğiniz kolay, online fotoğraf düzenleme sitesi var mı? Şimdilik pxlr kullanıyorum ama pek sevmedim malesef.
29 August, 2012
Hatırlanma Şekliniz
Geçenlerde eski maillerim arasında bir arkadaşımı forward ettiği bir maili buldum tesadüfen. Aşağıda siz de okuyun, bakalım size ne düşündürecek..
"Sen de dedem gibi ölecek misin, anneanne?" sözleri hasta odasında yoğun
sessizlik yaşanmasına neden olmuştu. Geçirdiği ameliyatlardan sonra pek
toparlayamamış yaşlı bayan hastamızı ilkokula yeni başlamış torunu ve kızı
ziyarete gelmişti. Küçük çocukları hasta ziyaretine kabul etmememiz başlangıçta
sorun yaratmış, kısa süreli ziyaret için izin koparmışlardı.Hasta odasında ana
kız konuşup dertleşirken torun araya girip sormuştu ocan sıkıcı soruyu. Kafamı
eğip elimdeki dosya ile ilgileniyormuş gibi
yaptım. Hastamız torununu yatağın kenarına oturttu. Ellerini tutarak "Şimdi değil, iyileşip eve döneceğim, merak etme. Hemen ölmeyeceğim. Ama er veya geç hepimiz öleceğiz" dedi.
yaptım. Hastamız torununu yatağın kenarına oturttu. Ellerini tutarak "Şimdi değil, iyileşip eve döneceğim, merak etme. Hemen ölmeyeceğim. Ama er veya geç hepimiz öleceğiz" dedi.
Torun yanıttan pek
tatmin olmuş gibi değildi.
- Ama bu haksızlık, anneanne. Ölünce onları bir daha göremiyoruz.
Dedemi çok özledim ben.
-Merak etme, insanlar ölünce görünmez olurlar ama hepten yok olmazlar.
Torun bir süre anneannesinin boynundaki kolye ile oynayarak düşündü.
Sonra "Peki insanlar ne oluyor, ölünce" diye sordu. Anneanne önce bana sonra kızına baktı. Torununun saçını okşayarak;
- Ama bu haksızlık, anneanne. Ölünce onları bir daha göremiyoruz.
Dedemi çok özledim ben.
-Merak etme, insanlar ölünce görünmez olurlar ama hepten yok olmazlar.
Torun bir süre anneannesinin boynundaki kolye ile oynayarak düşündü.
Sonra "Peki insanlar ne oluyor, ölünce" diye sordu. Anneanne önce bana sonra kızına baktı. Torununun saçını okşayarak;
-Bir şekilde
aramızda oluyorlar, ölenler. Kimi bir renk, kimi tat veya koku kimi de dokunuş
olup geri geliyorlar. Mesela rahmetli annemin yaptığı puf böreğini hiç
unutmadım. Nerede o kokuyu veya tadı bulsam annemin orada yanımda olduğunu
bilirim. Dedeni ise saçlarımdaki dokunuş ile hatırlarım.Nerede bir rüzgar
saçlarımı okşasa dedenin yanımda olduğunu düşünür, sevinirim.
-Peki sen ölünce ne olup geleceksin, anneanne?
-Onu sen bileceksin. Beni nasıl hatırlamak istersen o şekilde geleceğim yanına.
Ziyaret kısa sürmüştü. Onlar odadan çıktıktan sonra hastamız torununu çok özlemiş olduğunu belirterek ziyarete engel olmadığımız için teşekkür etti.
-Bu küçük torunumu büyüğünden daha çok seviyorum, doktor bey.
-Torunlarınız arasında ayırım yapmamanız gerekmez mi?
-Haklısınız ama böyle olmasında biraz kızımın da kabahati var. İlk çocuğunu çabuk büyütmeye çabaladı. Kendince başardı da. Ama hepimizden uzak soğuk, ağır biri oldu çıktı, büyük torunum. Şimdi hepimiz yakınıyoruz ama iş işten geçti.
-Neden böyle oldu?
-Ne yazık ki, kızım da diğerleri gibi zamane annelerinden oldu.
Çocuğunu en iyi şartlarda, en iyi okullarda en iyi eğitim ile yetiştireceğim diye tutturdu. Çocuğun almadığı ders kalmadı neredeyse. Bale, piyano, tenis, yüzme dersleri yetmedi kolejlerde okuttu. Onunla birlikte ders çalışıp sınavlara birlikte girdi sanki. Şimdi adı sanı duyulmuş kolejlerden birinde okuyor. Ama hepimizden uzaklaştı. Derslerinden başka oyun bilmeyen soğuk ağır biri oldu.
Bir süre sustu, soluklandı. Elimi tutup yatağında doğruldu.Yastıklarını düzelttim.
-Zamane anneleri böyle oluyor, işte. Çocuk yetiştirmeyi yemek yapmak sanıyorlar. Parayı bastırıp en donanımlı mutfakta en iyi malzemeleri kullanırsa yemeğin mükemmel olacağını hayal ediyor, ortaya çıkan yemeğe bakıp neden lezzetli olmadığını soruyor, kabahati mutfakta veya malzemede arıyorlar. Kendilerine hiç kabahat bulmuyorlar. Halbuki elinin emeği, sabrı, özeni olmadıkça lezzeti yakalayamazsın. Hele bir sarma sarsınlar da göreyim ben onları. Bu kez de "o kadar emek verdim, kimseye yedirtmem" diye tutturur bunlar. Sanki analarından böyle gördüler. Hayat kolaylaşıp hızlandıkça her şeyin aynı kolaylıkla yapılacağını sanıyor bu zamane anneleri. Çocuklarını da çabuk büyütmeye uğraşıyorlar. Onları hızlı yaşlandırdıklarının farkında bile değiller.
-Yani?
-Çocuk bu, yetiştiği ortamdaki insanlara anne babasına benzeyecek elbet.Çocuk onlara benzemeye başladıkça anneler kendi beğenmediği yönlerini çocuklarında görüp kızıyor, nerede hata yaptıklarını bulmaya çabalıyorlar.İkinci çocukta ise o ilk heves kalmıyor da öyle kurtarıyor onlar kendilerini.
-Peki sen ölünce ne olup geleceksin, anneanne?
-Onu sen bileceksin. Beni nasıl hatırlamak istersen o şekilde geleceğim yanına.
Ziyaret kısa sürmüştü. Onlar odadan çıktıktan sonra hastamız torununu çok özlemiş olduğunu belirterek ziyarete engel olmadığımız için teşekkür etti.
-Bu küçük torunumu büyüğünden daha çok seviyorum, doktor bey.
-Torunlarınız arasında ayırım yapmamanız gerekmez mi?
-Haklısınız ama böyle olmasında biraz kızımın da kabahati var. İlk çocuğunu çabuk büyütmeye çabaladı. Kendince başardı da. Ama hepimizden uzak soğuk, ağır biri oldu çıktı, büyük torunum. Şimdi hepimiz yakınıyoruz ama iş işten geçti.
-Neden böyle oldu?
-Ne yazık ki, kızım da diğerleri gibi zamane annelerinden oldu.
Çocuğunu en iyi şartlarda, en iyi okullarda en iyi eğitim ile yetiştireceğim diye tutturdu. Çocuğun almadığı ders kalmadı neredeyse. Bale, piyano, tenis, yüzme dersleri yetmedi kolejlerde okuttu. Onunla birlikte ders çalışıp sınavlara birlikte girdi sanki. Şimdi adı sanı duyulmuş kolejlerden birinde okuyor. Ama hepimizden uzaklaştı. Derslerinden başka oyun bilmeyen soğuk ağır biri oldu.
Bir süre sustu, soluklandı. Elimi tutup yatağında doğruldu.Yastıklarını düzelttim.
-Zamane anneleri böyle oluyor, işte. Çocuk yetiştirmeyi yemek yapmak sanıyorlar. Parayı bastırıp en donanımlı mutfakta en iyi malzemeleri kullanırsa yemeğin mükemmel olacağını hayal ediyor, ortaya çıkan yemeğe bakıp neden lezzetli olmadığını soruyor, kabahati mutfakta veya malzemede arıyorlar. Kendilerine hiç kabahat bulmuyorlar. Halbuki elinin emeği, sabrı, özeni olmadıkça lezzeti yakalayamazsın. Hele bir sarma sarsınlar da göreyim ben onları. Bu kez de "o kadar emek verdim, kimseye yedirtmem" diye tutturur bunlar. Sanki analarından böyle gördüler. Hayat kolaylaşıp hızlandıkça her şeyin aynı kolaylıkla yapılacağını sanıyor bu zamane anneleri. Çocuklarını da çabuk büyütmeye uğraşıyorlar. Onları hızlı yaşlandırdıklarının farkında bile değiller.
-Yani?
-Çocuk bu, yetiştiği ortamdaki insanlara anne babasına benzeyecek elbet.Çocuk onlara benzemeye başladıkça anneler kendi beğenmediği yönlerini çocuklarında görüp kızıyor, nerede hata yaptıklarını bulmaya çabalıyorlar.İkinci çocukta ise o ilk heves kalmıyor da öyle kurtarıyor onlar kendilerini.
Boğazı kurumuştu. Bir yudum su içip eskiden
ailelerin ilk çocuklarının ağabey ve abla ağırlığı ile yetiştirildiğini ilk
çocukların aileyi iyi yansıtma görevi olduğu için daha değerli olduğunu ama
artık devrin değiştiğini ailelerin kendilerini değil de hayallerini çocuklarına
yüklediğini ilk çocuktan sonra gelenlerin ise daha özgür olgunla şıp aileye daha
çok benzediğini anlattı.
Birkaç gün sonra hastamızın baş ucunda suluboya bir resim vardı. Mavi gökyüzünde sapsarı güneş ve bir de uçurtma uçuran kız çocuğu vardı, resimde. Hastamız resim ile ilgilendiğimi görünce okumakta olduğu gazetesinden kafasını kaldırıp;
-Torunum benim için yapmış bu resmi, doktor bey. Resimdeki kız kendisiymiş. Karar vermiş, ben ölünce resimdeki gökyüzünün mavisi olacakmışım, onun için. Gökyüzüne her baktığında benim yanında olduğumu bilecekmiş, böylelikle. Bu sımsıcak güneş ise dedesiymiş.
Gözleri dolmuştu. Birkaç damla yaş süzüldü gözlerinden. "Torunumun gözünde gökyüzünün mavisi olacakmışım, dedesi de hepimizi ısıtan güneş.
Daha ne olsun?" dedi. Öğle arasında bahçeye çıktım.
Yağan yağmurun ardından masmavi gökyüzünde açan güneş, sıcaklığını iyice hissettiriyor, ağaçlar sonbahara hazırlanıyordu.
Birkaç gün sonra hastamızın baş ucunda suluboya bir resim vardı. Mavi gökyüzünde sapsarı güneş ve bir de uçurtma uçuran kız çocuğu vardı, resimde. Hastamız resim ile ilgilendiğimi görünce okumakta olduğu gazetesinden kafasını kaldırıp;
-Torunum benim için yapmış bu resmi, doktor bey. Resimdeki kız kendisiymiş. Karar vermiş, ben ölünce resimdeki gökyüzünün mavisi olacakmışım, onun için. Gökyüzüne her baktığında benim yanında olduğumu bilecekmiş, böylelikle. Bu sımsıcak güneş ise dedesiymiş.
Gözleri dolmuştu. Birkaç damla yaş süzüldü gözlerinden. "Torunumun gözünde gökyüzünün mavisi olacakmışım, dedesi de hepimizi ısıtan güneş.
Daha ne olsun?" dedi. Öğle arasında bahçeye çıktım.
Yağan yağmurun ardından masmavi gökyüzünde açan güneş, sıcaklığını iyice hissettiriyor, ağaçlar sonbahara hazırlanıyordu.
Ya siz !!!!
Bir sürü şey düşündürürdü bana. Ne kadar çok telaşe içindeyim böyle. Herhangi bir şeyi beklerken telefonumla (facebook-twitter) uğraşıyorum. Yemek karıştırırken bi yandan diğer elimle başka bişeyler yapıyorum, kızımı emzirirken ya da uyutrken elimde tablet bilgisayar, internette bişeyler okuyorum. Sürekli meşgulum ve sürekli yetişemediklerim için üzülüyorum. Artık biraz durmaya karar verdim bi süredir. Kızımı uyuturken sadece ona bakıyorum, kokluyorum, düşünüyorum. İşten eve geldiğim kısıtlı zamanda eşime, evime, kendime vakit ayırmaya çalışıyorum. Sevdiğim yemekleri daha özenerek daha fazla vakit ayırıp uğraş vererek yapmaya çalışıyorum. Haftasonları mayışıp kitabımla uyuyakalıyorum. İşte bu yüzden bir süre bloguma uğrayamıyorum. Ama burası beni mutlu eden bi yer, muhakkak buralarda olucam hep:) Sevgiler..
04 August, 2012
Koziyle ilk tatil
Geçen hafta yıllık izin yapabildik, kardeşimin Türkiye'ye gelmesi ile aynı haftaya denk gelmesi çok güzel oldu. Ayrıca bu deniz tatilimizi Antalya-Kemer'de yaptık. Koza ile bu yaz havuz deneyimi yaşamıştık ve havuz soğuk olduğu için ağlamış, mecburen şişme bebek havuzunda yarı sıcak yarı soğuk su ile kendisine ayrı bir havuz yapmıştık. Çok da hoşuna gitti:) Bu da bizi deniz sıcaklığını düşünmeye sevketti ve Ege'den Akdeniz'e yönelmemize sebep oldu.
Bebekli ilk tatil deneyimimiz oldukça keyifli geçti. Kızım neyseki çok uyumluydu:) Denizi inanılmaz sevdi.. Gitmeden önce her yerde simit aradım (hani şu üstü de kapalı olanlardan, ama yok bütün Migroslar, diğer marketler, oyuncakçılar, hepsini gezdim ama bulamadım. En sonunda şu simiti aldık. İnanılmaz işimize yaradı, oldukça güvenli ve güzel, biraz pahalı ama napalım, tatilden 1 gün önce mecbur aldık. Küçük bebeği olanlar için tavsiye ederim.
Öğlen sıcağı dışında hep denizdeydik, deniz suyu ılık ve tertemizdi. Bloga çok fazla fotoğraf koymayı sevmiyorum, o nedenle yukarıdaki fotoğraf Kozi ve benim denizdeki halimizin işlem görmüş bir hali:)
Odamızda küçük bir mutfak da vardı bu nedenle su kaynatmak, biberon sterilizasyonu, mama hazırlamak vs hiç problem olmadı.
Ramazan olması nedeniyle fazla kalabalık da değildi, oteldeki misafirlerin çoğu turistti zaten. Açıkçası havuz,deniz kenarında şezlong bulma, yemek saatlerinde güzel masa bulma vb nedenlerle işimize geldi:)
Bir hafta boyunca uyku saatleri vb düzenimizi bozduk ama çok güldük, çok yüzdük, eğlendik, darısı henüz tatil yapmayanlara:)
16 July, 2012
Aman bilog canım bilog
Çook özledim buraları . Bi dönsem neler yazıcam neler. Ama o kadar yoğun çalışıyorum ki. Eve dönünce bilgisayarı açmak istemiyorum.. Haftasonları ise kızımdan 1 dakika bile çalmak istemiyorum.. O uyuyunca ev ve kişisel işler işte. Ne kadar sıkıcı oldum böyle.İş iş iş.. Az kaldı hem blogları okumaya hem de kendim yazmaya gelicem.. Bi sürü şey birikti:)
06 June, 2012
Az yumurtalı Krem Karamel
Krem karamel bana küçüklüğümü hatırlatır. Annem evde olduğu dönemlerde bir misafir geleceği zaman hep yapardı. Tadını çok severdim. Sonra niyeyse yıllarca yemedim. (tabii annemin çalışırken yemek dışında bişe yapmaya vakti kalmadığından olabilir:)
M. annem de krem karameli çok güzel yapıyor. Hep onda yiyordum geçenlerde ilk kez kendim de yaptım ve gerçekten çok güzel oldu. En güzel yani da 1 yumurtalı ve oldukça pratik olması. Genelde krem karamel tarifleri 5-6 yumurtalı..
İşte benim tarifim:
-1 kg süt
-1,5 fincan mısır nişastası
-3/4 su bardağı şeker
-1 yumurta sarısı
-1 pkt vanilya
Bu malzemeleri karıştırarak iyice pişiriyoruz. Muhallebi kıvamına gelince altını kapatıp küçük kaselere bölüyoruz. (6 tane çıkıyor)
Daha sonra teflon bir tavada 6 tatlı kaşığı şekeri karamel olana kadar iyice yakıyoruz ve kaselerin üzerine kaşıkla döküyoruz. (korkmayın o sonra altına kadar iniyor)
Buzdolabına koyuyoruz, birkaç saat sonra ya da ertesi gün çıkarıp bir tabağa ters çevirip, isterseniz üzerine de hindistan cevizi serperek afiyetle yiyoruz:)
Hadi siz de deneyin...
01 June, 2012
Yapmak istediklerim, yapabildiklerim..
İşe döndüğümden beri zaman öyle hızlı akıp gidiyor ki yine hiçbir şeye yetişememe hissi, özellikle de kızımdan sonra daha da baş gösterdi. Şimdi günlerimi sırayla ne yapıyorum ediyorum anlatsam çok sıkıcı olacak.O yüzden aşağıdaki gibi bir liste oluşturdum:
*Gece istediğim saatte uyumak, sabah saat çalmadan (ve gece hiç Koza uyanmadan!) kendi istediğim saatte kalkmak (sadece 1 gün)
*Masaj yaptırmak (hayatımda bugüne kadar 2 kere yaptırdım yani pek düşkün değilim ama galiba ihtiyacım var:)
*Kocayla başbaşa daha fazla zaman geçirebilmek
*Yarım kalan puzzle ımı bitirmek
*Daha fazla kitap okumak
*İnternete de daha fazla girmek, blogu sık güncellemek
*Kendime daha fazla bakabilmek (manikür-pedikür,kişisel bakım,saç vs)
*Spor yapmak (işe başladığımdan beri hiçbişe yapmıyorum ühüüü)
*Deneyemediğim tarifleri pişirmek
*Arkadaşlarımla vakit geçirmek
*Zamanı yavaşlatmak, birisi bişey anlatırken başka bir iş yapmadan sadece onu dinlemek
*Yakınlarımı daha sık aramak, herşeyden haberdar olmak
İSTİYORUM....
Ama
*11-12 civarı yatıp gece 2-3-4-5 kere kalkarak 6.00 da uyanıyorum
*Perşembe ve Cuma sabah zor çıkıyorum yataktan
*Koziyi bazen ben bazen babası (daha geç çıktığı zamanlarda) babaannesine bırakıyorum
*Serviste eğer uykum yoksa birkaç sayfa okuyorum
*İşe gider gitmez yığılan mailler ve evraklarla ilgileniyor, genelde gün içinde kızımı bi kere bile aramadğım oluyor
*Bi fırsatını bulup 2 kere süt sağıyorum
*18.00 de babaanneye varıyorum ve girer girmez kızım bana yapışıyor, kısa bir emzirme seansı, ardından bazen orada yemek yiyoruz (yorgun olduğum günlerde bundan daha güzel bişe olamaz)
*Sonra eve geliş, Kozinin banyosu ve uyku hazırlıkları, uyumadığı zamanlarda benim sinir krizlerim, sonra sinirlendiğim için de kendime kızma seansları
*Evdeki ıvır zıvır işler (bulaşık, çamaşır, ütü vs)
*Biraz televizyon, kocayla sohbet muhabbet
*Genelde koltukta uyuyakalma
*Haftasonu 2 günü de daha efektif kullanmaya çalışma (ufak gezme tozmalar, market-pazar alışveriş)
Bunlar da YAPABİLDİKLERİM...
Ama en azından hala umudum var:))
13 May, 2012
Doğum izni daha uzun olaydı iyiydi..
Nasıl olacak nasıl olacak derken sonunda bu hafta döndüm işe. Son 2 haftadır stresteydim. Ama hic korktugum gibi olmadı.Duygusala bağlar mıyım diye dusunuyodum ama arkadaşlarımı görmek , sohbet etmek, ne kadar zayıfladığıma dair iltifatlar duymak:) (daha 5 kilom var!), kafayı baska seylere yormak iyi geldi diyebilirim;-) Tabiki ilk gun bayaa stresteydim, ne yaptı, yedi mi, ağladi mi vb ama sağolsun annem ara sıra resimli msjlari ile icime su serpti;-)
Bizimki hala biberonu kesinlikle ağzına almıyo, böyle olacağını düşünebilsem ara sıra biberonla beslerdim ama ben tam tersini dusunuyodum. Kasikla döke saça besleniyo iste.Napalim idare ediyoruz.
Benim cephemde ise günde 2 kere süt sağabiliyorum simdilik, bakalim ne zamana kadar devam edebilecegim bilmiyorum.Yogun bi tempoya kaldigim yerden devam ediyorum.
Bu arada bu ay itibariyle meyveye ve sebze corbasina basladi. Elmayi cok sevdi, armutu da yedi ama sanirim o 2. tercih;-) ( Meyvesine Hipp ya da Milupa nın 7 tahıllı mamasını da karıştırıyoruz ara sıra) Sebze corbasini ise patates, havuç, enginar (kabak) ve pirinc ile cok sevdi ama irmiklisini pek beğenmedi hanım kız. Yoğurda baslamadik. Sebebi ise atomik dermatit, nami diger egzema. Gecen ay doktorumuz advantan diye bi krem vermisti.5 gun kullandik, gecti ama sonra tekrar etti. Bu ay doktorumuzu da degistirdik bu arada. Yeni doktorumuz ise kremin geçici çözüm olduğunu ve vücut neye reaksiyon veriyorsa onu bulmamiz gerektigini anlattı. En büyük sebebi süt ve süt ürünlerine allerji olabilirmis. Dolayisiyla ben bu ay süt, yoğurt, peynir, yumurta ve bunlarla yapılmış hiçbir yemek, pasta vb yemeyecegim! hık! Cok canım isterse keçi peyniri olabilirmiş (onun da %100 keci peyniri olmasi gerekiyomus) kalsiyum ihtiyacimi ise vitamin içerek karşılıyorum. Şimdiden önlemini almazsak ilerde allerjik astima cevirebilirmis ve su anda geceleri sık uyanmasınin sebebi kaşıntı olabilirmiş.. Önemli bişey değil ama benim tenim o kadar hassas değildir ki keçe gibidir bişeycik olmaz. Kızımın bu hassaslığına üzüldüm.Şampuan, kremi herşeyi bir ayrı, şimdi de benim beslenmem çıktı. Neyse, önemli değil de bizim zamanımızda annemler her bişeyi bu kadar çok düşünüyo muydu, sanmıyorum..
Herneyse, işe başladığım ilk Cumartesi günü eğitimim olması da ironikti ama bu kadar aradan sonra o bile batmadı. İşe gitmenin en güzel yanı, dönüşte camda babaannesiyle bekleyen kızıma kavuşmak:) Yine her telden çalan bu yazımı burada noktalıyor, kendimin, annemin ve blog arkadaşlarımın anneler gününü kutluyor, yarın işe giderken ne giysem diye dolabımı karıştırmaya gidiyorum:))
05 May, 2012
Karmaşık bir yazı
*Kayınvalidemler taşındı sonunda. Çok yorulduk ama bitti. Taşınmanın dünyanın en zor işlerinden biri olduğunu bir kere daha anladım.
*Koza büyüyor, değişik sesler çıkarıyor. Havalar güzel, daha çok geziyor. Haftaya inşallah 5. ay yazısı yazabilirim.
*Bu hafta işe başlıyorum. Offff. Bazen evde çok bunaldığımda işyerini özlediğim oluyordu, ama yaklaştıkça korkuyorum.
*Koza hanımla yavaştan alıştırma yapalım dedik, babaannesine bıraktım, işlerimi halletmek üzere ama birkaç saat sonra ne kaşık ne de biberonla süt içmediğini söylemek için arayan babaannesinin arkasından çığlıkları duyunca koştur koştur gidip emzirdim. O günden beri alıştırma yapıyoruz, gündüzleri emzirmiyorum.. Biberon kabul etmiyor kesinlikle. Kaşıkla da döküle saçıla. Ne yapacağım bilemiyorum.
*İşyerinde nasıl süt sağacağım, nerede, kaç kere, nasıl saklayıp getireceğim kara kara düşünüyorum..
*Anne olmadan önce dünyanın en iyi annesiydim diye bir söz okumuştum bi yerlerde. Herşey bana ne kolay geliyomuş. Çocuk olmadan anlaşılmazmış. 2 saat bile bırakınca özlenir mi bir insan, özlenirmiş. Bakalım ilk günüm nasıl geçecek.
*Bloggerın yeni arayüzünü hiç sevemedim, o yüzden bi türlü girip yazasım gelmiyor.
*Aylar sonra kızımdan fırsat bulup kendime alışveriş yaptım.. Malum hamile kıyafetlerimi kaldırdım, eski kıyafetlerimin tamamının içine de henüz giremiyorum. Yeni bir mağaza keşfettim, ürünleri oldukça güzeldi. 38 bedenin içine de girebilince birkaç parça bişe aldım.
*Daha fazla organize olmam lazım. Evde otururken kendimi hiçbişeye yetişemiyor hissederken şimdi günün çoğunda evde yokum.
*Mama sandalyesi araştırıyorum. 2 tane alacağız bir de hem fiyatı hem de yer kaplamaması açısından şöyle bir şey buldum. Kullanan var mı? Veya başka önerisi olan?
*Benden şimdilik bu kadar.. son haftasonumda biraz daha kudurayım bıcırıkla..
Görüşmek üzere:)
24 April, 2012
Kirpiklerimin Gölgesi
Şebnem İşigüzel'in cümlelerini çok seviyorum.Bu kitap da yine bir cümleyle birden çok şey anlatan bir kitaptı.
Yanılmıyorsam ilk çıktığında bir röportajını okumuştum ve kitabın, gazetede çıkan gerçek bir haberden esinlenerek hazırlandığını söylemişti Şebnem İşigüzel.
İnsanın tüylerini diken diken ediyor. Böyle bir anne olabilir mi, böyle şeyler gerçekten var mıdır diyorsunuz. Ama malesef var.
Anne olmanın gerçekten kolay birşey olmadığını anlıyorsunuz. Herkesin anne olamayacağını.
Çocukların herşeye rağmen ne kadar saf ve sevgi dolu olduğunu okuyorsunuz cümlelerde..
Yüreğiniz kaldırırsa eğer okuyun derim..
22 April, 2012
Annelik Sanatı Dergisi
Annelik sanatı diye bir dergi var, birkaç ay önce Hürriyet Pazar ekinde okumuş ve ücretsiz deneme için web sitesindeki formu doldurmuştum. Unuttum gitti ama bugün kargo ile dergi geldi bana. İlk 3 ay ücretsiz, sadece kargo bedeli olan 2,5 TL yi ödedim.
İlgimi çeken bazı sayfaların fotoğrafını çektim, üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.
Mobil cüce yazısı çocuğuna yürüteç almış bir annenin deneyimini anlatıyor. Gayet olumlu bir deneyim, ben hala emin değilim yürüteç alıp almamakta, zaman gösterecek.
Bizim kız pek parmak emmiyor, genelde elini emiyor:) Naapsın çocuk, dişi çıkacak.
Bir de kız annesi olmak yazısı dikkatimi çekti.
2 ay daha gelecek aslında onlara da bakıp değerlendirmek gerekir ama daha farklı anne-bebek dergileri görmüştüm ve bana daha dolu, daha fazla yazı var gibi gelmişti. İyice bakmak lazım tabi:)
Eğer siz de ücretsiz deneme üyeliği isterseniz, web sitesindeki formu doldurabilirsiniz.
2 ay daha gelecek aslında onlara da bakıp değerlendirmek gerekir ama daha farklı anne-bebek dergileri görmüştüm ve bana daha dolu, daha fazla yazı var gibi gelmişti. İyice bakmak lazım tabi:)
Eğer siz de ücretsiz deneme üyeliği isterseniz, web sitesindeki formu doldurabilirsiniz.
19 April, 2012
Annem Şahane
Dekorasyon konusuna o kadar uzak bir insanım ki, blogları web sitelerini incelemeyi severim, bir eve ya da bir mekana girdiğimde çok beğendiğim olur ama tamamını görüp beğenirim, asla oradaki küçük aksesuarlar, tavandaki ışık vb hiçbir şey dikkatimi çekmez. Hiçbir zaman da ev eşyası almak için ıcık cıcık bakmam, giderim bir mağazaya alırım. Her parçasını ayrı yerden alan, tek bir aksesuar için İstanbul'un her köşesine giden, bıkmadan usanmadan araştıran insanlara hayranım.. Ama ben bu türe çok uzağım:)) Zengin olunca evimi yaptırırken mimarla çalışırım ben de napalım:))
Yukarıdaki perde, masa örtüsü, runner ve buzdolabı örtüsünü (!) annem dikmiş:) Mutfagımdaki önceki perdemi de seviyodum ama bu desene bayıldım, resmen bahar geldi, gül açıldı, ruhuma neşe saçıldı:)
Salonum ise aslında uzun hikaye ama baştan başlayayım, öncelikle koltuklarımı sağolsun babamın kuzeni düğün zamanı hediye etmişti. Kendisi Ankara'da mobilyacı ve evlilik döneminde ben çok yoğun çalıştığımdan, gidip kendim seçme şansım olmadığından, cep telefonu ile çekilmiş fotoğrafta gördüm ve yukarıdaki pembe koltuklar geldi. Geldi gelmesine de ben hiç beğenmedim. Yani şöyle, koltuklar inanılmaz rahat ve kullanışlı.. Ancak pembesi hiç telefonda göründüğü gibi değildi. Neyseki minderleri kılıflı olduğundan o zaman hemen annem devreye girdi yine ve minderler için kremli-kahveli kılıflar diktirdi. Perdemin fonu da sütlü kahve oldu ve bir nebze daha içime sindi. Ama yazın o kadife kumaşlar çok terletiyordu, ben de o yüzden kışın kahve yazın da pembeleri kullanmaya başladım. Hem kılıflar yıkanabildiği için çok daha temiz oluyordu. Ancak pembe kılıflar gelince perdemin fonları da alakasız kalıp çıkıyordu ve boydan boya cam olan salonda tek tül çıplak gibi kalıyordu. İşte bu yukarıdaki perdeler de salonum için yazlık fon oldu ve yastık kılıfları ile birlikte pembe koltuklarımı bile sevmemi sağladı:)) Bir de avize aldık salonuma yeni.. Ama o henüz gelmedi, onu da annemle Adana'da beğendik yakında o da gelecek..
Şimdilik bu kadar değişiklik yeter.. Bu sıkıntıda bana kalsa tüm evi çöpe atıp baştan alışveriş yapmak istiyor ama abartmayalım dimi:) Annem şahane ama tv programlarındaki milyarlık bütçem yok:) Zaten yakında işe de başlıyorum, o yoğunlukta evle ilgili bişe gözüme de çarpmaz, bi süre de böyle geçer..
P.S. Canım annem iyiki varsın:)
17 April, 2012
Kocalar Okulu
Nereden gördüm de nereden istek listeme ekledim bilmiyorum ama İdefix alışverişimde 3 TL olan bu kitabı da bu sefer favori listemden sepetime atıverdim. Kapağını da içeriğini de Sophie Kinsella kitaplarına benzettim. 2 günde bitirdim. Romantik komedi bir film izler gibi kolaycacık okunuyor..
Yeni çocuk sahibi olmuş olan Sophie ve Mark kitabın baş kahramanları. Sophie hem işi hem de çocuğuyla çok yoğun ilgilenirken, Mark ise deneme sürecinde olduğu işinde başarılı olabilmek için çok yoğun çalışıyor. Evle ilgili pek çok şeyi de ihmal ediyor. Sophie'nin doğum gününde de eve geç gelmesi yangını körüklüyor, ayrıca Sophie'nin eski sevgilisi Simon 'un da fırsattan istifade Sophie'ye yakınlaşmasını sağlıyor. Sophie bir gün oğlu ile birlikte annesinin evine dönüyor.
Mark da ailesini kaybetmemek için işi gücü bırakıp Kocalar Okulu'na yazılıyor. Birkaç hafta süren eğitimde Dr Martha öğrencilerine ütünün yerini, bulaşık makinesinin nasıl boşaltılabileceğini soruyor. Dersliğe bir klozet getirip kapağını kapatmasını öğretiyor.Dişmacununu ortadan sıkmama ve kapağını kapalı tutma konusunda dersler veriyor. Eşlerini dinlemeleri, kendilerine bakmaları gerektiği vs komik örneklerle anlatılıyor. Kurs sonunda Sophie ile Mark'a neler oluyor onu da kitabı okursanız öğrenirsiniz:)
Evde oturduğum günlerde kafamı boşaltmak için okudum.. Birkaç kitap daha okudum, sırayla onları da ekleyeceğim..
13 April, 2012
Koza 4 aylık
3. ay yazisini atlamistik ama bu ay not alayim istedim. Kızım 4 aylık oldu, bu ay 500 gr almıs malesef ama doktor diger aylarda aldıklarıyla birlikte çok iyi dedi.(7350 gr) Anne sütüyle beslenmeye devam edecegiz ek birseye gerek yok, gelecek ay yavastan yogurt vb gidaya baslariz dedi. Boyu uzadi 66,5 cm oldu. Az kilo alma sebebi etrafla fazla ilgilenmesi sanirim.. Bir çıt duydugunda kafasini cevirip etrafi izliyor. Neler yapiyoruz soyle bir bakalim.
*Tutma ve çekme refleksi iyice gelisti. Emziğini tutup çekiyor, denk gelirse kendi tekrar alıyor ağzına.Çıngıraklarını kendisi sallıyor, saçımı tutup çekiyor, kolyemi eline takilirsa cekiyor..Saclar bu yuzden hep toplu;-)
*Bu ay babasi ve beni iyice tanidi, bize çok farklı davraniyor, ikimiz disindaki birine ilk tepkisi ise surat asip bagirmak oluyor, sonradan alisiyor;-) Gökhan amcasi, doktor teyzesi ve evimize temizlige gelen teyzesine degisik tepkiler verdi. Ozellikle cok sık görüştüğümüz ve kendisine asik olan Gokhan amcasi-Seren teyzesi bize gelecegi zaman Koza`ya sorun bakalim istiyor mu diye sorarak geldiler;-) Neyseki gectigimiz hafta baris cubugu yaktiniz da onun kucaginda gulucukler attin, kendisi de cok mutlu oldu.
*Uyku konumuz hic kitaplarda yazdigi gibi degil, 4 aylik bebiklerin artik 12-5 arasinda beslenmeden uyuyabilecegi yaziyor ama bizim en uzun periyodumuz 3 saat, cok nadiren 4 ü yakaladigi geceler oluyor;-) Doktor çok normal oldugunu soyledi. Ben de az emdiği ve geceleri uyurken daha uzun emdiği için uyandığında emziriyorum..
*Hemen hemen her gün arabasıyla dışarı çıkarıyorum, pusetinde uyumayı çok seviyor, temiz havada sarhoş oluyor..
*Banyosunu uzun süredir tek başıma yaptırıyorum. Banyo filesi taktığımdan beri çok daha sakin yani çıkınca da öyle ağıt yakmıyor. Keyifli oldu artık banyo saatleri. Bu arada vücudunda atopi diye kızarıklıklar olmuştu. Doktor her banyoda şampuan yapma dedi. Ben de artık 1 banyo şampuanlı, diğeri duru su şeklinde yapıyorum. Bir de şampuan ve vücut yağını Mustela ile değiştirdim. Koza'ya nasıl etki edecek bilmem ama benim cüzdanıma olumsuz etkisi olduğu kesin:) 2 parça şeyi 110 TL gibi bişey ödedim..
*Saçları uzamaya başladı çok mutluyum. Zira yolda herkesin erkek mi diye sormasından bıktım. H&M den aldığım çiçekli bantı takıyorum, biraz daha da uzasında toka da takayım:)
**Fotograf benim kucağımda uyurken çekildi.. Üzerinde beni sevdiği de yazıyor diye ekledim:) Bu arada malesef internet ortamına pek güvenemediğim için kızımın fotograflarının üzerine böyle kocaman etiket koyuyorum:( Facebookumda olanlar daha güncel resimlerini görüyor neyse:)
Bizden bu kadar.. Arayı açmayacağız inşallah.. Sevgiler:)
01 April, 2012
Cheesecake yaptım ben..
Daha önce 3 kere cheesecake denedim, birisi dondurulan bi tarifti ki hiç benim damak zevkime uymadı, diğeri ise şu tarifti: portakallı damla sakızlı cheesecake. İlkinde süper olmasına rağmen, ikinci pişirmemde beni bi sürü misafirime mahcup etti:P kıvamı olmadı, ben de başka bir tarif arıyordum ki bunu buldum. Hem daha kolay, 2 kere de pişirdim ve onayladım, biraz değişiklikle bloguma da ekliyorum tarifi:)
Tabanı için
Bisküviyi rondodan geçirin. Cevizi, tarçın ve hindistan cevizini ekleyin. Yağı eritip bisküvilere ekleyip karıştırın eğer gerekirse az süt ilave edin. Kelepçeli kalıbın alt tabanına yayıp 165 derece fırında 15 dk fırınlayıp çıkartın.
Bir kasede şekerle labneyi çırpın. Yumurtaları teker teker ekleyerek çırpmaya devam edin. Nişastayı ekleyip karıştırdıktan sonra kremayı ekleyin çok fazla çırpmadan bisküvi tabanının üzerine harcı dökün. 165 derece fırında 45 dk. hiç kapağını açmadan pişirin. Fırını kapattıktan sonra fırın soğuyana kadar yaklaşık (3 saat) fırının içinde bırakıp soğumasını bekleyin. (sabretmek gerekiyor ama mutlaka bekleyin, üzeri hiç çatlamadı benimkinde:)
Ben üzerine çok güzel bir marmelatım vardı onu kullandım ama isterseniz tariftekini de yapabilirsiniz.
Bir sonraki sefere bu tarifi pişirilen bir tabanla denemeyi planlıyorum ben:)
Afiyet olsun..
29 March, 2012
Neler yaptım
Yine ihmal ettim blogu, bizim bilgisayar iyice kafayı yedi, sevgili kocamdan bu işe bir el atmasını bekliyorum, touchpadimden de blog yazmayı pek sevmiyorum ama asıl neden taşınma işleri, neyseki bu sefer ben taşınmıyorum:) Neyse en başından başlayayım anlatmaya..
Hamile kaldığım andan itibaren hiç evde oturmayı düşünmedim. Benim annem de çalışıyor ben de çalışan bir anne olurum diyordum. Gerçi annem biz ilkokuldayken çalışmaya başladı ve yine de bizden uzak olmanın zorluklarını anlatırdı.. (hala benim kendisine okul çıkışı telefon edip flütte ilk öğrendiğim şeyi telefonda çalmamı gözleri dolarak anlatır:P ) Herneyse her çocuk büyüyor, ben de düzgün bir bakıcı bulurum ve büyütürüm diyordum hep. (benim ve eşimin ailesi Adana'da yaşıyor ) İnsan açıkçası bebek doğana kadar atıp tutacak pek çok şey buluyor, kafasında değişik bir sürü plan yapıyor. Ama doğum anı çok başka yani bu olayı yaşayınca mini minnacık bebeği kimlere bırakacağım diye düşündüm.. Bu noktada da imdadıma kayınvalidem yetişti.. Kendileri buraya taşınıyor:)
Tabii birçok şey de denk geldi kızımın doğumuyla, kayınbabamın emekli olması, 2 çocuklarının da İstanbul'da yaşıyor olması, kayınvalidemin 37 yıl önce İstanbuldan gelin gidip 37 yıldır buraya ailesinin yanında dönmek istemesi ve de sanırım en önemlisi torun sevgisi:)) Kendileri böyle bir teklifte bulundular ve beni ne kadar mutlu ettiler bilemezsiniz.. Bu hafta da ev tutma, evin ıvır zıvır işlerini halletme maksadıyla hergün dışardaydık.. Koçtaş, Mobilyacılar sitesi, Cumartesi pazarı vs alışveriş işleri vardı ama yine de bu gezmeden ben ve kızım memnun kaldık (ee aylardır evde oturan bünye gezmeyi özlemiş:P) .. Ben şoförlük yaptım, kızım babaannesiyle arkada mutlu mesut seyahat etti. Bizi hiç de üzmedi..Şimdi k.annem döndü. Oradaki işlerini halledip Nisan ortası gibi taşınacaklar. Ben de Mayıs'ta işe başlayacağım. Bakalım nasıl olacak..
Bu arada son ayım olduğundan ve havalar da güzelleştiğinden bu ay bol bol plan yapmak niyetindeyim. Nisan'ın başında annem ve anneannem gelecek (kendisi evlendiğimden beri-yaklaşık 5 yıldır- ilk kez İstanbul'a geliyor, hatta ilk kez uçağa binecek:) ben de elimden geldiğince onları gezdireceğim, sonra da işte k.annemlerin taşınıp yerleşmesi vs vs koşturmalar olacak.. Zaman buldukça sana da not düşerim blog..
14 March, 2012
Bizim Kızın Kombinleri
Birkaç gündür kızım çok huysuz, daha az yiyor, beni de çok uğraştırıyordu. Bundan dolayı da günlerce asılan suratı gören kocam dün hadi sen çık gez biraz ben ilgilenirim kızla dedi.. Kulaklarıma inanamadım, zira 3 aydır tek başıma yaptığım en fazla gezi site içinde yürümekti. O da yarım saat filan sürüyor:)) Emin misin diye sordum kendisi çok ısrar edince tamam günah benden gitti dedim:) Nasıl olsa buzlukta süt de var acıkırsa verirsin dedim..
Ben de Akbatı'ya gittim, yağmurlu havada ne yapayım dışarda, bari biraz avm gezeyim dedim. Gezdim gezmesine de şu anda ben 40 beden olduğum için 38 halime düşene kadar kendime birşey almak istemiyorum.. O yüzden yine kıza çalıştım:)) Yukarıdaki elbise ve çıtçıtlı body GAP'ten..
Tabii aldıklarımın çoğu seneye giyebileceği şeyler. Ama çok indirim vardı nasılsa seneye de alınacak en azından sezon başında almamış olurum dedim:)
Bu kot ve pembe elbiseler de yine GAP ten, onlar da şu anda biraz büyük..
Krem tayt GAP, ayakkabılar da canım arkadaşım Aslı'dan hediyeydi, çok severek giydiriyorum, herşeyin altına oluyor (sanırım Marks & Spencer idi)
İşte en rahat ve en sevdiğim kıyafet: tulumlar:) Bu tulum da GAP. Ama arka popo kısmındaki fırfırlara bayıldım ben. Şu anda giyeceği bir tulum:) Aslında renkleri çok güzel -krem üzerine lila mor ve yeşil- ama malesef hava o kadar kapalı ki, daha canlı bir foto çekemedim:(
Yukarıdaki elbiseyi kız kardeşim doğum zamanı geldiğinde getirmişti.. 6 aylık beden olarak, bu yaz rahat giyer bizim kız..Ben ise H&M den üzerindeki beyaz hırkayı aldım.. H&M de çok güzel elbiseler vardı. Ama bizim kıza birçok hediye elbise geldiği için almadım. (böyle de tutarım kendimi:P) Bir ara hediye kıyafetlerinin de fotoğrafını çekeyim:P
Bu kot ve bluzu de H&M'den aldım. Kot tayt biraz büyük ama şimdiden paçalarını bükerek pantolon olarak giydirebilirim. Altındaki ayakkabıyı ise babaannesi almıştı kızıma.. Sırf ayakkabısına uygun birşey yok diye bu kombini yaptım:)
Bu arada H&M de bir pantolon alana 2. si %50 indirimli idi, yukarıdaki krem rengi pantolonu da yarı fiyatına aldım (8 TL oldu sanırım) Ayrıca çoraplarda da 2. si bedava idi, seneye kışı düşünerek külotlu çorap vs almayı da ihmal etmedim..
Unnado, Limango görmekten artık sıkılan bünye canlı canlı kıyafetleri görünce işte böyle saldırdı blog.. Alışverişin sonunda ne mi oldu, daha 2 saat geçmişti ki sevgili eşim aradı, kızımızı susturamadığını, süt de istemediğini söyledi, arkadan kızın ağlama seslerini duyan ben kül kedisine dönüşmeden son hız bastım gaza ve eve döndüm:) Olsun bu bile yetti... (şimdilik!)
Bu arada 2006 dan beri blogum var, bu da yazdığım ilk kombin yazısı:)) O da kızıma ait.. Giymedim giydirdim postu olsun o zaman:)
12 March, 2012
Gelibolu - Buket Uzuner
Öncelikle bu kitabı alıp okumak nerden aklıma geldi onunla başlayayım. Kütüphanem artık bana yetmiyor. Koca bir kütüphane 2 sıra ve üstler de dahil olmak üzere doldu. Bir de 2 ayrı duvar rafı var, herneyse dedim ki tüm bu kitapları sakla sakla ne yapacaksın Nilüfer? En azından bir daha okumayacaklarını değiştir. Bu tip kitapları (yani yazın tatilde okuduğum Canan Tan, Hande Altaylı, Sophie Kinsella vb yazarların) topladım Bakırköy'e gittiğimde oradaki kitapçılardaki 2. el kitaplarla değiştirdim. Çok fazla seçenek olmuyor ama bunu buldum mesela, İnci Aral'ın birkaç kitabını aldım vs.
2. el kitap almayı seviyorum ben.. Mesela bu kitap 2002 de Seren diye birisi tarafından alınmış. Acaba kimdir, nerededir, şimdi ben okudum belki sonra da çok alakasız başka birisi okuyacak. İlginç bence..
Herneyse, bu benim okuduğum ilk Buket Uzuner kitabı ve dilini çok sevdim. Ayrıca özgeçmişinin ilk cümlesi yukarıda görüldüğü üzere ' Büyüdüğümde astronot ve denizaltı kaptanı olmak isteyen bir çocuktum' diye başlıyor ki, çok sevdim kendisini anlatışını da:)
Uzun Beyaz Bulut- Gelibolu, yolları kesişen Alistair John Taylor, İhtiyat Zabiti Ali Osman Bey ve Gazi Alican Çavuş'un gizemli hikayesi. Bu hikayeyi çözmek için yıllar sonra Yeni Zelanda'dan çıkıp gelen Viki sayesinde biz de gerçekleri öğrenmiş oluyoruz..
Yukarıda Alistair John Taylor'ın ailesine yazdığı mektuptan bir kesiti görüyoruz. Zaten kendisinin de savaş sonrası bir mezarı bulunmuyor ve Viki de onu aramaya geliyor. Gazi Alican Çavuş'un kızı Beyaz Hala ile buluşuyor. Kitabın ortalarında bütün düğümün çözüldüğünü öğrenip off bundan sonra ne olacak ki dedim.
Ama okumaya devam ettim, sonrasında olanlar da beni şaşırtmaya devam etti ve en sonuna kadar sıkılmadan okudum.. 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin yıldönümüne yaklaştığımız şu günlerde okumam da ayrı bir tesadüf. Kitapta sevdiğim bölümleri buraya yazmaya uğraşmaktansa fotoğrafını çektim. Çok da iyi ettim:))
Şimdi yeni gelen kitaplarıma gönül rahatlığıyla başlayabilirim artık:))
Subscribe to:
Posts (Atom)



















