23 April, 2009

ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN..


Arkadaşlar, efendiler ve ey millet , iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır..


M. Kemal Atatürk

21 April, 2009

Rafting




Eveet sonunda oturabildim evdeki bilgisayarımın başına. Pazar günü raftinge gideceğimi söylemiştim. Gittim nitekim de:) Şimdi oradan kısa özetler:



Düzce rafting isminden belli olacagı gibi Düzcede:) Dokuzdeğirmen köyünde. Biz sabah erkenden İstanbuldan yola çıktık ve çok rahat 2-2.5 saatte ulaştık. İnternet sitelerinde ayrıntılı harita da var.


Köye girince de zaten her sordugunuz kişi size gayet samimi bir şekilde yardım ediyor. Böyle olunca garipsedim ve ne zaman bu kadar şehirli olduk (!) dedim. Zira İstanbulda adamın yanına yaklaşıp bişey sorsan cevap vermez.(ki bazen biz de öyleyiz) Orada arabaya koşup ayrıntılı anlattılar. Seviyorum ben sıcak insanları:)



Turizm haftası sebebiyle gittiğimiz köy gayet kalabalıktı, tören vardı, vali filan oradaydı.




Rafting tesisine girince açık büfe bir kahvaltıyla güne başladık. Bir de manzara ve hava süper olunca değmeyin keyfimize:) Rafting yapılmasa bile mekan çok güzeldi. Zaten bir çok insan oraya sadece yemek yemeye gelmişti. (Tabi büyük ihtimalle İstanbuldan daha yakın bir yerden gelmişlerdir:P) Kahvaltı faslı bitince çok oyalanmadan kıyafetlerimizi giyindik ve eğitime başladık. Daha sonra her botta birer rehber olmak kaydıyla ortalama 6-8 kişi düştük yola.



En başta sular durgun oldugu için alıştırma yapıyorduk ama bir anda kendimi suda buldum:) Rehber birkaçımızı suya attı, komutunu yanlış uyguladık diye. Onun dışında da hiç düşmedim zaten. Zor bölgelere gelmeden önce 1-2 kişi botta kalırsa iyiyiz demişti ama bizim bottaki 8 kişi bottaydı, yani başarılı sayılırdık:)Ee o kadar spor yapıyoruz, kuvvetli çektik kürekleri..





Bu arada gitmeden önce herkes üşürsün filan demişti ama olmadı öyle bişey. Zaten yazın Düzcede su kalmadıgından rafting de olmuyormuş en iyi mevsim de Nisan ayıymış. Bu mevsimden sonra sular azalıyormuş. Biz bilmiyorduk ama iyi bir dönemde gitmişiz.


Durgun yerlerde kuş seslerini duymak, etraftaki ağaçları, tek tük evleri izlemek, temiz hava almak o kadar rahatlatıyor ki insanı..



Begenmediğim tek yan, botlardan inince yaşanan kaos, karmaşa ve soyunma odaları ve tuvaletlerin pisliği idi. Ama o kadar güzelliğin yanında görmedik bunu da.
Fotograf konusu ise biraz karmaşa oldu, biz suda oldugumuzdan tesisin fotografçısı çekti fotografları ve çıkışta cd yapıp veri ancak cekildiğimiz birçok fotografı cd de bulamadık:(
Ama genel olarak çok eğlendiğim çok iyi vakit geçirdiğim yüksek sesle kahkahalar attıgım bir gündü. Bence bir kere de olsa deneyin:)

19 April, 2009

Smart Blogger


Esra'cım bana Smart Blogger odulunu gondermiş. Kendisiyle yeni tanıştık ama o kardeşimle onceden tanışıyormuş. Esra benim çocukluk fotografımdan tanıyınca blog uzerinden tanıştık biz de:) Sayfasını çok güzel hazırlıyor. Bana Smart blogger ödülünü göndermiş..Öncelikle teşekkür ediyorum..


Ödülün çeşitli kuralları varmış.
1 - Ödülü veren kişinin linkini yayınlamak: Yukarıda da yazmıştım : Esra
2 - Ödülü layık gördüğün blog sayfasını yayınlamak: Ben de yeni tanıştıgım bir diger hemşerime gönderiyorum:) - Kagıttan gemiler -
3 - Ödülü layık gördüğün kişiye haber vermek. (hemen veriyorum)

15 April, 2009

Korkumu Yendim Sonunda


Evet Pazartesi günü koskocaa İstanbul trafiğinde işe arabamızla gidip geldim:) Sevgilim o gün çalışmayacaktı ve ben de korkaklıgımdan kurtulmam gerektiğine karar verdim. (Daha önce hep boş saatlerde çıkıyordum yola. Tabi bide İstanbul trafiğindeki saygısız şoförlerden korkuyordum) Ama bu hafta bir cesaretle, gayet uzak bir mesafede ve trafiğin çok çok yogun oldugu saatlerde kazasız belasız gelip gittim. Giderken çiçeği burnunda şoförümüz Junior (kendisi iş arkadaşım olur) bana eşlik etti. Yüksek puan kopardım kendisinden:)


Blog ödüllerine gecen yıl da oy kullanmıştım bu yıl da başlamış, hem yeni bloglar tanımama hemde sevdiğim bloglara oy vermeme yardımcı oluyor. Hem bu yılki sayfalarını çok sevdim:)

Çok ani bir planla haftasonu raftinge gitmeye karar verdik. Heyecanlıyım:) Dönünce mutlaka eklenecek fotograf ve payaşacak anım olacak..

Şu sıralar, yaptıgım spor ve sırtımdaki rahatsızlıklar beni etkilemiş olacak ki, babamın da şiddetle önerdiği Tibet'in Gençlik Pınarı'nı okuyorum. İçinde günlük olarak yapılması gereken ayinler var. Tam olarak uygulama fırsatı bulamasam da yoga ve pilatesin de ona çok benzediği tesellisiyle avunuyorum. Ama tavsiye ederim kitabı, ayinleri düzenli uygulayarak vücudun daha dinç olabileceğine ben de inanıyorum:)

14 April, 2009

Çeşitliliğe Saygı

Doga Derneği başkanı Güven Eken'in şu yazısı çok hoşuma gitti, geri dönüp okurken blogumda da görmek istedim:)


Çeşitliliğe Saygı!


Bölerek, bölünerek değil, ancak tek vücut olursak ayakta kalabiliriz ve
ancak çeşitliliğe saygımız varsa tek vücut olabiliriz.

Bu bahar topraktaki cümbüşü gördün mü? Dünyanın teninden fışkıran yeşili,
moru, sarıyı, beyazı, kırmızıyı?

Görmediysen dur, bak ve seyret. Bahar sen varken bir daha gelmeyebilir. Oysa
bahar, yazılmış yazılmamış kitapların en güzelidir. İnsanlık için en iyi
haber, en güzel şarkı, en gerçek rüyadır.

Birgün okuyanı, duyanı, söyleyeni ve göreni kalmazsa, o gün artık bahar hiç
gelmeyebilir. İşte o zaman vay halimize! Öyleyse bugün cümbüşe katılmanın
tam zamanı.

Düğünçiçekleri, ballıbabalar, sütleğenler, papatyalar, yeni süren
devedikenleri ve daha nicesi. Birbirilerine nasıl da sarılmışlar. Her biri
ötekine ne kadar da cömert, art niyetsiz, çıplak.

Hiçbirinin büyük sözü, gizli beklentisi yok. Tevazusuna dahi kibir bulaşmış
insanın kederinden eser yok. Doğruyu ben görürüm, ben bilirim iddiası yok.

Toprakta kök salmak, yaprak vermek, çiçek açmak ve karşılıksız destek olmak
var. İyilik yapıp da denize atmanın verdiği derin huzur var. Böyle bir
huzurun yerini hangi zafer doldurabilir ki?

Gerçeği biz biliyoruz diyoruz.

Yanılıyoruz dostlarım, yanılıyoruz.

Alim kitapta yazanı anlatır, cahil alın yazısını. Senin gerçek dediğin
hangisi?

Biz zenginiz, onlar fakir. Şu kapıyı arala da bak arkasına. Muhabbet hangi
sofrada?

Güç dediğin ne bir tek sende, ne de bende olsun. Gücün özü bala benzer.
Biraz çiçekte, biraz arıda.

Akıl dediğin nasıl sığar bir insanın yazdığı kitaba? Aklın doğrusu aş
gibidir. Biraz toprak, biraz çiftçi, biraz da aşçıda.

Yanılıyoruz dostlarım, yanılıyoruz.

Bölerek, bölünerek değil, ancak tek vücut olursak ayakta kalabiliriz ve
ancak çeşitliliğe saygımız varsa tek vücut olabiliriz.

Sen papatya, ben ballıbaba, öteki diken. Ne çıkar hep birlikte bahar
olduktan sonra? Kökün dibi veya dalın en ucu. Ne fark eder aramızdaki gövde
bizi bir ağaç yapıyorsa?

Elmanın hamına ekşi, olmuşuna kof diyorsun. Neden içindeki çekirdeği
görmüyorsun? O çekirdeği bul ve yeşert ki, senin de bir bahçen olsun.

Bahar cümbüşünden geldik, yine ona dönüyoruz. Her bir rengi ne kadar
sayıyorsak, işte o kadar yaşıyoruz.

Çeşitliliğe saygı!



***Şu siteden alınmıştır..

12 April, 2009

Yazasım yok blog


İki haftadır evimi özledim. Sürekli dışarılardayım, Adanadan gelenler, onlarla yapılan geziler, yemeler içmeler, yorulmalar. Sonra bir de hastane maceralarım oldu. Boynumda fıtık çıktı. Gerçi çoktan tahmin ediyordum sık sık Asaf Savaş Akat gibi dolaşıyordum. Nitekim fizik tedavi gerekiyormuş, ancak özel hastane doktorlarının saglıgı sektör şeklinde düşünmeleri canımı sıkıyor, o yüzden Adanada danıştıktan sonra tedaviye başlayacagım. Hıı bi de artık kambur durmuyorum beni en çok sevindiren şey o oldu. Sırtım için korse kullanıyorum ve kendimi manken gibi hissediyorum:)

Geçen hafta Kenter tiyatrosunda Cimri'yi izledik, çok çok begendim, Demet Evgar'a olan hayranlıgım bir kat daha arttı..


Adanadan gelen bir arkadaşım bana Waffle makinesi getirmiş hem çok sevindim hem de çok üzüldüm, çünkü benim gibi bir waffle canavarı için bol kalori demek bu:(

Gazetede okudugum bir röportajda, kim oldugunu hatırlamdıgım birisi zayıflamak için hayatından çok sevdiği şekeri çıkardıgını ve bunu da hipnoz yoluyla yaptıgını söylemişti, acaba ben de mi öyle bişey yapsam. Duramıyorum çünkü ve yaptıgım spor zamanla yetersiz kalıyor.


Evimin dibindeki Peacocks&Claires kapanmış. Görünce çok üzüldüm:( Çok kaliteli, çok uygun ve çok sık uğradıgım yerlerdi..

Benden bu kadar.. Yaşıyorum işte:)

01 April, 2009

Makarna sevenler


Şu siteye mutlaka bakın:)) Buzdolabınızdaki malzemeleri seçin, ne çeşit bir sos hazırlayabileceğinizi görün:P


Not: Pazar günkü seçimleri unutmaya çalışıyorum:(

27 March, 2009

Hızlı internete hasret kaldım

İşyerinde sebebini bir türlü anlayamadıgımız problemlerden dolayı internet bir hayli yavaş, dolayısıyla günlerdir uzun süren çabalarla işimi yapabildiğimden, ne bloguma bakabiliyorum ne de gazetelere.
Pazar günü seçim var, gündemde her dakika değişen konular var, ama ben şu sıra ne televizyona bakmak, ne de gazeteleri okumak istiyorum. Sevdiğim birkaç yazarı okuyup geçiyorum.Pazar günü de oy vereceğiz, inşallah bi şeyler değişir:( Neyse..



Geçtiğimiz hafta Kral Dairesini izledik. Önce maskeli ve söz olmayan bir oyun oldugunu eşimden sakladıgımı itiraf etmeliyim, çünkü sıkılabileceğini düşünüyordum:) Ancak neyseki öyle olmadı, çok mutlu ayrıldık.(Ben her oyunu görmek isterim, sonucunda yorum yaparım, sevgilim ise genelde konusuna göre seçim yapar. Galiba hayatta da böyleyiz! Ben her koşulu değerlendirip karar veriyorum hep, o daha önyargılıdır.. ne alaka şimdi!!&%+) Herneyse, maskeler süperdi, yüz ifadelerini çok iyi yansıtıyordu, oyuncular iyiydi, konu iyiydi, söze pek gerek kalmadı:)


Lostun 5. sezonunu yuh artık diyerek izliyorum ama bir yandan da merak ediyorum, artık bi sonuca bağlansa da kurtulsak:)

Kuzenimin evine hırsız girmiş ve yüzyüze gelmişler, çok canım sıkıldı:(

Emre Yılmaz'ın şu kitabını okuyorum. Çok beğendim. En kısa zamanda diğerlerini de alıcam. Kitaptan bir cümleyle de bu karmaşık posta bi son vereyim:

Osmanlı, ''Keyif için bağdaşımızı bozmaya gerek yok,'' der ve nargilesine uzanır.

Batı ise ''Keyfi hak edebilmem için önce çok çalışmam gerekir,'' der ve nargileye hiçbir zaman vakti kalmaz..

19 March, 2009

Kadınlar&Erkekler

Geçen ay televizyon izlemekten vazgeçtik biz. Bir çarşamba akşamı Yaprak Dökümü yeni başlamış; kalktım kapattım televizyonu. Her akşam işten geldikten sonra üzerimi bile değiştirmeden mutfaga girer, sonra da televizyonun karşısındaki evimizin en rahat kanepesine kurulup televiyonda izleyecek illaki bişeyler bulur, gece uyuyana kadar da ekrana kilitlenirdik.(tamam tamam özellikle de ben) tuvalet ihtiyacımı, evde yapmam gereken ıvır zıvır işlerimi de reklam arasına denk getirmeye çalışırdım. Artık öyle bi derdim kalmadı elimden geldiğince salona bile girmiyorum:) Ara sıra dvd de film izliyoruz, ya da televizyonda bir film varsa onu izliyoruz. Kesinlikle çok daha iyi oldu böyle. Hem daha az uykusuz kalıyorum:)





Ama son zamanlarda Türkmaxda çok çok begendiğim bi dizi var. (Digiturk'u ben çok istemememe ragmen, sevgilim işi gereği maçları takip etmek zorunda oldugunda Ligtv ugruna evimize almıştık. Ama ondan daha çok ben izliyorum sanırım:)) Bahsettiğim dizi 1 Kadın 1 Erkek. Yabancı bir diziden uyarlanmış. Dizide sadece 2 kişi var. Demet Evgar (ki kendisine hayranlıgım bir hayli fazla) ve Emre Karayel. Onlar dışındaki tüm oyuncuların kafasını ya da sırtını görüyoruz. İkili ilişkideki tüm komik yanları, hiç abartmadan, gayet dogal biçimde anlatan, Zeynep'in ortalama olarak tüm kadınları, Ozan'ın da erkekleri canlandırdıgı, mutlaka size tanıdık gelen birşeyler bulabilceğiniz bir dizi. Şu postu yazana kadar günlerini bile bilmiyordum, ara sıra geç saatlerde rastlarsak izliyorduk. Ama Perşembe günleri oldugunu öğrendim, bundan sonra her Perşembe mutlaka bakacagım. Bu arada sanıyorum dizi sitelerinden de bazı bölümler izlenebiliyor. Bi bakın derim:)

16 March, 2009

Adanadan geldim




Çok bunaldıgımı gören kocacım, bize kısa bir Adana seyahati ayarladı. Çok da iyi etti. Şansımıza hava günlük güneşlikti. Bana uzun süre yetecek enerjiyi topladım sevdiklerim sayesinde. Aklım biraz orada kaldı ama napalım bu da yetti:)


Beni bekleyen bir sürü iş vardı. Pazartesiye gayet yogun başladım, yazacak halim kalmadı..


**Annemdeki albümümden küçüklük fotografımı çektim..

07 March, 2009

Victoria




Gectigimiz hafta Kenter tiyatrosunda Victoria isimli oyunu izledim. Engin Hepileri'ye bir sempatim vardir. Televizyonda begenirdim ama oyle cok dikkatimi ceken birisi degildi. Onceden calistigim yerde kendisiyle telefonda konusmustum ve ismine dikkat etmedim ancak bu kadar guzel ve akici Turkce konusan kisinin kim oldugunu merak ettigimde o oldugunu ogrendikten sonra benim hayranligimi kazandi.




Ancak bu oyunda kesinlikle Defne Halman'in yaninda sonuk kalmisti ve hayal kirikligina ugradim malesef.. Defne Halman'a hayran kaldim, tek basina oyunun temposunu dusurmeden surdurdu.. Sesi, danslari, sahnede tekerlekli sandalye ile bu kadar dengeli sekilde oynamasi hepsi cok iyiydi ancak Engin Hepileri ona uyum saglayamadi, birlikte dans edis sahnelerinde acemiligi belli idi.(ya da acemi gorunuyordu) Ama ben yine de kendisini baska bir oyunda daha izlemek istiyorum..


Oyun tek perde idi ve yaklasik 1 saat 20 dakika suruyordu. Kocacim konusunu okuyup, bir de oyun kadrosunun 2 kisilik oldugunu gorunce pek gitmek istemedi ve kendisini yaniltmadigini dusunuyordu. Ancak kardesim ve ben begendik:) Izlenebilir..

03 March, 2009

Mart kapidan baktirir kazma kurek yaktirir:)


Evet Mart'a girdik Nisan'a bir ay daha yaklastik ancak gunlerdir burasi kapali ve yagmurlu.. Her ne kadar kisi sevsem de insan karanlik ve yagmurlu bir gune uyaninca mutlu uyanamiyor. Hele de etraf son zamanlarda olan ekonomik kriz, isten cikarilma vs olaylarla doluyken..


Ben de uzerimden bu miskinligi atmak icin gecen yilki gibi spora yazildim:) Gecen yil 6 ay araliksiz gitmistim, insallah bu sefer daha uzun surecek:) Hem bu sefer gittigim yerde haftada bir yoga ve pilates dersleri de var:) Dusundugumden daha eglenceli gececege benziyor:) Bu eglence arasinda bi 4 kilo da verebilsem supper olacak...

27 February, 2009

Yazi

Bugun yeni bir post yazmak istiyordum ama son zamanlardaki ruh halime bakinca Asli'nin su yazisi hosuma gitti..

Bir de kendisinden pek hoslanmamama ragmen Oray Egin'in de bugunku yazisini okuyun derim:)

Bir de 2 gun once olan Turk Hava Yollarinin ucak kazasi var ki, o da bizi uzdu. Neyseki olu sayisi cok yuksek degil, ama insan yine de korkuyor .

22 February, 2009

Nasıl Aptal Oldum?


Dünya kesin olarak hep ikiye ayrılır:Bisikletle gezmekten hoşlananlar ve arabayla hızlı gidenler; gömleklerini pantolonlarından dışarı çıkaranlar ve pantolonlarının içine sokanlar; çaylarını şekerli içenler ve şekersiz içenler; Shakespeare'in dünyanın en büyük yazarı olduğunu düşünenler ve en büyük yazar olarak Andre Gide'i görenler; Simpsons'u sevenler ve South Park'ı sevenler; Nutellayı sevenler ve Brüksel lahanasını sevenler..

*Tembelliği bırakıp şu kitabı okumaya başladım.

***Benjamın Button'u izleyebildim sonunda. (İlk defa Brad Pitt'i bu kadar begendim.)

15 February, 2009

Her kalp bir büyük dünya





14 Şubatın benim için çok önemsiz bir gün oldugunu çok büyük ihtimalle daha önceki postlarımdan birinde yer vermişimdir. Ancak bu yıl sevgilime şu yukarıdaki nutellayı aldım:) Oradan bakınca belli oluyor mu bilemiyorum ama kendisi 5 kg'lık bir kavanoz.. Metro markette gördüm (daha dogrusu arkadaşlarım görüp bunu Nilüfer mutlaka almalı demişler -herkes ne kadar lokmacı oldugumu biliyor- ) Ben de görünce yapıştım tabii:) Bakalım nasıl bitecek?? -Her pazar kahvaltıya birilerini çağırsam biter herhalde..




Cumartesi günü sabah yağmurlu olmasına rağmen Ortaköy'e kahvaltı etmeye gittik. Sevgilimin 2 arkadaşı ve onların nişanlıları vardı.. Çok eğlenceli bir başlangıç oldu güne. Benim kocacıgımın iş saatleri çok değişken ve özellikle haftasonları çalıştıgından pek birlikte plan yapamıyoruz ama bu haftasonu benim kursumun da bitmiş olması şerefine elimizden geldiğince çok birlikte vakit geçirdik.( o işe gitmeden önce tabi:P)




Son günlerde bloguma yazamamın bir diğer sebebi de yanda gördüğünüz 4 kadın. Diziyi ilk sezondan itibaren izlemeye başladım. Daha önce tvdeyken ilk bölümlerini kaçırdım diye hiç başlamamıştım. (Ben filmi de en başından başlamadan izleyemem bu arada..:P) Herneyse geçtiğimiz hafta başladım. Bilgisayarın başına geçtiğim her dakika da onları izliyorum. Şu anda 2. sezona devam etmekteyim. Güzel gidiyor.. Ama söz bundan sonra bloga da daha çok önem..


Bu arada Esin'e bana gösterdiği sabır ve yardımlar için teşekkür ederim:))

11 February, 2009

I Love Your Blog


Yass cıgım beni mimlemese yine yazacagım yoktu:( İşyerimiz taşındı ve 10 gündür internetimiz yok:( Çok komik bi durum bu, benim aklım hala bazı teknolojileri almıyor. Sorunun telekomla filan alakası yok, bizim şirketin merkeziyle alakası var. Herneyse yani son günlerde evde de çok vakit ayıramadıgımdan, ne bloguma bakabiliyorum, ne gazetelere, ne mailime, ne bankamın internet şubesine, hiçbir yere dogru düzgün bakamadım. İnsanın eli ayagı olmuş internet gerçekten..Hiç bu kadar zor olacagını tahmin etmemiştim:P


Gelelim mim konusuna.


Ödülün gönderilmesiyle ilgili 3 kural varmış:
1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek.
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek.
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.
Baktım herkes de mimlenmiş zaten. Ama ben yine de 7 arkadaşıma göndereyim:P
Bloglarınızı çok seviyorum:)

02 February, 2009

Saatleri Ayarlama Enstitüsü



Yine ilham gelmiyor. Ben de bari gectigimiz hafta izledigim oyun hakkinda birseyler yazayim dedim.. Devlet Tiyatrosunda Saatleri Ayarlama Enstitüsü 'nu izledik.. Cok begendik. Ben kitabini okumamistim. Ilk kez oyunu izledim. Okuyanlar bekledigi gibi bulamamislar ancak ben cok begendim. Gittigimiz arkadaslarim da begendi. Benim icin oyun olsun.. En mutlu oldugum yerlerden biri tiyatro salonu, eskiden sahnesinde bulunma firsatim da olmustu, artik sadece seyirciler arasindayim ama yine de bi yerlerinden bulasmak guzel.


Oyun Kenter Tiyatrosunda oynaniyordu. Ne kadar eski bir salon orasi, koltuklarin arasi inanilmaz rahat ve koltuklar gicirdiyor. Nefes alirken bile dikkat ediyorsunuz oyuncularin dikkatini dagitmamak icin.. Ve sonunda oyuna gecersek linkinde gorundugu gibi skici bir konusu yok. Turkiye'nin gecirdigi asamalari saatler uzerinden goruyoruz, ki gecirdigi demek yanlis, halen gecirmekte oldugu.. Cumhuriyet oncesi ve sonrasinda uckagitci insanlarin ne sekilde degistigi(gunumuz kosullarinda da baska turlu degistiler), halktan hangi dalaverelerle para (vergi) alinmaya calisildigi ve halkin nasil buna tepkisiz kaldigi. Hersey acikca goz onune serilmis. Ayrica hicbir vasfi olmayan urunlerin de ne sekilde piyasaya sunulup ilgi gordugunu de anlatiyor.. Cok mu karistirdim? Neyse bence siz izleyin:)


Ben Atilla Sendil ve Adnan Biricik'i ayakta alkisladim...

25 January, 2009

Gidenlerden


- İlkay sormuştu : Blogunuzu kapatmayı hiç düşündünüz mü diye? Aslında çokça düşündüm. Bazen uzun süreler yazasım gelmiyordu, sonra da bişeyler yazmalıyım diye kendimi zorluyordum.Öyle olunca da insan düşünüyor bi de bu mecburiyet mi kaldı hayatımda düşünecegim diyor işte bu zamanlarda.. Ya da blogum herhangi bi amaca hizmet etmiyor, acaba konusu olan bir blog mu açsam (sadece okudugum kitapların özetinden, yada mutfak maceralarım ne bilim uğraştığım şeylerle ilgili) diye düşünüp bunu kapatma planı yapmıştım.. Ama sonra bakınca ve de geçmiş postlarımı dönüp okuyunca o dönemde neler yaptıgımı hatırlıyorum ve buraya yazmamış bile olsam nasıl bir ruh hali içinde oldugumu.. Bunların kayıtlarını tutmak da beni mutlu ediyor. Bazen gülüyorum ne komik yazmışım diye.. Ama yine de seviyorum, bişey anlatmasa da bu sayfada ahkam kesmek hoşuma gidiyor. Hıı tabi bir de blog arkadaşlarım:) O yüzden de İlkaycım hiiiiç düşünmüyorum kapatmayı:P



- Bavul Hikayesi'ni izledim bu hafta. AKM kapalı oldugundan gidebileceğim Cevahir sahnesi ve Kenter tiyatrosu kaldı. Oyunların birçoğunu da gecen yıldan izlediğim için pek seçenek yok o yüzden bu yıl daha az gidebiliyorum tiyatroya.. Oyun güzeldi. İki kişilik bir oyun, insanı sıkmadan anlatıyor herşeyi. Evlilikle alakalı düşündürüyor. Zaten Türk bir yazara ait oldugu için öyle çok uzak örnekler de yoktu..



-Ben sevgililer gününü pek önemsemem, şimdiye kadar 14 Şubatta sevgilime hiç hediye almadım, o da bana:) Ama bu yıl şuradaki çikolata kursu bana hediye edilsin isterdim:P



-Haftasonları gittiğim dış ticaret kursu bana en çok: Bundan sonra haftasonlarının kıymetini daha fazla bilmem gerektiğini öğretti..



- Şubat ayında tekrar spora başlamaya karar verdim, umarım bi aksilik çıkmaz..,



**Fotograf Litera'da çekildi. (İlk kez gittim ama çok sevdim, özellikle yazın denenmeli:P)

17 January, 2009

Gezici Kitap

http://www.gezicikitap.com/


Kitaplarınızı paylaşmak, okmadığınız bi kitapla değişitirmek isterseniz. Yukarıdaki link ilginizi çekebilir:P

13 January, 2009

Teve


-Son zamanlarda takmis oldugum bir dizi var (Still Standing) , evde dursam, gunlerce karsisindan kalkmasam diyorum. (O kadari da abarti tabi canim:) Ne zaman rastlasam takilip kaliyorum ama.


-Bu arada Yemekteyiz-Adanayi izledim ve 25 yilimi orada gecirmis bir insan olarak bu kadar yapmacik insanlari bir arada gormedim. Ancak bence zorla yaptirilmis bir seyler var gibi. Zorla Adanaliyihhkkhh diye bastirarak konusmalar, salvar giymeler.. Buyuk ihtimalle reyting kaygisiyla yaptirilmis ve hep Adana'yi kotu tanitan unsurlar.. Tabiki herkes Istanbul Turkcesi konusmuyor orada. (Mesela Dilber hala cok guzel bir ornek, onu cok begeniyorum) Ancak bu yarismaya katilanlar.. Yoo olmamis:)


** Strawberrynet ten ilk kez gecen hafta siparis vermistim. Bu hafta geldi. Cok begendigim ve istedigim birkac urunu piyasa fiyatindan cok daha ucuza aldim:) Tavsiye ederim..

08 January, 2009

Karman Corman


-Gecen yazimi yazdiktan bir gun sonra 5Ocakta ufak bir alisveristen sonra eve gelip kapinin kilidini acinca karsimda is arkadaslarimi ellerinde pastalarla buldum:) Kocamla birlikte plan yapmislar, o gun aksam bir kutlama yaptik. Hic beklemiyordum cok mutlu oldum. (ki genelde Adana'nin kurtulusu 5 Ocak oldugundan ve okullar o gun tatil oldugundan o gun kutlardik eskiden)

- Cukurova'nin 2. Kitap Fuari basliyor. Ben gidemicem ama olsun:) - Keske ben ogrenciyken olsaydi bu fuar da ben de tum hafta orada olsaydim-

- Isyerinde muzik dinlemek icin kirk takla atiyoruz. (bazi siteler yasak, bazilari cok zor yukleniyo vs) En sonunda su siteyi kesfettik.. Cok guzel sarkilar var, turunu, yilini ve modunuzu siz seciyorsunuz ona gore kendisi caliyor. Ben cok seviyorum belki siz de dinlersiniz:)

- Haberlere bakamiyorum artik. Filistin'i bu sekilde gormek canimi yakiyor:( (keske somut birseyler yapabilsek)


-Isyerinde yine anormal derecede yogunumm..

- Cok yoruldum:( Kisacik, minicik, 2 gun kacmak istiyorum burdann..

04 January, 2009

Dogum Günüm




Bugün benim dogum günümdü. Demekki insan yaşlandıkça azalıyor bu tip günlerin heyecanı. Hayatımdaki en sönük doğum günümdü. Formalite icabı yapılmış bi sürü ayrıntı:) Şu anda da temizlik yapıyorum. Öyle bir gündü işte. Sağolsun arkadaşlarım aradılar, feysbuk duvarım doldu taştı. Ama yanımda olsun istediğim kişiler hep uzakta..




Ve ben 25 oldum..


P.S. Ben doğdugumda dedem ismimi 'Elif Nurten' koymuş, birkaç gün sonra Kastamonu'dan gelen halam sayesinde ismim Nilüfer olmuş. İyiki de öyle olmuş. Elif ismini çok severim ama sanki Nilüfer beni daha çok yansıtıyor:) -Bu da gereksiz bir ayrıntı olsun işte-

03 January, 2009

Masumiyet Müzesi



Sonunda ben de okudum bu kitabı. Çok fazla merak ediyordum ama pek gerek yokmuş. Bugüne kadar Orhan Pamuk'un 3 kitabını okudum içlerinden en çok da Benim Adım Kırmızı'yı sevmiştim.Bilmem belki de ilk onu okudugumdandır. Masumiyet Müzesi onu sollar diye umut etttim ama kitap okuma konusundaki bitmez tükenmez sabrım tükendi.. Çok nadirdir benim bir kitabı yarıda bıraktıgım ama dayanamadım. Kemal'in Füsunla ilgili her ayrıntıya bu kadar hastalık derecesinde baglı olmasına, sayfalar süren ayrıntılara dayanamadım.. Eziyetti resmen benim için, o kadar sıkıntıya sonunda bişe oldu mu acaba diye katlanıyorken Dinom beni bu eziyetten kurtardı ve braktım kitabı. Ohh beee:)


Şimdi de yılbaşı hediyem olan Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşkı okumaya başlamak için kaçıyorum bilgisayar başından..

02 January, 2009

Guzel bir baslangic

Mukemmel bir geceydi 31 Aralik.. Dilek'cim sagolsun o da blogunda benim masamla ilgili yazi yazmis:) Cok mutlu oldum.. Tabu oynadik, cok gulduk.. Ben kocacigimla es olmuyorum hic ama olsak heralde disli bir rakip olacagiz. Dilekle de iyi bir is cikarmamiza ragmen yenildik..Yeni yilin ilk gunune cok guzel basladik, umarim hep bu kadar guzel olur. Zaten cok icki icip sarhos filan olmadigim icin 4.00te yatmama ragmen erken uyandim. O yuzden gunu yakaladik, kardeslerimiz bizde kalmislardi, erken sayilabilecek bi saatte uyandik.. Yesilkoye gittik.. Hava buz gibi olmasina ragmen sahilde yuruduk..Yilin ilk gunu cok guzeldi. Cok sevdigim birinin hayatinda guzel gelismeler oldu.. Umarim 2009 un her ani bu kadar guzel gecer:)

Tekrar iyi yillar..

31 December, 2008

Mutlu yillar



Benim fotograf makinemi herkes dengeli tasiyamadigi icin ya ben olmuyorum fotograflarda ya da bu sekilde oluyorum:) Herneyse, bu anlamsiz fotografta isyerinde toplanti masasinda kendi hediyemi actigim an..
Geciyorum fotografi, bugun ile ilgili yazacaklarima basliyorum.. Umarim 2009 yine mutlu bir yil olur benim icin.. 2008e bakinca gayet stabil bi sekilde (son zamanlarda fazla Grey's Anatomy izledim heralde:P) gecmis. Sikayetim yoktu ama bu yil sevgilimle daha cok sehir gezmek (okursa burasi sevgilimin dikkatine:P) istiyorum.. Kendime kalan kucucuk zamanimi daha verimli gecirmek ivir zivir seylere daha az vakit harcamak daha az kafa yormak istiyorum.. Hic biseyi kafama takmayayim diyorum. (umarim!!!!) Ssglik hepimizle olsun bu yil.. Daha cok spor yapayim istiyorum.. Ailemi yanimda istiyorumm:(
Herkese cooooooook mutlu bir gun ve yil diliyorum.. Iyiki buradasiniz....

29 December, 2008

Miskin ben



Yoo aslında şu sıralar pek miskin olduğum söylenemez ama blogum konusunda biraz ihmalkarım dogru.. Evin içinde sürekli bi koşuşturma halindeyim. Bu hafta sevgilimin de hasta olması sebebiyle üzerime kalan her işi layıkıyla yerine getirdim hatta cumartesi akşamı sarma yaptım:P Hem de sabah öğlene kadar çalışıp, sonrasında iğrenç bir trafikle kursa ulaşıp, daha beter bi trafikte eve gelip markette kocaman bir sepet yılbaşı alış-verişi yaptıktan sonra.. Yoo yoo gayet iyiyim.. hastalık bana geçmesin diye de elimden geleni yapıyorum.. O yüzden şimdi kupama kahvemi alıp battaniyenin altına giricem:)


Yeni bir yıla giriyoruz.. Dün gazetede 2009 Oğlaklar için çok şanslı bir yıl olacak diyordu..Ben de bi oğlak burcu olarak inanmak istedim.. Kendime daha iyi bakmak yönünde planlarım var bu yıla dair.. Daha bi durup dinlenmek, sağlığıma dikkat etmek, çok daha fazla okuyup daha fazla öğrenmek, daha fazla gezmek, bol fotograf, sevdiklerime daha sık ziyaret gibi isteklerim var. Hepsini gerçeleştirecek şevkim bir de:)


David'in annesi bana şu yandki kitabı göndermiş Amerika'dan, inanılmaz mutlu oldum. En kısa zamanda bi tarifi deneyip işyerine götürmeliyim. Hıı bi de daha güzel pastalar yapmalıyım bu yıl.. Yılbaşında da güzel bir masa hazırlamalıyım:)



Yeniden yazacağım umarım 31 Aralık'tan önce ama bu yıl blogum sayesinde burada buluştuğum sizlere de tek tek teşekkür etmek istiyorum. Beni çokça mutlu ettiğiniz için.
Yeniden görüşmek üzere;)

22 December, 2008

Notlar



* Yilbasini erken kutladik ofiste.. Cekilis hediyelerimizi verdik, yukarida gordugunuz cikolatalari mideye indirdik:) Cok guzeldi hersey, bu yilki hediyelerime bayildim. Herkese de guzel hediyeler geldi, demekki herkes birbirini daha iyi tanimaya basladi. Dusunulup alinmis seylerdi..


* Aksaminda saatlar suren bir trafigin ardindan Arnavutkoy'e Abra Cadabra'ya gittik. Yeri muhtesem, manzarasi, ic mekan super, servis de gayet iyiydi ancak porsiyonlari cok kucuktu, hem baslangiclar, hem ana yemekler tabagin kucuk bir kismini isgal ediyordu..


* Haftasonu TDV'nin Dis Ticaret Kursuna gitmeye basladim. Guzel oldu, ama tum haftasonum da doldu:(


* Sirketimizin en yogun insani 'out of office' ve yerine ben bakiyorum, dolayisiyla pek internetle ilgilenemiyorum.


*Sevgili kocacim usutmus, onun tatli kaprisleriyle ugrasiyorum:)


* En kisa zamanda araniza donecegim./../

14 December, 2008

aboneyim abone


Yılbaşı geliyor diye kendime bir hediye verip (bu ayki kaçıncı hediyem??) Food and Travel'a abone oldum:)) %35 de indirim oluyor haberiniz olsun..


**Seneye yılbaşına da evde şimdiden taşmakta olan kitap ve dergilerimi koyacak ekstra bir kitaplık alırım heralde:) Atmak istemiyorum ben bu dergilerii.. Siz nasıl saklıyorsunuz??

12 December, 2008

Mutluluk nerede??

Haydinsciğim beni mimlemişti. Ne zamandır yazacağım bi türlü olmadı, en sonunda oturdum klavyenin başına, bakalım neler çıkacak..







Birçok fotografı karıştırdım ve sonuçta baktım ki, beni en çok mutlu eden yer, sevdiğim insanların yanı.. Ben evi o kadar çok seven bi insanım ki.. Şu yukarıdaki fotograf da en mutlu ve huzurlu oldugum bir kahvaltı sonrasında yapılan bir kolaj.. (Tabiki ben yapmadım photoshop konusunda o kadar kötüyüm ki:( ) Fotograf dayımlarda çekilmiş. Annem, annanem, kardeşim, dayımla- yengem (ki kendisine yenge dememe bozuluyor:P ) minik canavarlarım ve en yeni üyemiz kocamdan oluşan fotograflar. İşte düşündüm düşündüm, dünyada ne olursa olsun en mutlu olacagım yerin burası olduguna karar verdim. Aşağıda da diğer mutluluk kaynaklarım
var:)







Adana- yolunda olmak bile yeter. Biliyorum bu tabela resmi de neyin nesi ama oraya gidiyor olmak bile beni çok mutlu ediyor. Bildigim sokaklarda, çantam çalınacak endişesi olmadan rahat rahat yürümek, yoldan geçenlerle selamlaşmak, önceden bildiğim, bir sürprizle karşılaşmayacagım yerlerden alışveriş etmek, gelen telefona göre planı bir anda değiştirip uygulama özgürlüğüne sahip olmak gibi sayabileceğim pek çok etken var. Sanırım en büyüğü de doğduğum, büyüdüğm, üniversiteyi okuduğum şehir olması. Orası benim için farklı bir yer..


İstanbul- Burada da mutlu olmayı öğrendim.. Ama en çok sevdiğim yer Ortaköy.. Oraya gittiğim zaman mutlu oluyorum, ya da mutlu olduğum için oraya gidiyorum:) Oradan da sahilden Bebek'e doğru yürümeyi ya da tersine Beşiktaşa gitmeyi seviyorum..Hı bi de ordan Kadıköy'e geçmeyi seviyorum.
Bunlar dışında çok mutlu olduğum bir yer daha varki, o da sevgilimin Adanadaki evi.. Üniversitedeyken orada o kadar çok vakit geçirdik ki.. İkinci evim gibiydi..Annesi, babası, abisi ve evin kedisi Fındık ile o kadar güzel anılarım var ki.. Baktım fotograflara. Bir sürü fotografımız var, ama benim sıfıra yakın photoshop bilgim var..Ne yaptım ne ettim doğru düzgün birleştiremedim. Ayrı ayrı koyunca da o kadar kocaman fotoğraflarla afişe etmek istemedim. (daha önce bloglardan yapılan gereksiz alıntılarla ilgili çok şey okudugumdan) Ama onların yanı da dünyada en mutlu oldugum yerlerin başında:)) (bu arada eğer bir gün daha iyi ögrenebilirsem şu fotograf kırpma biçme işlerini, sonradan ekleyeceğim bu posta:P)
İşte benden bu kadar. Ben deeeeeeeeeeeee Esin, Deniz, Pembekalem ve Rahşandan öğrenmek istiyorum.. Mutluluk nerede??

07 December, 2008

İyi bayramlar

Benim için terslikle başladı bayram muhabbeti. Arefe günü saat 5.30 da evimizi su bastıgını farkederek uyandık. Yeni takılan kombimiz saatlerce su akıtmış ve bütün halılar su üzerinde yüzüyordu. O saatte kalkıp havlularla suyu aldık. Tüm sinirlerim gerildi. Şu anda biraz daha sakinleştim. Yarın bayram, Adanaya gidip ailemizle olamasak da burada küçük çekirdek aile olarak sevgilim ve bayram geçireceğiz.



Şimdiden herkese iyi bayramlar:)



* Haydins, mimini unutmuş değilim, sadece daha iyi bir ruh halindeyken yazmak istedim:)
**Arog'u izledim, güldüm, begendim:)

05 December, 2008

Fahri ve Gercek Adanalilara



Dun yeni bir site gordum siz de gorun istedim. Adana'da bir firma ozellikle narenciye olmak uzere cesitli meyveleri paketleyip kargoyla bizlere gonderiyor. Gormeden meyve almak nasil olur bilemem ama yine de aklinizda bulunsun:) Iste alabileceginiz site. http://www.meymiks.com.tr/





Bugun bir de su yaziyi okudum hosuma gitti. Adanayi ozledim yine galiba:)

Bayramda gidemiyoruz sanirsam..

02 December, 2008

Örgü




Son aylarda sac orgusune takmis vaziyetteyim. Sacim icin cok sık gitmiyorum kuafore, gittigimde de hemen bozulmayacak bi orgu istiyorum, cok sey mi istiyorum.. Eskiden kuaforde cok guzel sac oren bi kiz vardi beni de severdi, cok guzel modeller orerdi sacima. O isten cikinca bi cocugun eline kaldik. O da guzel oruyor ama ne zaman gitsem isi oluyor ve bi orgu icin o kadar eleman arasindan tek bi tanesini beklemek zorunda kaliyorum. Neden her kuaforde tek bi tane orgu bilen kisi vardir? Karaborsa mi bu.. Bi de canlari skilir orgu duyunca, sanki bedava yaptiricam..Baska kuafor de denedim ama cok gevsek ordu o da. Aksam yaptirdigim sac, sabaha acilmaya basladi.

Dergide su modelleri gorunce bayildim. Hele Emilie de Ravin'in saci ne kadar dogal ve guzel duruyor.Birkac tane klasik balik sirti modelleri disinda her orguye bayiliyorum ama nerde orecek kisi....
P.s. Fotograflar Joy'dan..

01 December, 2008

Ustume gece cokmus ama icim isil isil

Gunlerdir bilgisayarimin basina oturup blogumu acamiyordum. Bugunu firsat bilerek yazayim dedim. Yilin en sevdigim ayinin ilk gunu:)) Uzerimdeki olu topragini atip yazmaya basliyorum.

Herkese mutlu bir hafta diliyorum..

24 November, 2008

Kariye Müzesi





Geçen haftalarda bir arkadşımla birbirimize söz vermiştik. Ayda 1 kere buluşup İstanbulda hiç görmediğimiz yerleri görmeye. Hava vs şartlarını bahane etmeyip bu cumartesi ilk buluşmamızı gerçekleştirdik. İlk olarak Kariye müzesini görmeye gittik.. Açıkçası ben daha önce hiç duymamıştım burayı.. Onun merakı ilk rotamızı çizdi. Edirnekapı'da buluştuktan sonra okları takip ederek çok kısa sürede yürüdük. Köşeyi döndünce şu yukarıdaki manzarayla karşılaştık. Evlere bayıldım ben.. İçlerinden bir tanesini de gözüme kestirdim:))








Bu evlerin arasından yürüyüp sola dönünce müze karşınıza çıkıyor. Ortada turistler için çeşitli hediyelik eşyalar satan yerler ve çay bahçesi var. Tepeden manzara harika. İlk andan itibaren beklentilerimin üzerinde herşey.. Müzeye girmeden önce etrafında bolca fotograf çekildik. Cumartesi olmasına rağmen etraf bomboştu. Sanırım havanın durumunun etkisi vardı bunda. Müze girişi 15 ytl idi, ancak ben 20 ytl'ye müzekart aldım. Bir yıl boyunca da müzeleri ücretsiz gezme hakkım oldu.. Bu konudan da bahsetmek istiyorum. Müzekartın üzerinde isim soyisim fotograf filan görünce, yandık dedim, herhalde şimdi başvurup daha sonra alacağım. Yanımda fotograf yok diye de üzüldüm hatta ama hiçbirine gerek kalmadan kimliğimi alıp 2 dakikada müzekartımı basıp verdiler. İnanılmaz şaşırdım. Gerçekten bu kadar kolay olacagını sanmıyordum:)









Müzede düşündüğümden fazla turist vardı. Hepsi de çok yaşlı insanlar.. Biz olsak o yaşta yatıp dinlenmeyi tercih ederiz. Ama adamlar kalkıp buraya gelmiş, ellerinde rehber kitapları ve fotograf makineleri, her tarafı inceliyorlar.. Ben utandım valla, daha yeni varlığından haberdar olduğum yere kaç kilometre öteden insanlar gelmiş.. En çok da müzede hiç bir bilgi olmamasından utandım. Girişte ya da moziklerin önünde en ufak bir broşür, kitapçık, bilgi veren herhangi bir nokta dahi yok. Keşke ben de önceden iyice araştırıp gitmeymişim dedim.




Ben de eve geldikten sonra araştırma yaptım. Ayrıntılı bilgiye şuradan ve şuradan ulaşabilirsiniz:)

22 November, 2008

Çantam



Pembekalemcim çantamı açmam için beni mimlemiş.. Bende öncelikle çantamın bir fotografını koyuyorum. Sevgilim ilk evlilik yıldönümünüzde aldı.. Şu anda en severek kullandıgım çantam.




İşte aşağıda da içindekiler var:)




1- Rujlarım ve kremlerimle başlıyor. 3 renk ruj vardır hep çantamda..Pembe, kırmızı ve kahve tonu. (ani durumlarda tazelemek için) El kremi, fa deo-stick ve dudak kremim de yine gün içinde kendimi daha iyi hissetmem için yanımdalar..
2- Beni tanıyanlar iyi bilir, yanımda naneli sakız olmadan dolaşmam..Öğlen yemek yedikten sonra mutlaka ağzıma bi sakız atarım. Diğer meyveli olan sakız da biricik sevgilim için. Naneli sakız sevmediğinden ona da bu şekilde bir alternatif sunuyorum:) Mentollü olips de genelde kış günlerinde katılıyor bu ikiliye..
3- Bu bölümde de bozuk para cüzdanım ve diğer devasa cüzdanımı görüyorsunuz. İşte ben tam da bu yüzden küçük çantaya sığamıyorum. Küçük çantalar benim cüzdanımı bile almıyor.
4-Burada da çantamın olmazsa olmazı kağıt mendil+kolonyalı mendilim var. Yaz kış burnu akan bir insan oldugum için yanımda kağıt mendilim olmadan kendimi çıplak gibi hissediyorum. (Birkaç kere otobüsten inip mendil alıp, tekrar binip yola devam etmişliğim var) Mendillerin yanındaki ağrı kesici benim sayılmaz. Yani yanımda mutlaka olur ama genelde çevremdekiler kullanır. Ben nadiren ilaç içerim, onda da çantamda bulunmazsa sinir olurum, bu yüzden taşıyorum:)
5-Malesef bende 2 adet telefon kullananlardanım..
6-Ipodum. Müziğim. Yol arkadaşım:)
7-Aynam. Her daim çıkarıp baktığım sevimli nesne:) Yanında da tokalarım.. Saçı açıkken mutlaka yanımda olmalılar...
8-İşte son olarak not defterim. Bitirdiğim not defterlerine baktıkça hayatım gözümün önünden geçiyor..Bu da kimbilir kaçıncısı:)
Bunlar dışında, şarj aletim, flash discim, fişler-kredi kartı slipleri vs de oluyor ama estetik bozulmasın diye yoklar kendileri:))
Çantamın içi böyle, acaba Esin ve Dilek de açarlar mı çantalarını:P

18 November, 2008

Kitap Fuarı



İş çıkışı bir akşam kitap fuarına gitme şansım oldu.. Daha önce öğrenciyken, İstanbula gezmeye geldigimde karşıdan upuuzun bir yolculuktan sonra gelmiştim ve çok daha fazla tatmin olmuştum. O zaman çok kalabalıktı. Sanki daha güzel aktiviteler vardı.(Ya da sevdiğim yazarların imza gününe vs denk gelmiştim) Bu sefer bomboş bir fuarla karşılaştım.Belki de ben ters bir günde gittim. İndirimli kitap almak güzeldi tabii ama internetten aldığım fiyatlarla aynı gibiydi. Yine de duramadım, istediğim birkaç kitabı aldım.. Henüz hiçbirine başlamadım, hala Divan'ı okuyorum..


Gezi kitabına ve İş bankası yayınlarının Hamur işleri'ne bakıp postit yapıştırıp duruyorum.. En kısa zamanda gezilere başlamak ve kurabiyeleri denemek istiyorum:)

16 November, 2008

Pazar


Çok güzel bir kahvaltıyla başladıgım günü Lunapark ve Kartingle bitirdim:) Güzel bir Pazardı. Ofisimizde de yeni heyecanlar var, umarım güzel bir hafta olur:P

14 November, 2008

İndirim


Hotiçte %40 + gnctrkcll ile %25 indirim varmış. Ya neden bu indirimler benim kendime hakim olmaya çalıştıgım dönemlerde olur bilmem..Öğrenim kredisi geri ödemesi geldi, alırken ne de güzeldi:P Ben Hotiçe gitseydim şu yukardakini alırdım heralde:) Neyse size iyi alışverişler..

11 November, 2008

Misafir


Dondum..


Gecen hafta evimde bebekli misafirlerim vardi. Bloguma da sadece evde girebildigimden girebildigimden gecen hafta hic ilgilenemedim.


Her ne kadar sorumluluk benim uzerimde olmasa da oraya mi carpti, dustu mu, bisey mi oldu diye dusunmek ne kadar zormus. Kuzen Serkancik daha yeni ayakta duruyor, tam yuruyemiyor bile o yuzden surekli emekleyen bir minik vardi evde. Sakin hayatimiza gecen hafta bir renk geldi, ama benim de cocuk dogurmak icin daha coook zamana ihtiyacim oldugunu anlatti bana:))

04 November, 2008

Uc maymun


Gecen hafta izleme firsatim oldu bu filmi. Aylardir merak edenler arasindaydim. Begenip begenmedigim ise tartisilir.. Simdi oncelikle konusu itibariyle gayet klasik bir Turk filmi.. -Bu kisim spoiler icerir- Patronunun kazayla adam oldurmesi sonucunda Yavuz Bingol sucu ustleniyor ve hapse giriyor. Patronu da Yavuz Bingol'un karisiyla birlikte oluyor. Oglu bir gun yakaliyor ancak bilmiyormus gibi davraniyor. . Hatice Aslan gercekten guzel rol yapiyordu. Patronun nasil bir insan oldugu filmin en basindan belliydi, performansi iyiydi(Bu arada kendisi oyunce degil doktormus).. Yavuz Bingolu ben oyuncu olarak gormedigim icin onun yerine bir baskasi da olabilirdi. Yani oyunculuk acisindan en cok Hatice Aslani begendim.. Filmde Yavuz Bingol ve oglu surekli kaybettikleri cocuklarini sipir sipir sularla gelmis goruyordu, ama o cocuk neden öldü , niye surekli bir sipirti var, ben anlayamadim sahsen. Hii bi de annesi neden olen oglunu sallamiyor onu da anlamadim. Bir de filmde neredeyse soundtrack olacak kadar cok ayni sarkiyi duyduk. Hatice Aslanin cep telefonu Yildiz Tilbenin bir parcasi seklinde caliyordu ve o kadar uzun caliyordu ki kulaklarim tirmalandi durdu.. Yavuz Bingol hapisten ciktiktan sonra o da bir sekilde ogreniyor patronla karisi arasinda olanlari ama o da diger maymun oluyor.. Filmin sonunda oglu, patronunu oldurunce de kahvecinin ciragindan oglunun yerine hapse girmesini istiyor-
Belli bir sure sonra filmi sanki fotograf slaytlari izliyormus gibi izledim. Goruntuler gercekten guzeldi ve Nuri Bilge Ceylan'in fotografci kimligini de gayet net yansitiyordu. Ama bunun disinda cok fazla begendigimi soyleyemeyecegim. Hatice Aslan ve oglu arasindaki diyaloglari komik buldum.. Odul kazanmasinin bir sebebi de az konusma olmasi sanirim.. Ic konusmalar o kadar cok ki, siz oraya ne isterseniz yerlestirebilirsiniz..(yabanci bir dilde de olsa) Sanirim ben daha cok diyalog olan filmlerden hoslaniyorum. (Recep Ivedik gibi de degil ama!!- Ortalarda bi yerdeyim) Ama yine de gorun, kendiniz karar verin:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...