30 October, 2008

Baykus





Yildonumumuzden 2 gun sonra da sevgilimin dogum gunuydu.. Gecen yil balayinda kaldigimiz otelde bulunan turistlerin yardimiyla eglenceli ufak bi parti yapmistik:)


Bu yil icinse Istanbulda bulunan arkadaslarimizi Baykus'a davet ettim..(Facebook sagolsun, onun sayfasindan bircok kisiye ulasabildim:P) Sevgilim sadece 5 kisi yemek yiyecegimiz saniyordu ancak herkes oraya geldi. Yine kucuk capta bir parti oldu.. Tabii birbirinden alakasiz insanlar da geldigi icin, ben once tereddut ettim herkes iyi vakit gecirebilir mi acaba diye ama neyseki hersey cok guzeldi.. Cok eglendim ve onun gozlerinin icinin guldugunu gormek beni daha da mutlu etti..







Baykus benim Istanbulda en sevdigim mekanlardan biri. Hani bazi yerlere gidersiniz de saatlerce hic rahatsiz olmadan oturursunuz ya. Iste burasi da oyle bi yer. Ustte bir asma kat var, bu tip gunler icin elverisli oluyor:) Yemekler guzel, fiyatlar uygun.. Yanda gordugunuz gibi tabaginiz iki parcaya bolunmus halde geliyor. Yarisi salata yarisi yemek olmak uzere. O gunde de bizi gayet iyi agirladilar:)












Gelenlere de ustte gordugunuz Beatles cd kapaklarindan olusan kurabiyeleri ikram ettim. (Sevgilim tam bir Beatles manyagidir) Ben de onun icin Pastaci'dan bu kurabiyeleri siparis ettim. Gayet de guzel oldu gercekten..Tatli bir gun gecirdik.. Gelen herkese tekrar tesekkurler:)

26 October, 2008

Arkadaslik odulu


Meripoint Ilkayim bana bu Uluslararasi Arkadaslik odulunu vermis. Heralde bloggerin kapandigi su gunlerde daha anlamli oldu bu yazi. Boyle guzel arkadasliklarimizin oldugu su site ulkemiz mahkemesi tarafindan kapatildi. Ama yilmadim ve ben de odulu Esin'e, Deniz'e, Yass'a ve Rahsan'a gonderiyorum.. Blog arkadasligimizin gercege donusmesi ve internetteki bu siteyi kapatan zihniyetin degismesi dileklerimle gonderiyorum:)

25 October, 2008

Zararlı bir Yazı


Gecen hafta Adanaya düğüne gidiyoruz demiştim. Adanada çektiğim en can alıcı fotografı eklemek istedim buraya**. O bir günde çatlayana kadar yedim hiç bir şey içimde kalmadı:) Hava da muhteşemdi şansımıza..Elem'e kebap yemege gittik. En sevdiğim tatlardan biri. Karataş yolunda salaş bir kebapçı. Ama çok fazla müdavimi var. Bu fotograf da orada çekildi:)Düğüne gelecek olursak sevgilim nikah şahidi idi..Bu arada gecen sene aynı günlerde ayni Nikah memuru bizim nikahımızı kıymış aynı fotografçı da fotograflarımızı çekmişti. Böyle komik bir ayrıntı da vardı. Yakın birinin düğünü olunca insan daha bi rahat ediyor. Ozanla yıllardır olan ilişkimiz çerçevesinde ev sahibi gibiydik öyle de davrandık.. Bu arada saçımı çok sevdim ve her açıdan fotografını çektim..Eğer burada da öyle bir yere gidecek olursam yaptırırım diye.. Henüz burada tam kafama göre bir kuaför bulamadım. Benim Adanada yıllardır gittigim kuaförüm öyle yaratıcıdır ki, sadece ne giyecegimi söylerim kendisi bir model bulur, şimdiye kadar da hiç pişman olmadım. Henüz saçımı hiç boyatmadım ben, bazen değişiklik olsun diye düşünüyorum ama saçlarımı henüz başkasına teslim edemiyorum. Neyse artık beyazlayınca mecbur kalıcaz heralde..

Kuaför muhabbetini geçersek, düğün çıkışında Bulvar Paça salonunda geceyi noktaladık..Orayı da özlemişim. O tadı burada bulamadım. (burayı okuyup ııggyyy diyenler vardır sanırım ama napiim ben sakatat severim, genlerimde var sanırım..) İstanbulda Saruhan var gidilebilecek en iyisi orası sanırım..

Neden her Adana gezimde yemeklerden bahsediyorum bilemiyorum.. Son olarak bir de dizi karakterinden bahsedip bitireyim.. Avrupa Yakasına yeni katılan Adanalı Dilber Hala son zamanlarda gayet popüler bir karakter, ben de yazmadan geçemedim..Çevremde çok sık görmesem de eskiden kalmış nadide karakterlere benziyor ve ben oyunculugunu ve şivesini çok beğendim. Kullandığı kelimeler (hoşşik, gadasını aldıgım, dipçik vs) aklıma bazı karakterleri getiriyor ki, heralde birçok kişiden fazla gülüyorum..

* Yukaridaki yazı öyle önemli ki, onu yazabilmek için siteme girdigimde mahkeme kararıyla kapatılmış oldugunu gördüm. Tabii canım böyle kötü örnek olan siteler kesinlikle kapatılmalı, hatta bence internet kesinlikle kapatılmalı. Tüm halka kötü örnek.. Ama yine fedakarlıktan kaçınmadım ve bir şekilde yazdım.. Neme lazım yakında bunu da bulamayabiliriz..

**Ktunnelden girdigim icin ekleyememistim, daha sonra isyerinden ekledim fotoyu..

20 October, 2008

Yildonumu


Bugun yildonumumuz:)


Cuma gunu iste olmadigimdan dolayi yigilan islerimi yaparken su cicek geliverdi:)


Cok mutlandim, masamda ve kalbimde cicekler acti:)

14 October, 2008

Abba

Artik su son postumu her gordugumde yeter yaziim diyorum ama bugune kadar geldik iste. Gecen hafta genel olarak skintidan patlamis olsam da soyle bir baktigimda Sali gecesini Hayal Kahvesinde Badem konserinde, Cuma aksamini da Istanbul Gosteri Merkezinde Mamma Mia izlerken gecirmisim.. Ama naapim sevgili blog, hava guzel, is stresli, ee dolayisiyla insan is disinda daha sosyal olmak istiyor. Cumartesi gunu dovme yaptirmaya karar vermis, is cikisi hep birlikte Taksime gitme planlari yapiyorduk. Ancak benim haftaya Adanaya dugune gidecek olusum ve sirti acik kiyafetim sonrasinda sirtimda kipkirmizi gorunen bir dovmenin hem pek hos durmayacagi hem de annemlerin (saglik acisindan) kiyameti koparabilecekleri aklima geldi ve bir sonraki aya ertelemek zorunda kaldik. Ama benim icimde kaldi Taksim’e gitmek. Ne zamandir gunduz gidemiyorum oraya ve ne zamandir da soyle rahat rahat pasaj gezemiyorum. Esin burada olsaydin kesin seni arayacaktim:) Ama kendime eslik edecek birini bulamadim (icimden de tek gitmek gelmeyince) evde uykulu bir vaziyette dolastim..

Gelelim konser ve gosteriye, Hayal Kahvesindeki Badem Konseri 22.30 da baslayip 00.30 civarlarinda bitti. Gayet eglenceliydi.(hafta ici olmasina ragmen) Saka maka butun sarkilari da biliyormusum haa. Eee eslik ettigin konser daha bir guzel oluyor. Hele bi kac Miller dan sonra:) Her zamanki gibi fotograf makinesini tasimaya usenip goturmemis olan ben, Bedbirds’un telefonundan yararlanip su yukardaki fotografi cektim, burdan kendisine tesekkuru borc bilirim:P



Cuma aksami ise is cikis tum ofisce once Bakirkoy Midpointte eglenceli bir yemek yedikten sonra Mamma Mia’yi izlemeye gittik. Iyi ki de gitmisiz. Hayatimda izledigim en muhtesem seylerden biriydi. Annesinin eski gunlugunu okuyarak tahmini 3 baba adayini kendi dugunune cagiran Sophie'nin hikayesini izledik. Gosteri boyunca soylenen Abba sarkilari ve muhtesem sesler ise beni kendimden gecirdi. Canli muzik de muhtesemdi. Tum gosteriyi agzim kulaklarimda izledim yani.. Ama tabi oraya giderken oturulacak yerleri iyi secmek gerekiyor. Internetten bakinca guzel gorunuyor ama bi sonraki seferler icin tecrube oldu bana.Cikis kapilarindan birine yakin oturuyorduk ve gosteri basladiktan sonra da seyircileri almaya devam etmeleri tum dikkatimizi dagitti. Bir de arkadan tatli tatli bir ruzgar esiyordu ki, acik havada izlemis etkisi yaratti bize..Hi eger gidecekler olursa metroyla gitmelerini tavsiye edebilirim cunku araba trafigi felaket kotuydu..

*Muzikalin sonunda (yanda) Sophienin annesi ve arkadaslarinin soyledigi sarkilar ve (klasik olarak) Merhaba Istanbul, Bir daha ister misiniz diyerek inleyen 'evet' sesine karsilik tekrar yasanan cosku da gorulmeye degerdi.

*Bundan sonra arkadaslarimi ne sebeple olursa olsun ihmal etmemeye karar verdim. Zaten su sehirde cok fazla arkadasim yok, onlarla da is, trafik vs vs bitmeyen tukenmeyen bahaneler sebebiyle cok az gorusebiliyordum buna bir son verdim.

*Bi de cesitli sebeplerle kapattigim feysbukumu yeniden actim bazilariyla tek iletisim kanali oldugundan..

* Gelecek hafta hem evlilik yildonumumuz (1 yil ne cabuk gecti:) ) hem de sevgilimin dogum gunu, ne alacagima hala net olarak karar verebilmis degilim, cildiracam..

* Cuma gunu tek gunlugune Adanaya gidiyoruz. Ozan evleniyoor. Sevgilim de nikah sahidi oluyor.. Ne kadar cok dugun oldu su siralar:))

07 October, 2008

Bunu biliyor muydunuz?

''Mahsun Kırmızıgül’ün avukatı, müvekkilinin kişilik haklarına müdahale ettiği için aralarında dünyanın en büyük sinema veritabanlarından biri olan imdb.com’un da bulunduğu 4 sitenin kapatılmasını istemiş. Savcının sitenin adını imdb değil imbd yazması sayesinde bir ayıptan daha kurtulmuş olduk.''*



*Cumhuriyet gazetesinin hafta sonu ekinden alındı..

05 October, 2008

Bayram-Adana




Yine duramadık -hiç durur muyuz- Adanaya gittik ama bu sefer hiç kimsenin haberi olmadan.. Son anda karar verip arabamızla uzun bir yolculuk yaptık.. Yol şartlarına rağmen güzel bir yolculuk oldu. Annemler şok oldular gördüklerinde.Annemin açtığı tatlılarla yine midemiz bayram etti...Turşumuzu, salçamızı, yeşil zeytinimizi toplayıp döndük evimize:))








Yolda şu kitabı bitirdim. Sabahattin Ali'nin diğer kitaplarını da almaya karar verdim. Tarafımdan tavsiye edilir:)

27 September, 2008

Bayram

Cumartesi sabahı da erken kalkıp çalışmış olmanın verdiği yorgunlukla, henüz tatile girdiğimizi idrak edebilmiş değilim. Bi de bilgisayarımı alıp getirdim eve...Umuyorum bayram günlerinde açmak gerekmez:) Planlarımız var. Umarım güzel yazılarla dönecem..

İlham perileri hep bilgisayardan uzakken yokluyor başımı..

24 September, 2008

Can Dündar'dan

.....bakımlı olmakla akıllı olmak yarıştırılıyor. Sonuçta fiziken “göbeği, poposu, memesi, çıkıntısı olmayan” ve çıkıntılık yapmayayım diye soru bile soramayan bir nesil geliyor.Toplama kamplarına üste para vererek gönüllü yazılan, kendine ve şişmanlığa hakaret ettirerek motive olan, çıkıntısızlığı hayat gailesi haline sokan, giderek küçülen bedenlerden bir “toplu ordu”, verdikleri kilolar ve aldırdıkları yağlarla böbürlenerek ve gerdirdikleri derilerden yapılma yeni ırkçılığın bayrağını taşıyarak üstümüze geliyor.“Toplu” hareket etmeliyiz.Kültürel genlerimizdeki balık etine yeniden alışmanın, bedenlerimizle barışmanın zamanıdır....



Tamamını buradan okuyabilirsiniz:)

20 September, 2008

mp3 player



İlk mp3 playerimla tanışmam 2005 yılına tekabül ediyor.. Para biriktirip (o zaman çok daha pahalıydı tabii) Creative'in 256 Mb lık bir modelini almıştım bu zamana kadar da kullandım. Herşeyinden de %100 memnundum ama hafızası artık az gelmeye başladığından, daha doğrusu artık öğrenci olmadığım için şarkıları çok sık güncelleyemediğimden, sevgilimin Phllips'ine (2 Gb) el koydum.






Ama pişman oldum, Phillipsin sesi o kadar az çıkıyor ki, servisteki radyoyu neredeyse ondan daha çok duyuyorum:) Bir de şarj olması uzun sürüyor. Eğer yakın zamanlarda mp3 player almak isteyen olursa kesinlikle Creative öneriyorum.. En güzel özelliği her bilgisayara takılabilmesi, yani ille program yüklemek gerekmiyor, böylece flash bellek olarak da kullanılabiliyor. Artı olarak çok kısa sürede şarj oluyor.. ve de ses kalitesi muhteşem..
Sanırım ben de yakın zamanda daha iyi bir creative'e dönmeliyim. Zira yolda giderken farklı tellerden şarkılar dinlemek pek hoş olmuyor:))

17 September, 2008

Aşkk


Yapılan felaket kötü bir yemeğin ardından aşçı olan sevgilinin sipariş verme teklifini reddedip karşılıklı o yemeği yemekmiş...




Sevgilimden her gün farklı bir tanımını öğreniyorum ve Tanrı'ya şükrediyorum..




P.s. Normalde iyi sayılabilecek bir aşçıyım:)) -çok da alınganım-

14 September, 2008

Miniaturk

Elimden geldiğince haftasonlarımı alışveriş merkezinde geçirmemeye çalışıyorum. Tabii evine yürüme mesafesiyle en fazla 10 dakikada 3 tane alışveriş merkezi olan biri olarak ne kadar kaçabilirsem ancak o kadar kaçıyorum:)





Geçtiğimiz Pazar günü Miniaturk'e gittik. Benim için oldukça eğlenceli bir Pazar günü oldu..Hava çok güzeldi, çok kalabalık değildi, e daha noolsun. Bir çok tarihi yerin maketleri var, bir sürü fotograf çektik, açık havada olmasının en güzel yanı da güneşten maksimum derecede faydalanabilmekti. Fotograflar gayet güzel çıktı. Üstte Aspendostan bir görüntü var. Neyseki gerçeğini görme şansım da oldu ama bu kadar güzel fotograf çekememiştim:)


Miniaturk'te çocuklar için park var, kocaman bir satranç alanı var (vezir, şah benim boyumun yarısı kadar:)) - kısa boylu sayılmam- )Bu alanların yanında bir tane de labirent vardı, giriş için ücret vermenize rağmen orada da bir amca vardı para alıyor ben de labirentin sonunda peynir mi çıkacak diye düşünüp girmedim. (acaba girse miydim:)) 2 tane müzesi var, bir tanesinde Atatürk fotoğrafları ve sözleri, cephede askerler ve köylülerin oldugu maketler (Anıtkabir'dekinden daha küçük) var. Diğer müzede ise çoğu İstanbulda olan tarihi eserlerin kristal içindeki 3 boyutlu halleri sergilenmiş.. Müzelerin yanında hediyelik eşya dükkanı var ama nedense Türkiyenin her yerindeki hediyelik eşya dükkanıyla aynı mantıkta, neredeyse aynı eşyaları satan bir yer. Bazı eserlerin minyatürleri fena sayılmazdı. Ama sırf üzerinde İstanbul ya da Türkiye yazıyor diye, tek yıkamada ağzı yüzü bir yana gidecek t-shirt vb. kalitesiz eşyaları neden hala satıyorlar turistlere, anlayamıyorum ben.. Anlamsız kültablaları ya da anahtarlıktan daha yaratıcı ve kullanışlı bir şeyler yapılamaz mı acaba??



Sonunda gidip yine kendi memleketimden bir kare aldım yaa, duramadım.. Yandaki de Adana'dan Taşköprü. (Dünyanın hala kullanılmakta olan en eski köprüsü)

Buraya koymak istediğim çok daha güzel fotoğraflar var ama ben bir köşesinden girmişim çoğuna, sevgilim de sağolsun yok dememiş çekmiş:) En uygunundan ekledim işte idare edin:P

Güzel bir hafta olsun!!

13 September, 2008

Kuzii

Sürekli çalıştıgımdan, sürekli bilgisayarımı eve getirip çalışmaya devam etmek zorunda oldugumdan, sürekli uykulu gözlerle etrafa baktığımdan, bir an önce uzunn bir tatile ihtiyaç duyduğumdan, abonesi oldugum gazeteyi okumak için dahi internete giremediğimden, bloguma da uğrayamadım.. Özledim..



Ama bugun benim kuzenimin doğum günü..Gözümde hep küçücük kalacak çılgın kuzim artık üniversiteli oldu ve şu anda yeni taşınacagı şehri ve evini tanımaya çalışıyor. Ne zaman okuyacak bilmememe ragmen DOGUM GÜNÜN KUTLU OLSUN CASUMMM.
Seninle kavga etmeyi, koşuşturmayı, indirim takip edip alışveriş yapmayı, dışarı çıkıp yemek yemeyi, tartışmayı, dedikodu yapmayı, kahkaha atmayı, sana ders çalış demeyi, sabah uyandırmayı (inanılmaz ama!!), yürüyüş yapmayı özledim..
Seni seviyorum ben :)

04 September, 2008

Uçurtma Avcısı



Bu kitap hakkında söylenecek o kadar çok şey varki: Kesinlikle okuyun...




Ben kitapçıda dolaşırken bu kitabın kapagını gördüm ve kesin almalıyım dedim. (son zamanlarda çok konuşuluyor ve filmi bile sinemalarda oynamış sanırım ama ben tüm bunlardan bihaberdim:))


Aldıktan sonra da neredeyse uyumadan birkaç günde bitirdim kitabı.. Afganistandaki iki arkadaşın hikayesi bu. Şu anda aynı yazarın Bin Muhteşem Güneş isimli kitabını okuyorum..İki kitapta da kahramanların hikayesini okurken Afganistan'ın siyasal durumuna da şahit oluyorsunuz.. İnsana hem çok uzak hem de yakın geliyor yaşananlar..


İnanılmaz güzel bir anlatımı var Türkçe çevirisini de beğendim. Şiddetle öneririmm...




02 September, 2008

Ben bu yuzden..


Sonbahari seviyorum demistim yaa. Adanada buyudum kavurucu yaz sicaklarinda.Ama cozum bulunmus..Iste yazin Adana'da basina gunes gecmis olan belediye baskanimizin yeni plani..
"Durak, bu araştırmalar sırasında, yüzlerce zeplinin çelik halatlarla yere bağlanıp büyük pervanelerle soğuk havanın aşağı doğru itilmesi, pervaneler için de zeplinler üzerine kurulacak güneş enerjisinden elektrik sağlanabileceği şeklindeki bir proje önerisi için ise, “Henüz bu konu fulu. Net bir şey yok” dedi. Başkan Durak, soğuk havanın kentin üzerine ne şekilde üfleneceği, hangi tekniğin kullanılacağı, yatırım ve işletim maliyetinin ne olduğu yönündeki soruların cevaplarının netleşmediğini söyledi."
Cok guldum yaaa... Haber burada..

01 September, 2008

Sonbahar

Hava soğumaya basladı, hafif üşüyorum, akşam pikeme sarılıp uyuyorum. Öyle mutluyum ki.. Ben yazı pek sevmiyorum galiba:))

29 August, 2008

trüflerimm benim:)

Gecen hafta yogun calısmanın ardından ve yine cumrtesi ögleye kadar calısmanın ardından eve gelip bi de evde calıstım.. Ben hep diyorum 'Allah bana rahatlık vermemiş' diye. Şöyle keyfine çok düşkün bi insan olamadım ben. Hep bi enerji bi enerji, anca oturunca anlıyorum yoruldugumu:)



Gecen hafta su gördügünüz truffleri yaptım ancak benim için tam bir eziyet oldu. Nedeni ise sıcak havalar...Buzlukta önceden kalan kakaolu keki iyice parcaladım, sonra çikolatayı içine biraz krema ekleyerek erittim ve bu karışımı dolapta beklettim ancak o sıcakta ne kadar bekletsem de çıkar çıkmaz mahfoldular, birkaç kere aynı şeyi tekrarladıktan sonra çareyi bütün alet edevatı odama klimanın karşısına taşımakta buldum. Ama değdi neyseki, işte bu güzel görüntü ortaya çıktı, ben de bakip bakip hatırlayim diye fotografını çekip buraya koydumm:)

**

Annem sagolsun Adanadan gelirken taze fıstık getirdigi için, en uzun sürede yazdıgım post oldu sanırım bu:) Bir elimde fıstık, bir elimde klavye..


20 August, 2008

Baslik

Gecen hafta gelen kitaplarimdan biri Cikolata Fabrikasi, oyle guzel fotograflar ve tarifler var ki bakarken agzimin sulari akiyor. En kisa zamanda denicem umarim..

***

Bu hafta 12 saat calisiyorum gunde, bugun Persembe, gozumun altindaki halkalari zor kapatiyorum artik... Uykum vaaaaaaaarrrrr...

17 August, 2008

Yenisayfa


Son yıllarda kitaplarımı internetten almayı tercih ediyorum. Aslında alışveriş konusunda genel olarak tutucuyumdur. İlle karşımda bi muhatap beklerim. Mesela internetten bir çok şey almama ragmen hiç elektronik eşya almadım, çünkü güvenemem.. Bozuk çıkarsa ben stresimi e-mail göndererek mi atacagım!! Kitap için alışveriş yaptıgım site de yenisayfa.com idi. Ancak son zamanlarda yaşadıgım olumsuzluklar siteyi değiştirmem gerektiği sinyali verdi. Birkaç kitap siparişi veriyorsunuz ancak bu kitaplardan bazıları bulunamıyor ve size haber verilmeden bulunan 1 ya da 2 tanesi gönderiliyor ve siz kargo parasını da ödemek zorunda kalıyorsunuz. Ben o kadar bekleyecegime ve tek kitap için kargo ödeyecegime gider kitapçıdan alırım diyorsunuz. Ya da diyelim ki kitaplardan bazılarını hediye paketi yaptıracaksınız, önünüze birkaç seçenek çıkıyor hediye kaplarından hangisini seçersiniz diye?, sizde uygun birini seçiyorsunuz ancak gelen hediye paketinin onunla alakası olmamakla birlikte 80li yıllardan kalmış (gazete sayfasının bir adım önünde) siyah saçma sapan bir kapla geliyor.. E bunların üzerine siteye şikayet yazıyorsunuz ama o da ciddiye alınmıyor işte bu sebeplerden kitap alışverişimi başka sitelerden yapmaya karar verdim.

İdeefixe'den ilk siparişimi verdim, bi deneyecegim.. Sizin tavsiye edebileceginiz siteler var mı:))

13 August, 2008

Rumelihisarında bir gösteri


Pazartesi gunu Rumeli hisarında 'Sivrisinek dedin de aklıma geldi' isimli gösteriyi izledim. Sunay Akın ve Nihat Sırdar'ın gösterisi sayesinde Rumeli Hisarına da ilk kez gitmiş oldum..Öncelikle Nihat Sırdar'ı her sabah olmasa da 11 yıldır dinliyorum ve seviyorum.. Sabahın köründeki enerjisi, benzine- politikacılara- vergilere yaptıgı eleştiriler, arkada çalan alakasız müzikler hoşuma gidiyor:) Sunay Akın ise şiir sevmememe ragmen gönlümde taht kurmuş bir insandır:) Antik Acılar- Makiler ve Kaza Süsünü döner durur okurum.. Tv8deki programına da sıkılınca değiştirmek kaydıyla(!) izlerim. Bu ikilinin de ne yapacagını merak ettim dogal olarak. Tabi bir de sivrisinek vardı. (Nihatın radyoda akşam program yaptıgı hayvan)


Öncelikle Rumeli hisarının atmosferi bir kere herşeye pozitif yaklaşmanızı saglıyor. Gerçekten muhteşem bi yer. Orada bir konser izlemek de eminim çok güzeldir. Ancak konserler genel olarak çok pahalı oluyor. Bu gösteri digerleriyle karşılaştırınca uygun kalıyordu.Otopark problemini de bir şekilde halletmek gerekiyor çünkü yer bulmak çok zor ve o arada da kazıklanmak çok kolay.


Gösteriden genel olarak memnun ayrıldım. Ancak her sabah program yapan Nihatın biraz daha güncel şeylerden bahsetmesini beklerdim. Türk milletinin başına gelen aglanacak halimize gülüyoruz tarzı olaylardan bahsetti, bazı videolar izletti ama çok eski videolardı. Artık herkesin zaten izlemiş oldugu televizyon görüntüleri.(istiklal marşını okuyamayan vekiller, spor programındaki küfür, ya da hugoda başarısız olan çocugun Tolga abiye küfretmesi gibi) Yine de tabi onun anlatım tarzıyla ve ortamda gülüyor insan.
Sunay Akın sa tek kelimeyle cok iyiydi. Ben onun bölümlerinde sıkılabilecegimi düşünüyordum ama aksine pür dikkat izledim. Hergün önünden geçip hiç dikkat etmediğimiz çeşitli eserlerin hikayelerini anlattı. (Taksim meydanındaki cumhuriyet anıtı, dikilitaş vs..) Ne kadar meraksızmışım dedim kendi kendime. Yaşayalı çok uzun süre olmasa da içinde bulundugum şehri tanımak için daha fazla çaba sarfetmem gerektigine karar verdim. Ve Sunay Akın'ın dedigi gibi hisse senetlerine degil hissi senetlere daha fazla önem vermek gerektigine..
Kısacası gittigime pişman olmadım.. Ama sanırım bir kere izleyip tadında bırakmak gerekir. Nihatı radyoda dinlemeye devam:)

05 August, 2008

Film, Kitap

Bazen aylarca sinemaya gidemedigim oluyor 2 adım ötemde 3 tane sinema salonu olmasına ragmen. Bazen de üstüste film izliyorum. Sanırım şu aylarda spora ara verince evde daha çok vakit geçirdim ve film de izleyebildim. Ama yok yok Eylülde tekrar başlıyorum. Şimdilik cdmi koyup karşısında pilates yapmaya çalışıyorum:) İşte gittigim filmlerden bir kaçı..


Gecen ay Wanted'i izledim. Morgan Freeman ve Angelina Jolie 'ye ragmen iyi degildi. (Bu arada Morgan Freeman kaza gecirmis, ben cok uzuldum umarım iyi olur.) İnsanı 2 saat boyunca sürüklüyor ama senaryosu cok tutarlı degildi. Öldürülmesi gereken insanlar Morgan Freeman'ın basında oldugu kardeslik tarafından öldürülüyor. Çok iyi egitilmiş ajanlar tarafından. Ancak bu kişilerin kim oldugunu ve nasıl seçildigini bilmek istemezsiniz: Kumaşın dokumaları bu insanların ismini ortaya çıkarıyor..






Sonrasında izledigim Hancock u cok sevdim. Orjinal sesiyle degil Turkçe Seslendirilmiş halini izlememize ragmen hiç yadırgamadım. Will Smith'i Yekta Kopan seslendirmişti. (ki kendisinin sesine hayranım) gayet de güzel olmuştu.Bir kez daha Charlize Theron'a hayran kalındı..


En son da şu herkesin bahsettigi 3 boyutlu Dünyanın Merkezine Yolculuk'u izledim. Tabi girişte dagıtılan 3 boyutlu gözlükler filmin odak noktasıydı. O gözlüklerle fotograf cekilen bir çok kişi vardı salonda. Herkes bir heyecanla filmi bekledi. Benim çok yüksek beklentilerim yoktu ama begendim. Gözlğk gerçekten de işe yarıyor. Herkes gibi ben de gözlük yokken ve varken filmin nasıl göründügü konusunda denemeler yaptım. Ucan kusları, boncukları yakalamaya calıstım. Gayet eglenceliydi. Gitmediyseniz kacırmayın bence..


Son olarak 2 adet DVD izledim ki benlardan birisi: Reign Over me. Adam Sandler'ı cok farklı bir rolde görüyoruz filmde. Böylece Ben Stiller la olan farkını da ortaya koyuyor. Film orta halli olmasına ragmen ben hiç sıkılmadan izledim.. Son filmimiz ise benim daha önce hiç duymadıgım ama nasıl duymamısım bee dedigim August Rush..




Annesini ve babasını bulmaya calısan ve yönünü dogadaki seslerden ve notalardan alan August Rush'ın hikayesi.. Müzikle dopdolu bir film.. Robin Williams da var filmde.. Başroldeki August Rush'ı ise Charlie'nin çikolata Fabrikası ve Finding Neverland'dan tanıyorum. Bence bu filmde de gayet iyi oynamış.. Takdir ettim ben:)
En son olarak da Olasılıksızı sonunda bitirdim. Ama keşke bu kitabı İstatistik dersi almadan önce okusaymışım dedim. Ders kesinlikle çok daha fazla ilgimi çekerdi:) Hiç sıkılmadan, yolda, evde, denizde her yerde okumak istedim. Cok akıcı bir anlatımı var... Tavsiye ederim..
İşte böyle..


02 August, 2008

Tatil- 3



Ohh be sonunda yazabiliyorum. Blogumu cok daha sık güncellemek istiyorum ama işte istemekle oluyor:( Tüm gün atom karınca misali işyerinde ve evde efor harcayınca çogu zaman bilgisayarı bile açamıyorum.. Herneyse gelelim son anlatacaklarıma. Mersin dönüşünde ne yiyecegimize yola çıkmadan karar vermiştik. O civarda tavuk yenebilecek en güzel yer olan Tarsus Şelalesine dogru yola koyulduk.. Tarsus zaten başlı başına yeme- içme şehridir benim için. Nedeni ise annemin halası. Küçüklüğümden beri bir çok haftasonumu geçirmişimdir Tarsus'ta ama sokakları çok iyi bilmem benim için Tarsus halamın evidir, mutfagıdır, kenarlarında gözü olan kanepelerin (hani açılan 3 tane yeri vardır) o gözlerini açıp milyonlarca eski fotografa bakıp gülmek, kagıt oynamak ve aile muhabbetleri etmektir. Yani evden pek çıkmayız. Halam da dünyada tanıdıgım en güzel yemek pişiren insandır. O yüzden acılı ekmek, muhammara, turşu ve bilimum güzel yemeklerdir Tarsus benim kafamda:)




Tarsus şelalesine dönecek olursak, şelale kenarında konuçlanmış birkaç tane restoran vardır ki bunlardan bizim tercihimiz Şelale Restoran olmuştur hep. Bunlar dışında ayrıca banklar ve piknik yapılacak yerler de mevcut ve manzaraya doyum olmaz. (Üstteki fotograf sular olsaydı çok daha güzel görünecekti) İşte o manzaraya bakarak tavuk siparişi verilir. Yemekten önce masaya nar ekşili salatalar, süzme yogurt (ki favorilerimden biri) bir de artık çok az yerde kalan şişe kola gelir. Siz onlari bitirmek üzereyken kapı zili gibi bir ses çıkar bu ses tavukların hazır oldugunun işaretidir. Tavuklar da gelir lavaş ekmekle beraber. Öyle yumuşaktır ki agızda dagılır, afiyetle de yenir:)
Küçük yerlerde sevdigim şeylerden biri de sık gittigin yerlerde seni tanımaları..(Heryerde de hizmet şekli değişir. Adanada da en sevdigim şeylerden biri budur)
Midemiz dolduktan sonra yola koyulduk ve Adanaya dönüp tatilimizi tamamladık. İstanbula döndüğümden beri de izinli günlerimdeki işlerimi yoluna koymaya çalışıyorum..Görüşmek üzere..


24 July, 2008

Tatil- 2




Eveet Adana'dan sonra çıktık yolaa Silifkeye dogru. (Sevgilimle bizim arabayla yaptıgımız en uzun yolculuktu:)) Ben küçüklüğümden beri ne zaman Mersine dogru gitsek denizi görüdügüm andan itibaren heyecanlanmaya başlarım. Bir an önce atlamak isterim suya:) Artık büyüdügümden mi yoksa İstanbulda denizi daha sık görmemden mi bilmiyorum ama daha az heyecanlanıyorum:( Herneyse, Mersin'in o kalabalık sitelerini geçip Erdemliden ilerlemeye başladık. O kadar güzelim denizi nasıl bu hale getirdik bilmiyorum, neden orası bir turizm kenti olamadı. Yazlık site olayından hiç hazzetmemişimdir zaten, o şehri de bunlarla doldurduk malesef. tabi Erdemli ve sonrasında deniz daha da güzellişiyor. Ben yolda fotograf çekmeye çalıştım ancak Kızkalesi vs gayet flu görünüyordu o hızla:P Ama otelimize varmadan otelin tabelasını gayet net çekebilmişim:) İşte solda gördüğünüz otele gittik.. Gayet de memnun kaldık.


Otelimiz Silifkede çok güzel bir koyu sadece bir siteyle paylaşıyordu. Denizi muhteşemdi. (mavi bayragı bile vardı) Ve bence o civarda gidilebilecek en iyi otel:) Tek kötü yanı ise, havuzun da deniz suyuyla doldurulması (ben ilk kez gördüm böyle bişe) Bol bol dinlendik, yüzdük, tavla masa tenisi oynadık:) Sahilde saatlerce kitap okudum (Olasılıksızı okuyorum hala da bitiremedim) Yemekleri de iyiydi bence. (zaten ben mezelerle doyarım:)) Yedigimiz balıgı da eklemeden geçmeyeyim -tadını zor unutabilirim- Tatilimizi düşündügümüzden kısa kestik, çünkü planladıgımız arkadaşlarımız gelemedi, e yüz yüz bi yere kadar biz de hadi onlarla da daha fazla zaman geçirelim diye Adanaya erken döndük. Pişman olmadık ama ben daha yüzmeye doyamadım:( Sevgilimin suyla arası benim kadar iyi degil malesef biraz tedirgin, bense balık gibiyim:) O yüzden İstanbul yakınlarında hafta sonları tatil yapma sözü aldım.






O civardaki birçok koy denize girmek için iyiydi ancak biz otelden çıkmak istemedik.(Zira ben sıcakladıktan sonra deniz kenarında içtigim muhteşem slaşları -nasıl yazılır bilmiyorum- bırakıp bi yere gitmedim:)


Güzel anılarla bıraktıgımız Altınorfoz dönüşünde Tarsus Şelalesine ugradık. O da bir sonraki postta:P



19 July, 2008

Tatil - 1


Tatilden döndüm ve işe başladım ancak yine o kadar çok iş yıgılmıstı ki hiç yabancılık çekmedim. Sanki önceki gün de işteymişim gibi çalışmaya devam ettim. Sonunda yazmak da bugüne kaldı. Tatilimizin bir kısmı yine Adana'da geçti çünkü ikimiz de ailelerimizi çok özlemiştik ve tatil planını oradan başlattık. Sıcagı bile özlemişim pek engelleyemedi gezmemizi. Her zamanki gibi bol bol yedik içtik ve hesap da her zaman buradakine göre çok daha ucuzdu. Yeni Adana tarafında birkaç tane kebapçı var yan yana. Sol taraftaki masa Sercan kebapta çekilmiş, henüz yemekler ve üzerine tatlı-dondurma- meyve gelmeden çekilmiştir. Karşılıgında da İstanbula kıyasla cüzi bir miktar ödenmiştir:)
Orada bana uzun süre yetecek kadar kebap stoku yaptım. Annelerin ellerinden mükemmel yemekler yedim, mangal yapma fırsatım oldu. Yine kilo aldım işte:( Misafir olarak gitmek zor oraya, herkes misafirmişiz gibi davranıyor sürekli : ye ye ye:P
Adana da bir süre kaldıktan Silifkeye gittik. Onun ayrıntıları da daha sonra:)

05 July, 2008

Tatil


Hayatımın ilk yıllık izninde sevgilimle tatile gidiyoruz. Kafamızı dinlicez. Donunce gorusmek uzere:)

30 June, 2008

İşte geldim burdayım..



Çok yogun geçirdigim 2 haftanın ardından döndüm bloguma... Önceki hafta 1 gün dışardan yemek yemiştim onda da zehirlenmişim, tüm gecem hastanede geçtigi gibi sevgilimin ısrarlarıyla sonraki 2 günüm de yatakta geçti.. Sonra da zaten tövbe ettim yaz sıcagında dışardan çok fazla yememeye..Gerçi mecburi bir dinlenem oldu benim için.. Malesef haftasonunun nasıl geçtiginiz heralde bir ben anlamıyorum.. Bi türlü dinlenemeden Pazartesi başlıyor:) Neyse işte bu mini hastalık döneminde bol bol film izledim. İçlerinde en begendigim ise Prestij oldu.Film aylardır benle durmakla birlikte kapagı hiç çekici gelmiyordu ve filmi veren arkadaşımın çok ısrarı da nedense daha da beter itmişti beni ama sonunda oturdum ve izledim:) (Tabi bunda Hugh Jackman'ın katıldıgı Martha Stewart Showu izlemenin katkısı da yadırganamaz.) Prestij bir sihir hikayesi.İki sihirbazın birbiriyle yarışı.. Bir sihirbazlık gösterisi 3 bölümden oluşuyormuş. 1. bölüm giriş bölümünde gösteri başlıyor yapılacak numarayla ilgili nesne ortaya çıkıyor ve seyirciye sunuluyor(örnegin bir kuş) 2. bölümde bu nesne ortadan kayboluyor. 3. bölüm ise işte en önemli bölüm: Prestij.(kaybolan nesneyi geri getirme).. Çok çok çok begendim... Mutlaka izleyin:)




Geçen haftam ise çalışmak çalışmak ve çalışmak üzerine kurulmuştu.3 yıldır izin almayan iş arkadaşım izin aldı ve onun işlerini yapmaya çalıştım.(düşünün onun üzerine bu kadar zamanda düşen sorumlulukları) Bazen ellerim titredi ama hayatımda atmadıgım kadar mail attım, karar verdim, eve iş getirip çalıştım vs. Haftasonu da çalıştım ama Pazar günü Veliefendi'de Gazi Koşusuna gittik, bütün yorgunlugum geçti:) Hava da çok güzeldi. Ve ben hayatımın 2., Gazi Koşusu olarak da ilk kez at yarışı izledim. Çok acemi sorularımla belki bunalttım kocamı ama olsun:)

19 June, 2008

tasarruf

20 Haziran Cuma gunu saat 21.00 de 10 dakika boyunca isiklari kapatacagiz, siz de destek olursunuz dimi:)

14 June, 2008

Dire Straits


Dün akşam Kuruçeşme Arena'da Mark Knopfler'in konseri vardı ve hayatımda izlediğim en mükemmel konserdi. Bu kadar güzel sesler duymadım ben daha önce.. Sanki arkadan cd çalıyor da sahnede playback yapıyorlardı. Tüm enstrümanların sesini o kadar net o kadar dogru alıyorduk ki. Hiç bitsin istemedim:( Sahnedeki herkes o kadar profesyoneldi ki. Bilemiyorum bir daha böyle bir konser izleyebilir miyim? Mark Knopfler kadar kemancısı da dikkat çekti çünkü kendisi keman dışında flüt, yan flüt ve gitar da çaldı ve hepsini gayet de iyi çaldı.Knopfler de en az 8-9 kere gitar değiştirdi. Konserde 'Money for Nothing' çalmaması gelen herkesi hayal kırıklıgına uğrattı ama ' So far Away'i çalmaları bana yetti şahsen:) Romeo and Juliet'i yanımda sevgilim olmadan dinlemek beni üzse de mükemmel bir gündü:))

10 June, 2008

İş-güç

Şu anda Donald Trump'ın 'Başarıya Giden Yol'unu okuyorum. Zamanında çok okumuştum kişisel gelişim kitabı ve artık hepsinin aynı şeyleri yazdıgını düşünüyordum, hala da öyle düşünüyorum ya... Ama tekrar etmenin kimseye bi zararı yok dimi:) Bazen morale ihtiyac duyuyorum..


İşte oradan bir bölüm çok hoşuma gitti burada olsun istedim..


...'Çoğu insan başarısızlıktan korkar; o yüzden de hiçbir işe el atamaz. Hayal kurabilir, konuşabilir, hatta plan da yapabilir, ama parasını ve çabasını o iş için seferber etmesini gerektiren kritik adımı atamaz. İş yaşamında başarılı olabilmeniz için risk almanız gerekir. Başarısız olsanız bile, öğrenmenin yolu budur.Buz üzerinde düşmemiş Olimpiyat buz patencisi hiç olmamıştır ve olmayacaktır. Patenciler becerilerini, başkalarını izleyerek ya da konuşarak değil, yaparak ve düşünerek edinirler ve hareketlerinde de öyle ustalaşırlar'....

Bir gün cesareti toplayıp kaymaya başlamak umuduyla:))

08 June, 2008

Lost


Kendimi kaybettim son günlerde, internete giremiyorum gazete okuyamıyorum, bloguma yazı yazamıyorum, yemek pişirmiyorum.. E boş da durmuyorum.....


Aile bireylerimin çok büyük bir kısmı Istanbul'da, onları gezdirmek meşgalem..Hı bir de çalışmakk:(

* Ayaklarım su topladı yürümekten. Ödül olarak şu dondurmayı hazırladım kendime:)

01 June, 2008

Elişi

Savaş haberileriyle dolu
renkli gazete sayfasını
katlayıp bir çocuk üstüste
kesiyor özene bezene
elindeki makas ile
Ve insanlar oluşuyor kağıttan
tutuşmuşlar elele..


Sunay Akın (Makiler, sf. 33)

27 May, 2008

Yeni yazı




Aklıma sürekli bir şeyler geliyor yazmak üzere. Ama döndük ya işte başladı koşuşturma-telaş..Bir günün nasıl geçtigini bile anlamıyorum burada. Oysa Adana'da günler o kadar uzundu ki.. İstedigim her yere gitme, herkesle görüşme fırsatı buldum..

Arkadaşlarımı çok özlemiştim. Tam doyamadım tabi ama görüştük vır vır vır kaldıgımız yerden devam ettik konuşmalara. Zaten Adanadaki arkadaşlarımda (dostlarımda) en sevdigim şey bu. Araya ne kadar zaman girse, ne kadar farklı ortamlarda vakit geçirilse de görüştügümüzde sanki dün görüşmüşüz gibi devam edebiliyoruz. Neden sen beni aramadın, ben daha çok aradım vs vs gibi sitemlerde asla bulunmadan.. O yüzden her gittigimde (her görüştügümüzde) böyle insanları tanıdıgım için birkez daha şükrediyorum:)






Tabi gitmişken bol bol yemek de yedik. Kebabı saymıyorum bile artık.. Ama midem dolu olmasına ragmen Adnan Menderes Bulvarına gidip sıkma yemeden duramadım.... Söylemeye utanıyorum ama onun üzerine de şırdan yedim.. (evet biliyorum çok pisboğazım) Yanda sıkmacıda çektiğim fotograf var. (bir dahaki gidişimde ona da götürmeye söz verdim:) Ama şırdan fotografını buraya koyup göz zevkinizi bozmak istemiyorum.





Neyse efendime söyleyiim, ben öyle özlemişim ki havasını sokaklarını insanlarını. Tüm sokaklara girdim çıktım.. Gülerek baktım etrafa.. İnsan kaybedince anlıyor tabi bazı şeylerin kıymetini...

19 Mayıs törenini izlemek için stadyuma bile gittim. (Benim minik kuzenlerim buyudu de gösteri yaptılar:) Ama malesef 20 yıl önceki törenlerle hiç bir farkı yoktu törenlerin. Hala aynı şiirler okunup aynı konuşmalar yapılıyor. Sesi zor duyulan bir mikrofondan anlaşılmayan bir gürültü duyuluyor. Tek farkı akşam 7 de başlamasıydı. Biz yanardık sabah öğlen güneşinde. En azından bu mantıklı bir karar olmuş. Onun dışında ülkemizdeki herşey gibi kutlamalarımızda da bir ilerleme olmamış..
Adanaspor da 1. lige çıktı. Uzanların batırdıgı takımın tekrar hayata geri dönmesine sevindim:) Hatta Adanaspor store açılmış, alışveriş bile yaptım..




Son olarak da gitmeyi en sevdigim mekanlardan biri var. Yine en eglenceli dakikalarımıza ortak oldu U.p.town.. Oradan bir fotograf ekleyerek noktalıyorum yazımı..







P.s. Acilen aldıgım kilolarımı geri vermem lazım:)

24 May, 2008

döndüm




Evet döndüm...











Bu kahvaltıyı, bu manzarayı, ailemi, kebapları,arkadaşlarımı geride bırakıp geldim yine. Ama sevgilime ve evimize geldim. O yüzden mutlulugum sürüyor.. Doping alıp döndüm. Oralardan sıcakları getirdim.. Ve yazlıklarımı çıkarıyorum, kazaklarımı kaldırıyorum.Ve diliyorum ki: kocaman bir gardrop olan bir giyinme odam olsun. Bıktım ben bu hurç işinden.


Toparlanıp gelicem:) Özledim blogumu:)

16 May, 2008

Gidiyorum

Adana'ya, kebap-sirdan yemeye, ailemi gormeye, kuzenlerimle kudurmaya, arkadaslarimla gezmeye, Adanaspor'u kutlamaya, sokaklarinda ozlem gidermeye, fotograf cekmeye, sehri koklamaya gidiyorum..

Donunce gorusuruz:)

10 May, 2008

radyo


Bazen işyerinde yaptıgım işler o kadar rutinleşiyor ki kulagıma kulaklıgımı takmaktan alıkoyamıyorum kendimi. (neyseki böyle bir şansım var:) Bilgisayarımdaki sarkılardan sıkılınca da yayınonline'den radyo dinliyorum. Genellikle Radyo Odtü, sabahları (Alem FM'den Nihat Sırdar), Mydonose en cok dinledigim radyolardı. Ama yaklasık 2 ay önce Açık Radyoyu kesfettim ve neden daha önce dinlememişim diye kızdım kendime, hemen mp3 playerima da kaydettim 94.9'u.. Aklıma gelen ve bu radyoda program olmayan hiçbir konu yok.. İnanılmaz çeşitli programları var, programcı insanlar konuya hakimler ve Türkçeleri çok düzgün. Kısaca her ama herkese hitap edecek bir program mutlaka var.. Benim favorilerim, 60larda listeye giren müzikler, Açık Gazete (her sabah), Sinefiller (cuma günleri ögleden sonra), Toprak Ana (konuyla pek alakam olmamasına ragmen ilgimi çekiyor), flamenko programı var (sanırım ispanyol birisi sunuyor kırık bir Türkçe'si var ama eglenceli) , Cumartesi günleri de klasik gitar programını ve Naim Dilmener'in sundugu pop müzik programını çok seviyorum.
Bunlar dışında çocuklarla, kadın haklarıyla, bilişimle, mimarlıkla, hukukla, evde beslenen hayvanlarla (pet kelimesini pek sevmiyorum), klasik müzik, Türk Sanat müzigi ve de aklınıza gelebilecek bir çok çeşit müzigin yer aldıgı programlar, Taylan Biraderlerin sundugu sinema müzikleri vs vs ne ararsanız...
Amma reklam yaptım bende, ama gerçekten iyiler, bende yazmayı borç bildim:)
Dinleyin. dinletin...

06 May, 2008

günler

Herkes aynı hikayede...

04 May, 2008

Kiralık

Bir insan neden ev aramadıgı halde ev bakar? Bizim buralarda yürürken kiralık bi ev görünce aa ne güzelmiş diyorum.. Hele de emlakçıdan degil de sahibindense daha da seviniyorum. (sonra da bana ne diyorum) Neme lazım aklımda bulunsun.. Ama bugun çok yakın arkadaslarımızın bizim buraya taşınacaklarını ögrendik ben hemen aklımdakileri saydım.. (bakın işe yaradı. ) Daha önce de bi arkadasıma ev bulmustum, emlak işine mi girsem. Ne dersiniz:)

29 April, 2008

Agla Gitar, Cal Gitar

Son gunlerde is yerinden is dısında internete girme fırsatım olmuyor dolayısıyla da bloguma pek vakit ayıramıyorum..



Bi de üzerimde bir yorgunluk bir tembellik var ki sormayın.. Sürekli mayısık bir haldeyim. (gerçi hiç biseyi aksatmıyorum, sporuma gidiyorum, mutfakta bi şeyler yapıyorum) ama niyeyse içimden sürekli battaniyenin altına girip tum gun comedy max ya da cnbc-e izlemek geçiyor ne yalan söyleyeyim:)


Nietzsche Agladıgında'yı yeni bitirdim (bu kitabı 5-6 yıldır okumak istiyordum yeni fırsatım oldu malesef. Coook begendim:))





Zeki Müren'in gelmiş geçmiş bütün albumlerini buldum. Kulagımda Omrum seni sevmekle nihayet bulacaktır.Türk sanat müzgini ne kadar özlemişim onu anladım. (Birkaç yıl TSM korosunda şarkı söyledigimi ve ud caldıgımı söylemiş miydim)








Gecen hafta Şıpsevdi ve Chuck&Larry'i izledim. Cok guldum, iyi vakit gecirmek icin ideal.


Adam Sandler'ı seviyorum ben yaa:)



Bu arada yeni kitabıma baslıcam simdi Siz Diyettesiniz. Belki ise yarar. Beni durdurur..Cunku bu kadar spor yapıyorum ve bu kadar yiyorum halterci gibi olmak istemiyoruum:((


Simdilik bu kadar, ben battaniyemin altına gidiyorum...

25 April, 2008

Buyuk Bulusma

Sevgili gunluk,

23 Nisan'da neyseki tatildik.. Hafta ortasinda tatil olmak ne kadar guzel bir duygu:) Keske haftada 4 gun calissak:) Yetmiyor bana tatil. (gerci ben 6 gun calisiyorum, 5 gun de iyi olurdu bana) Bu arada da Esin ile bulusma isini ayarladik sonunda. Ben cumartesileri calisinca bi turlu gorusememistik. Bulusmayi ayarladik ayarlamasina ama ben dusunuyorum tabii, internetten konusmak yazismak kolay da bulusunca nolucak diye? Ama o kadar eglendim ki. Onun sayesinde surekli gordugum yerleri yeniden kesfettim. Bana rehberlik yapti.. Pasajlara, ara sokaklardaki bildigi yerlere goturdu. Bidir bidir o kadar cok konustuk ki, hatta bazi hayatindan bazi seyleri anlatirken (daha once blogundan okudugum icin) bilmek sanki onceden beri taniyormusum hissi verdi:) Hic beni sasirtmadi.. Tam tahmin ettigim gibi biri. Cok fazla Adana muhabbeti de yaptik:) Cok guldum, cok konustum, tabi bi de farketmeden o kadar cok yurumusuz ki, cok da yoruldum.. Degdi ama.. Tekrar gorusmek uzere ayrildik. Bilmem ne zaman olur ama neyseki buradan takip edebiliyoruz neler oluyor diye.. Yani hicbir amacim olmadan actigim blogumdan yeni bir insan tanimis oldum. Ne guzel bir kazanc:)

***


Bu arada son zamanlarda Teoman, 3 Hurel ve Ezginin Gunlugunun yeni albumlerini dinledim. (bu ucunun de gercek albumlerini cok severim ama baskalarinin sesinden sarkilarini dinlemek kulagima hic hos gelmedi) Birden moda oldu boyle. Ama ben galiba yeniliklere cok acik degilim. ( iclerinde 3 Hurel'in albumunde degisik yorum olan sarkilar var cunku onlarin albumleri ve kayitlari eskiydi, yeni muzik teknolojisiyle yapilmasi guzel olmus.) Teoman'in sarkilari ise mesela Sezen Aksu'nun soyledigi (Paramparca) bence bir felaket olmus ama Emre Aydin ve Candan Ercetin'in yorumlari dinleniyor. Ezginin Gunlugunde de Bulent Ortacgil'in (Teninle Konusmak) cok guzel olmasina ragmen Askin Nur Yengi (Ask Bitti) altyapisina ragmen vasat olmus..

Evet evet ben biraz tutucuyum bu konuda ayni sesten duymak istiyorum alistigim sarkilari sanirim.. Ama bu tezimi curutecek bir album var ki, Levent Yuksel'in Kadin sarkilari... Oyle cok sevmistim ki..(ben en iyisi onu bulup biraz dinleyeyim:))

Hoscakal gunluk...

20 April, 2008

6. yıl



Gecen hafta ici bir gun sevgilim ve ben isten kaytarıp birlikte olmamızın 6. yılını kutladık. Hafta içi evde olmanın keyfini çıkardık. (gerci kendisi hep cıkarıyor da bu sefer birlikteydik) Kahvaltıdan sonra kendimizi sokaklara attık. Karsıya geçtik. Kadıköy sokaklarında bos bos dolastık. Aylar olmus gitmeyeli, özlemişiz..Eski dükkanlara girip çıktık.Sekerci Cafer Erol'a ugradık. Ben yine kendimden geçtim. Güzel bir yemek yedik. Sonrasında her zamanki gibi Modaya gidecektik ama plan degistirip vapura bindik Besiktasa gectik. Iyiki de oyle yapmısız, vapurda yıllardır görmedigimiz bi tanıdıgımıza rastladık ve aksamında Çılgın Dünya isimli oyuna davet edildik:)




Bu sezon izledigim en iyi oyundu.İstanbul Büyüksehir Belediyesinin bir oyunuydu. Canlı bir orkestrası, sahane kostum ve dekoru artı 10 numara oyuncuları olan bir oyundu.Cok guldum, cok eglendim.Mutlaka gidin.




O gun annem de geldi ve aksam onu da götürdük oyuna. (küçükken o beni tiyatroya götürürdü, şimdi ben onu:) Neyseki oyun sıkıcı degildi, yüzümü kara çıkarmadı.




Annem Adana'dan nane getirmiş. (evet taze nane) Daha neler neler getirmişti. Naneyi ne kadar özlemişim. (gerçegini) Burada güzel kokanına rastlamadım daha, kocaman yaprakları olan yeşil bir ot satıyorlar nane diye. Doyamadım kokusuna:))




18 April, 2008

Fikrimmuhim


Yeni urunleri denemeyi, yeni yerlerde yemek yemeyi, marketlerde gordugum degisik ambaljli nesneleri almayi cok severim..Ayrica da fisilti gazetesinin cok onemli bir reklam araci olduguna da inanirim.Gecen yildan beri uyesi oldugum bi site var, ancak bahsetmek yeni geldi aklima. Fikrimuhim. Firmalarin yeni cikardiklari urunleri ilk siz kullaniyorsunuz ve de arkadaslariniza denetiyorsunuz, urunun tadi, kokusu, ambalaji vs vs herseyi hakkinda rapor yaziyorsunuz, olumlu ya da olumsuz. Firmalar buna gore piyasaya cikarmadan once tuketicinin goruslerini alip urunleri buna gore degerlendiriyor, siz de hem bu urunleri ilk olarak tanima sansi buluyorsunuz, hem de yazdiginiz her rapordan puan kazanarak bu puanlari siteden bir odul (kitap, konser bileti vs) secerek degerlendiriyorsunuz.


Su anda katildigim kampanya Carte Dor'un . Dondurma sunumuyla ilgili kitapcik, bedava ve indirimli Carte Dor kuponlari vs aldim.Dondurma delisi biri olarak tarifleri hosuma gitti.


Belki sizin de ilginizi ceker diye dusundum:)

11 April, 2008

Oyun


Gecen hafta ilk kez Bakırköy Belediyesinin bir oyununu izleme fırsatı buldum. 'Lütfen Kızımla Evlenir Misiniz?'


Öncelikle Yunus Emre Kültür Merkezine ilk kez gittim ve gerçekten çok begendim. Temiz ve güzel bir salon. Fuayesi ve kantini de çok guzel. (belirtmeden gecemedim:))


Baska oyunlara da bilet aldım oraya kadar gitmişken. Lütfen Benimle Evlenir misiniz ise tam bir eglencelik oyundu. Belediye tiyatrolarında oynanabilecek cinsten. Eglenerek ve pek bir sey düşünmeden 2 saat geçirdik. Konusu ise şu şekildeydi..Asıl yaşı 43 olan ancak annesinin gözünde hala 30'luk olan evde kalmış kızına acilen koca bulmaya çalışan bir anne-kız. Kız bankada çalışıyor, anne ise evde ya ölmüş kocası ile konusuyor ya da kızına uygun bir eş arıyor. Bir kere anneye (Ayse Demirel) bayıldım:)) Tam bir anneydi hiç oynuyor gibi degildi, sanki bir evden getirip sahneye koymuşlar kadını.Kızı yogun bir iş gününün sonunda bankadan gelince onun dinlenmesine hatta nefes almasına bile izin vermeden konuşan, uygun kısmetleri ve yaptıgı yemekleri anlatan bir kadın. Ama bence annenin karşısında kızı sönük kalıyordu, yani annesine o kadar sinirlenmesine ragmen o kadar kısık sesle tepki veriyordu ki ben yerimden kalkıp bagırmak istedim..2. perdede ise tesisatçı ve onun patronu bir mimar sahnede görünüyor, onların gelmesi en azından biraz daha canlılık kattı oyuna. Çünkü anne-kızın uzun süre sahnede kalması ve özellikle kızın anne kadar tepki verememesi beni sıkmaya başlamıştı. Daha sonra da kızın bankadan arkadaşı Rıdvan roluyle Emre Kınay göründü. Kendisini çok sevmememe ragmen iyi oldugunu düşündüm.Ama tabi başka bir rolde de izlemek lazım çünkü bu oyunda bi ara eşcinsel taklidi yapmaya başladı. (Ve tabi tipik olarak bi çok kişi daha çok eğlendi)
Yani genel olarak önerebilecegim cinsten bir oyun. İlk oyun tarihi üzerinden bir kaç yıl geçmiş olmasına heyecanı kaybolmamış.
**Yukarıdaki fotografta Usta rolunde Üstün Asutay var ancak benim izledigimde başka bir oyuncu oynuyordu.
***Fotograf çekilmemesi konusunda uyarılara ragmen patır patır flaşlarını patlatan seyirci arkadaşlarıma selam ederim..

05 April, 2008

%99 Garantili Anne Kurabiyesi

Yazacak bir sürü şey birikiyor ve ben bugun kurabiye tarifi yazıyorum. Biliyorum biliyorum yemek blogu degil benimkisi ama yandaki linklere bakınca yemeklere ne kadar düşkün oldugum belli oluyor ve ben de kendi çapımda denemeler yapıyorum sürekli.Bazıları başarısızıkla sonuçlanabiliyor.(Vallahi benim suçum degil, tarifi harfiyen uyguluyorum.) Ama yine de yenilebilecek derecede başarısızlıklar.

İşte bende bir tarif var, geçenlerde teyzem ögretti.Sonuç hep başarılı. Hem malzemeleri ve yapılışı çok kolay hemde kıvamını tutturmak. Bide tabii bi sürü malzemeli kurabiyelerden sıkılmıştım artık, bana eski tatları hatırlatıyor.

İşte malzemeleri:

4 su bardagı un
2 fincan yoğurt
2 fincan sıvıyağ
3 fincan toz şeker
2 yumurta (1 tanesinin beyazı ayrılacak)
1 paket karbonat (üzerine birkaç damla limon sıkacagız)
1 tane portakal kabugu rendesi

Malzemeleri bir kapta kıvam alıncaya kadar yoguruyoruz.(ki pek yorulmuyoruz çünkü sıvıyag ile yapıldıgından neredeyse kaşıkla karıştırınca bile kıvam alacak!).Daha sonra hamurumuzdan ceviz büyüklügünde parçalar alıp elimizde yuvarlayarak önce yumurtanın beyazına daha sonra da toz şekere batırarak 170 derece önceden ısıtılmış fırında 10-15 dakika (üzeri çatlayana kadar)
pişiricez. (Yuvarlamak yerine kalıpla da kesilebilir ama bence kesinlikle elimizle şekil verince daha iyi oluyor)üzerine toz şeker yerine hindistan cevizi, fındık, fıstık vs de kullanılabilir.

Evimiz mis gibi portakal kokacak. (Bikaç gün boyunca da taze kalacak kurabiyelerimiz olacak)

*Aslında %100 derim ama her zaman yanılma payı vardır:)

01 April, 2008

Toros Canavari


Bu cumartesi gunu Levent Kirca'nin oyununu izlemeye gittik. Aslinda kendisinden pek hoslanmam, aklimda sadece sarhos tiplemesi kalmistir.(Gerci kendisinin en sevdigim hali Nevra Serezli ile oynadigi filmdi, ismi sanirim Ne Olacak Simdi gibi bi seydi, o yuzden o filmdeki fotografini kullandim)


Ozel tiyatrolar genel olarak seyirciye hitap etmek zorunda. Devlet tiyatrolari gibi her oyunu oynayamiyorlar. (hakli olarak) Toros Canavari da seyircinin iyi vakit gecirmesini saglamak icin oynandi. En onemli gitme sebebim yazarinin Aziz Nesin olmasi. Tabi bir de Levent Kirca'yi da canli izlemek istedim. Konusu herkesin bildigi bir konuydu aslinda. (Hatta Kemal Sunal'in da bir filmi vardi, ne tesaduftur ki onun da filmdeki karisi Nevra Serezli idi:)) Neyse, gelelim oyunun konusuna: Levent Kirca'yi 17 yildir oturdugu evden cikarmak isteyen ev sahibi, mahkemeyi de kazanamayinca kendince cozumler uretiyor ve kiracilarini rahatsiz edip evden kacirmak icin her yolu deniyor. Alt ve ust katlarina gayet kalabalik ve gurultucu komsular (!) tasiniyor. Alt kattaki kabadayi kendisini tehdit ediyor ve daha nicesi. Ama Levent Kirca polisten korktugu icin bir turlu karakola gidemiyor, en sonunda ailesinin zoruyla karakola gittiginde de Toros Canavari olarak yakalaniyor. Ama yakalanmasi aslinda o kadar da kotu sonuclar dogurmuyor:)


Oyunda en begendigim bolum, Levent Kirca karakola gittiginde ondan once bir adam sorgulaniyor, ama polisler onu bir turlu konusturmuyorla ki sorgulansin (!). Adam yerden yere yuvarlandi.Guzel bir sahneydi, hem sorgulanan adam hem de polisler gayet iyiydi.

Begenmedigim tarafi ise; Levent Kirca'nin bazi mimiklerine ya da vucut hareketlerine insanlar guluyor diye uzattikca uzatmasiydi.( Tabi bu olayla ilk kez bu oyunda karsilasmadim)


Ama yine de Olacak O Kadar'daki oyunculari gormek ve Levent Kirca'nin o yasinda (daha dogrusu yasi cok olmasa da cok yipranmis ve yaslanmis gorunuyordu) bu sekilde bir performans sergilemesi de alkisi haketti.


*Biletimizi ticketturkten aldigimiza pisman olduk, hem giseden de rahatlikla yer bulunuyordu, hem de bi problemden dolayi biletimiz basilamadigindan gisedeki gorevlinin ismini soyleyerek (sanki bedava izlicekmis gibi) salona girmek zorunda kaldik. Problem nerden kaynaklandi bilemiyorum ama sinir oldum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...