26 February, 2008

Şahane



Cumartesi gecesi Ghetto'da Şahane isimli bir etkinlik vardı, kardeşim de görevli oldugundan biz de katılma ihtiyacı duyduk.Pişman olduk mu? Hayır:) Gayet güzel bir mekandi kendisi. Galatasarayın karşı arasında bulunan kaliteli, içkinin pahalı oldugu bir yer:) (Gerçi içki pahalıydı ama çok fazla sarhoş insan vardı, hiç katlanamadıgım görüntü!)




Şahane, gayet interaktif bir sanatsal etkinlikti. Etrafta fotograflar, resimler. Yemek yarışmaları, canlı müzik grupları ve genç tasarımcıların defilelerinin oldugu. O kadar sanatsaldı ki, bazen o sanatcıların nelerden esinlendiklerini merak etmeden duramadım. (tabiki matematiksel bir bölümden mezun olan bir insan olarak çok fazla sosyal gözle bakamayabilirim ama göz var nizam var yani:)) Her tasarımcının 4-5 mankenin sergiledigi kıyafetlerden oluşan mini defilesi oldu. bazıları gayet hoştu, ama bazıları, yani kıyafetlerin bir yanlarını kesip biçmişler, garip garip hatta bazen komik şekilde görüntüler kaldı bize...



Bir diger köşede de bir çok kostumun ve perukanın yer aldıgı kıyafetler vardı ve giyinip fotograf çekilebiliyorduk, bol bol komik komik fotograflarım oldu (ki benim için gecenin en renkli kısmıydı:))

****
Persepolis'i izledim, korktum:( Yıllarca Iran'ın rejim degisiklikleri ve bu degisiklerden etkilenen bir aile anlatılıyor.Aslında aileyi izlerken bütün ülkeyi de görüyoruz. Böyle bir konuyu animasyonla anlatan daha güzel bir film olamaz sanırım..

İzleyin, izletin..

****
Birkaç haftadır Istanbulda bedava gazete dagıtılmaya baslandı.özellikle meydanlarda elinde gazete sizin peşinizden koşturuyorlar. İlk çıkan Gaste den sonra şimdi bir de 2. si çıktı. Önceleri amaan deyip almıyordum.Herkes gibi niye bedava, reklam için birkaç günlüğüne mi.Ya da ideolojisi ne, sahibi kim vs diye düşündüm..Ancak bir iki kere okuduktan sonra bazı sayfaları ilgimi çekti. Kültür sanat haberleri çok fazla, hııı bi de yemek tarifi falan kesiyorum:) Politikaya pek girmeyen bir gazete.Cok fazla yorum yok sadece haber. Yine de sabah yolculuklarımı daha çekilir hale getirdi. Ondan sonra da ikinci bedava gazete ortaya çıktı (20 dk isimli) Şimdi 2 gazete dagıtıcısı birden peşinizden geliyor:) Ama 20 dk akıllara zarar. En cok magazin ve dramatik haberlerle dolu.. Baskı kalitesi de felaket..
Yani sabahları biz önden gazete dagıtıcıları da arkamızdan, komik görüntüler var meydanda:))





22 February, 2008

"Manevi Mirasım Akıl ve Bilimdir!"

" Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır... Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur... Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar." *


Mustafa Kemal

* Bugun tarihli Cumhuriyet gazetesinden alınmıştır.

21 February, 2008

Sabır sabır ya sabır

Neden herkes son zamanlarda bu kadar sabırsız anlayamıyorum. Patlamaya hazır bomba gibiyiz. Arkadaslarım arasında garip şeyler oluyo ve ben yanlarında degilim diye elle tutulur bişey yapamıyorum.. İnsan bazı anlarda çok küçük bir kıvılcımla, çok saglam ipleri koparıveriyor farkında olmadan..

Neyse boşuna üzücü şeyler yazak istemiyorum buraya. Gerçek hayat zaten yeterince zor, bari blogda bunlardan bahsetmeyelim dimi..

O yuzden son zamanlarda çok sevdigim bir şarkıyı ekliyorum aşagıya. Badem & Özlem Tekin düeti. Çok güzel olmuş bence:)

20 February, 2008

Kar


Karlar eridi bize de evimizin önündeki parktan bu görüntüler yanımıza kar kaldı..
**Gerçekler önemli degildir. Eger hayaliniz yeteri kadar büyükse, gerçekleri de değiştirirsiniz..
Ty Boyd

16 February, 2008

Nothing's gonna change my world




Baktım da yine günler gecmiş. Ben bu süreçte işimle ilgili sıkıcı ayrıntılarla bir de griple ugraştım.. Hasta yatagımdan kalkınca da uzun süredir özlemiş oldugum kebabı yemeye gittim:) Aslında Adana Kebap'ı yerinde yemek lazım kanaatindeyim ama Yüzevler 'in İstanbuldaki şubesi bu konuda çok iyi. O kadar özlemişim ki, masada oturdugum sürede agzım boş kalmadı. Mezeler, lahmacun, pide ve sonunda kebap-şalgam..En son soda içip öyle kalkabildim ancak:)





Geçen Hafta Broken Flowers'ı izledim. Tam bir hayal kırıklıgıydı bence. Biraz fazla beklentim vardı herhalde filmden.Bill Murray'a isimsiz bir mektup geliyor ve 19 yaşında oglu oldugunu ögreniyor. 20 yıl önceki sevgililerini dolaşıp hangisinin oglu oldugunu anlamaya çalışıyor. Ama film elinde pembe çiçeklerle dolaşan, boş boş bakan bir adamın anlamsız günlerinden başka birşey göremiyoruz filmde. Güzel olan tek yanı yardımsever kapı komşusu ve onun çektigi cdlerden duydugumuz müziklerdi:)




İzlenmeyi bekleyen çok fazla filmim var, sırayla başlamaya gidiyorum ben. Şimdilik bu kadar. Ben de buralardayım unutmayın diye bi şeyler yazayım dedim. Hoşçakalın:)


** Sabahtan beri kar yagıyor burada ve ben bu konuda Adanalı olmamadan kaynaklanan bir özlemle (görgüsüzlükle) pencerenin başından ayrılamıyorum..

06 February, 2008

animals

Belki bir kaç gün buralara pek ugrayamam diye cok sevdigim bir klip koyiim dedim...

** Adanadan annem geldi.. Evde bir bayram havası:)

04 February, 2008

Dali



Genel olarak resim konusunda çok fazla bilgi sahibi bi insan degilimdir. Lisede iyi resim çizmek dışında bir deneyimim yok. Ama bazı resimlere bakınca kimin yaptıgını merak ederim. Lisede aylık yayınlanan bir dergide Salvador Dali'nin bir resmini gördüm ve öyle tanıştık onunla.. (yukarıdaki resim degil, istedigim resmi bulamadım).Ben bilmiyordum tabi onun kült hayatını ve bir çok güzel sanatlar ögrencisinin idolü oldugunu:P Sonra başka yerlerde de görmeye başladım akan saatleri. Hatta bir gün Adana'daki vazgeçilmez Pub'ımız Gümüş At 'ta bile karşılaştım. Geçenlerde de işte Radikal gazetesini okurken bir kitapla karşılaştım (Dali'nin Sihirli Dünyası), en kısa zamanda almalıyım dedim. İşte konusu:


'"Ben, büyük ressam Salvador Dali Domenech. Çoğunuz, beni tablolarımdan ve bıyığımdan hatırlayabilirsiniz. Peki küçük bir çocukken ne yaptığımı öğrenmek ister misiniz? O halde dikkatle okuyun."


Meğer, uzun kıvrık bıyıklı, deli bakışlı çılgın ressam olmadan önce, yani çocukluk yıllarında da öyle halim selim bir ufaklık değilmiş aslında. Yani Dali'nin Dali olacağı çocukluktan belliymiş. Sürekli yaramazlık yapan, hep kendisiyle ilgilenilmesini isteyen, çok ciddi bir adam olan babasının da pek söz geçiremediği bir çocukmuş. Ne okul umrundaymış ne başka bir şey, tek tutkusu tavanarasına kapanıp saatlerce resim yapmakmış. Nihayetinde babası oğlunun kendisi gibi bir noter olamayacağını anlayıp onu Madrid'deki güzel sanatlar okuluna yollamış. Salvador burada, Gabriel garcia Lorca, Louis Bunuel gibi ileride her biri büyük sanatçılar olacak arkadaşlar edinmiş, okuldaki ortamdan çok memnunmuş ama hocalarına karşı isyankâr tavırları yüzünden okuldan atılmış. Okula devam etmese de resim yapmayı sürdürmüş Dali. Yazıları, resimleri, desenleri derken genç yaşta Madrid'de dikkat çekmeyi ve ün kazanmayı bilmiş. Aslında onun yaşamı hep bu dikkat çekmek ve ün kazanmak tutkusu üzerine kurulmuş. Daha gençlik yıllarında hiçbir şey yapmasa kulağının arkasını boyayan, daha da yaşlandıkça toplantılara dalgıç kıyafetiyle, ekmekten bir şapkayla ya da bir file binmiş halde ya da arabasını brüksel lahanası doldurup giden ve her defasında küçük bir skandal yaratmayı bilen bir çılgın olarak kalmış Dali. yirmi beş yaşında aşık olduğu Gala'dan hiç ayrılmamış, pek çok tablosunda onun resimlerine yer vermiş, Gala ve Dali bir ikili olarak tanınmışlar hep yaşamları boyu. Salvador Dali'nin gerçeküstü resimleri de yaşamı gibi çılgın tabii. Camamber peynirinin erimesinden esinlenerek yarattığı akan formlar, eriyen saatler onun gerçeküstü resimlerinin biricik ve görülmemiş kendine özgü figürleri olmuş. Dali, kitapta bunların hepsini birer birer anlatıyor bize. Önemli resimlerini de tek tek, ayrıntılarına dikkat çekerek tanıtıyor. En meşhur resimlerinden biri olan, 1944 tarihli 'Gördüğü Rüyadan, Bir Arının Nar Etrafında Uçuşu, Nedeniyle Uyanmadan Bir Saniye Öncesi'ni New York yıllarında nasıl yaptığını anlatıyor. Sonra da resmin detaylarına dikkat çekip rüyayı gören kızın Gala olduğunu, ağzından kaplan fışkıran balığın arıyı, tüfeğin arının iğnesini simgelediğini, örümcek ayaklı filin daha sonra pek çok heykelini de yaptığı, çok sevdiği bir figür olduğunu anlatıyor. Sayfaların sonlarına eklenen küçük notlar var, 'Merak ettikleriniz' diye. Orada da Dali'nin çocukken babasıyla topladıkları deniz kestanelerine takıntılı bir merakı olduğu, hayatına Gala girmeden önceki ilk yıllarında en çok resmini yaptığı kişilerden birinin kız kardeşi El Beti olduğunu öğreniyoruz. Eğitsel faliyetler bölümünde oyun hamuruyla Dali figürleri yapmak, sandalyeleri dönüştürmek, Dali gibi tuhaf ekmekler yapmak için tuhaf fikirler var ki, gönlünde bir Dali olma sevdası uyananlar için tatminkar oyunlar bunlar... "buradan" okuyabilirsiniz. (*)
* Teşekkürler Esin ve Deniz:) önce aynı sayfada bir açiim sonradan ikinci aşamaya geçerek Deniz'in tarifini uygulayacagım..
** Fikret Mualla'yı da merak etmekteyim:)

03 February, 2008

Lucky Luke




Bu hafta büyük bir heyecanla sinemaya gittik, yeni açılan Cinebonus'ta iş çıkışı stres atmak için Redkit'i izledik..İlk salona girdigimizde bir sürü çocuk oldugunu gören abim 'Alla alla Redkit büyüklere göre, niye bu kadar çocuk var ki?' dedi ama çıkışta niye oldugunu anladık. Tam bie çizgi filmdi. Kitaplarındaki kovboy ruhunu bulamadık:)


Bi kere gölgesinden bile hızlı silah çeken adam neredeyse hiç silah tutmadı. Ayrıca seslendiren kişi de 'Köksal Engür' degildi, ki kulaklarımız yadırgadı.. Ben hep sevgilim yüzünden böyle oldum aslında. kendisi işi yüzünden bu konulara çok duyarlı oldugundan yıllardır ne zaman film izlesek beni sözlüye kaldırır 'bu ses kimin' diye. Ben önceden hiç dikkat etmezdim. (Tabi bazı sesler vardır ki mesela redkit, ya da fred çakmaktaş gibi, mutlaka bilirsiniz ve başka sessi yadırgarsınız) Ama onun dışında ben mutlu mesut filmimi izlerdim..Ama onunla birlikte sinemaya gidince bazen filmin ortasında o da bulamaz adamın ismini sonra bana sorar, hani şu filmde şu rolde oynuyodu neydi adı diye:)) Ben de işte daha hassas oldum bu konuda.



Filme dönersek: Joe'yu ise Peker Açıkalın seslendiriyordu ki gayet başarılı olmuştu. Ayrıca Avarel her zamanki gibi beni çok güldürdü.. Ben tüm kitaplarını okumadım ama tecrübeli biriyle gidince ögrendim ki tüm kitaplarındaki maceraların bir kolajıymış (ve ben olaylar olmadan ögrendim ne olacagını:P ). Bütün karakterler vardı.. Hoş vakit geçirdik mi: evet, ama istedigimizi bulamadık kısaca.. Bence boşuna para vermeye gerek yok yani.. Bilginiz olsun..




P.s. Bu arada Dizimax'i bekleyemedim ve Lost'un 4. sezonunun ilk bölümünü bulup izledim.. İnsanın elinde diger bölümlerinin cdsi olmaması ve 1 hafta beklemesi ne kadar kötü bi duyguymuş anladım:(

01 February, 2008

Nefesimi Kesecek Anlar

Blogumu acarken hiç yeni arkadaşlar edinecegim aklıma gelmemişti, öylesine bir köşeye bi şeyler karalamak için ve başka blogları okumak için açmıştım. Ara sıra da bi şeyler karalıyordum. Bigün bloguma tanımadıgım birisi yorum bıraktı..Sonra baktım diger postlarıma da bi şeyler yazmaya başladı. Sonrasında bu kişi bıraktıgı her yorumuyla ne kadar sıcak biri oldugunu belli eden, yüzümde kocaman gülümsemelere sebep olan, sayfasına girmeden duramadıgım ve sayfasından yeni kişilerle de tanıştıgım biri oldu. Eveet söylüyorum: Deniz . Kendisi şimdi de beni mimlemiş. Böylece ilk kez mimlenmiş oldum ben de kendimce yanıtlar verdim: İşte aşagıda..

Kaç tanesinin gerçek olacağını gelecek yıllarda göreceğimiz nefesimi kesecek anlar'ım

- Ulkemin daha yasanabilir bir hale gelmesi
- Bir bebek (daha yeni evlendim ve cok var ama eminim nefesim kesilecek:)

- Icinde tarçınlı kurabiye ve kahve kokuları olan bir kitapçı dükkanım olması
- Foça'da bahçeli bir ev sahibi olup sabah kalkıp topraga basmak, (su derdi olmadan) bol bol çiçekleri sulamak
- Bi sürrü bi sürrü ülke görmek, en başta da Türkiye'yi köşe bucak gezmek..
- Güzel fotograflar çekmek..
- Uzuun bir mavi yolculuga çıkmak

Hemen yapabileceğim halde yapmayı neden beklediğimi bilmediğim nefesimi kesecek anlar'ım

- Daha sık seyahat edip ailemi ve arkadaşlarımı daha sık görmek
- Bir fotograf kursuna yazılmak
- İtalyanca'mı ilerletmek konusunda daha istekli olmak
- Yediklerime dikkat edip biraz kilo vermek
- Sevdigim bir grubu canlı dinlemek
- Şeker hamuruyla pasta yapmayı ögrenmek

Bir daha dünyaya gelsem ve seçme şansım olsa nefesimi kesecek anlar'ım

- Emre ile yine tiyatro kulisinde ya da başka herhangi bir yerde tanışmak ve evlenmek.
- Şimdiye kadar bateri, gitar ve ud (ve kudüm) çaldım konserlere çıktım ama eger tekrar dünyaya gelseydim bir enstrümanı seçip virtüoz olmak isterdim.

- O enstrümanla senfoni orkestrasında solist olmak
- Simon & Garfunkel' ın bir konserinde bulunmak
- Sevdigim herşeyi çok çok yiyip hiç hiç kilo almamak:)
- Bir kere de olsa helikopter ya da uçak kullanmak..

İşte aklıma ilk gelenler bunlar, eminim daha çook vardır:) Eger cevap vermek isterlerse ben de Esin'e, Defne'ye ve Pastanino'ya atıyorum topu..

P.s. Bu arada gönüllü bir arkadaş bana link vermeyi ögretebilir mi:P

27 January, 2008

Hersey Sevgiyle Baslar

Bülent Ortacgil sarkısı eşliginde post yazınca baslıgını da bu sekilde koydum ama uyumlu da oldu hani.Aslında yemek ve pastayla ilgili bi şeyler yazıcam. Ama yeni bir kac püf noktası keşfettim, herkesin önceden bildigi bişey aslında :anladım ki gerçekten 'emek olmadan yemek olmaz' lafı ne kadar dogruymus.Uzun yıllardır yemek yapıyorum aslında ben, annem yıllardır calıstıgından evin küçük annesi bendim:) Pasta filan yaparken de zaman konusunda hep sıkıntı oldugundan küçük ayrıntılara çok da fazla önem vermezdim açıkçası.( Yagı önceden çıkarmak, unu eleyerek eklemek vs vs)


Sonra pasta konusunda birçok şeyi uygulamalı olarak sevgilimin annesi ögretti:) Universiteyken onlara gittigimde ev hanımı bir annenin evindeki kokuların özlemini de giderirdim böylece..Yedigim nefis pastaların yapılışını da hep ögretmiştir sagolsun.. Ee şimdi o yuzden sevgilime yemek, pasta yaparken deneyimliyim bu yüzden:)Her haftasonu çok özenerek bir yemek ya da pasta deniyorum..


Geçen hafta onun çok sevdigi elmalı tart pişirdim. Hem de çok özenerek, tüm püf noktalarını uygulayarak.. Gerçekten de şimdiye kadar yaptıgım en güzel tart oldu.. Pisi de parmaklarını yedi:)) İşte bu yüzden her işte oldugu gibi yemek yaparken de, özenerek yapınca tadı bir başka oluyor.(aynı malzemeleri koysak da !)


İşte M.annemin tarifiyle benim tartım:))


Malzemeleri:
2,5 su bardagı un
2,5 fincan toz şeker
1 yumurta
1 pkt margarin
1 pkt kabartma tozu
Limon kabugu rendesi

Harcı için: Elma rendesi (ben 3 tane kullandım)
Ceviz
Kuru üzüm (ben koymadım)
Tarçın
Toz şeker


Hamuru yogurduktan sonra ikiye bölerek yarısını yaglanmıs yuvarlak borcama serip üzerine harcı ekleyerek diger yarısını da kafes şeklinde (ya da rendeleyerek) üzerine ilave edip 170 derecede 35-40 dakika pişiriyoruz.Fırından çıkınca üzerine pudra şekeri serpip afiyetle yiyoruz:))



Üstüme gece cokmus
Ama içim ışıl ışıl
Beklerim ta sabaha kadar
Beklerim de
Geceyi değiştiremem
Gecenin gücü beni aşar
Herşey anını bekler


Hadi gel senin zamanın artık
Yürüsene benim ile
Hadi gel senin zamanın artık
Senin zamanın artık*


*(Bülent Ortaçgil- Nükhet Ruacan yorumuyla)

23 January, 2008

Stacey Kent


Biraz gec oldu ama tesadufen kesfettim kendisini..Insanin icini oksayan bir sesi ve sarkilari var.


Ben cok sevdim:))




***What a wonderful world yorumu da guzel:))

21 January, 2008

Neler oluyor?

Yine uzun suredir guncelleyemedim blogumu, bu surecte olan gelismeler sunlar oldu ki:

16 Ocak'ta İspanya dönüşü Esenboğa Havalimanı'nda bir açıklama yapan Başbakan RTE, türban tartışmaları için, ''Türkiye hala bu sorunu çözemiyorsa, bu özgürlükler noktasında ciddi sıkıntıdır. Bunu beraber aşarız. Yeni anayasayı beklemeye de gerek yok. Bunun çözümü çok kolay. Otururuz beraberce mutabık kaldığımız bir cümleyle bu çözülür" dedi.
(Uzuldum)

Ecevit'in arsivinden cikanlar:1961'de askerler Kürt sorununa çözüm üretmek üzere bir "Doğu Grubu" oluşturdu. Bu grup, bir "Doğu Raporu" hazırladı. Yıllar sonra, o koalisyonun Çalışma Bakanı Bülent Ecevit'in arşivinde bulunacak bu belgedeki "yapılacaklar listesi"nde göç önerisi vardı: "Bölgenin, kendilerini Kürt sananlar lehindeki nüfus strüktürünü Türk lehine çevirmek için, Karadeniz sahillerindeki fazla nüfusla, memleket dışından gelen Türkleri bu bölgeye yerleştirmek, kendilerini Kürt sananları bölge dışına hicrete teşvik etmek..."
(Daha bu sorun ne kadar surecek, kac kisi olecek, ne zaman cozum bulunacak acaba)

(Yeni satilan iktidar yanlisi kanalda cekilen diziye son verildi. Sinekli Bakkal dizisi yayindan kaldirildi basrol karakteri takkeliymis..Kimse bu olaylarin 1920 lerde yasandigini goz onune almiyor, cunku gunumuzde Istanbul'da hala takkeli insanlar var malesef..)"Şemsi İnkaya şöyle konuştu: "Durum mahalle baskısından sonra artık kanal baskısına döndü. 5'inci bölümünden sonra zaten dizinin bitirildiğini öğrendim. Yöneticilerin akılları başlarına diziyi izledikten sonra gelmiş. Bu kadar yıldır oyunculuk yapıyorum, bu durum çok acı geldi. Halide Edip Adıvar gibi bir yazarın 1920'li yıllarda geçen, kadın haklarını koruyan bir hikâyesini çekiyoruz ve bize 'Hayır' diyorlar. Demek ki, o dönemden bu döneme hiçbir şey değişmemiş."
(Diziyi izlemiyorum ama cok komigime gitti bu haber, olabilir mi boyle bisey.. Tabi kimse izlemesin takkeli insanlari, acaba gercek hayatta yakinda daha fazla gorecegiz bunlari etkilenmeyelim diye mi??)

"Youtube yine kapatildi, sanirim tekrar acildi (emin degilim)"

"Borsa endeksi dustu, dolar yukseldi, piyasalar her zamanki gibi altust"

"Buyuk bir haber sitesi turbanla ilgili bir anket yapiyor, sonuclar ne kadar guvenilir bilemem ama korkunc oldugu kesin" (Isterseniz siz de oy verin Haberturk'te)

"Dusen Isparta ucagindan sonra hemen hergun gazetelerde ucaklarla ilgili bir haber var: Ucak ker temizleme aleti yuzunden piste inememis tekrar havalanmis, ucak istanbul'a geri donmus, baska bir ucakla ucusa devam edilmis vs vs vs"

"Zaten birbirini vuran vurana hergun.Karisinin sevgilisi kocayi olduruyor, kocasinin sevgilisi katil tutuyor vb"

"Kus gribi geri donebilirmis"

"31.12.2007 itibariyle nufus sayimi aciklandi ve Istanbul nufusu 12 milyon cikmis.(Acaba kayitsiz olan nufus kac kisidir?)"

Neyse sabah sabah icim karardi blogumu da kararttim ama napiimmm, karanlik gunler yasiyoruz:(

14 January, 2008

Fuar ve Adana




İstanbul, Bursa ve İzmir’de her yıl kitap fuarları düzenleyen TÜYAP, geleneği 15 Ocak’ta ilk kez Adana’ya taşıyacak. 100 yayınevi ve 300 yazarın katılacağı Çukurova Kitap Fuarı’nda söyleşi, panel, sergi, şiir dinletisi gibi toplam 60 etkinlik yapılacak. Altı gün sürecek fuarın tamamına katılacaklar için Adana; Seyhan Nehri ve Gölü, tarihi evleri, nehir kıyısındaki yürüyüş yolları, şırdancıları, kebapçıları ve ciğercileriyle güzel bir gezi vesilesi. (Hürriyet Gazetesi, cuma eki..)

Düşündüm de, yıllar önce kardeşim İstanbulda okurken buraya geldigimde, saldırırdım her yere gitmek, her faaliyeti görmek için..Birinde Kanlıca'dan Tüyap kitap fuarına gitmiştik..Coook uzun bir yolculuktu.Ama degmistii.. Cok guzel kitapları cok ucuza almıstım..Hele de hafta içi bir gün olması, cok kalabalık olmayan bir ortamda saatlerce kitapların arasında gezme zevkini yaşatmıştı bana..Gazetede okudum, bu yıl ilk defa Adanada olacakmış kitap fuarı, keşke orada olsaydım da gidebilseydim..2 yıldır burada yaşıyorum ama daha önce misafir olarak geldigim kadar gezemiyorum...İşte küçük şehirde yaşamanın ayrıcalıkları bir başka güzel:)






*Bi kere gün içinde bir çok plan yapıp, bir çok yere gidebiliyorsunuz.

*Trafik nedir bilmiyorsunuz..
*(Özellikle de İstanbulu gördükten sonra) Hiç bir yer kalabalık degill..
*Herşey çok daha ucuz..(Gerçi giyim konusunda buraya haksızlık yapmayalım)
*Yeşil alan çok daha fazla..
*Herhangi bir etkinlik oldugunda (tiyatro, konser vs.) hemen haberiniz oluyor.Gitme şansınız buradakinden çok daha fazla oluyor..(Sevdigim bir çok ünlü her hafta bi yerlerde sahneye çıkmasına ragmen daha neredeyse hiçbirini izlemedim, ama Adanadayken öyle miydim:( )
*Gittiginiz kafe sayısı çok fazla olmadıgı için bir çok yerde tanınıyor ona göre bir hizmetle karşılanıyorsunuz.
*Alışveriş merkezi buralara göre az oldugundan mecbur dışarda plan yapıyorsunuz..
*Bir çok yere yürüyebiliyorsunuz..
*Daha anlayışlı insanlarla bir aradasınız..(büyük şehirlerde herkes patlamaya hazır bir bomba)
*Arkadaslarınızı ve akrabalarınızı daha az aksatıyorsunuz.
*Kendinize daha çok vakit ayırabiliyorsunuz.
*Yolda yürürken birileriyle karşılaşma olsılıgınız çok daha fazla..

Tabi bununla birlikte eksi yönleri de var, ama ben onları düşünmek istemiyorum:))
Adanayı özledim galiba yine.. (bir de kebabı - bulgur pilavsız olanından:))


**Ortadaki fotografı üniversitedeyken çekmiştim.Digerleri google'dan alınmıştır.

09 January, 2008

Honky Tonk Woman




Simdi bu baslik da ne, gecen postumun sonunda Rolling Stones'un bir parcasini koymustum ve bu kadar yorum yapilinca ben de yine baska bir parcasinin ismiyle baslik yazim dedim..(yine yorumlarinizi bekliyorum demek oluyor bu:))





Efendim dogum gunum gayet eglenceli gecti.Gunduz klasik olarak isyerindeki arkadaslarla pasta yedik.Aksam icin de saolsun biricik sevgilim ve kardesim bana guzel suprizler hazirlamislar.Cuma gecesi Bebek'teki Catz'e gittik, cok begendim, cok eglendim. Yemekler ve servis gayet guzeldi, yemegimin fotografini cekemedim cunku elektrikler kesikti..Sansima kufretmeye baslamistim ki sonrasinda geldi de yuzumuzu gorebildik.. Hava cok soguk oldugundan etraf bombostu..Trafik de gayet iyiydi, yani hersey yolunda bir dogum gunuydu aslinda benim icin..



Ayni aksamin gecesinde de hep birlikte 'Siki Dostlar' adli oyunu oynadik, tamamen komediydi...Oyunda oynayan her kisi hakkinda sorular soruluyor, siz de bilmeye calisiyosunuz, kim kimi ne kadar iyi taniyor onu anlamaya calisiyorsunuz ama cikan sonuclar cok sacma..Mesela bizim oyunda, o gece tanisan 2 arkadas birbirini cok iyi taniyor cikti!! Yani tamamen kisi hakkinda cikan sorulara bagliydi, cok sacmaydi ama biz cok eglendik...



Su yanda gordugunuz, biricik kardesimin bikmadan usanmadan dusunup hazirladigi calisma benim hediye paketimin uzerindeydi, ve bu resim benim dolabimi anlatiyor.Yillardir giyip vazgecemedigim ve bir turlu degistirmedigim basic esyalarim ve birakamadigim markalarimin logolarindan olusan bir calisma asmis uzerine, cok guldum..(altina da cook guldugum bi seyler yazmis, orasi da bana kalsin:))



Bu yil icin bazi kararlar daha aldim ki bunlardan biri de gardirobumla oynamak, basic esyalardan vazgecip, daha ucuk aksesuarlar almak.(tabi alirken, bunu neyle takarim, giyerim diye dusunmemek lazim ama bakalim uygulayabilecek miyiz)..Aslinda ben bu yil Italyanca kursuna devam etmeyi dusunuyordum ama hem yeni bir duzen kurdum, su anda maddi olarak sarsmasin hem de dinleneyim bir yil diye vazgectim. Ama naaaptimm? Dun spor salonuna basladiiimmm:)) Cunku bu yil kendime bakmaya karar verdim artik... Hem su calismaya (bilgisayar onunde oturmaktan baska bise yapmamaya) basladiktan sonraki kilolarimi veriim, hem de artik gobusume gule gule diyim istedim.. Isyerinden 4 arkadas gidiyoruz, ve umarim birbirimizi gaza getirip uzun sure devam ederiz. (Zira herkes cabuk skilirsiniz diyor, ama ben kararliyim) Bu arada dun kas, yag vs olcumu yapildi ve kas kutlem gayet iyi cikti, bu da bana ayri bir cesaret, guven bir sporcu havasi katti:)) Artik kimse beni tutamaazz....




Hem o aletlerde o kadar surunup ne kadar az kalori yakabildigimi gordukce, agzima lopur lopur attigim kalorileri dusunup vicdanim sizladi.. Simdi ogle yemeginden geldim, canim her zamanki gibi uzerine sekerli bir seyler istiyor.(cikolata, supangle vs vs)



...Hayir yemiceeemmm...

04 January, 2008

Yas gunum




Ben bugun dogdum:) Cook isim var yapmam gereken ama yine de icimde bir mutluluk var:))


Bu sarkiyi dinliyorum bi yandan da..



*Fotograf getty images'den alinmistir.

**Yeni yasimda yeni dilegim bu yil guzel fotograflar cekip blogumda sadece kendi fotograflarimi kullanmak:))

01 January, 2008

Yeni yıl


Insanın öğretmeninin doğa, kitabının insanlık ve okulunun yaşam oldugu bir gun gelecek mi?


Olacak mı öyle bir gün?

Halil Cibran (Vadinin Perileri isimli kitabından)




Herkese mutlu yıllar:)

29 December, 2007

Fındıklı Breçel

Ne zaman fırında bir yemek yapsam, aa fırın yanmısken sunu da bir yapıvereyim diyorum (sankı fırın çok zor yanıyormus gibi:)) Hafta içi akşamları genelde bi şeyler yapıyorum yeni tarifler deniyorum ama yapay ışıkta çektigim fotograflar çok güzel görünmediginden bloga ekleyemiyorum mecbur haftasonunu bekliyorum:P



Bu arada biz fotograf olayını abarttık, her boşlukta bi yere gidip bişeyler çekebilir miyiz diye düşünüyoruz..Henüz makinenin tüm özelliklerini öğrenemedim bile..E yavaş yavaş..Ayrıca yemek fotografı çektikçe, bir çok blogta gördüğüm fotografları çekmenin de ne kadar zor oldugunu anlıyorum.Çünkü takip ettiğim bazı bloglarda inanılmaz güzel fotograflar var ve kolaymıs gibi görünüyor ama hiç de kolay degilmiş..Daha çook acemiyim ben:P



En son, Fındıklı Breçel yaptım.. Bu tarifi Radikal'den çıkan Tatlı Kitap'tan aldım..(gayet güzel tarifler var sırayla denemeye çalışıyorum..)Breçeli ben ilk defa duydum bisküvi gibi bir kıvamı oluyor.Tadı benim çok hoşuma gitti..



Malzemeler



-250 gr margarin
-100 gr pudra şekeri (4/5 bardak)
-1 adet ymurta
-4 su bardagı un
-1 tutam vanilya
-1 çorba kaşıgı kakao (artırılabilir)
-1 adet yumurta akı (çırpılmış)
-100 gr ince çekilmiş fındık



Yapılışı



Margarini ve şekeri mikserle iyice çırpıyoruz.Yumurtayı ekleyerek çırpmaya devam ediyoruz.Unu vanilyayı ve kakaoyu da ekleyerek bisküvi hamurunu elde ediyoruz..Fırını 180 derecede ısıtıyoruz.Hamuru tezgahta açarak istedigimiz kalıpla şekil veriyoruz..Yaglı kağıt serili bir tepsiye yerleştirdikten sonra üzerine fırça yardımıyla yumurta akı sürerek çekilmiş fındık serpiştiriyoruz. Fırında yaklaşık 20 dakika pişiriyoruz..

*Benim kalıplarım kandil simidi şeklindeydi (ortası boş simit) gayet de güzel oldu..Çok kocaman parçalar halinde olunca böyle güzel olmazdı sanırım..

**içinde kabartma tozu olmadıgından pek kabarmıyor o yuzden de tepsiye dizerken çok fazla aralık bırakmaya gerek olmuyor.

***1-2 gün kaldıktan sonra da tadı gayet güzeldi.(Su anda 2 günlük ama kahvemin yanında gayet hoş oldu:)



Afiyet olsun...

27 December, 2007

Hayat


Hayat, cinsel ilişki yoluyla bulaşan ve ölümcül bir hastalıktır.

Ölüm oranı yüzde yüzdür.

L. D. Laing

26 December, 2007

Hediyelik


Yilbasi postumda hediye cekilisimizden bahsetmistim.. Evet bir cekilis yaptik, bana hediye alan arkadas isyerindeki en az samimi oldugum kisiydi.. Ama ben o kadar cok konusan biriyim ki ve de sabahlari birlikte geldigimizi de dusunursek, daha bana uygun bi hediye beklerdim ama oyle bir sey geldi ki, neyse ki iyi rol yapiorum da cok begenmis gibi davranabildim:P Simdi bende biliyorum hediye hediyedir, onemli olan dusunmektir vs, ayrica da boyle icinden gelerek degil de cekilis sonucu hediye almak cok daha zor farkindayim ama kardesim bu kadar da mi tanimiyorsun beni.. Simdi gelen hediye kahverengi siyah arasi icinden siril siril sular akan ve de pille ya da fise takarak calisan, ortasindan da tavernamsi degisik renklerde isiklar cikaran bir sus esyasiydi...Onun resmini buraya koymak isterdim ancak hala kutusunda duruyor.. (Bu arada eminim Bedbirds bu satirlarla ilgili ve hediyeyle ilgili cok dinledigim yorumlarini yapacak, biliyorum ama napiim yazmadan duramadim, bunlar da benim dusuncelerim:P)

Bu arada cekiliste kendimize bir alt bir de ust limit koyduk ki, herkese gelcek hediyeler ayni civarlarda olsun diye..(gerci bence bu kadar sinirlandirmak cok komikti ama yine de uyduk.. Bu arada bana diger gelen ve cok sevdigim hediyelerden bahsetmek istedim:) Su yandakini bana Dino aldi cok guzel bir kurabiye kalibi ve icindeki kucuk aparatlar sayesinde kalibin ortasindaki delik bi cok sekilde olabiliyor.. Cok kucuk, cok sevebilecegim, dusunulmus bir hediye:)) Tabi hediye almaktaki en onemli faktor karsindakini de iyi tanimaktir.. Iyi tanidigim birine cok kolay hediye secerim, daha onceki konusmalardan mutlaka aklimda kalmis bise vardir, gider onu alirim.. Zor durumdaysam ve karsimdaki kitap okumayi seven biriyse cook sevdigim bi kitabi alirim.(En basta Ayn Rand'dan Hayatin Kaynagi gelir..Sonra da aklimda kalan diger guzel kitaplardan biri) Biliyorum cok klasik bir hediye ama ben cok guzel bi kitap okudugumda, bunu kesin kardesim ya da su arkadasim da okumali vs diye dusunurum.. Eger kitap okumayi sevmiyorsa da mesela yilbasi icin tabu, puzzle vs guzel bir hediye olabilir.. Hediye alinacak kisi bir kiz ise aslinda isimiz cok daha kolaydir, zira sIk bir aksesuar, mudo conceptten, ikeadan ya da Tchibo'dan alinacak herhangi bisey, sevimli bir pijama vs.. bir suru secenek var.. Ama bir erkege hediye almak cok daha zor.. Eger ilgi alanlari fazlaysa yine sorun yok ama onun disinda tikanip kaliyorsunuz... (bu arada ben cekiliste cikan arkadasima Tchibo'dan aldim hediyesini, erkekler icin de gayet ilginc hediyeler bulunabiliyor)


Bu arada patronumuz saolsun herbirimize tek tek hediye almis..Kizlara pijamalar ve altlarina evde giyilecek babetleri erkeklere de parfum almis, hepsi de biribirinden guzeldi valla gozlerimiz kamasti:) Bir de ayni odada calistigim cok dusunceli bir arkadasimiz da hepimize hediye alip agacin altina birakmis (kimin biraktigi sonradan anlasildi)) Zaten onun herkese sectigi hediyeler herkese bireysel olarak dusunulup secilmisti.. bana yandaki 'sac'i almis cok guldum.. Henuz deneyemedim ama en kisa zamanda biseyler pisirecem:))






Kissadan hisse, bu hediye olaylari aslinda komplike, ama ben yine de cok severim hediye almayi da vermeyi de.. Bana gelen hediyelerden fiyat ya da marka degil ama beni dusunerek alinmis bir hediye beni inanilmaz mutlu eder:)) Bende alirken buna dikkat ederim:)) Cok da eglenirim..



P.s. Yilbasi ve dogum gunum yaklasirken bu nasil yazi boyle..Kimse ustune alinmasin lutfen:)

21 December, 2007

bayram


Benim canavarlarım Adana'dan geldii, guzel bir bayram geciriyorum..

Size de mutlu bayramlar....
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...