24 November, 2008

Kariye Müzesi





Geçen haftalarda bir arkadşımla birbirimize söz vermiştik. Ayda 1 kere buluşup İstanbulda hiç görmediğimiz yerleri görmeye. Hava vs şartlarını bahane etmeyip bu cumartesi ilk buluşmamızı gerçekleştirdik. İlk olarak Kariye müzesini görmeye gittik.. Açıkçası ben daha önce hiç duymamıştım burayı.. Onun merakı ilk rotamızı çizdi. Edirnekapı'da buluştuktan sonra okları takip ederek çok kısa sürede yürüdük. Köşeyi döndünce şu yukarıdaki manzarayla karşılaştık. Evlere bayıldım ben.. İçlerinden bir tanesini de gözüme kestirdim:))








Bu evlerin arasından yürüyüp sola dönünce müze karşınıza çıkıyor. Ortada turistler için çeşitli hediyelik eşyalar satan yerler ve çay bahçesi var. Tepeden manzara harika. İlk andan itibaren beklentilerimin üzerinde herşey.. Müzeye girmeden önce etrafında bolca fotograf çekildik. Cumartesi olmasına rağmen etraf bomboştu. Sanırım havanın durumunun etkisi vardı bunda. Müze girişi 15 ytl idi, ancak ben 20 ytl'ye müzekart aldım. Bir yıl boyunca da müzeleri ücretsiz gezme hakkım oldu.. Bu konudan da bahsetmek istiyorum. Müzekartın üzerinde isim soyisim fotograf filan görünce, yandık dedim, herhalde şimdi başvurup daha sonra alacağım. Yanımda fotograf yok diye de üzüldüm hatta ama hiçbirine gerek kalmadan kimliğimi alıp 2 dakikada müzekartımı basıp verdiler. İnanılmaz şaşırdım. Gerçekten bu kadar kolay olacagını sanmıyordum:)









Müzede düşündüğümden fazla turist vardı. Hepsi de çok yaşlı insanlar.. Biz olsak o yaşta yatıp dinlenmeyi tercih ederiz. Ama adamlar kalkıp buraya gelmiş, ellerinde rehber kitapları ve fotograf makineleri, her tarafı inceliyorlar.. Ben utandım valla, daha yeni varlığından haberdar olduğum yere kaç kilometre öteden insanlar gelmiş.. En çok da müzede hiç bir bilgi olmamasından utandım. Girişte ya da moziklerin önünde en ufak bir broşür, kitapçık, bilgi veren herhangi bir nokta dahi yok. Keşke ben de önceden iyice araştırıp gitmeymişim dedim.




Ben de eve geldikten sonra araştırma yaptım. Ayrıntılı bilgiye şuradan ve şuradan ulaşabilirsiniz:)

22 November, 2008

Çantam



Pembekalemcim çantamı açmam için beni mimlemiş.. Bende öncelikle çantamın bir fotografını koyuyorum. Sevgilim ilk evlilik yıldönümünüzde aldı.. Şu anda en severek kullandıgım çantam.




İşte aşağıda da içindekiler var:)




1- Rujlarım ve kremlerimle başlıyor. 3 renk ruj vardır hep çantamda..Pembe, kırmızı ve kahve tonu. (ani durumlarda tazelemek için) El kremi, fa deo-stick ve dudak kremim de yine gün içinde kendimi daha iyi hissetmem için yanımdalar..
2- Beni tanıyanlar iyi bilir, yanımda naneli sakız olmadan dolaşmam..Öğlen yemek yedikten sonra mutlaka ağzıma bi sakız atarım. Diğer meyveli olan sakız da biricik sevgilim için. Naneli sakız sevmediğinden ona da bu şekilde bir alternatif sunuyorum:) Mentollü olips de genelde kış günlerinde katılıyor bu ikiliye..
3- Bu bölümde de bozuk para cüzdanım ve diğer devasa cüzdanımı görüyorsunuz. İşte ben tam da bu yüzden küçük çantaya sığamıyorum. Küçük çantalar benim cüzdanımı bile almıyor.
4-Burada da çantamın olmazsa olmazı kağıt mendil+kolonyalı mendilim var. Yaz kış burnu akan bir insan oldugum için yanımda kağıt mendilim olmadan kendimi çıplak gibi hissediyorum. (Birkaç kere otobüsten inip mendil alıp, tekrar binip yola devam etmişliğim var) Mendillerin yanındaki ağrı kesici benim sayılmaz. Yani yanımda mutlaka olur ama genelde çevremdekiler kullanır. Ben nadiren ilaç içerim, onda da çantamda bulunmazsa sinir olurum, bu yüzden taşıyorum:)
5-Malesef bende 2 adet telefon kullananlardanım..
6-Ipodum. Müziğim. Yol arkadaşım:)
7-Aynam. Her daim çıkarıp baktığım sevimli nesne:) Yanında da tokalarım.. Saçı açıkken mutlaka yanımda olmalılar...
8-İşte son olarak not defterim. Bitirdiğim not defterlerine baktıkça hayatım gözümün önünden geçiyor..Bu da kimbilir kaçıncısı:)
Bunlar dışında, şarj aletim, flash discim, fişler-kredi kartı slipleri vs de oluyor ama estetik bozulmasın diye yoklar kendileri:))
Çantamın içi böyle, acaba Esin ve Dilek de açarlar mı çantalarını:P

18 November, 2008

Kitap Fuarı



İş çıkışı bir akşam kitap fuarına gitme şansım oldu.. Daha önce öğrenciyken, İstanbula gezmeye geldigimde karşıdan upuuzun bir yolculuktan sonra gelmiştim ve çok daha fazla tatmin olmuştum. O zaman çok kalabalıktı. Sanki daha güzel aktiviteler vardı.(Ya da sevdiğim yazarların imza gününe vs denk gelmiştim) Bu sefer bomboş bir fuarla karşılaştım.Belki de ben ters bir günde gittim. İndirimli kitap almak güzeldi tabii ama internetten aldığım fiyatlarla aynı gibiydi. Yine de duramadım, istediğim birkaç kitabı aldım.. Henüz hiçbirine başlamadım, hala Divan'ı okuyorum..


Gezi kitabına ve İş bankası yayınlarının Hamur işleri'ne bakıp postit yapıştırıp duruyorum.. En kısa zamanda gezilere başlamak ve kurabiyeleri denemek istiyorum:)

16 November, 2008

Pazar


Çok güzel bir kahvaltıyla başladıgım günü Lunapark ve Kartingle bitirdim:) Güzel bir Pazardı. Ofisimizde de yeni heyecanlar var, umarım güzel bir hafta olur:P

14 November, 2008

İndirim


Hotiçte %40 + gnctrkcll ile %25 indirim varmış. Ya neden bu indirimler benim kendime hakim olmaya çalıştıgım dönemlerde olur bilmem..Öğrenim kredisi geri ödemesi geldi, alırken ne de güzeldi:P Ben Hotiçe gitseydim şu yukardakini alırdım heralde:) Neyse size iyi alışverişler..

11 November, 2008

Misafir


Dondum..


Gecen hafta evimde bebekli misafirlerim vardi. Bloguma da sadece evde girebildigimden girebildigimden gecen hafta hic ilgilenemedim.


Her ne kadar sorumluluk benim uzerimde olmasa da oraya mi carpti, dustu mu, bisey mi oldu diye dusunmek ne kadar zormus. Kuzen Serkancik daha yeni ayakta duruyor, tam yuruyemiyor bile o yuzden surekli emekleyen bir minik vardi evde. Sakin hayatimiza gecen hafta bir renk geldi, ama benim de cocuk dogurmak icin daha coook zamana ihtiyacim oldugunu anlatti bana:))

04 November, 2008

Uc maymun


Gecen hafta izleme firsatim oldu bu filmi. Aylardir merak edenler arasindaydim. Begenip begenmedigim ise tartisilir.. Simdi oncelikle konusu itibariyle gayet klasik bir Turk filmi.. -Bu kisim spoiler icerir- Patronunun kazayla adam oldurmesi sonucunda Yavuz Bingol sucu ustleniyor ve hapse giriyor. Patronu da Yavuz Bingol'un karisiyla birlikte oluyor. Oglu bir gun yakaliyor ancak bilmiyormus gibi davraniyor. . Hatice Aslan gercekten guzel rol yapiyordu. Patronun nasil bir insan oldugu filmin en basindan belliydi, performansi iyiydi(Bu arada kendisi oyunce degil doktormus).. Yavuz Bingolu ben oyuncu olarak gormedigim icin onun yerine bir baskasi da olabilirdi. Yani oyunculuk acisindan en cok Hatice Aslani begendim.. Filmde Yavuz Bingol ve oglu surekli kaybettikleri cocuklarini sipir sipir sularla gelmis goruyordu, ama o cocuk neden öldü , niye surekli bir sipirti var, ben anlayamadim sahsen. Hii bi de annesi neden olen oglunu sallamiyor onu da anlamadim. Bir de filmde neredeyse soundtrack olacak kadar cok ayni sarkiyi duyduk. Hatice Aslanin cep telefonu Yildiz Tilbenin bir parcasi seklinde caliyordu ve o kadar uzun caliyordu ki kulaklarim tirmalandi durdu.. Yavuz Bingol hapisten ciktiktan sonra o da bir sekilde ogreniyor patronla karisi arasinda olanlari ama o da diger maymun oluyor.. Filmin sonunda oglu, patronunu oldurunce de kahvecinin ciragindan oglunun yerine hapse girmesini istiyor-
Belli bir sure sonra filmi sanki fotograf slaytlari izliyormus gibi izledim. Goruntuler gercekten guzeldi ve Nuri Bilge Ceylan'in fotografci kimligini de gayet net yansitiyordu. Ama bunun disinda cok fazla begendigimi soyleyemeyecegim. Hatice Aslan ve oglu arasindaki diyaloglari komik buldum.. Odul kazanmasinin bir sebebi de az konusma olmasi sanirim.. Ic konusmalar o kadar cok ki, siz oraya ne isterseniz yerlestirebilirsiniz..(yabanci bir dilde de olsa) Sanirim ben daha cok diyalog olan filmlerden hoslaniyorum. (Recep Ivedik gibi de degil ama!!- Ortalarda bi yerdeyim) Ama yine de gorun, kendiniz karar verin:)

30 October, 2008

Baykus





Yildonumumuzden 2 gun sonra da sevgilimin dogum gunuydu.. Gecen yil balayinda kaldigimiz otelde bulunan turistlerin yardimiyla eglenceli ufak bi parti yapmistik:)


Bu yil icinse Istanbulda bulunan arkadaslarimizi Baykus'a davet ettim..(Facebook sagolsun, onun sayfasindan bircok kisiye ulasabildim:P) Sevgilim sadece 5 kisi yemek yiyecegimiz saniyordu ancak herkes oraya geldi. Yine kucuk capta bir parti oldu.. Tabii birbirinden alakasiz insanlar da geldigi icin, ben once tereddut ettim herkes iyi vakit gecirebilir mi acaba diye ama neyseki hersey cok guzeldi.. Cok eglendim ve onun gozlerinin icinin guldugunu gormek beni daha da mutlu etti..







Baykus benim Istanbulda en sevdigim mekanlardan biri. Hani bazi yerlere gidersiniz de saatlerce hic rahatsiz olmadan oturursunuz ya. Iste burasi da oyle bi yer. Ustte bir asma kat var, bu tip gunler icin elverisli oluyor:) Yemekler guzel, fiyatlar uygun.. Yanda gordugunuz gibi tabaginiz iki parcaya bolunmus halde geliyor. Yarisi salata yarisi yemek olmak uzere. O gunde de bizi gayet iyi agirladilar:)












Gelenlere de ustte gordugunuz Beatles cd kapaklarindan olusan kurabiyeleri ikram ettim. (Sevgilim tam bir Beatles manyagidir) Ben de onun icin Pastaci'dan bu kurabiyeleri siparis ettim. Gayet de guzel oldu gercekten..Tatli bir gun gecirdik.. Gelen herkese tekrar tesekkurler:)

26 October, 2008

Arkadaslik odulu


Meripoint Ilkayim bana bu Uluslararasi Arkadaslik odulunu vermis. Heralde bloggerin kapandigi su gunlerde daha anlamli oldu bu yazi. Boyle guzel arkadasliklarimizin oldugu su site ulkemiz mahkemesi tarafindan kapatildi. Ama yilmadim ve ben de odulu Esin'e, Deniz'e, Yass'a ve Rahsan'a gonderiyorum.. Blog arkadasligimizin gercege donusmesi ve internetteki bu siteyi kapatan zihniyetin degismesi dileklerimle gonderiyorum:)

25 October, 2008

Zararlı bir Yazı


Gecen hafta Adanaya düğüne gidiyoruz demiştim. Adanada çektiğim en can alıcı fotografı eklemek istedim buraya**. O bir günde çatlayana kadar yedim hiç bir şey içimde kalmadı:) Hava da muhteşemdi şansımıza..Elem'e kebap yemege gittik. En sevdiğim tatlardan biri. Karataş yolunda salaş bir kebapçı. Ama çok fazla müdavimi var. Bu fotograf da orada çekildi:)Düğüne gelecek olursak sevgilim nikah şahidi idi..Bu arada gecen sene aynı günlerde ayni Nikah memuru bizim nikahımızı kıymış aynı fotografçı da fotograflarımızı çekmişti. Böyle komik bir ayrıntı da vardı. Yakın birinin düğünü olunca insan daha bi rahat ediyor. Ozanla yıllardır olan ilişkimiz çerçevesinde ev sahibi gibiydik öyle de davrandık.. Bu arada saçımı çok sevdim ve her açıdan fotografını çektim..Eğer burada da öyle bir yere gidecek olursam yaptırırım diye.. Henüz burada tam kafama göre bir kuaför bulamadım. Benim Adanada yıllardır gittigim kuaförüm öyle yaratıcıdır ki, sadece ne giyecegimi söylerim kendisi bir model bulur, şimdiye kadar da hiç pişman olmadım. Henüz saçımı hiç boyatmadım ben, bazen değişiklik olsun diye düşünüyorum ama saçlarımı henüz başkasına teslim edemiyorum. Neyse artık beyazlayınca mecbur kalıcaz heralde..

Kuaför muhabbetini geçersek, düğün çıkışında Bulvar Paça salonunda geceyi noktaladık..Orayı da özlemişim. O tadı burada bulamadım. (burayı okuyup ııggyyy diyenler vardır sanırım ama napiim ben sakatat severim, genlerimde var sanırım..) İstanbulda Saruhan var gidilebilecek en iyisi orası sanırım..

Neden her Adana gezimde yemeklerden bahsediyorum bilemiyorum.. Son olarak bir de dizi karakterinden bahsedip bitireyim.. Avrupa Yakasına yeni katılan Adanalı Dilber Hala son zamanlarda gayet popüler bir karakter, ben de yazmadan geçemedim..Çevremde çok sık görmesem de eskiden kalmış nadide karakterlere benziyor ve ben oyunculugunu ve şivesini çok beğendim. Kullandığı kelimeler (hoşşik, gadasını aldıgım, dipçik vs) aklıma bazı karakterleri getiriyor ki, heralde birçok kişiden fazla gülüyorum..

* Yukaridaki yazı öyle önemli ki, onu yazabilmek için siteme girdigimde mahkeme kararıyla kapatılmış oldugunu gördüm. Tabii canım böyle kötü örnek olan siteler kesinlikle kapatılmalı, hatta bence internet kesinlikle kapatılmalı. Tüm halka kötü örnek.. Ama yine fedakarlıktan kaçınmadım ve bir şekilde yazdım.. Neme lazım yakında bunu da bulamayabiliriz..

**Ktunnelden girdigim icin ekleyememistim, daha sonra isyerinden ekledim fotoyu..

20 October, 2008

Yildonumu


Bugun yildonumumuz:)


Cuma gunu iste olmadigimdan dolayi yigilan islerimi yaparken su cicek geliverdi:)


Cok mutlandim, masamda ve kalbimde cicekler acti:)

14 October, 2008

Abba

Artik su son postumu her gordugumde yeter yaziim diyorum ama bugune kadar geldik iste. Gecen hafta genel olarak skintidan patlamis olsam da soyle bir baktigimda Sali gecesini Hayal Kahvesinde Badem konserinde, Cuma aksamini da Istanbul Gosteri Merkezinde Mamma Mia izlerken gecirmisim.. Ama naapim sevgili blog, hava guzel, is stresli, ee dolayisiyla insan is disinda daha sosyal olmak istiyor. Cumartesi gunu dovme yaptirmaya karar vermis, is cikisi hep birlikte Taksime gitme planlari yapiyorduk. Ancak benim haftaya Adanaya dugune gidecek olusum ve sirti acik kiyafetim sonrasinda sirtimda kipkirmizi gorunen bir dovmenin hem pek hos durmayacagi hem de annemlerin (saglik acisindan) kiyameti koparabilecekleri aklima geldi ve bir sonraki aya ertelemek zorunda kaldik. Ama benim icimde kaldi Taksim’e gitmek. Ne zamandir gunduz gidemiyorum oraya ve ne zamandir da soyle rahat rahat pasaj gezemiyorum. Esin burada olsaydin kesin seni arayacaktim:) Ama kendime eslik edecek birini bulamadim (icimden de tek gitmek gelmeyince) evde uykulu bir vaziyette dolastim..

Gelelim konser ve gosteriye, Hayal Kahvesindeki Badem Konseri 22.30 da baslayip 00.30 civarlarinda bitti. Gayet eglenceliydi.(hafta ici olmasina ragmen) Saka maka butun sarkilari da biliyormusum haa. Eee eslik ettigin konser daha bir guzel oluyor. Hele bi kac Miller dan sonra:) Her zamanki gibi fotograf makinesini tasimaya usenip goturmemis olan ben, Bedbirds’un telefonundan yararlanip su yukardaki fotografi cektim, burdan kendisine tesekkuru borc bilirim:P



Cuma aksami ise is cikis tum ofisce once Bakirkoy Midpointte eglenceli bir yemek yedikten sonra Mamma Mia’yi izlemeye gittik. Iyi ki de gitmisiz. Hayatimda izledigim en muhtesem seylerden biriydi. Annesinin eski gunlugunu okuyarak tahmini 3 baba adayini kendi dugunune cagiran Sophie'nin hikayesini izledik. Gosteri boyunca soylenen Abba sarkilari ve muhtesem sesler ise beni kendimden gecirdi. Canli muzik de muhtesemdi. Tum gosteriyi agzim kulaklarimda izledim yani.. Ama tabi oraya giderken oturulacak yerleri iyi secmek gerekiyor. Internetten bakinca guzel gorunuyor ama bi sonraki seferler icin tecrube oldu bana.Cikis kapilarindan birine yakin oturuyorduk ve gosteri basladiktan sonra da seyircileri almaya devam etmeleri tum dikkatimizi dagitti. Bir de arkadan tatli tatli bir ruzgar esiyordu ki, acik havada izlemis etkisi yaratti bize..Hi eger gidecekler olursa metroyla gitmelerini tavsiye edebilirim cunku araba trafigi felaket kotuydu..

*Muzikalin sonunda (yanda) Sophienin annesi ve arkadaslarinin soyledigi sarkilar ve (klasik olarak) Merhaba Istanbul, Bir daha ister misiniz diyerek inleyen 'evet' sesine karsilik tekrar yasanan cosku da gorulmeye degerdi.

*Bundan sonra arkadaslarimi ne sebeple olursa olsun ihmal etmemeye karar verdim. Zaten su sehirde cok fazla arkadasim yok, onlarla da is, trafik vs vs bitmeyen tukenmeyen bahaneler sebebiyle cok az gorusebiliyordum buna bir son verdim.

*Bi de cesitli sebeplerle kapattigim feysbukumu yeniden actim bazilariyla tek iletisim kanali oldugundan..

* Gelecek hafta hem evlilik yildonumumuz (1 yil ne cabuk gecti:) ) hem de sevgilimin dogum gunu, ne alacagima hala net olarak karar verebilmis degilim, cildiracam..

* Cuma gunu tek gunlugune Adanaya gidiyoruz. Ozan evleniyoor. Sevgilim de nikah sahidi oluyor.. Ne kadar cok dugun oldu su siralar:))

07 October, 2008

Bunu biliyor muydunuz?

''Mahsun Kırmızıgül’ün avukatı, müvekkilinin kişilik haklarına müdahale ettiği için aralarında dünyanın en büyük sinema veritabanlarından biri olan imdb.com’un da bulunduğu 4 sitenin kapatılmasını istemiş. Savcının sitenin adını imdb değil imbd yazması sayesinde bir ayıptan daha kurtulmuş olduk.''*



*Cumhuriyet gazetesinin hafta sonu ekinden alındı..

05 October, 2008

Bayram-Adana




Yine duramadık -hiç durur muyuz- Adanaya gittik ama bu sefer hiç kimsenin haberi olmadan.. Son anda karar verip arabamızla uzun bir yolculuk yaptık.. Yol şartlarına rağmen güzel bir yolculuk oldu. Annemler şok oldular gördüklerinde.Annemin açtığı tatlılarla yine midemiz bayram etti...Turşumuzu, salçamızı, yeşil zeytinimizi toplayıp döndük evimize:))








Yolda şu kitabı bitirdim. Sabahattin Ali'nin diğer kitaplarını da almaya karar verdim. Tarafımdan tavsiye edilir:)

27 September, 2008

Bayram

Cumartesi sabahı da erken kalkıp çalışmış olmanın verdiği yorgunlukla, henüz tatile girdiğimizi idrak edebilmiş değilim. Bi de bilgisayarımı alıp getirdim eve...Umuyorum bayram günlerinde açmak gerekmez:) Planlarımız var. Umarım güzel yazılarla dönecem..

İlham perileri hep bilgisayardan uzakken yokluyor başımı..

24 September, 2008

Can Dündar'dan

.....bakımlı olmakla akıllı olmak yarıştırılıyor. Sonuçta fiziken “göbeği, poposu, memesi, çıkıntısı olmayan” ve çıkıntılık yapmayayım diye soru bile soramayan bir nesil geliyor.Toplama kamplarına üste para vererek gönüllü yazılan, kendine ve şişmanlığa hakaret ettirerek motive olan, çıkıntısızlığı hayat gailesi haline sokan, giderek küçülen bedenlerden bir “toplu ordu”, verdikleri kilolar ve aldırdıkları yağlarla böbürlenerek ve gerdirdikleri derilerden yapılma yeni ırkçılığın bayrağını taşıyarak üstümüze geliyor.“Toplu” hareket etmeliyiz.Kültürel genlerimizdeki balık etine yeniden alışmanın, bedenlerimizle barışmanın zamanıdır....



Tamamını buradan okuyabilirsiniz:)

20 September, 2008

mp3 player



İlk mp3 playerimla tanışmam 2005 yılına tekabül ediyor.. Para biriktirip (o zaman çok daha pahalıydı tabii) Creative'in 256 Mb lık bir modelini almıştım bu zamana kadar da kullandım. Herşeyinden de %100 memnundum ama hafızası artık az gelmeye başladığından, daha doğrusu artık öğrenci olmadığım için şarkıları çok sık güncelleyemediğimden, sevgilimin Phllips'ine (2 Gb) el koydum.






Ama pişman oldum, Phillipsin sesi o kadar az çıkıyor ki, servisteki radyoyu neredeyse ondan daha çok duyuyorum:) Bir de şarj olması uzun sürüyor. Eğer yakın zamanlarda mp3 player almak isteyen olursa kesinlikle Creative öneriyorum.. En güzel özelliği her bilgisayara takılabilmesi, yani ille program yüklemek gerekmiyor, böylece flash bellek olarak da kullanılabiliyor. Artı olarak çok kısa sürede şarj oluyor.. ve de ses kalitesi muhteşem..
Sanırım ben de yakın zamanda daha iyi bir creative'e dönmeliyim. Zira yolda giderken farklı tellerden şarkılar dinlemek pek hoş olmuyor:))

17 September, 2008

Aşkk


Yapılan felaket kötü bir yemeğin ardından aşçı olan sevgilinin sipariş verme teklifini reddedip karşılıklı o yemeği yemekmiş...




Sevgilimden her gün farklı bir tanımını öğreniyorum ve Tanrı'ya şükrediyorum..




P.s. Normalde iyi sayılabilecek bir aşçıyım:)) -çok da alınganım-

14 September, 2008

Miniaturk

Elimden geldiğince haftasonlarımı alışveriş merkezinde geçirmemeye çalışıyorum. Tabii evine yürüme mesafesiyle en fazla 10 dakikada 3 tane alışveriş merkezi olan biri olarak ne kadar kaçabilirsem ancak o kadar kaçıyorum:)





Geçtiğimiz Pazar günü Miniaturk'e gittik. Benim için oldukça eğlenceli bir Pazar günü oldu..Hava çok güzeldi, çok kalabalık değildi, e daha noolsun. Bir çok tarihi yerin maketleri var, bir sürü fotograf çektik, açık havada olmasının en güzel yanı da güneşten maksimum derecede faydalanabilmekti. Fotograflar gayet güzel çıktı. Üstte Aspendostan bir görüntü var. Neyseki gerçeğini görme şansım da oldu ama bu kadar güzel fotograf çekememiştim:)


Miniaturk'te çocuklar için park var, kocaman bir satranç alanı var (vezir, şah benim boyumun yarısı kadar:)) - kısa boylu sayılmam- )Bu alanların yanında bir tane de labirent vardı, giriş için ücret vermenize rağmen orada da bir amca vardı para alıyor ben de labirentin sonunda peynir mi çıkacak diye düşünüp girmedim. (acaba girse miydim:)) 2 tane müzesi var, bir tanesinde Atatürk fotoğrafları ve sözleri, cephede askerler ve köylülerin oldugu maketler (Anıtkabir'dekinden daha küçük) var. Diğer müzede ise çoğu İstanbulda olan tarihi eserlerin kristal içindeki 3 boyutlu halleri sergilenmiş.. Müzelerin yanında hediyelik eşya dükkanı var ama nedense Türkiyenin her yerindeki hediyelik eşya dükkanıyla aynı mantıkta, neredeyse aynı eşyaları satan bir yer. Bazı eserlerin minyatürleri fena sayılmazdı. Ama sırf üzerinde İstanbul ya da Türkiye yazıyor diye, tek yıkamada ağzı yüzü bir yana gidecek t-shirt vb. kalitesiz eşyaları neden hala satıyorlar turistlere, anlayamıyorum ben.. Anlamsız kültablaları ya da anahtarlıktan daha yaratıcı ve kullanışlı bir şeyler yapılamaz mı acaba??



Sonunda gidip yine kendi memleketimden bir kare aldım yaa, duramadım.. Yandaki de Adana'dan Taşköprü. (Dünyanın hala kullanılmakta olan en eski köprüsü)

Buraya koymak istediğim çok daha güzel fotoğraflar var ama ben bir köşesinden girmişim çoğuna, sevgilim de sağolsun yok dememiş çekmiş:) En uygunundan ekledim işte idare edin:P

Güzel bir hafta olsun!!

13 September, 2008

Kuzii

Sürekli çalıştıgımdan, sürekli bilgisayarımı eve getirip çalışmaya devam etmek zorunda oldugumdan, sürekli uykulu gözlerle etrafa baktığımdan, bir an önce uzunn bir tatile ihtiyaç duyduğumdan, abonesi oldugum gazeteyi okumak için dahi internete giremediğimden, bloguma da uğrayamadım.. Özledim..



Ama bugun benim kuzenimin doğum günü..Gözümde hep küçücük kalacak çılgın kuzim artık üniversiteli oldu ve şu anda yeni taşınacagı şehri ve evini tanımaya çalışıyor. Ne zaman okuyacak bilmememe ragmen DOGUM GÜNÜN KUTLU OLSUN CASUMMM.
Seninle kavga etmeyi, koşuşturmayı, indirim takip edip alışveriş yapmayı, dışarı çıkıp yemek yemeyi, tartışmayı, dedikodu yapmayı, kahkaha atmayı, sana ders çalış demeyi, sabah uyandırmayı (inanılmaz ama!!), yürüyüş yapmayı özledim..
Seni seviyorum ben :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...