27 September, 2008

Bayram

Cumartesi sabahı da erken kalkıp çalışmış olmanın verdiği yorgunlukla, henüz tatile girdiğimizi idrak edebilmiş değilim. Bi de bilgisayarımı alıp getirdim eve...Umuyorum bayram günlerinde açmak gerekmez:) Planlarımız var. Umarım güzel yazılarla dönecem..

İlham perileri hep bilgisayardan uzakken yokluyor başımı..

24 September, 2008

Can Dündar'dan

.....bakımlı olmakla akıllı olmak yarıştırılıyor. Sonuçta fiziken “göbeği, poposu, memesi, çıkıntısı olmayan” ve çıkıntılık yapmayayım diye soru bile soramayan bir nesil geliyor.Toplama kamplarına üste para vererek gönüllü yazılan, kendine ve şişmanlığa hakaret ettirerek motive olan, çıkıntısızlığı hayat gailesi haline sokan, giderek küçülen bedenlerden bir “toplu ordu”, verdikleri kilolar ve aldırdıkları yağlarla böbürlenerek ve gerdirdikleri derilerden yapılma yeni ırkçılığın bayrağını taşıyarak üstümüze geliyor.“Toplu” hareket etmeliyiz.Kültürel genlerimizdeki balık etine yeniden alışmanın, bedenlerimizle barışmanın zamanıdır....



Tamamını buradan okuyabilirsiniz:)

20 September, 2008

mp3 player



İlk mp3 playerimla tanışmam 2005 yılına tekabül ediyor.. Para biriktirip (o zaman çok daha pahalıydı tabii) Creative'in 256 Mb lık bir modelini almıştım bu zamana kadar da kullandım. Herşeyinden de %100 memnundum ama hafızası artık az gelmeye başladığından, daha doğrusu artık öğrenci olmadığım için şarkıları çok sık güncelleyemediğimden, sevgilimin Phllips'ine (2 Gb) el koydum.






Ama pişman oldum, Phillipsin sesi o kadar az çıkıyor ki, servisteki radyoyu neredeyse ondan daha çok duyuyorum:) Bir de şarj olması uzun sürüyor. Eğer yakın zamanlarda mp3 player almak isteyen olursa kesinlikle Creative öneriyorum.. En güzel özelliği her bilgisayara takılabilmesi, yani ille program yüklemek gerekmiyor, böylece flash bellek olarak da kullanılabiliyor. Artı olarak çok kısa sürede şarj oluyor.. ve de ses kalitesi muhteşem..
Sanırım ben de yakın zamanda daha iyi bir creative'e dönmeliyim. Zira yolda giderken farklı tellerden şarkılar dinlemek pek hoş olmuyor:))

17 September, 2008

Aşkk


Yapılan felaket kötü bir yemeğin ardından aşçı olan sevgilinin sipariş verme teklifini reddedip karşılıklı o yemeği yemekmiş...




Sevgilimden her gün farklı bir tanımını öğreniyorum ve Tanrı'ya şükrediyorum..




P.s. Normalde iyi sayılabilecek bir aşçıyım:)) -çok da alınganım-

14 September, 2008

Miniaturk

Elimden geldiğince haftasonlarımı alışveriş merkezinde geçirmemeye çalışıyorum. Tabii evine yürüme mesafesiyle en fazla 10 dakikada 3 tane alışveriş merkezi olan biri olarak ne kadar kaçabilirsem ancak o kadar kaçıyorum:)





Geçtiğimiz Pazar günü Miniaturk'e gittik. Benim için oldukça eğlenceli bir Pazar günü oldu..Hava çok güzeldi, çok kalabalık değildi, e daha noolsun. Bir çok tarihi yerin maketleri var, bir sürü fotograf çektik, açık havada olmasının en güzel yanı da güneşten maksimum derecede faydalanabilmekti. Fotograflar gayet güzel çıktı. Üstte Aspendostan bir görüntü var. Neyseki gerçeğini görme şansım da oldu ama bu kadar güzel fotograf çekememiştim:)


Miniaturk'te çocuklar için park var, kocaman bir satranç alanı var (vezir, şah benim boyumun yarısı kadar:)) - kısa boylu sayılmam- )Bu alanların yanında bir tane de labirent vardı, giriş için ücret vermenize rağmen orada da bir amca vardı para alıyor ben de labirentin sonunda peynir mi çıkacak diye düşünüp girmedim. (acaba girse miydim:)) 2 tane müzesi var, bir tanesinde Atatürk fotoğrafları ve sözleri, cephede askerler ve köylülerin oldugu maketler (Anıtkabir'dekinden daha küçük) var. Diğer müzede ise çoğu İstanbulda olan tarihi eserlerin kristal içindeki 3 boyutlu halleri sergilenmiş.. Müzelerin yanında hediyelik eşya dükkanı var ama nedense Türkiyenin her yerindeki hediyelik eşya dükkanıyla aynı mantıkta, neredeyse aynı eşyaları satan bir yer. Bazı eserlerin minyatürleri fena sayılmazdı. Ama sırf üzerinde İstanbul ya da Türkiye yazıyor diye, tek yıkamada ağzı yüzü bir yana gidecek t-shirt vb. kalitesiz eşyaları neden hala satıyorlar turistlere, anlayamıyorum ben.. Anlamsız kültablaları ya da anahtarlıktan daha yaratıcı ve kullanışlı bir şeyler yapılamaz mı acaba??



Sonunda gidip yine kendi memleketimden bir kare aldım yaa, duramadım.. Yandaki de Adana'dan Taşköprü. (Dünyanın hala kullanılmakta olan en eski köprüsü)

Buraya koymak istediğim çok daha güzel fotoğraflar var ama ben bir köşesinden girmişim çoğuna, sevgilim de sağolsun yok dememiş çekmiş:) En uygunundan ekledim işte idare edin:P

Güzel bir hafta olsun!!

13 September, 2008

Kuzii

Sürekli çalıştıgımdan, sürekli bilgisayarımı eve getirip çalışmaya devam etmek zorunda oldugumdan, sürekli uykulu gözlerle etrafa baktığımdan, bir an önce uzunn bir tatile ihtiyaç duyduğumdan, abonesi oldugum gazeteyi okumak için dahi internete giremediğimden, bloguma da uğrayamadım.. Özledim..



Ama bugun benim kuzenimin doğum günü..Gözümde hep küçücük kalacak çılgın kuzim artık üniversiteli oldu ve şu anda yeni taşınacagı şehri ve evini tanımaya çalışıyor. Ne zaman okuyacak bilmememe ragmen DOGUM GÜNÜN KUTLU OLSUN CASUMMM.
Seninle kavga etmeyi, koşuşturmayı, indirim takip edip alışveriş yapmayı, dışarı çıkıp yemek yemeyi, tartışmayı, dedikodu yapmayı, kahkaha atmayı, sana ders çalış demeyi, sabah uyandırmayı (inanılmaz ama!!), yürüyüş yapmayı özledim..
Seni seviyorum ben :)

04 September, 2008

Uçurtma Avcısı



Bu kitap hakkında söylenecek o kadar çok şey varki: Kesinlikle okuyun...




Ben kitapçıda dolaşırken bu kitabın kapagını gördüm ve kesin almalıyım dedim. (son zamanlarda çok konuşuluyor ve filmi bile sinemalarda oynamış sanırım ama ben tüm bunlardan bihaberdim:))


Aldıktan sonra da neredeyse uyumadan birkaç günde bitirdim kitabı.. Afganistandaki iki arkadaşın hikayesi bu. Şu anda aynı yazarın Bin Muhteşem Güneş isimli kitabını okuyorum..İki kitapta da kahramanların hikayesini okurken Afganistan'ın siyasal durumuna da şahit oluyorsunuz.. İnsana hem çok uzak hem de yakın geliyor yaşananlar..


İnanılmaz güzel bir anlatımı var Türkçe çevirisini de beğendim. Şiddetle öneririmm...




02 September, 2008

Ben bu yuzden..


Sonbahari seviyorum demistim yaa. Adanada buyudum kavurucu yaz sicaklarinda.Ama cozum bulunmus..Iste yazin Adana'da basina gunes gecmis olan belediye baskanimizin yeni plani..
"Durak, bu araştırmalar sırasında, yüzlerce zeplinin çelik halatlarla yere bağlanıp büyük pervanelerle soğuk havanın aşağı doğru itilmesi, pervaneler için de zeplinler üzerine kurulacak güneş enerjisinden elektrik sağlanabileceği şeklindeki bir proje önerisi için ise, “Henüz bu konu fulu. Net bir şey yok” dedi. Başkan Durak, soğuk havanın kentin üzerine ne şekilde üfleneceği, hangi tekniğin kullanılacağı, yatırım ve işletim maliyetinin ne olduğu yönündeki soruların cevaplarının netleşmediğini söyledi."
Cok guldum yaaa... Haber burada..

01 September, 2008

Sonbahar

Hava soğumaya basladı, hafif üşüyorum, akşam pikeme sarılıp uyuyorum. Öyle mutluyum ki.. Ben yazı pek sevmiyorum galiba:))

29 August, 2008

trüflerimm benim:)

Gecen hafta yogun calısmanın ardından ve yine cumrtesi ögleye kadar calısmanın ardından eve gelip bi de evde calıstım.. Ben hep diyorum 'Allah bana rahatlık vermemiş' diye. Şöyle keyfine çok düşkün bi insan olamadım ben. Hep bi enerji bi enerji, anca oturunca anlıyorum yoruldugumu:)



Gecen hafta su gördügünüz truffleri yaptım ancak benim için tam bir eziyet oldu. Nedeni ise sıcak havalar...Buzlukta önceden kalan kakaolu keki iyice parcaladım, sonra çikolatayı içine biraz krema ekleyerek erittim ve bu karışımı dolapta beklettim ancak o sıcakta ne kadar bekletsem de çıkar çıkmaz mahfoldular, birkaç kere aynı şeyi tekrarladıktan sonra çareyi bütün alet edevatı odama klimanın karşısına taşımakta buldum. Ama değdi neyseki, işte bu güzel görüntü ortaya çıktı, ben de bakip bakip hatırlayim diye fotografını çekip buraya koydumm:)

**

Annem sagolsun Adanadan gelirken taze fıstık getirdigi için, en uzun sürede yazdıgım post oldu sanırım bu:) Bir elimde fıstık, bir elimde klavye..


20 August, 2008

Baslik

Gecen hafta gelen kitaplarimdan biri Cikolata Fabrikasi, oyle guzel fotograflar ve tarifler var ki bakarken agzimin sulari akiyor. En kisa zamanda denicem umarim..

***

Bu hafta 12 saat calisiyorum gunde, bugun Persembe, gozumun altindaki halkalari zor kapatiyorum artik... Uykum vaaaaaaaarrrrr...

17 August, 2008

Yenisayfa


Son yıllarda kitaplarımı internetten almayı tercih ediyorum. Aslında alışveriş konusunda genel olarak tutucuyumdur. İlle karşımda bi muhatap beklerim. Mesela internetten bir çok şey almama ragmen hiç elektronik eşya almadım, çünkü güvenemem.. Bozuk çıkarsa ben stresimi e-mail göndererek mi atacagım!! Kitap için alışveriş yaptıgım site de yenisayfa.com idi. Ancak son zamanlarda yaşadıgım olumsuzluklar siteyi değiştirmem gerektiği sinyali verdi. Birkaç kitap siparişi veriyorsunuz ancak bu kitaplardan bazıları bulunamıyor ve size haber verilmeden bulunan 1 ya da 2 tanesi gönderiliyor ve siz kargo parasını da ödemek zorunda kalıyorsunuz. Ben o kadar bekleyecegime ve tek kitap için kargo ödeyecegime gider kitapçıdan alırım diyorsunuz. Ya da diyelim ki kitaplardan bazılarını hediye paketi yaptıracaksınız, önünüze birkaç seçenek çıkıyor hediye kaplarından hangisini seçersiniz diye?, sizde uygun birini seçiyorsunuz ancak gelen hediye paketinin onunla alakası olmamakla birlikte 80li yıllardan kalmış (gazete sayfasının bir adım önünde) siyah saçma sapan bir kapla geliyor.. E bunların üzerine siteye şikayet yazıyorsunuz ama o da ciddiye alınmıyor işte bu sebeplerden kitap alışverişimi başka sitelerden yapmaya karar verdim.

İdeefixe'den ilk siparişimi verdim, bi deneyecegim.. Sizin tavsiye edebileceginiz siteler var mı:))

13 August, 2008

Rumelihisarında bir gösteri


Pazartesi gunu Rumeli hisarında 'Sivrisinek dedin de aklıma geldi' isimli gösteriyi izledim. Sunay Akın ve Nihat Sırdar'ın gösterisi sayesinde Rumeli Hisarına da ilk kez gitmiş oldum..Öncelikle Nihat Sırdar'ı her sabah olmasa da 11 yıldır dinliyorum ve seviyorum.. Sabahın köründeki enerjisi, benzine- politikacılara- vergilere yaptıgı eleştiriler, arkada çalan alakasız müzikler hoşuma gidiyor:) Sunay Akın ise şiir sevmememe ragmen gönlümde taht kurmuş bir insandır:) Antik Acılar- Makiler ve Kaza Süsünü döner durur okurum.. Tv8deki programına da sıkılınca değiştirmek kaydıyla(!) izlerim. Bu ikilinin de ne yapacagını merak ettim dogal olarak. Tabi bir de sivrisinek vardı. (Nihatın radyoda akşam program yaptıgı hayvan)


Öncelikle Rumeli hisarının atmosferi bir kere herşeye pozitif yaklaşmanızı saglıyor. Gerçekten muhteşem bi yer. Orada bir konser izlemek de eminim çok güzeldir. Ancak konserler genel olarak çok pahalı oluyor. Bu gösteri digerleriyle karşılaştırınca uygun kalıyordu.Otopark problemini de bir şekilde halletmek gerekiyor çünkü yer bulmak çok zor ve o arada da kazıklanmak çok kolay.


Gösteriden genel olarak memnun ayrıldım. Ancak her sabah program yapan Nihatın biraz daha güncel şeylerden bahsetmesini beklerdim. Türk milletinin başına gelen aglanacak halimize gülüyoruz tarzı olaylardan bahsetti, bazı videolar izletti ama çok eski videolardı. Artık herkesin zaten izlemiş oldugu televizyon görüntüleri.(istiklal marşını okuyamayan vekiller, spor programındaki küfür, ya da hugoda başarısız olan çocugun Tolga abiye küfretmesi gibi) Yine de tabi onun anlatım tarzıyla ve ortamda gülüyor insan.
Sunay Akın sa tek kelimeyle cok iyiydi. Ben onun bölümlerinde sıkılabilecegimi düşünüyordum ama aksine pür dikkat izledim. Hergün önünden geçip hiç dikkat etmediğimiz çeşitli eserlerin hikayelerini anlattı. (Taksim meydanındaki cumhuriyet anıtı, dikilitaş vs..) Ne kadar meraksızmışım dedim kendi kendime. Yaşayalı çok uzun süre olmasa da içinde bulundugum şehri tanımak için daha fazla çaba sarfetmem gerektigine karar verdim. Ve Sunay Akın'ın dedigi gibi hisse senetlerine degil hissi senetlere daha fazla önem vermek gerektigine..
Kısacası gittigime pişman olmadım.. Ama sanırım bir kere izleyip tadında bırakmak gerekir. Nihatı radyoda dinlemeye devam:)

05 August, 2008

Film, Kitap

Bazen aylarca sinemaya gidemedigim oluyor 2 adım ötemde 3 tane sinema salonu olmasına ragmen. Bazen de üstüste film izliyorum. Sanırım şu aylarda spora ara verince evde daha çok vakit geçirdim ve film de izleyebildim. Ama yok yok Eylülde tekrar başlıyorum. Şimdilik cdmi koyup karşısında pilates yapmaya çalışıyorum:) İşte gittigim filmlerden bir kaçı..


Gecen ay Wanted'i izledim. Morgan Freeman ve Angelina Jolie 'ye ragmen iyi degildi. (Bu arada Morgan Freeman kaza gecirmis, ben cok uzuldum umarım iyi olur.) İnsanı 2 saat boyunca sürüklüyor ama senaryosu cok tutarlı degildi. Öldürülmesi gereken insanlar Morgan Freeman'ın basında oldugu kardeslik tarafından öldürülüyor. Çok iyi egitilmiş ajanlar tarafından. Ancak bu kişilerin kim oldugunu ve nasıl seçildigini bilmek istemezsiniz: Kumaşın dokumaları bu insanların ismini ortaya çıkarıyor..






Sonrasında izledigim Hancock u cok sevdim. Orjinal sesiyle degil Turkçe Seslendirilmiş halini izlememize ragmen hiç yadırgamadım. Will Smith'i Yekta Kopan seslendirmişti. (ki kendisinin sesine hayranım) gayet de güzel olmuştu.Bir kez daha Charlize Theron'a hayran kalındı..


En son da şu herkesin bahsettigi 3 boyutlu Dünyanın Merkezine Yolculuk'u izledim. Tabi girişte dagıtılan 3 boyutlu gözlükler filmin odak noktasıydı. O gözlüklerle fotograf cekilen bir çok kişi vardı salonda. Herkes bir heyecanla filmi bekledi. Benim çok yüksek beklentilerim yoktu ama begendim. Gözlğk gerçekten de işe yarıyor. Herkes gibi ben de gözlük yokken ve varken filmin nasıl göründügü konusunda denemeler yaptım. Ucan kusları, boncukları yakalamaya calıstım. Gayet eglenceliydi. Gitmediyseniz kacırmayın bence..


Son olarak 2 adet DVD izledim ki benlardan birisi: Reign Over me. Adam Sandler'ı cok farklı bir rolde görüyoruz filmde. Böylece Ben Stiller la olan farkını da ortaya koyuyor. Film orta halli olmasına ragmen ben hiç sıkılmadan izledim.. Son filmimiz ise benim daha önce hiç duymadıgım ama nasıl duymamısım bee dedigim August Rush..




Annesini ve babasını bulmaya calısan ve yönünü dogadaki seslerden ve notalardan alan August Rush'ın hikayesi.. Müzikle dopdolu bir film.. Robin Williams da var filmde.. Başroldeki August Rush'ı ise Charlie'nin çikolata Fabrikası ve Finding Neverland'dan tanıyorum. Bence bu filmde de gayet iyi oynamış.. Takdir ettim ben:)
En son olarak da Olasılıksızı sonunda bitirdim. Ama keşke bu kitabı İstatistik dersi almadan önce okusaymışım dedim. Ders kesinlikle çok daha fazla ilgimi çekerdi:) Hiç sıkılmadan, yolda, evde, denizde her yerde okumak istedim. Cok akıcı bir anlatımı var... Tavsiye ederim..
İşte böyle..


02 August, 2008

Tatil- 3



Ohh be sonunda yazabiliyorum. Blogumu cok daha sık güncellemek istiyorum ama işte istemekle oluyor:( Tüm gün atom karınca misali işyerinde ve evde efor harcayınca çogu zaman bilgisayarı bile açamıyorum.. Herneyse gelelim son anlatacaklarıma. Mersin dönüşünde ne yiyecegimize yola çıkmadan karar vermiştik. O civarda tavuk yenebilecek en güzel yer olan Tarsus Şelalesine dogru yola koyulduk.. Tarsus zaten başlı başına yeme- içme şehridir benim için. Nedeni ise annemin halası. Küçüklüğümden beri bir çok haftasonumu geçirmişimdir Tarsus'ta ama sokakları çok iyi bilmem benim için Tarsus halamın evidir, mutfagıdır, kenarlarında gözü olan kanepelerin (hani açılan 3 tane yeri vardır) o gözlerini açıp milyonlarca eski fotografa bakıp gülmek, kagıt oynamak ve aile muhabbetleri etmektir. Yani evden pek çıkmayız. Halam da dünyada tanıdıgım en güzel yemek pişiren insandır. O yüzden acılı ekmek, muhammara, turşu ve bilimum güzel yemeklerdir Tarsus benim kafamda:)




Tarsus şelalesine dönecek olursak, şelale kenarında konuçlanmış birkaç tane restoran vardır ki bunlardan bizim tercihimiz Şelale Restoran olmuştur hep. Bunlar dışında ayrıca banklar ve piknik yapılacak yerler de mevcut ve manzaraya doyum olmaz. (Üstteki fotograf sular olsaydı çok daha güzel görünecekti) İşte o manzaraya bakarak tavuk siparişi verilir. Yemekten önce masaya nar ekşili salatalar, süzme yogurt (ki favorilerimden biri) bir de artık çok az yerde kalan şişe kola gelir. Siz onlari bitirmek üzereyken kapı zili gibi bir ses çıkar bu ses tavukların hazır oldugunun işaretidir. Tavuklar da gelir lavaş ekmekle beraber. Öyle yumuşaktır ki agızda dagılır, afiyetle de yenir:)
Küçük yerlerde sevdigim şeylerden biri de sık gittigin yerlerde seni tanımaları..(Heryerde de hizmet şekli değişir. Adanada da en sevdigim şeylerden biri budur)
Midemiz dolduktan sonra yola koyulduk ve Adanaya dönüp tatilimizi tamamladık. İstanbula döndüğümden beri de izinli günlerimdeki işlerimi yoluna koymaya çalışıyorum..Görüşmek üzere..


24 July, 2008

Tatil- 2




Eveet Adana'dan sonra çıktık yolaa Silifkeye dogru. (Sevgilimle bizim arabayla yaptıgımız en uzun yolculuktu:)) Ben küçüklüğümden beri ne zaman Mersine dogru gitsek denizi görüdügüm andan itibaren heyecanlanmaya başlarım. Bir an önce atlamak isterim suya:) Artık büyüdügümden mi yoksa İstanbulda denizi daha sık görmemden mi bilmiyorum ama daha az heyecanlanıyorum:( Herneyse, Mersin'in o kalabalık sitelerini geçip Erdemliden ilerlemeye başladık. O kadar güzelim denizi nasıl bu hale getirdik bilmiyorum, neden orası bir turizm kenti olamadı. Yazlık site olayından hiç hazzetmemişimdir zaten, o şehri de bunlarla doldurduk malesef. tabi Erdemli ve sonrasında deniz daha da güzellişiyor. Ben yolda fotograf çekmeye çalıştım ancak Kızkalesi vs gayet flu görünüyordu o hızla:P Ama otelimize varmadan otelin tabelasını gayet net çekebilmişim:) İşte solda gördüğünüz otele gittik.. Gayet de memnun kaldık.


Otelimiz Silifkede çok güzel bir koyu sadece bir siteyle paylaşıyordu. Denizi muhteşemdi. (mavi bayragı bile vardı) Ve bence o civarda gidilebilecek en iyi otel:) Tek kötü yanı ise, havuzun da deniz suyuyla doldurulması (ben ilk kez gördüm böyle bişe) Bol bol dinlendik, yüzdük, tavla masa tenisi oynadık:) Sahilde saatlerce kitap okudum (Olasılıksızı okuyorum hala da bitiremedim) Yemekleri de iyiydi bence. (zaten ben mezelerle doyarım:)) Yedigimiz balıgı da eklemeden geçmeyeyim -tadını zor unutabilirim- Tatilimizi düşündügümüzden kısa kestik, çünkü planladıgımız arkadaşlarımız gelemedi, e yüz yüz bi yere kadar biz de hadi onlarla da daha fazla zaman geçirelim diye Adanaya erken döndük. Pişman olmadık ama ben daha yüzmeye doyamadım:( Sevgilimin suyla arası benim kadar iyi degil malesef biraz tedirgin, bense balık gibiyim:) O yüzden İstanbul yakınlarında hafta sonları tatil yapma sözü aldım.






O civardaki birçok koy denize girmek için iyiydi ancak biz otelden çıkmak istemedik.(Zira ben sıcakladıktan sonra deniz kenarında içtigim muhteşem slaşları -nasıl yazılır bilmiyorum- bırakıp bi yere gitmedim:)


Güzel anılarla bıraktıgımız Altınorfoz dönüşünde Tarsus Şelalesine ugradık. O da bir sonraki postta:P



19 July, 2008

Tatil - 1


Tatilden döndüm ve işe başladım ancak yine o kadar çok iş yıgılmıstı ki hiç yabancılık çekmedim. Sanki önceki gün de işteymişim gibi çalışmaya devam ettim. Sonunda yazmak da bugüne kaldı. Tatilimizin bir kısmı yine Adana'da geçti çünkü ikimiz de ailelerimizi çok özlemiştik ve tatil planını oradan başlattık. Sıcagı bile özlemişim pek engelleyemedi gezmemizi. Her zamanki gibi bol bol yedik içtik ve hesap da her zaman buradakine göre çok daha ucuzdu. Yeni Adana tarafında birkaç tane kebapçı var yan yana. Sol taraftaki masa Sercan kebapta çekilmiş, henüz yemekler ve üzerine tatlı-dondurma- meyve gelmeden çekilmiştir. Karşılıgında da İstanbula kıyasla cüzi bir miktar ödenmiştir:)
Orada bana uzun süre yetecek kadar kebap stoku yaptım. Annelerin ellerinden mükemmel yemekler yedim, mangal yapma fırsatım oldu. Yine kilo aldım işte:( Misafir olarak gitmek zor oraya, herkes misafirmişiz gibi davranıyor sürekli : ye ye ye:P
Adana da bir süre kaldıktan Silifkeye gittik. Onun ayrıntıları da daha sonra:)

05 July, 2008

Tatil


Hayatımın ilk yıllık izninde sevgilimle tatile gidiyoruz. Kafamızı dinlicez. Donunce gorusmek uzere:)

30 June, 2008

İşte geldim burdayım..



Çok yogun geçirdigim 2 haftanın ardından döndüm bloguma... Önceki hafta 1 gün dışardan yemek yemiştim onda da zehirlenmişim, tüm gecem hastanede geçtigi gibi sevgilimin ısrarlarıyla sonraki 2 günüm de yatakta geçti.. Sonra da zaten tövbe ettim yaz sıcagında dışardan çok fazla yememeye..Gerçi mecburi bir dinlenem oldu benim için.. Malesef haftasonunun nasıl geçtiginiz heralde bir ben anlamıyorum.. Bi türlü dinlenemeden Pazartesi başlıyor:) Neyse işte bu mini hastalık döneminde bol bol film izledim. İçlerinde en begendigim ise Prestij oldu.Film aylardır benle durmakla birlikte kapagı hiç çekici gelmiyordu ve filmi veren arkadaşımın çok ısrarı da nedense daha da beter itmişti beni ama sonunda oturdum ve izledim:) (Tabi bunda Hugh Jackman'ın katıldıgı Martha Stewart Showu izlemenin katkısı da yadırganamaz.) Prestij bir sihir hikayesi.İki sihirbazın birbiriyle yarışı.. Bir sihirbazlık gösterisi 3 bölümden oluşuyormuş. 1. bölüm giriş bölümünde gösteri başlıyor yapılacak numarayla ilgili nesne ortaya çıkıyor ve seyirciye sunuluyor(örnegin bir kuş) 2. bölümde bu nesne ortadan kayboluyor. 3. bölüm ise işte en önemli bölüm: Prestij.(kaybolan nesneyi geri getirme).. Çok çok çok begendim... Mutlaka izleyin:)




Geçen haftam ise çalışmak çalışmak ve çalışmak üzerine kurulmuştu.3 yıldır izin almayan iş arkadaşım izin aldı ve onun işlerini yapmaya çalıştım.(düşünün onun üzerine bu kadar zamanda düşen sorumlulukları) Bazen ellerim titredi ama hayatımda atmadıgım kadar mail attım, karar verdim, eve iş getirip çalıştım vs. Haftasonu da çalıştım ama Pazar günü Veliefendi'de Gazi Koşusuna gittik, bütün yorgunlugum geçti:) Hava da çok güzeldi. Ve ben hayatımın 2., Gazi Koşusu olarak da ilk kez at yarışı izledim. Çok acemi sorularımla belki bunalttım kocamı ama olsun:)

19 June, 2008

tasarruf

20 Haziran Cuma gunu saat 21.00 de 10 dakika boyunca isiklari kapatacagiz, siz de destek olursunuz dimi:)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...